Çocuk Eğitimi Ve Yaz Kursları
Kıymetli Okurlarım! En kalbi duygularımla Muhabbetle saygı ile özlemle sizleri selamlıyorum, Cumanız Mübarek olsun. Cuma Günü Gazetemizin köşesinden sizlere seslenmek sizlerle beraber olmak güzel bir duygu güzel bir haslet.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın açıklamasına göre; bu yıl yaz Kur'an kursları 6 Temmuz tarihinde başlayacak ve 14 Ağustos 2026'ya kadar devam edecek. Çocuklar yaz döneminde camilerde temel dini bilgiler ve Kur'an-ı Kerim eğitimi alırken, Eğitimler Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesi altında çalışan Resmi öğreticiler tarafından verilecektir.
Çocuk anne ve babanın vesile olduğu dünyaya gelmiş en değerli varlıktır. Çocuk, ebeveyni için bir lütuftur. Hem bir nimet, hem bir emanet, hem de bir imtihandır.
Her çocuk bir çiçektir. Çocuk masumdur, günahsızdır. Çocuk bir süs, bir ziynettir. Çocuk bir hazine bir güzelliktir. Geleceğini teminat altına almak isteyen her millet, sağa sola harcayacağı zaman ve enerji kadar bir kısım imkânları da, yarının büyük insanları olacak çocukların yetiştirilmesine sarf etmelidir.
Bir hastalığın şifasında en önemli aşama hastalığın teşhisidir. Teşhisi yapılamayan veya yanlış teşhis yapılan hastalığın tedavisinde başarılı olunamaz. İçinde bulunduğumuz şu ortamda çocuklarımızdan şikâyetçi isek önce teşhis koymalı ona göre tedavi sunmalıyız.
Kur'an-ı Kerim'e baktığımız zaman görürüz ki; Birçok Peygamber, Allah'tan çocuk nimetine sahip olabilmeyi istemiştir.
"Orada Zekeriya, Rabbine dua etti: "Rabbim! Bana tarafından hayırlı bir nesil bağışla. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin, dedi." (Al-i İmran, 3/38)
"Hz. İbrahim (a.s.) da Allah'a şöyle yalvarmıştı:
"Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi." "İşte o zaman biz O'nu (İbrahim'i) halîm (uslu) bir oğul (İsmail) ile müjdeledik." (Saffat, 37/100-101)
Her anne-baba çocuklarının en güzel şekilde yetişmesini, gelişmesini; ailesine ve topluma faydalı birer birey olarak hayata atılmasını ister. Ancak bu, sadece istemekle olmaz.
Yıkadığı tabakta, sildiği halıdaki zerre kadar kire, toza tahammül edemeyen anneler ve babalar, aynı titizliği çocuk eğitiminde göstermiyorlar.
Evini lüks eşya ile dolduranlar evlatlarının kafalarını neyle dolduracaklarını o kadar önemsemiyorlar.
Hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. (Sünen-i Tirmizî, Cihad 27)
Buradaki benzetme eş ve çocuğu küçümseme olmayıp sorumluluklarımızın hatırlatılmasıdır.
Demek ki dünyaya gelen her çocuk, Müslümanlığa yatkın bir fıtratta gelir. Annesi ve babası Müslümansa, çocuk Müslüman olarak yetişir; eğer Yahudi, Hristiyan veya Mecusi ise onların vermiş olduğu ahkam ve ahlakla yetişeceğinden aynen onlar gibi olur.
Bu hadisten anlıyoruz ki, Çocuklarımız, ekmek yapılmaya hazır hamur gibidirler. Hamur usta bir fırıncının elinde ise, ona vereceği güzel bir şekille pişirdikten sonra insanın karnı tok olsa bile yemek için canı çekerken, iş bilmeyen bir ekmekçinin baştan savma ve yenmeyecek kıvamda pişirdiği ekmeği aç da olsa, yemekte zorluk çeker.
Bir binanın temeli ne kadar sağlam ise o binanın afetlere dayanıklılığı da o denli çoktur. Çocuklarımızın da temelde aldıkları eğitim ne kadar iyi olursa, bu eğitimin hayatlarına yansıması o kadar olumlu olur.
Aile bir hayat okuludur. Bu okulun ilk öğrencileri, ilk öğretmenleri, ilk önderleri, öncüleri anneler ve babalardır.
Öğretmenlerin öğrenci eğitiminde başarılı olmaları için takip etmeleri gereken temel model, yine Rab isminin terbiye sistemidir. Yani insanların terbiyesinde daima fayda gözetilir. İnsan yeryüzünde eğitime ihtiyaç duyan tek varlıktır ve Eğitim, insanoğluyla yaşıt bir olaydır.124 bin peygamber gönderilmesinin hikmeti; insan eğitiminin sürekliliğinin delilidir. Yüce Allah tek bir peygamber ile yetinebilirdi. Ama Adem (a.s)dan Peygamber (s.a.v)Efendimize kadar 124 bin peygamber göndermesi ve Peygamberimizden sonra alimlerin bunu devam ettirmesi insan için eğitimin sürekli olmasının delilidir.
Halifeliği döneminde Hazreti Ömer bir ortamda gündeme şöyle bir soru getiriyor:
-Hayatta en çok istediğiniz nedir?
