HAZRETİ İMAM HÜSEYİN’İN İMAMET YILLARI

Hz. İmam Hüseyin, Hz. İmam Hasan’ın ardından kendisine bağlı olanların başında on yıl kadar imamet makamında bulundu. Yaklaşık altı ay dışında bu müddetin tümü Muaviye’nin hilafeti zamanında en zor koşullar ve en ağır baskılar altında geçti. Çünkü Hz. Muhammed’in getirmiş olduğu İslam ve dini yasalar, toplumdaki değerini kaybetmiş; Muaviye’nin getirdiği gayriadil yasalar, Allah ve Resulü’nün isteklerinin yerini almıştı. İkinci olarak da Muaviye ve yandaşları, her türlü yola başvurarak Ehl-i Beyt’i ve Ehl-i Beyt taraftarları ile Hz. Ali ismini ortadan kaldırmak, yok etmek istiyorlardı.

Muaviye, İmam Hasan’ın Hakk’a yürümesinden sonra Yezid’in veliahtlığı işini halka duyurması için Mekke valisi Velid’e mektup gönderdi. Bu kimseler, kendi bölge halkına durumu açıkladılar. Gittikleri her yerde tüm şehir halklarının biat ettiği söyleniyordu. Muaviye durumdan memnundu; hatta Muaviye bizzat kendisi kalkıp Mekke ve Medine’ye geldi, diğer şehir halklarını Yezid’in veliahtlığını kabul etmiş gibi göstererek gittiği her yerde Yezid’in veliahtlık biatını sağladı. Sadece İmam Hüseyin, İbn Zübeyr ve İbn Ömer Yezid’e biat etmediler.

MUAVİYE’NİN OĞLU YEZİD İŞ BAŞINDA

Hicretin 58. yılı, yani Miladi 680 yılının Temmuz ayının ortalarında Muaviye öldü. Muaviye’nin ölmesi üzerine oğlu Yezid hilafet makamına geçti. Hilafeti eline alır almaz hemen muhtelif bölgelerin vali ve yöneticilerine mektuplar yazarak onlara babası Muaviye’nin ölümünü bildirdi. Ayrıca kendisinin döneminde de bulundukları görevlerine devam edeceklerini bildirip bu defa kendisine halife olarak halktan tekrar biat alınmasını istedi.

Aynı mevzuda bir mektup da yeni tayin ettiği Medine valisi olan Utbe’nin oğlu Velid’e gönderdi ve bir not da ilave edip babası döneminde kendisine biat etmeyi kabul etmeyen üç meşhur şahsiyetten de biat almasını önemle istedi. Bu üç kişi ise Hz. İmam Hüseyin, Ömer’in oğlu Abdullah ve Zübeyr’in oğlu Abdullah idi. Yezid, ayrıca şöyle bir uyarıda da bulunmuştu: "Bu üç kişiden biat almak istediğin zaman onlara karşı sert davran, en ufak bir müsamaha gösterme ve biat etmedikleri sürece gözaltında bulundur, herhangi bir yere gitmelerine izin verme."

Utbe’nin oğlu Velid, Yezid’in mektubu kendisine ulaşır ulaşmaz gece olmasına rağmen, Muaviye’nin önceki valisi olan Hakem’in oğlu Mervan’ı yanına çağırtıp Yezid’in mektubu hakkında onunla istişare etti. Mervan: “Muaviye’nin ölüm haberi şehirde yayılmadan önce bu üç kişiyi yanına çağır ve onlardan Yezid için kesinlikle biat al” dedi. Velid, Mervan’ın bu önerisini uygun bulup aynı gece bu üç kişiye memur göndererek huzuruna çağırttı. Bunun üzerine Hz. İmam Hüseyin, yakın dostlarına: “Velid gece vakti beni yanına çağırıyor; sizler de benimle beraber gelip kapının önünde bekleyin. Eğer içeride bir gürültü olursa, yani sesim yükselirse içeriye girin” dedi. Daha sonra hep birlikte Velid’in yanına gittiler. İmam Hüseyin içeri yalnız girdi, diğerleri kapının önünde beklediler.

