ERDAL KESEBİR’İN ARDINDAN
Erdal Kesebir, 1955 Edirne /Uzunköprü doğumluydu. 25 Ocak 2026 tarihinde 71 yaşında yaşama veda etti. Balkan kökenli, İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü mezunuydu. Yabancı dil olarak Almanca biliyordu. Eğitimini tamamlamasının ardından Kahramanmaraş Türkoğlu Lisesi, Ankara Anıttepe Lisesi, Almanya Bochum Hauptschule, İzmit Özel Seymen Lisesi, İstanbul Özel Beyhan Aral Lisesi Öğretmeni, Özel Dershane Öğretmeni olarak görev yaptı.
20.10.1991 ve 24.12.1995 genel seçimlerinde DSP’den (Demokratik Sol Parti) 19. ve 20. dönem Edirne Milletvekili seçilerek TBMM’de yasama çalışmalarına katıldı. Mecliste halkın yaşadıkları toplumsal meseleleri Meclis gündemine taşıdı. Tarım, ekonomi, altyapı ve sosyal sorunlar önceliği oldu. Siyasi yaşamı boyunca uzlaşıcı tavrı ile birlikte devlet geleneğine sadık kaldı. Tarihsel köklerinden dolayı Edirne'ye olan bağlılığıyla bilinen Kesebir, mütevazı kişiliğiyle de kamuoyunun takdirini ve sevgisini kazanabilmiş ender Edirne milletvekilerinden biridir. Parti ayrımı gözetmeden insanların sorunlarını meclise taşıdı. Edirne milletvekili olması sebebiyle Edirne'nin menfaatlerini önceleyen bir milletvekilliydi. Özetle parti liderinin vekili değil, halkın vekili olmayı seçti.
ÇİNGENELERİN ÇİLESİNE ORTAK OLMAYA ÇALIŞTI.
Kesebir, milletvekilliği döneminde halkın sorunlarını kendine dert edinen biriydi. Türkiye siyasal tarihinde Çingenelerin(Romanların) sesi olmaya çalıştı. Bir dönem siyasette Çile Çiçekleri’nin başını çeken Erdal Kesebir, 1993 yılında TBMM Başkanlığına verdiği değişiklik önergesiyle Çingenelerin çilesine ortak olmuştu. 1934 İskân Kanunu 4. maddesinde “Çingene” tanımı Romanları toplumsal ayrıştırmaya yol açıyordu. (Kısmen devam etmektedir.)
Kesebir ile birebir konuşma/sohbet etme olanağı bulmasam da, çokça uzun telefon görüşmelerimiz olmuştur. 2016 yılında kendisiyle ilk telefon görüşmesi gerçekleştirmiştim. Kendisine Romanlar adına 4.maddenin değiştirilmesine yönelik girişimi için teşekkür etmiştim. İlgili kanun maddesi her ne kadar Bulgaristan dan gelmesi muhtemel Çingeneleri kapsıyor ise de, yanlış yoruma açık ve yeniden düzenlemeye ihtiyaç vardı. Yasa metni, Anayasa da belirtilen eşitlik ilkesine uymuyor, devlet kendi öz vatandaşlarını olan Çingeneleri bir kenara atıyordu. Kendisinden bu süreci anlatmasını rica etmiştim. Telefonla aradığıma sevindiğini söylemişti. Ve şu ifadeleri kullanmıştı:
“4. maddenin değiştirilmesine yönelik teklifim siyaseten değil, vicdanendir. Romanlar bu toprakların en kadim dostudur. Yüzlerce yıl beraber yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz. Ben onların içlerinde büyüdüm, tarlalarda beraber çalıştığım günler oldu. Roman kardeşlerimden hiçbir zaman siyasi beklentim yoktu, bana oy versinler diye de düşünmedim, zaten benden bugüne kadar hiçbir karşılık beklemeden beni desteklediler. Romanlar bizim insanımızdır, maalesef onları hep dışarıda bıraktık, sahiplenmedik, devletimiz de başka vatandaşlarına gösterdiği ilgiyi maalesef Roman vatandaşlarımıza göstermedi. Askerlik yapıyorlar, vergi ödüyorlar, onların sevdikleri müzikleri ile ortak kültürü yaşıyoruz. Kendilerinin bazı yasalarımız da böyle tanımlama içinde bulunmaması gerekirdi. Ben onlar için üzülüyorum. Tamamen insani düşüncelerimden dolayı yasanın kaldırılmasını talep etmiştim. Ancak rahmetli Süleyman Demirel içinde bulunduğumuz siyasal zeminin buna uygun olmadığını ve dillendirmenin sıkıntı yaratacağını düşünmüş olabilir. Değişiklik önergeme yazılı yanıt bile verilmedi. Siyasi konjoktür gereği epey sıkıntılı günlerdi. “
