HAZRETİ İMAM HASAN
Hazret-i İmam Hasan, Hz. Ali’nin büyük oğludur. Anası Hz. Peygamber’in kızı Hz. Fatıma’dır. 15 Ramazan 624 yılında doğmuş ve 28.03.670 yılında Hakk’a yürümüştür. İmam Hasan’ın şerefli künyesi Ebû Muhammed, lakabı Naki ve Tevfik’tir. Sahife-i Rızaviye’de Esma bint-i Amis şöyle nakleder:
“İmam Hasan doğduğu zaman ben onu kehribar renkli bir hırkaya sarıp, Hz. Peygamber’in huzuruna götürdüm.” O vakit Hz. Peygamber: “Ey Esma! Ben sana defalarca evladımı sarı hırkaya sarma demedim mi?” buyurdular. Bunun üzerine ben de, aldığım bu emir üzerine İmam Hasan’ı kafur renginde bir hırkaya sarıp Hz. Peygamber’in mübarek eline verdim. Hazret-i Resul, Hz. Ali’ye: “Ya Ali! Bu çocuğa ne ad koydunuz?” diye sordu. O vakit Hz. İmam Ali: “Ya Resulallah! Evladıma isim vermekte sizden önce davranamazdım, ama hatırıma gelir ki müsaade olursa ‘Harp’ veyahut Hamza adını vereyim!” dedi.
Hz. Peygamber: “Allah’ın hükmü, her hükümden evveldir!” dedi. Bunun ardından Cebrail-i Emin gelip: “Ya Resulallah! Cenab-ı Hakk, ‘Ali sana Musa’ya nisbetle Harun derecesindedir. Onun oğlunun adını versin’ buyurdu” dedi. O vakit Resulallah: “Onun adı ne idi?” diye sordu. Cebrail: “Şeper’dir! Şeper, Süryani dilinde ‘Hasan’ demektir” dedi. Böylece ismini Hasan koydular.
HZ. İMAM HASAN’IN HALİFELİĞİ
Hz. Ali, Ramazan ayının 21’inde, yani 661 yılında şehit olmuştur. Hz. İmam Hasan, babasının defninden sonra Ramazan ayının yirmi beşinci günü Kûfe Mescidi’nde halka şöyle seslendi:
“Ey Kûfeliler! Aramızdan öyle bir zat Hakk’a yürüdü ki, Resulallah’tan başka ne evvel gelenler içinde onun derecesini aşan vardır ne de sonra gelecekler arasında bulunur. O, Resulallah’ın maiyetinde savaşır, canıyla O’nu korurdu. Cebrail sağında, Mikail solunda giderdi O’nun. O, Allah’ın izniyle, gittiği hiçbir yeri fethetmeden dönmezdi. Meryem oğlu İsa’nın göğe ağdığı, Musa’nın vasisi Yûşa’nın vefat ettiği, Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) Kur’an’ın indiği gece vefat etti O. Altın ve gümüş olarak ancak yedi yüz dirhem bıraktı.”
Hz. Hasan bunları söylerken dayanamayıp ağlamaya başladı. Kendisini dinleyen halk da dayanamayıp O’na uydu.
Hazreti İmam Hasan sözlerine devam ederek: “Ey Müslümanlar! Beni bilen bilir, bilmeyen bilsin ki ben Hz. Ali’nin oğlu Hasan’ım. İnsanlara müjde verenin, insanları korkutanın, Muhammed’in oğluyum ben. Allah’ın izniyle insanları Allah yoluna çağıranın oğluyum ben. Ben ki o Ehl-i Beyt’tenim; o Ehl-i Beyt ki Cebrail evimize inerdi, yine evimizden göğe çıkardı. Ben o Ehl-i Beyt’tenim ki Allah, her türlü kötülüğü giderdi onların üzerinden, tertemiz etti onları. Ben o Ehl-i Beyt’tenim ki Allah, onları sevmeyi her Müslüman için farz kıldı. Cenab-ı Allah Kur’an’da: ‘De ki, sizden tebliğime karşılık, sadece Ehl-i Beyt’imi sevmenizi isterim.’ buyuruyor. Ben ki işte o Ehl-i Beyt’tenim” mealinde uzunca bir hutbe okudu.
