HAYDUTLUK MEDENİYET OLDU

Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun başına gelenler bana Prof.Dr. Mehmet Akif Okur’un Pendik Türk Ocağı’nda verdiği konferansı hatırlattı. Görüşlerine ve akademik çalışmalarına çok değer verdiğim M.A.Okur hoca, “Küresizleşme ve Türk Dünyası” konulu konuşmasında, ABD’nin siyaset stratejisindeki algoritmaların değiştiğini ve dünyadaki dengelerin de buna paralel biçimde yeniden biçimleneceğini anlatmıştı. Çünkü inşa etmeye çalıştığı dünya düzeni ABD ekonomisi için beklenen sonucu vermemiş,tam tersine ABD hazinesine yük olmaya başlamıştı.

Soğuk Savaş döneminden sonra, ABD’nin öngördüğü “küreselleşme” emperyalizme yeni bir boyut kazandırmıştı. Fakat Çin ve Rusya arasındaki ekonomik işbirliği, Hindistan’ın da bu bloğa katılma endişesi ABD’nin planlarını yeniden tersine çevirdi. ABD yeniden sömürgeci zorbalığa, küresel haydutluğa geri döndü. Buna ister küreselleşmenin sıcak savaş boyutu deyin, ister küresizleşme deyin ABD dünyanın tek hakimi olmak istiyor.

 Küresel işbirliği ve demokratik değerleri çöpe atan Trump, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası İnsan Haklarını hiçe sayarak, askeri bir operasyonla başka bir ülkenin devlet başkanını yatak odasından alıp elleri kelepçeli şekilde kaçırabiliyor. Bu dünyamız için yeni bir tehdittir. Demek ki gücü yeten her devlet, gözüne kestirdiği her zayıf ülke için artık potansiyel  tehlikedir. Bu durumda, eğer zorbalar durdurulamayacaksa bugünden itibaren Birleşmiş Milletler’in varlığı da tartışma konusudur.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro ayrı bir tartışma konusudur. O, halk desteği %30’lar seviyesinde olmasına rağmen  koltuğuna yapışmış durumda, muhaliflerini susturup hapse atmak derdindedir. Kendi ailesi ve yakın dostları petrol ve uyuşturucu gelirleriyle varlık içinde yüzerken, halk fakir ve sefil durumdadır. Liyakat unutulmuş, hak ve hukuk aranır olmuştur. Bütün bunlar ve Maduro’nun başka birçok olumsuz davranışı elbette eleştirilmelidir fakat bunu ancak Venezuela halkı yapabilir. Benim bu yazıda dikkat çekmek istediğim konu saldırgan emperyalizmin ulaştığı son hadsizlik ve eşkıyalıktır.

“Kan kokusu almış bir köpek balığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir.” diyor George Bernard Shaw. Yaşananlar aslında bunun en iğrenç örneklerinden biridir. Kendi halkı tarafından bile çılgın diye nitelenen ve sevilmeyen  Donald Trump, arsızca ve doymak bilmez bir iştahla,” Venezuela petrollerini biz çıkaracak ,biz satacağız. Venezuela’yı artık biz yöneteceğiz. “  diyebiliyor. Meksika, Kolombiya, Küba ve İran’ı  tehdit ediyor, Danimarka’ya ait Grönland adasına el koyacaklarını, buna izin vermeyen Danimarka’nın ekonomisini yerle bir edeceklerini  ilan ediyor. Orta Doğu’da neler olup bitiyor, bütün dünya bu zulümleri ve barbarlığı sadece izliyor.

İki kutuplu dünyada hiç olmazsa devler birbirini frenleyebiliyordu. Bugün hiçbir ülkeden bu haydutluğa dur diyecek bir açıklama gelmiyor. Korkutucu olan budur. Oysa operasyonun gerekçesi olarak uyuşturucu ticaretini gösteriyordu. Bernard Shaw’un sözünü yeniden hatırlamalı ve başkalarının da bu haydutluğa özenebileceğini göz ardı etmeden iç cephemizi, milli dayanışmamızı güçlü kılmalıyız.

Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim, maalesef batı  bilim ve teknolojide ne kadar arşa çıktıysa, ahlak, merhamet ve insani değerlerde, hak, hukuk, adalet ve emeğe saygı konusunda  gayyadadır, derin çukurlarda debelenmektedir. Bize medeniyet diye takdim edilen bütün değerlerin sadece sanal bir aldatmaca ve mazlum halkların ruhunu çürütme aparatları olduğunu, kültüründen ve tarihinden habersiz toplumları celladına aşık etme illüzyonu olduğunu, şeytanla bir akit yapmamış tüm aydınların artık anlamış olması tek dileğimdir.