Erdal Bey’e 1934 İskân Kanunu hakkında, ‘bazı Roman Derneklerinden spekülasyon yapanlar var, yaptığım araştırmalarda Avrupa Birliği’nin 4. madde de Çingenelerin Anayasanın eşitlik ilkesine uymadığını, ayrımcı ifadelerin olduğu, kaldırılması yönünde görüşleri olduğunu anımsattım. Etkili taraf AKP mi yoksa Avrupa Birliğimi? Diye sormuştum. Yanıtı şöyle olmuştu: ‘Yasasın değiştirilmesi tamamen Avrupa Birliği’nin talebiydi. AB’nin ciddi oranda baskıları vardı. (Roman vatandaşların etnik kimliğe dayalı bir sorunu olmadığı gerçeğini AB sonradan anladı) Dönem epeyce sıkıntılıydı. Başka milletvekillerin de yasanın kaldırılmasına yönelik teşebbüsleri olmuştu. AKP bunu kullandı. Hayırlı bir kısmet oldu siyasi iktidar meseleyi nasıl götüreceği konusunda bir yöntem geliştiremedi. Meseleyi sizler takip etmelisiz” demişti. Kesebir’e “partinizin konuya yaklaşımı nasıl oldu?“ Şeklindeki soruma, “partimizden olumsuz bir tepki gelmedi. Hatta rahmetli Bülent Ecevit beni telefonla arayarak teşekkür etmişti. Biz bu kardeşlerimizi ihmal ettik, kendilerine bizlerin ahde vefa borcumuz var demişti.“ diyerek meseleyi kısaca özetlemişti.
Cumhuriyet’imizin temel değerlerinden asla taviz vermeyen, parti içi demokrasinin olmadığı parti liderine karşı çıkan bir milletvekiliydi. Romanların genelinin bilmediği devletin ayıbı olarak gördüğü 4. Madde, siyasette o günün koşullarında destek görmese de TBMM tutanaklarına girmesi bakımından bir hayli değerli ve kıymetlidir.
Cumhuriyetimizin, Demokrasimizin Aydınlık Yüzü Işıklar İçinde Uyu Erdal Kesebir’e 2020 yılında Çingenelerle ilgili bir kitap yazmak istediği söylemiştim. “senin yazman önemli ve çok değerli, damdan düşenin yazması daha büyük önem taşır” demişti. Kitap 2023 yılında ‘Çingenenin Çalgısı, Kakava’nın kahkahası’ ismiyle çıkmıştı. Kitabı adresine göndermiştim. Kitabı okuduğunu çok mutlu ve sevindiğini söylemişti. Kitapta kendisinin Roman mücadelesini de yazmıştım. İkinci kitabımın çıktığı 2025 yılında iki defa kendisini telefonla aradım. ‘İkinci kitabı çıkardığına sevindim’ demişti. Kendisinin epey bir zamandır sağlık sorunları olduğunu biliyordum. Kendisi bana sağlık sorunlarından da söz ederdi.
ONUN Kİ ROMAN AÇILIMI DEĞİL, İNSANİ AÇILIMDI.
Son konuşmamızda ‘şu anda hastaneye kontrole gidiyorum inşallah tekrar konuşuruz’ demişti. Bir daha konuşmak kısmet olmadı. Erdal Kesebir, siyasi tarihimizde Çingene meselesini ilk meclise taşıyan siyasetçi olmuştur. Onun ki Roman Açılımı değil, insani bir açılımdı. Siyasi beklentisi olmayan tertemiz yüreğiyle aramızdan ayrıldı. Merhum Bülent Ecevit’in sözlerinde olduğu gibi, ‘Bu kardeşlerimize ahde vefa borcumuz var.’ sözüne sadık kalarak bu yazıyı yazma gereği duydum. Türk siyasal tarihimizde Çingene meselesini TBMM taşımasından ötürü ahde vefa borcumuzu yerine getirmek, anısı önünde saygıyla eğilme borcumuzu yerine getirmek için yazdım. Kendisini en değerli kılan özellik; parti liderinin adamı olmaması, halkın adamı olmasıdır. Siyasetin kulu değil, halkın kulu olmasıdır. Cumhuriyet’imizin, demokrasimizin aydınlık yüzü ışıklar içinde uyu.
Turan ŞALLI
EDİRNE KENT KONSEYİ ROMAN ÇALIŞMA GRUBU BAŞKANI