BEŞ SERGİ İÇİN
Münekkit*Gözüyle Satırlar
Bedri Rahmi Eyuboğlu
Ressam, şair, yazar ve Akademinin çok değerli hocalarından Bedri Rahmi EYUBOĞLU nun RESİM YAPARKEN adlı kitabından 20. Yüzyıla kapı açan ve 1930 lu yıllara doğru Cumhuriyet dönemine geçişin özeti gibi bir yazı kaleme almış. Beş ayrı sergi üzerinden ve farklı çalışma alanlarını içeren değinmeler ile değerlendirmelere yönelik, o günlerde sanatsal meselelere olan bakışı da yansıtan yazısını okurlarla paylaşmış oluyorum.
Tabi bunu yaparken de dip notlar şeklinde eklemelerim de olacak. Tan Gazetesi 19 Ağustos 1937 günlü nüshasında çıkan yazısı. (1)
Geçen sene yine bu günlerde bize ‘’ Türk Resminin elli senesini’’ mükemmel bir çerçeve içerisinde seyrettiren Güzel Sanatlar Akademisi bu senede, her birisi üzerinde ayrı ayrı durulmaya değer beş sergi hazırlanmış.
1 – İlk Türk heykeltraşları sergisi.
2 – Ressam Nazmi Ziya’nın 35 senelik sanat hayatından alınmış 300 resimlik sergisi.
3 – Türk Tezyini sanatlar sergisi.
4 – Karagöz sergisi.
5 – Mitat’ın Afiş sergisi.
Akademinin muhtelif salonlarında tanzim edilen bu dolgun sergiler şimdiye kadar her sene birkaç eserini görmekle, kendileri hakkında tam bir fikir edinemediğimiz sanatkarlarımız üzerinde ayrı ayrı birer pertavsız gibi durmaları ve eserlerini bütün teferruatıyla tetkik etmemize yardım etmeleri itibarıyla çok mühimdir.
İlk Türk Heykeltraşları Sergisi.
Memleketimizde ilk defa olarak yalnız Türk Heykeltraşlarının eserlerinden müteşekkil bir sergi görüyoruz. Türk Heykeltraşlarıyla bugüne kadar ancak resim sergilerine gönderdikleri birkaç eserle tanışıyor ve bu sergilerin arasına giren mesafenin uzunluğu içerisinde onlardan gördüğümüz bu birkaç eser karşısında
Bir çiçekle bahar olmaz !.. deyip işin içinden çıkıyorduk.
Halbuki Türk heykeltraşlığı vardı. Onun elli senelik bir mazisi ve bu maziyi sırtında taşıyan bir heykeltraş İhsan’ı vardı.(2) Bu günkü Türk heykelini yetiştirmek için bir nesil ihtiyarlamıştı. Bu nesli, bugünkü genç olgun Türk heykeltraşlarının hepsine hocalık etmiş olan İhsan temsil eder. Onun yetiştirdiği gençler Avrupa da zamanımızın en büyük heykeltraşlarının yanında senelerce çalıştıktan sonra gerek oradaki büyük sergilere kabule muvaffak oldukları eserlerin, gerek memleketimizde teşhir ettikleri özlü ve sağlam etütleri ve Anadolumuzun muhtelif köşelerine diktikleri abidelerle olgunluklarını ve varlıklarını ispat etmişlerdir.
Heykelde formun ve sadeliğin ehemmiyetini fevkalade iyi kavrayan Zühtü MÜRİTOĞLU’nun olgun büstleriyle (3), Hadi’nin (4), Nusret’in (5) ve Ratip’in (6) muhtelif vilayetlerimize yaptıkları abideler hakikaten gerek İstanbul’da ve gerek Ankara’da ecnebi sanatkarların elinden çıkan eserleri kıskandıracak kasar güzeldir. Burada bizim göğsümüzü kabartan da henüz elli senelik bir mazisi olan Türk heykelinin, heykele beşiklik eden yerlerde yetişen ecnebi sanatkarlarıyla boy ölçüşmesi, bundan sonra Türk abidelerini ecnebi heykeltraşların değil, artık sinni rüşte ** vasıl olan ve yaptıkları abidelerle ellerinde tunçtan şahadetnameleri bulunan Türk heykeltraşlarının yapacağıdır.
Türk heykeltraşlarının en muvaffak etüdlerini bir araya toplayan Akademi Heykel Sergisinde Hadi’nin Adana, Ratip’in Menemen ve Nusret’in Tokat abidelerinin muhtelif cephelerinden alınmış daha büyük fotografilerini de görmek isterdik. Memleketimizde ecnebi sanatkarların yaptığı eserlere mecmualarımızdan tutun da şeker ve çukulata kutularının üzerinde bile rastlarken Türk çocuklarının eserleri etrafında en küçük bir alakanın esirgenmediğini ( esirgendiği olacak. MEŞ ) ekseriya gazetelerimizde görüyor ve üzülüyoruz. Gazete sayfaları arasında kaybolan birkaç satır, mesela filan vilayetimizde bir Türk sanatkarı tarafından bir abide dikildiği haberini vermekle kalıyor. Gazetelerimizde yapılan eserin mükemmel birkaç fotoğrafına rastlamak şöyle dursun, eseri yapan Türk sanatkarın ismini bile öğrenmek nasip olmuyor. ( bu siteminde çok haklıdır. MEŞ )
Nazmi Ziya Sergisi.
