BEŞ SERGİ İÇİN

Artık dinin değil de doğrudan doğruya sanatın malı olan ve bir Sinan mimarisinin erdiği mükemmeliyete kavuşan güzel yazılardan sonra aynı sergide tahta ile sedefi şiirle musiki gibi birbirine mezcetmesini ****bilen Vasıf’ın eserlerini, binbir gece masallarından inen bahçeleri bir cilde sığdıran Bahaettin’in göz nuruyla örülmüş işlerini göreceksiniz. Bu sanatkarlar bize yalnız eserlerini bırakıp gitselerdi, bıraktıkları eserle onları unutmamıza imkan yoktu. Fakat bizi asıl sevindiren onların arkalarında eserlerinden mada, eserlerini hakkıyla yaşatacak olan talebeler bırakmalarıdır. Türk tezyini sanatlar sergisinde eserlerini büyük zevkle – bu arada, tuğralarıyla meşhur üstat İsmail – seyrettiğimiz üstatlar iki seneden beri Güzel Sanatlar Akademisinin şark tezyinat kısmında muallimdirler .

          Güden güne azalarak nihayet müzelerin malı olmaya mahkum olan Türk tezyini sanatlar üzerine Maarif Vekaletimiz tam zamanında elini uzatmış ve kemal devresine çoktan giren, bu güzel ırmağın müzelere sessizce akıp gitmesine mani olarak onu hayata karıştırmıştır.

         Karagöz Sergisi.

         Akademinin sürpriz dolu salonlarından birisini de ressamlarımızdan Güzin Feyhaman’ın (11) senelerden beri büyük bir sevgi ve vukufla gerek müzelerimizden, gerek hususi koleksiyonlardan kopya ettiği Karagöz ailesi işgal etmiştir. Güzin Feyhaman’ın suluboyaları, şeffaf ve renkli bir deri hissi vermeye muvaffak oldukları için bu sergi bize hakiki Karagöz ailesini bütün zenginliğiyle tanıtmaktadır.

        Bütün hususiyetini hareketine borçlu olmasına rağmen Karagöz ailesinden birisinin tesbit edilmiş bir tek hareketine ne büyük bir ifade kudreti teksif edilmiştir. Bence karikatür hiçbir zaman Karagöz’ün eriştiği ifade kudretini ve onun sadelik içerisindeki zenginliğini geçememiştir. Karagöz’ün nasıl olup da, bugüne kasar, yamyamların sanatındaki ifade kudretine bile hayran olan modern Fransız resmi tarafından keşfedilmediğine hayret olunur.  

Resim – 6   Güzin Feyhaman Duran / Karagöz

          Vahşi kavimlerin kayıkları ve kürekleri üzerine çizdikleri nakışlar bile bugün Avrupa’ya gelmiş ve tezyini sanatların bazı şubelerine karışmıştır. Rengi, hareketi ve esprisi ile dört başı mamur bir müessese olan Karagöz bize ‘’Karagöz ‘’ adlı bir gazeteden başka hiçbir şey ilham etmemiş ve artık hemen hemen müzelik olmuştur.

         Kıymetli karikatürcülerimizden Sedat Nuri bir aralık Karagöz’ü ‘’ Yeni Adam’’ mecmuasında ele almış ve bize fevkalade kuvvetli desenler vermişti.

        Karagöz’de muhakkak ki birçok sanatkarımızı abat edecek bir kuvvet teksif olunmuştur. Bence Naşit (12)en kudretli jestlerini Karagöz’e borçludur. O belki haberi olmadan Karagöz’ün tesiri altında kalmş ve belki de ilk defa olarak Karagöz’deki ifade kudretini sezen Naşit onu sahneye çıkarmış ve muvaffak olmuştur. Kim bilir belki bir gün Karagöz en mükemmel yerini sinema perdesinde bulacak ve Miki Fare’nin pabuçlarını dama atmakta müşkülat çekmeyecektir.

         Mitat ÖZAR’ın Afiş Sergisi. 