Söz buraya gelince, Abbas’ın oğlu Abdullah ayağa kalktı; “Ey insanlar! Bu Hasan, Peygamberinizin oğludur, İmamınızın oğludur. Ona biat edin” dedi. Bunun üzerine ölünceye dek kendisinden ayrılmayacaklarına dair söz vererek Hz. Ali’ye biat eden 40.000 kişi, bu defa O’nun oğlu Hz. İmam Hasan’a biat ettiler. Irak, Mekke, Medine, Hicaz ve Yemen halkı da sağlığında Hz. Ali’ye bağlı oldukları gibi, şimdi de oğlu Hz. Hasan’a biat ettiler.
Hakem kararından sonra Şam halkı Muaviye’ye biat etmiş oldukları için yalnız Suriye ve Mısır eyaletleri Hz. Hasan’a yapılan biatın dışında kaldılar. Hz. Ali’nin vefatını duyan Şam halkı, önce “Emirü’ş-Şam” olarak biat etmiş oldukları Muaviye’ye, bu kez “Emirü’l-Mü’minin” yani halife olarak biatlarını yenilediler. Aslında Hz. İmam Hasan beşinci halifedir; çünkü 6 ay müddetle bu görevinde kalmıştır.
Muaviye, Irak halkının Hz. Hasan’a biat ettiklerini duyunca 60.000 kişilik bir kuvvetle Irak üzerine yürüdü. Öte yandan İmam Hasan da 40.000 kişi ile Kûfe’den çıkıp önce Deyr-i Abdurrahman adlı yerde konakladı. Daha sonra da Medine’ye geldi. Burada da yanındakilere şöyle seslendi: “Ey ahali! Siz barışta ve savaşta ayrılmamak üzere bana biat ettiniz. Benim bu dünyada hiç kimse ile kavgam ve düşmanlığım yoktur. Doğudan batıya kadar da hiç kimseden incinmişliğim yoktur. Benim katımda güvenlik, barış ve iyi ilişkiler, kırgınlık ve düşmanlıktan daha önemlidir.”
Askerin içinde Hz. Ali’ye ve kendisine candan bağlı olanlar olduğu gibi “Hariciler”, yani ikiyüzlü olanlar da vardı. Hz. Hasan’ın bu sözleri üzerine: “Baban hilafeti Muaviye’ye teslim etti. Sen de mi aynı şeyi yapmak istiyorsun?” diyerek tepki göstermeye başladılar. Hatta İmam Hasan’ın ordusunun ileri gelenlerinden pek çok menfaatperest, dünya menfaatleri ve para karşılığında saf değiştirip Muaviye tarafında yer almıştı.
Durumun kötüye gittiğini gören İmam Hasan, Muaviye’ye haber göndererek bazı koşullarla halifeliği kendisine bırakacağını bildirdi. Bazı tarihi kaynaklarda değişik şekilde verilmiş olsa da bu koşullardan bazıları şunlardır:
- Muaviye, Irak halkından olup İmam Hasan’a bağlı olanlara hiçbir zarar vermeyecek.
- Ehvaz Eyaleti’nin yıllık geliri İmam Hasan’a ait olacak.
- Peşin olarak kendisine 5 milyon, kardeşi Hüseyin’e de 2 milyon dirhem para verilecek ve ayrıca kendisine her yıl 200.000 dirhem maaş bağlanacak.
- Muaviye, İmam Hasan’dan önce ölürse halifelik İmam Hasan’a geçecek. Bazı kaynaklara göre ise Muaviye’nin ölümünden sonra İmam Hasan’ın fikri alınmadan halife atanmayacak.
- Hutbelerde, konuşmalarda ve toplantılarda Hz. Ali’ye ve yakınlarına küfür edilmeyecek.
Muaviye bu şartları kabul etti; ancak Hz. Ali’ye küfür edilmesi hususuna şerh getirdi. “İmam Hasan’ın bulunduğu meclislerde küfür edilmeyecek” şartını koydu. Tabii ki buna da uymadı; Hz. Ali ve yakınlarına yüzlerce yıl küfür edildi. Yine dördüncü maddedeki şarta da uymayarak, daha sağlığında oğlu Yezid’i kendisine veliaht seçme sevdasına kapılmıştı. İmam Hasan’ın halifeliği altı ay kadar sürmüştü.