İmam Hüseyin, Velid’in makamına geldiğinde tahmin ettiği gibi Muaviye ölmüştü ve halife olarak Yezid’e biat etmesi istendi. İmam Hüseyin Velid’e: “Benim gibi birisinin gizli olarak biat etmesi doğru değildir. Umarım ki sen de böyle gizli bir biata razı olmazsın. Bütün Medine halkını, biatlerini yenilemek için davet ettiğinde eğer biz de bu işi yapmaya karar verirsek diğer Müslümanlarla birlikte biat ederiz” dedi.

Velid, Hz. Hüseyin’in bu cevabını yerinde bulup fazla ısrar etmek istemedi. Ancak İmam Hüseyin oradan ayrılmak üzereyken orada hazır bulunan Mervan, gizlice Velid’e: “Eğer gecenin bu saatinde Hüseyin’den biat alamazsan, daha sonra kan dökülmedikçe onu biata zorlayamazsın. Kesinlikle buradan ayrılmasına müsaade etme ve biat etmezse Yezid’in emrettiği gibi boynunu vurdur” diye uyardı.

İmam Hüseyin, Mervan’ın bu tutumunu görünce ona hitap ederek: “Ey Zerka’nın oğlu! Sen mi beni öldüreceksin yoksa Velid mi? Yalan söyledin ve günah işledin” diyerek sert bir dille Mervan’a uyarıda bulundu. Daha sonra da Velid’e dönerek: “Ey emir! Bizler nübüvvet hanedanı ve risalet madeni, meleklerin sık sık hanemize uğradığı ve Allah’ın rahmetinin kendilerine indiği kimseleriz. Allahu Teâlâ İslam’ı bizimle, yani Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemle başlatmış, bizimle devam ettirecektir. Ama benden kendisine biat almak istediğin şahıs, yani Yezid; fasık biri, elini suçsuz insanların kanına bulayan, ilahi düsturları ayaklar altına alan, alenen halkın gözü önünde fısk-u fücura başvuran bir şahıstır. Acaba benim gibi bir kimsenin böyle fasid birine biat etmesi doğru olur mu? Bu hususta biz ve siz geleceği nazara almalıyız; o zaman da hilafet ve biat makamına hangimizin daha layık olduğunu göreceksiniz” dedi. İmam Hüseyin, Velid’in ümidini suya düşüren bu konuşmasından sonra oradan ayrıldı.

HZ. İMAM HÜSEYİN, HZ. MUHAMMED’İN KABRİ BAŞINDA

Hatib-i Harezmî’nin naklettiğine göre Hz. İmam Hüseyin, Velid’in meclisinden çıktı; aynı gece doğruca dedesi Resûlullah’ın haremini ziyaret etti, kabrinin kenarında durup ceddine: “Selam olsun sana ey Allah’ın elçisi, ben senin yavrun ve kızın Fatıma’nın oğlu Hüseyin’im. Ben ümmetinin arasında onların hidayeti ve önderliği için halife kıldığın torununum. Ey Allah’ın Peygamber’i, şahit ol ki sana ümmet olduğunu iddia edenler bana yardımda bulunmadılar, beni korumadılar. İşte bunlar, seninle yeniden görüşünceye dek var olan şikâyetlerimdir” dedi.

Hz. İmam Hüseyin, bir gece sonra ikinci kez olarak dedesinin kabrini ziyaret edip şöyle dua etti: “Allah’ım! Bu senin Peygamberi’nin kabridir, ben ise Peygamberi’nin kızı Fatıma’nın oğluyum. Şu anda sana da malum olan bir olayla karşılaşmış bulunuyorum. Allah’ım! Ben iyiliği severim, kötülükten hoşlanmam. Ey celal ve ikram sahibi olan Allah’ım! Bu kabri ve içerisinde yatan şahsın hürmeti hakkı için benim için, senin ve Peygamberi’nin rızasına uygun olan yolu mukadder kıl” dedikten sonra annesi Hz. Fatımatüz Zehra’nın ve Ehl-i Beyt’in kabirlerini ziyaret edip oradan ayrıldı.