         Dört Beş seneden beri yaptığı afişlerle renk ve çizgiye hasret çeken yollarımızın yüzünü güldüren Mitat, genç ve değerli sanatkarlarımızdandır. İstanbul Sanayii Nefise’sinden mezun olduktan ve Fransa’da resme ve afişe çalıştıktan sonra beş seneden beri Akademimizde Afiş Muallimliği yapan Mitat, sergisinde yüz parçaya yakın eser teşhir etmektedir. Şimdiye kadar muhtelif firmalar için yapmış olduğu afişlerden bir kısmının baskılarıyla orjinalleri arasındaki farkı görerek baskı işlerinde henüz çok)zayıf olduğumuzu anlamak işten bile değildir.

                                           Resim – 7    Mitat Özer / Afiş

           Matbaanın ve hiç kimsenin müdahalesi olmadan yaptığı afişlerde Mitat’ı çok daha olgun ve kuvvetli buluyoruz.

           Sanatkarı her zaman kendi hizasına indirmeye ve ona kendi zevkini aşılamaya çalışan piyasa, bilhassa her zaman kendisiyle temasa mecbur olan afişin en büyük düşmanıdır.

           Mitat, piyasayı memnun etmeye çalışırken mütemadiyen aynı havayı çalışmaya mahkum olan bazı afişçilerin düştüğü hatadan uzaklaşarak bize özlü sözler vermektedir.

                                         Resim – 8   Mitat Özer / Afiş

 DİP NOTLAR.

 *Münekkit – Eleştirmen. Bir sanat eseri üzerine düşünce ve görüşlerini yazmak.

 **Sinn - i rüşte – Ergenlik yaşı. Reşit olma.

 ***Velud – Doğurgan verimli.

****Mezcetmek – Birbirine katmak, karıştırmak, birleştirmek. Harmanlama işi.

1 – Tan Gazetesi. 1935 – 1945. Zekeriya SERTEL, H. Lütfü DÖRDÜNCÜ, A. Emin YALMAN ve Rıfat YALMAN gazetenin ilk kurucuları ve sahibidir. Daha sonra 1945 yılında Tan Bankasına kadar Zekeriya – Sabiha SERTEL tarafından yönetilmiştir.

2 – İhsan ÖZSOY – Sanayi -i Nefise Mektebinin ilk öğrencindendir. Mezuniyetinin ardından Paris’e gönderildi. Dönüşünde 1908 de OSGAN Efendinin emekli olmasıyla Heykel bölümünün başına geçti. 1867 – 1944 İstanbul.

3 – Zühtü MÜRİTOĞLU – Cumhuriyet döneminin ilk kuşak Türk heykeltraşlarındandır. Modern Türk heykel sanatının öncülerindendir. İhsan Özbey ve Rudelli nin atölyelerinde çalışmıştır. Devlet bursu ile Paris’e gitti. Colorossi Akademisinde eğitimine devam etti. Yurda dönünce öğretmenlik yaptı. Akademide Öğretim Üyesi oldu. Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde anıtlar ve Atatürk heykelleri vardır. İstanbul Resim ve Heykel müzesi başta çeşitli müzelerde eserleri yer almıştır. 1906 – 1992 .

4 – Ali Hadi BARA – Paris’e giderek ünlü hocalarla çalıştı. Akademide Heykel Bölümünde hocalık yaptı. 1906 Tahran – 1971 İstanbul.

5 – Mustafa Nusret SUMAN – Balkan göçmenidir. Devlet bursuyla Avrupa ya gitmiştir. Münih ve Paris te eğitim almıştır. D gurubu kurucu üyesidir. Atatürk’ü konu alan 20 ye yakın çalışması vardır. Büst ve anıt heykelciliğin önemli temsilcisidir. 1905 - 1978.

6 – Ratip Aşır ACUDOĞLU – Akademide İhsan ÖZSOY un öğrencisi oldu. Paris te Antoine Bourdelle gibi önemli sanatçılarla çalıştı. Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliğinin kurucularından oldu. 1898 – 1975 İstanbul.