HZ. İMAM HASAN’IN ŞEHADETİ
Muaviye, daha sağlığında oğlu Yezid’i hilafete getirmeyi kafasına koymuştur. Ancak İmam Hasan’la yaptığı anlaşma buna manidir. Anlaşmaya göre Muaviye’den sonra hilafet İmam Hasan’ın hakkıdır. Bunun için de Hasan’ın ortadan kalkması gerekir. Muaviye bu durumu bildiği için hiç vakit kaybetmeden harekete geçer. İmam Hasan’ı ortadan kaldırması için İmam Hasan’ın eşi Cu’de’yi görevlendirir. Cu’de’ye, “Eğer İmam Hasan’ı zehirler, ortadan kaldırırsan seni oğlum Yezid’e eş olarak alacağım” der.
Bu görevi alan İmam Hasan’ın eşi Cu’de, hiç vakit kaybetmeden işe koyulur. Birkaç defa İmam Hasan’ın yiyeceklerine ve içeceklerine zehir koyar; ancak İmam Hasan’ın bünyesi çok güçlü olduğu için fazla tesir etmez. Bu durumdan şüphelenen İmam Hasan’ın kardeşi Zeynep, adeta kardeşinin gölgesi olmuştur. Su testisinin ağzını tülbentle bağlayıp mühürler, geceleri de yanında kalır.
Cu’de, İmam Hasan ve Zeyneb’in uyuduğu bir saatte gizlice içeri girer ve elindeki elmas tozunu, yani zehiri, su testisinin üzerindeki mührü bozmadan tülbentin üzerinden testinin içine boşaltır. İmam Hasan uyanır; çölün bunaltıcı sıcağından ve susuzluktan dudakları çatlamıştır, su içmek ister. O vefakar bacı Zeynep derhal fırlar yerinden ve testinin mührünü kontrol eder, dokunulmamıştır. Doldurur verir suyu kardeşine; ancak bu su İmam Hasan için şehadet şerbeti olmuştur.
Ehl-i Beyt’ten bir ışık daha sönmektedir. Zehir tesirini göstermiştir. İmam Hasan: “Ah! Bu su nasıl bir sudur ki içime ateş saldı, ciğerlerim parçalanıyor” der ve derhal Hz. Hüseyin’i çağırmalarını söyler. Ehl-i Beyt’in evinde yine feryatlar yükselmektedir. İlahi tecelliye bakın ki İmam Hasan’ın rengi yemyeşildir. Ateş ve ağrı içinde inim inim inlemektedir.
İmam Hüseyin yanına gelince İmam Hasan: “Ey kardeşim! Rüyamda dedemi gördüm. Dedem: ‘Ey oğul! Sana müjde olsun. Bela öksesinden ve zamane mihnetinden kurtuldun, yarın benim huzurumda olacaksın’ dedi” buyurur. O vakit Hz. İmam Hüseyin ağlamaya başlar. İmam Hasan, şehadet şerbetini içmeden önce son olarak kardeşi Hz. İmam Hüseyin’e: “Ey kardeş! Çocuklarım sana emanet, onları boynu bükük bırakma, onlara sahip ol. Oğlum Kasım, kızın Fatma’ya tutkundur; onları sevgilerinden mahrum bırakma, onların iffetini koru. Evlatlarımı sana ve seni de Vacib-ül Vücud olan Allah’a emanet eyledim!” diyerek vasiyette bulunur.
Sefer ayının yirmi dokuzuncu gecesidir, İmam Hasan mübarek diliyle “İnna lillah ve inna ileyhi raciun” (Haktan geldik, Hakka dönücüleriz) der.
İmam Hasan’ın cansız bedeni, kardeşi İmam Hüseyin’in kucağındadır. Feryatlar gecenin karanlığında kaybolur. İmam Hüseyin ve Ehl-i Beyt taraftarları, İmam Hasan’ın mübarek naaşını dedesi Hz. Muhammed’in kabri civarında defnetmek isterler. Ebu Bekir’in kızı Ayşe bir katıra binerek, taraftarlarıyla birlikte cenaze alayının önünü keser. Cenaze alayında bulunanlar: — Ya Ayşe! Maksadın nedir? Ayşe: — Ravza-i Mutahhara civarına kimseyi defnettirmem. Cenaze alayında bulunanlar: — Ya Ayşe! Kimse dediğin kişi, Hz. Peygamber’in göz bebeklerinden biridir. Bir zamanlar deveye bindin, Hz. Ali’ye muhalefet ettin; şimdi de katıra binip bu şehidin önünü mü kesersin?
