Edirne’de yaşamak!
Recep Çınar
Edirne’yi, Edirnelilere tanıtacak değilim. Edirne’nin uzun bir geçmişe ve birçok medeniyetlere mekân olduğunu, önemli bir coğrafyada bulunduğunu, Osmanlı’ya 92 yıl başkentlik yaptığını ve istilalarda pek çok yıkım ve tarumara uğramasına rağmen Dünya’da eşine ender rastlanan bir tarihi mirasa sahip olduğunu kitap karıştıran hemen her Edirnelinin bildiğini düşünüyorum!
Bunca özelliklere sahip Edirne’nin bugün ne hale geldiğini ise acı acı seyrediyoruz. Bir zamanlar Edirne’de yaşamak bir ayrıcalık iken, bugün adeta bir zulüm haline getirildi. Yeni yapılaşma ve imar sırıtıyor, insanın gözünü tırmalıyor. Yol ve kaldırımlar birçok yerde ucube. Kanalizasyonlar sorun üstüne sorun çıkarıyor. Trafik ve Otopark sorunu kanayan bir yara. Mahallelerdeki cadde ve sokaklar çer-çöp’ten, toz - topraktan geçilmiyor. Çarşıya yakın bazı caddelerde görünürde “sözde” temizlik yapılıyor gibi. Yapılanlar sadece göze takılan kâğıt, çer çöpü toplamaktan ibaret. O da haftada 1-2 defa! Adam evinin önüne caddeye inşaat veya tadilat için kum vb malzemeler döküyor, bir kısmını kullandıktan sonra kalanlar orada aylarca bekletiliyor. Kalan kumlar toza toprağa karışıyor sonuçta yağan yağmurla kanalizasyona iniyor. Birçok şeyde olduğu gibi temizlikte de gerekli kontrol yok! Bin personelle yönetilecek bir Belediyede ikibin küsur personel olduğu halde acaba personel mi yetersiz!
Geçtiğimiz günlerde halkın onlarca yıldır alışkanlık haline gelen Ulus (Cuma) Pazarının kapatıldığı duyuruldu. Bakalım, bu gidişle daha nelere şahit olunacak! Edirne, her gün bir şeyler kaybediyor!
Trafik sorunu tam bir keşmekeş. Kaleiçi tüm Edirne’nin otoparkı haline getirildi. Sürücüler kural tanımıyor, tek yönlü yollar çift yönlü kullanılıyor. Yasak yerlere park ediliyor. İnsanlar rahatsız ediliyor. Sözde Müslüman olan bu toplum, insanları rahatsız etmenin kul hakkına girdiğini bilmiyorlar mı? Kontrol mekanizması gereği gibi işlemiyor ve de yasalar da gereği gibi uygulanmıyor. Bu örnekler çoğaltılabilir. Tabii bütün bu olumsuzlukları sadece belediyeye yüklemek haksızlık olur. Zaten ciddi bir yatırım yapmayan üstelik bir de gırtlağa kadar borçlanan bir Belediye’den daha ne bekleyebilirsiniz ki!
Bu yazdıklarıma itiraz edenlere sadece kale içinde onlarca örnek gösterebilirim. Mesela, bir ay’ı geçti Kaleiçi semtinde yeni su boruları döşeniyor. Yahu hangi çağda yaşıyoruz? Su borusu döşenen yollar bir aydır berbat bir durumda. Aynı işlerin nasıl yapıldığını başka ülkelerde görmesek, bize bayağı bir şey yaptık diye yutturacaklar. Allah aşkına bu nasıl bir hizmet anlayışı!
Şehrin sorunlarını zaman zaman gündeme getiriyorum. Çünkü toplumumuz “vurdumduymazlık” hastalığına düçar olmuş!
13. Yüzyılda Moğol İmparatorluğunu kuran Cengiz Han öyle diyor; "Bir ihmal yüzünden bir çivi kaybolur
İhmalkârlık, vurdumduymazlık böyle bir şey. Biz savaş kaybetmiyoruz, ama Şehirler Sultanı Edirne’yi berbat ediyoruz!
Ama pes etmek yok!
Bu şehir bize ecdadımızdan emanet. Bizim de onu gelecek nesillere en güzel bir şekilde devretmek boynumuzun borcudur. Onun için yöneticisi ile halkı ile üzerimize düşen görevleri yapmak zo-run-da-yız. Yoksa arkamızdan “beddualar” okunur!
Kaleiçi semtininbir de batısına, Set boyuna gidin, binlerce tarihe sahip, eskiden “Şehirler Sultanı” olarak anılan bir şehir bu derece mağdur edilir mi? Tabii ki bu sahipsizlikler sadece son dönem yönetimine ait değil, son 50-60 yılın ihmalleri.
Dostça kalın…
İşte, Kaleiçi semtinden Bazı görüntüler! Diğer eski semtler de bundan faksız değil! Ancak Kaleiçi Edirne’nin ilk yerleşim merkezi.