Bu sergi, bize memleketimizde ilk defa olarak bir sanatkarı tam olarak tanıtması itibariyle yepyeni bir sergidir. ( Kişisel sergi- Solo sergi) Nazmi Ziya’nın 35 senelik sanat hayatının, Akademinin iki büyük salonuna dolup taştığını görüyoruz. Bundan 35 sene evvel resme başlayan Nazmi Ziya’nın bir arı gibi nasıl çalıştığını, sanatını emmek için nerelere konduğunu, velhasıl 35 senelik bir sanat hayatının nasıl doğduğunu zevkle seyrediyoruz.
Altmışına yaklaştığı halde genç ve dinç kalan ve durup dinlenmeden muntazaman çalışan Nazmi Ziya ressamlarımız arasında en velududur. ***
İlk eserinde hocası Rıza beyin (7) ve meşhur Fransız ressam COROT nun tesirleri görülmesine rağmen o sanat hayatı boyunca tesir altında kalmamaya muvaffak olmuş ve Rıza beyin ‘’ tabiattan başka hoca yoktur’’ nasihatine sadık kalmıştır.
Hiç kimsenin altında kalmayan Nazmi Ziya, yalnız tabiatın ve güneşin tesiri altında kalmıştır. Eserlerinin mühim bir kısmında eşyanın nötr bir ışık altındaki asıl anarenk ve formların değilde, daha ziyade günün herhangi bir saatinde tabiat üzerine düşen tesirleri karşısındaki ilk intibaını tespite çalıştığı için Nazmi Ziya ‘’ İmpressionist’’lerdendir. Nazmi Ziya halkımızın ‘’ Yakından bir şeye benzemeyen, ne olduğu ancak uzaktan bakıldığı zaman belli olan resim’’ diye tarife çalıştığı serbest bir çalışma tarzını memleketimize ilk getiren birisi olmuştur.
Nazmi Ziya nın bir çok resimlerinden alınan ilk intiba onun, güneşin, güneşli gölgelerin, güneşli toprakların ve güneşli denizlerin ressamı oluşudur.
Onun iliklerine kadar güneşle yoğrulan resimlerinde bir meyveye, bir yaprağa, bir dağ parçasına dokunsanız güneş fışkıracaktır. Nazmi Ziya güneşi bazen mavi, bazen turuncu bir boya tüpü gibi paletine sıkarak, Güneşi beziryağı ve terebantin gibi boyalarına karıştırarak çalışır.
Eseri 50 senelik Türk resmi içerisinde güneş dolu bir bahçe gibi uzayan Nazmi Ziya müstakbel müzelerimizde memleketimizde resmin mübeşşirlerinden olarak en mühim yerlerden birisini alacaktır. 1881 Aksaray. İstanbul – 1937 İstanbul. (8)
Türk Tezyini Sanatlar Sergisi.
Bu sergi, memleketimizde tezyini sanatlara bir ömür harcayarak çoktan olgunluk çağını aşan, fakat şimdiye kadar eserlerini teşhir etmeyi akıllarından bile geçirmeyen yaşını başını almış Türk tezyini sanat üstatlarının ilk ve belki de son sergileridir. ( Bugün geleneksel sanatlar olarak epey yol alınmıştır. Bedri Rahmi o günün koşulları içinde bunu söylemiştir. MEŞ ) Garpta din, güzel sanatların bütün şubelerinden istifade ederken, din ‘’ can vermek Allaha mahsustur ‘’ diyerek Türk sanatkarına resim ve heykeli haram etmişti. (9) (din diyerek İslam’ı kastediyor. MEŞ )
Form ihtiyacını mimari ile tatmin eden Türk sanatı çizgi ve renk hırsını da ancak çinilerinde, kilimlerinde ve halılarında, oymacılık ve kakmacılıkta, ciltte olduğu gibi birde ‘’ hüsnühat’’ta dindirebiliyordu. Güzel yazı yalnız mabetlerimizde değil, evlerimizde de garptaki resmin yerini almıştı…
Akademinin mükemmel bir sergi ile seyircilerine taktim ettiği şaheserler arasında, çapraşık Arap harflerini, dünyanın hiçbir tarafında nail olamadıkları, sadelik ve mükemmeliyete eriştiren Türk hattatlarının en sonuncularından olan ve şöhreti çoktan hudutlarımızdan taşan Reisülhattatin Ahmet Kamil’in (10) Hakkı ile Necmettin’in eserlerini bulacaksınız.
Resim – 5 Reisülhattatin Hacı Ahmet Kamil / Celi Sülüs zer – endud . bir levha