İçleri kan ağlayan Ehl-i Beyt taraftarları, şehidin tabutunu alıp yürürler. Kılıçlar çekilir, oklar gerilir. Yine vahşet kopmuştur. Atılan oklar, cansız bedene saplanır. İmam Hüseyin öne atılır:
“Ey Allah’tan korkmaz, Resul’den utanmazlar! Bir şehidin cenazesine bile ok atıyorsunuz. Hangi dinde görülmüştür bu zulüm? Peygamber’in Ravza-i Pak’ine kimseyi gömdürmeyiz diye güya ona saygı gösteriyorsunuz, diğer taraftan da onun ailesinin cansız bedene ok atıyorsunuz. Saygı bu mu? Ehl-i Beyt düşmanlığınız ne zaman bitecek? İslam arasındaki bu bozgunculuk ne zaman sona erecek? Ben kimsenin kanının dökülmesini istemiyorum. Bizi seven peşimizden gelsin” der. Cenaze alayı döner; Bakiy Mezarlığı’na, anası Hz. Fatma’nın yanındadır artık İmam Hasan...
Hz. İmam Hasan’ın Hakk’a yürümesinden sonra Muaviye’nin gözüne girmek isteyen bazı kimseler, hiç vakit kaybetmeden oğlu Yezid’in veliahtlığını ilan etmesini istediler. Ancak Muaviye: “Bu işe kalkarsam buna engel olacak kişiler çıkacaktır” diye cevap verdi. Bu defa Mugire: “Bu işi sen bana bırak, Kûfe halkını ben yola getiririm” dedi. Muaviye bu düşüncesinde kendince haklıydı; çünkü bu defa da en büyük engel olarak Hz. İmam Hüseyin’i görüyordu. Muaviye yanılmamıştı. Düşündüğü gibi onun bu teşebbüsüne mani olacak dört kişi vardı ve bunlar: İmam Hasan’ın kardeşi Hz. Hüseyin, halife Ömer’in oğlu Abdullah, Zübeyr bin Avvam’ın oğlu Abdullah ve halife Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman idi. Ancak Abdurrahman kısa bir zaman sonra vefat etmiş, üç kişi kalmışlardı.
HZ. İMAM HÜSEYİN VE HAYATI
Hz. İmam Hüseyin, Hz. Ali ile Hz. Fatımatü’z-Zehra’nın ikinci oğludur. Hz. İmam Hüseyin’in künyeleri “Ebû Abdullah”, lakapları “Sıbt, Şehit, Tâbi-i li-emrillah (yani Allah’ın emrine uyan)”dır. Hz. İmam Hüseyin, yaklaşık 10 yıl imamet makamında bulundu. 54 yaşında iken Cüstura oğlu Beşir (Şimir) tarafından 10 Muharrem 680 günü Kerbela’da şehit edildi. Hz. İmam’ın 5 erkek, 3 kız olmak üzere 8 evladı olmuştur. Erkek evladının üçünün adı Ali’dir; içlerinden sadece Ali Zeynel Abidin kendilerinden sonra hayatta kalmış ve soyları Hz. İmam Zeynel Abidin’den yürümüştür.
İlk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’den bu yana 10 Muharrem günü, İslam alemi için hep kurtuluş ve sevinç günü olmuştur. Pek çok peygamber bu mübarek günde tehlikelerden kurtulmuş, düşmanlarını da helak etmişlerdir. Yalnız bir istisna yıl var ki işte o sene yüreklerin ta derinliklerine kadar kan damlamıştır.
O yıl öyle bir yıldır ki, alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin, yani İslam alemini aydınlayan bu nur güneşinin Hakk’a yürüyüşünün ardından yarım asır dahi geçmemiştir. Bu nur deryasından feyz alan sahabelerin birçoğu henüz hayattadır. Ancak, o nur güneşinin yerinde, yani İslam aleminin başında iktidar hırsıyla gözü dönmüş olan Muaviye bulunmaktadır.
Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye, ölmeden önce oğlu Yezid’i kendi yerine veliaht etme sevdasına kapılarak Müslümanlardan oğluna biat etmelerini ister. Yani İslam tarihinin ilk saltanatını kurma çabasındadır. Ancak onun bu teşebbüsüne engel olabilecek birisi vardır, o da Hz. İmam Hasan’dır. Çünkü onunla aralarında bir antlaşma vardır. Bunun önüne geçebilmek için de ilk iş olarak Hz. İmam Hasan’ı zehirleyerek şehit eder. Muaviye’nin bu çabasına engel olabilecek tek kişi kalmıştır, O da Hz. İmam Hüseyin’dir. İşte bundan dolayıdır ki Hazreti İmam Hüseyin çok önemliydi. Hz. İmam Hüseyin’in önemi nereden geliyordu? İmam Hüseyin kim idi?
Hz. İmam Hüseyin, Allah’ın Resulü Hz. Muhammed’in kızı Hazreti Fatıma’nın ikinci oğlu idi. Bundan dolayıdır ki Allah’ın Resulü Hz. Muhammed, O’nun için hiçbir zaman “torunum” dememiştir. O, İmam Hüseyin için devamlı olarak “oğlum” diyordu.
Allah Resulü bir hadisinde: “Hüseyin bendendir, ben Hüseyin’denim; Hüseyin’i seveni Allah sever” buyurmuşlardır. Bu sözü söyleyen Allah Resulü, hiçbir zaman kendiliğinden söz söylememiştir. Cenab-ı Allah Kur’an’da: “Andolsun ki, Muhammed sapmadı ve batıla inanmadı. O, arzusuna göre de konuşmaz. O’nun bildirdikleri vahiy edilenin dışında değildir” demektedir. Bu ayetten de anlaşılacağı gibi Hz. Muhammed’in Hz. Hüseyin için söyledikleri, vahiyden başka bir şey değildi.
Bir defasında Hz. Resulü, Hz. Fatıma’nın evlerinin önünden geçerlerken Hz. İmam Hüseyin’in ağladıklarını duyup Hz. Fatıma’ya: “Bilmez misin ki onun ağlayışı beni incitir” dedikleri bilinmektedir. Yine Allah Resulü bir hadisinde: “Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin iki efendisidir” demiş; “Babalarının, onlardan da hayırlı” olduğunu buyurmuş ve onların “Arşın iki küpesi” mesabesinde olduklarını söylemiştir.
Hazreti İmam Hüseyin yeni doğmuştur. Cebrail-i Emin gelir: “Ey Allah’ın Resulü! Cenab-ı Allah, torunun Hüseyin’in doğumunu kutlamak için beni görevlendirdi, torununun doğumu kutlu olsun” der ve aynı zamanda baş sağlığı diler. Allah’ın Resulü: “Ya Cebrail! Hüseyin’in doğumunu kutladınız, arkasından da baş sağlığı dilediniz; bunun anlamı nedir?” diye sordu. O vakit Cebrail: “Ya Allah’ın Resulü! Bu torunun Hüseyin, senin düşmanların tarafından, Kerbela denilen yerde boğazı kesilerek şehit edilecek. Cenab-ı Allah bunu da bildirmemi istedi” diyerek, bu olayın nasıl ve ne zaman olacağını da bildirdi.
Bu haberi alan Hz. Muhammed çok üzüldü ve ağlamaklı oldu. O vakit Hz. Peygamber’in yanında bulunan Hz. Ali de olayı öğrendi ve çok üzüldü. Hz. Ali (Kerremallâhu Vecheh) eve gidince bu haberi Hz. Fatıma anamıza söyledi. Hz. Fatıma anamız, ağlayarak babasının yanına vardı ve bu haberi bir de onun ağzından duymak istedi. Allah’ın Resulü, duyduklarını olduğu gibi kızına anlattı.
Bu haberi bir de babasından duyan Hz. Fatıma: “Ey babacığım! Bizim hiçbirimizin olmadığı o günde benim yavrum için kimler ağlayıp yas tutacaklar?” diyerek tekrar ağlamaya başladı. O vakit gaipten bir ses: “Ya Fatıma! Sen hiç merak etme, o vakit Muhammed ümmetinden öyle bir zümre olacak ki dünya durdukça senin Hüseyin’in ve yakınları için gözyaşı dökecekler” diyerek Hz. Fatıma anamızı teskin ediyordu. Hz. Muhammed’in, bu iki göz nuru İmam Hasan ve İmam Hüseyin hakkındaki hadisleri yazmakla bitmez.