 7 – Hoca Ali Rıza Bey – En önemli manzara ressamlarındandır. Asker ressamlar kuşağının önemli isimlerindendir. Askeri ve sivil okullarda resim dersleri vermiştir. Çalışkanlığı ile II. Abdülhamit tarafından Nişanla ödüllendirildi. 1914 kuşağına hocalık yapmıştır. Saray bahçelerinin dışına çıkarak kırlarda sahillerde çalışmalar yapmıştır. Deniz kenarında kayalıklar realist gözlemle betimlenmiştir. Karakalem desenlerini öncelikle belirtmek gerekiyor. Suluboya, guaş ve yağlıboyalarında bir incelik görülür. Eksteriyor – dış mekan resimleri ile enteriyör – iç mekan etütlerinde gündelik eşyalar ile güçlü bir anlatıma, ifade gücüne sahip olmuştur. Üsküdar semti ile özdeşleşmiş bir kişiliktir. 1858 – 1930 İstanbul.

8 – Nazmi Ziya nın son yılların da ki evi Süleymaniye semtindedir. Planını bizzat kendi çizdiği ve yapında da bulunduğu bu sağa doğru devam eder ve ev küçük bir ahşap  konak tipindedir. Ön bahçesinde küçük bir mermer havuz bulunmaktadır. Evinin yan sokağına bakan yüksekçe bahçe duvarı yer alır. Sokağa açılan Aşı boyalı bahçe kapısı resimlerine de konu olmuştur. Bu sokak kısa bir yokuşla yukarıya sağa doğru devam eder ve yokuş biter . Bu sokağın adı Avni Paşa sokağıdır. Bu sokağı evinin bahçesinin önünden geçen Kirazlı mescit sokağını dik olarak keser. Evinin önü açık olduğu için bahçenin sağ tarafından Fatih camii görülür. Fatih camiini de resimlemiştir. Cıvıl cıvıl pembeli morlu ışıklı renkler. Fransız eşi Marcelle Chevalier dir. İki kızı olmuştur. Canan ve Mihriban hanımlar. 1960 lı yıllarda sanıyorum tam tarih veremeyeceğim. Akademinin hocalarından Yüksek Mimar Ferruh Narman, ön bahçeye iki katlı kagir betonarme bir dubleks ev projesini çizmiştir.  Çocukluğum bu evde geçti. Üvey anneanem Saime Yüce de bu evde oturuyordu. Mihriban hanım ve eşi Emin Yüce, çocukları Ayten ve Mustafa Yüce, Canan hanım ve Saime hanımla bu evde yaşadılar. Hiç unutmuyorum. Bu evin kapısından içeri girince, kapının üstünde elips şeklinde Nazmi Ziya’nın tahta bir resim paleti asılıydı. Evin her odasında Nazmi Ziya’ nın resimleri asılıydı. Şimdi bu evin bahçe duvarı ve aşı boyalı kapısının resmini paylaşıyorum. Soldan resme girmeyen 4. Ev. Oda üç katlı ahşap bir bina. Benim 5 yaşına kadar oturduğumuz evdir. Nazmi Ziya her gün, istisna olabilir. Sabah tuval ve boyalarını alır ve evden çıkar. İstanbul’un her köşesinden çalışmıştır. Elinden her iş gelir. Çocuklarının ayakkabılarını tamir edip pençe bile yaptığı anlatılır.

9 – İslam’da Tasvir (Resim) yasağı – Fatih Sultan Mehmet’in1480 yılında ressam Gentile Bellini’ye ünlü portresini yaptırması. İslam dünyasında Tasvir yasağı geleneğinin kırılması ve ayrıca istisnasıdır. Bunun iki nedeni olabilir. Dini kurallar( Şeri Hukuk )padişahın mutlak idari yetkisi (Örfi Hukuk, . Devletin bekası, yönetimi, siyasi ve prestiji bakımından hükümdarında gücü söz konusu olduğunda dini yorumlar esneye bilir. Vizyonu olarak İstanbul’un fethinden sonra İslam Halifesi Sultanı sıfatı yanına ‘’Kayser -i Rum ‘’ Roma İmparatoru olarak bu ünvanı da kendinde görmesi. Fetih ile birlikte Romanın başına geçmiş oluyor. Avrupa’daki Rönesans hükümdarları gibi kendi gücünün ölümsüzlüğünü portreler ve madalyonlar aracılığı ile göstermiş oluyorsunuz. Bu Fatih’in Örfi Hukukunun tecellisidir. Tahta geçen oğlu II. Beyazıt, çok daha dindar olduğu için, gelenekçi ve ulemanın görüşlerine bağlı kaldığı için ilk işi batı tarzı tabloları, figürlü sanat eserlerini dinen uygun olmadığı için saraydan çıkartılmasını emir buyuruyor. Resimler önce mahzenlere kapatılıyor. Daha sonra elden çıkarılıyor. İstanbul’da bit pazarına düşüyor. Bu esreleri Venedikli tüccarlar satın alıyor. Bu portre Avrupa’da yüzyıllarca korundu ve Londra’da National Gallery de sergilenmektedir. 2020 de İBB tarafından Londra’da ki açık artırmada, G. Bellini atölyesinde üretilen ikinci bir orijinal Fatih portresi satın alınarak İstanbul’da koruma altına alınmıştır.