Cevaplar geliyor:
Kimi bir oda dolusu altını olmasını istiyor, infak etmek için, kimi başka maddi şeyler... Hepsi de sonuçta hayırlı bir şeyi yapmayı amaçlıyor. Meclistekiler kendisine şu soruyu soruyorlar:
-Peki Halife Ömer ne isterdi en çok hayatta?
Ömer (r.a.) cevaplıyor:
-Bir oda dolusu yetişmiş insanım olmasını isterdim, Ebu Ubeyde bin Cerrah gibi...
Ebu Ubeyde bin Cerrah, Hazreti Peygamber (s.a) tarafından Ümmetin emini olarak tanımlanan bir insan. Bir ordu emanet edilebilen, verilen her vazifenin altından alnının akıyla çıkan dört dörtlük bir hizmet insanı, firesiz bir mümin.
Bir devlet adamının 1400 sene önce dünyada en çok arzuladığı şey bu: Yetişmiş insan.
Çocuk yetiştirmeye ne zaman başlamalı? Bu soruya farklı farklı cevaplar verebiliriz. Ama en doğru cevap “daha çocuğunuza eş adayı ararken” olmalı. Damat veya gelin adayı için evi, arabası, yatı, katı sorgulanırken benim torunuma iyi bir anne veya baba olabilecek mi? sorusu gelecek nesilleri kurtaracak en önemli şifredir. Çocuğun manevi eğitimini eş seçimiyle başlatan din âlimleri, uygun bir eş seçilmediği takdirde çocuğun ilk ve temel okulu olan evde taşların hiçbir zaman yerli yerine oturmayacağını haklı olarak öne sürerler. Aileyi oluşturan kadın ve erkeğin aynı inanç ve kültür yapısında olmaları, gelecekte ikram edilecek çocuğa verilecek eğitimde tutarlı olmayı da sağlayacaktır.
Din eğitimine başlama yaşı kaçtır?
Biz din eğitiminin duygu yönü ağır basan bir olgu olduğunu düşünüyor ve erken yaşlarda başlanması gerektiğine inanıyoruz.
Çocuk 1 haftalık olunca sağ kulağına ezan sol kulağına kamet okunmalı, aileye yakışacak dinine, milletine, tarihine uygun isim verilmelidir. Sırf modernlik olsun diye anlamsız isim verilmemelidir. Farkında mısınız? Bugün çocuklara verilen isimlerin bir kısmının ne kadar anlamsız olduğu sözlüklere kısa bir göz atma ile görülebilir. Çocuklara verilen isimlerin onların karakterine tesir ettiği artık tesbit edilmiş bir gerçektir. (Prof. Dr. Nevzat Tarhan, isminiz kişiliğinizi oluşturuyor. nevzattarhan.com)
. Çünkü çocuklar attığımız adımların fotoğrafını çeker. Çocuklar kulaktan değil gözden eğitilmektedir. Duyduğunu değil gördüğünü uygulamaktadır.
Eğri ağacın gölgesi doğru olmaz.
Arabanın ön tekeri nereye giderse arka teker de aynı yere gider.
Armut dibine düşer.
Gibi atasözleri çocuk eğitiminde örnek olmanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Çocuklar donmamış beton gibidir. Üzerine ne düşse iz yapar.
Küçük yaşta verilen eğitim taşa kazıyarak yazı yazmak gibidir. İleri yaşta eğitim suya yazı yazmak gibidir.
Yavrumuz evde namaz kıldığımızı, dua ettiğimizi, ezana saygımızı, bir işe başlarken besmele ile başladığımızı, Kur’an okuduğumuzu görmeli, toplu ibadetlerimize ve kitap okuduğumuza şahit olmalıdır.
7-10 yaş arasında çocuğun din eğitimi namaz eksenli olarak yürütülmelidir. Nitekim peygamberimiz bu yaştaki çocukları namaza alıştırmamızı ısrarla tavsiye etmekte ve 7 yaşına geldiği zaman çocuğunuza namaz kılmayı emredin…( Ebû Dâvud, Salat 25) buyurmaktadır.
Buluğ çağına kadar dinî açıdan sorumlu sayılmayan çocuklara karşı hoşgörülü ve müsamahakâr olunmalıdır.
Çocuklarımızın dini ve manevi eğitimleri için yaz Kur'an Kurslarımız büyük bir fırsat. Bu fırsatı bu imkanı kaçırmayalım. Gözümüzün nuru evlatlarımızı Camilerimizle, Kur'an Kurslarımızla, hayat kitabımız Kur'an-ı Kerimimizle mutlaka buluşturalım inşallah.
Sohbetimizi Kur’an- kerimden yavrularımız hakkında dua örnekleriyle bitirelim.
“Rabbim, beni ve zürriyetimden gelecekleri namazı dosdoğru kılanlardan eyle! Rabbimiz, duamı kabul buyur!” (İbrahim Suresi, 40)
Yavrularımızın kalbine Allah sevgisini aşılayabilmeyi, çocuklarımızı sadece dünyaya değil, sonsuz hayat olan ahirete de hazırlayabilmeyi, vatana, millete ve insanlığa hayırlı evlatlar yetiştirebilmeyi rabbim hepimize nasib eylesin.