    Tabi bu portre, Osmanlı resim sanatında da etkili olmuştur. Minyatür sanatını da çok etkilemiştir. İslam dünyasına uygun şekilde iki boyutlu (hacimsiz, gölgesiz ve perspektifsiz) olan minyatür sanatına uyarlandı. Sonraki yıllarda Şahkulu ve Levni gibi saray nakkaşları padişahların gerçeğe çok yakın yüz hatlarını yansıtan resimlerle padişah albümleri hazırlandı. Şemsettin Sami – Hünernamesi gibi.

    Tasvir yasağı, canlı insan ve hayvan figürlerinin resim ve heykel ve benzeri yollar ile betimlenmesinin dinen sınırlandırılması, yasaklanması demektir.

     Kur’an -ı Kerim de canlı tasvirlerin veya heykellerin doğrudan ve açık bir şekilde yasaklandığı ayet yoktur. Hadislerde tasvir yasağına dair hükümler çoğunlukla Hz. Muhammed’in sözlerine ve uygulamalarına dayanır. Allahın yaratma sıfatına öykündükleri belirtilir. Asıl ana sebebi ise putperesliğe, şirk’e ve tasvir edilen varlığa karşı gelecekte tapınma riskine karşı önlem için düşünülmüştür. Bu nedenle soyut düzenleler ve süsleme sanatı, bezeme gelişmiştir. Buna rağmen, örneğin taş işçiliğinde mükemmel formlara ulaşılmıştır. Kamusal alan olan Cami ve mescitlerde mukarnaslar göz doldurur. Türk üçgeni’de denilen mimari geçiş formu, pandantiflerin yerini almıştır. Divriği Ulu camii gibi taç kapısındaki taş işçiliği ve figürler heykel formundadır.

     Emeviler döneminde tasvir yasağı gibi algılar, genel kabullerin tersine camii gibi mekanların dışında saray ve kasırlarda insan ve hayvan figürleri ile heykeller yoğun şekilde kullanılmıştır.  Qusary  Amra  ve Hirbetül Mefcer de duvar resimleri, freskler ve insan heykelleri yer almıştır.

     Asıl tasvir yasağı İkonoklast, tasvir kırıcı, put kırıcı anlamında Bizans sanatında 8. ve 9. Yüzyıllarda Bizans İmparatorluğu çağında, dini İkonların heykellerin, kutsal tasvirlerin ( Hz.İsa nın resimleri) kullanılmasına karşı çıkılmış ve akımın adı olmuştur. Mecazi anlamı ise geleneksel değerlere, tabulara, dogmalara karşı çıkış demektir. Hz. İsa nın tasvirlerinin yasaklanması da tabulara karşı çıkmakla yorumlanmış. Çünkü Allaha değil İsa nın tasviri karşısında dua edilmesi söz konusu olduğu için.

      Hz. Muhammed in yüzünün minyatürlerde bezle örtülmesi de bir anlamda İkonoklast bir harekettir. Hz. İsa gibi tapılacak bir nesne ( Resim ) olarak bakılmasın diye yorumlana bilir. Ancak Hz. Muhammedin yüzünün örtülmesi minyatürlerimiz de 16. Y.Y itibariyle başlar.17. Y.Y da tamamen yerleşir. İslam dünyasında yüzü kapamak 13.Y.Y başlarında görülür. Erken dönem İlhanlı ve Timurlu minyatürlerinde. Örneğin Miraçname ve Camiüt -Tevarih de Peygamberin yüzü, saçları ve sakalı açık ve net bir şekilde görülür. 1500 lere doğru hem Osmanlı da hemde Safevi topraklarında dini hassasiyet nedeniyle peygamberin yüzü örtülmüştür. İkon kırıcılığından 600 sene sonra İslamiyet de görülmesi de ilginçtir. İslamiyet den takriben 878 yıl sonra görülmesi de İslamla ilgili değildir. Kişisel olarak tarikatlar, cemaatler eliyle ulamalar tarafından ve devlet erk’i ile oluşan bir uygulama olabileceğini söyleyebiliriz.

10 – Hacı Ahmet Kamil AKDİK – XIX ve XX yy Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi hattatlarındandır. Hocası İsmail Hakkı Efendidir. 1879 yılında devrin büyük üstadı Hattat Sami Efendiye intisab etti. Sülüs ve Nesih yazıları ile meşk edip icazet aldı. Şöhreti ve kemalatı sebebiyle 1894 de Divan – ı Humayun Muhimme kalemine nakolundu. Galatasaray Sultanisinde de Yazı Muallimliği yaptı. 1861 – 1941. İstanbul.

11 – Güzin Duran Feyhaman – Feyhaman Duran ın eşidir. İnas Sanayi – i Nefise Mektebinin ilk mezunlarındandır. Yağlıboya Manzara ve Natürmort resimleri ile bilinir. Bunun yanı sıra hat levhaları. Yazı – Resim türünde eserleri bulunmaktadır. Topkapı Sarayı Müzesi Koleksiyonunda 200 ü aşkın suluboya resimi bulunmaktadır. Empresyonist tarzda çalışmalar yapmıştır. Topkapı Sarayı Müzesinde 1979 da Güzin Duran Suluboya ve Karagöz resimleri sergisi açılmıştır. Bu serginin açılışında da Taceddin Diker ve Orhan Kurt un sunduğu Karagöz gösterisine de yer verilmiş. Özellikle şeffaf suluboya ile karagöz çalışmaları yapmıştır. 1898 – 1981 İstanbul. Deve ve manda derisi kullanılır. Et ve yağ tabakasından arındırılır. Zımpara ve bıçak yardımı ile iyice sıyrılarak ışığı geçirecek kadar ince şeffaf hale getirilir.

12 – Naşit ÖZCAN – Komik -i Şehir. Şehrin komiği ünvanıyla tanınan, geleneksel Türk tAbdi Efendi iyatrosunun ve tuluat’ın en büyük ustalarından biridir.  İbiş tiplemesini en iyi ve özgün şekilde canlandıran sanatçımızdır. Adile Naşit ve Selim Naşit in babasıdır. Şehzadebaşı’nda dünyaya geliyor. İlk tiyatro tanışıklığı evlerinin yakınında bulunan Abdi Efendi tiyatrosu oldu. Oyunculuk yaşamı Mızıkan – i Hümayun da eğitimini tamamlayınca Abdürrezzak Efendinin yanında başladı. Kavuklu Hamdi ve Küçük İsmail’in orta oyunu topluluğu, Kel Hasan tuluat topluluğu, Manukyan topluluğu gibi ekiplerde çalıştı. Saray tarafından Fransa’ya gönderildi. Dönüşünde sarayda oyunlar düzenledi, pandomim topluluğu kurdu. Cumhuriyet döneminde orta oyunu, kukla, Karagöz ve Hacivat üzerine çalışmalar yaptı. Karagöz tiplemesini sahnede yansıtan kişi oldu. 1886 – 1943 İstanbul.

13 – Mitat ÖZAR – Türkiye’de Resim – Grafik tasarımı, Afiş ve İllüstrasyon alanlarında öncü olmuş bir sanatçımızdır. Akademide ilk Afiş atölyesini 1933 yılında kurarak Grafik Sanatlar eğitiminde bir ilki başlatmıştır. İhap Hulisi GÖREY ile Cumhuriyet döneminin ilk afişçileri olmuşlar. 1902 – 1940.

Yüksek Ressam

Mehmet Enis ŞENSEVER

28 Ağustos 2026