KUFELİLERİN HZ. HÜSEYİN’E YAZDIĞI MEKTUPLAR

Asr-ı Saadet dönemini, yani Hz. Peygamber Efendimiz’in 23 yıllık risalet dönemini gören insanlar bu zulümden rahatsız oluyorlardı. Bir çıkış yolu arıyorlardı. Hz. Ali devrinde başşehir yapılan Kûfe şehrinin ahalisi de hemen hemen topluca imzalı mektuplar göndererek Peygamber Efendimiz’in muazzez torunu Hz. Hüseyin’i davet ettiler. O’nun halife olmasını istediler. Hz. Hüseyin’in Yezid’e biat etmeyip Mekke’ye gideceğini haber alan Kûfelilerden bilhassa Şebes b. Rib'î ve Süleyman b. Surad gibi bazı ileri gelenler, onu hilâfete getirmek için kendisine davet mektupları yazdılar. Ayrıca Ebu Abdullah el-Cedeli başkanlığında bir heyet gönderdiler. Kûfeliler bu davetlerini yaparlarken Yezid’i tanımadıklarını, Hz. Hüseyin’e halife olarak biat etmek istediklerini yazıyorlardı.

HZ. HÜSEYİN’İN KUFELİLERİN MEKTUPLARINA CEVABI

Kûfe halkı, Hz. Hüseyin’in Yezid’e biat etmekten kaçınıp Yezid hükümetine karşı mücadele vermeye kalkıştığını öğrenmişlerdi. Bunun üzerine Hz. İmam Hüseyin’e çok sayıda mektup gönderdiler. Gönderilen mektuplarda şunlar yazılıydı: “Bilindiği gibi Muaviye ölmüş ve Müslümanlar onun şerrinden kurtulmuştur. Bizi şaşkınlıktan kurtaracak bir İmam’a muhtacız. Şimdi biz Kûfe halkı olarak bu şehirde Yezid’in valisi Numan b. Beşir’e karşı çıkıp onunla her türlü ilişkiyi kesmiş bulunmaktayız. Hatta onun cemaatine bile katılmıyoruz. Sadece sizin gelmenizi bekliyoruz, elimizden gelen her yardımı sizin hedefiniz uğrunda esirgemeyeceğiz, sizin yolunuzda kendi canımız ve malımızdan da geçmeye hazırız.”

Bazı tarihçilerin naklettiğine göre Kûfe halkından İmam Hüseyin’e gelen mektup sayısı 12.000’i aşkındı. Hz. Hüseyin bu mektuplara şöyle cevap verdi:

“Bismillahirrahmanirrahim. Ali’nin oğlu Hüseyin’den Kûfe şehrinin ileri gelen mümin ve Müslümanlarına. Allah’a hamd, O’nun Peygamber’ine selam ve salattan sonra; siz Kûfe halkının en son mektubu Hani ve Said vesilesiyle bana ulaştı. Çoğunuzun birleştiği tek nokta şundan ibaretti: 'İmam ve önderimiz yoktur. Bize, yani şehrimiz Kûfe’ye gel ki Allahu Teâlâ senin vesilenle bizi Hakk’a ve doğru yola hidayet etsin.'

Sizin bu taleplerinizi gerçekleştirmek emeliyle, amcam oğlu ve ailem arasında herkesten fazla itimat ettiğim bir kimseyi, Müslim bin Akil’i size gönderiyorum. Ona halinizi, düşüncelerinizi, görüşlerinizi yakından öğrenip neticeyi bana bildirmesini emrettim. Eğer Kûfe halkının ekseriyetinin isteği ve aranızdaki akıl ve fazilet sahibi kimselerin görüşü de elçilerinizin samimiyetle anlattıkları ve mektuplarınızda okuduğum ve zikrettiğiniz gibi olursa ben de inşallah pek yakında hareket edeceğim. Allah’a yemin ederim ki gerçek İmam; Allah’ın kitabıyla amel eden, adalete sarılan, Hakk’a boyun eğen ve kendisini sadece Allah yoluna adayan bir kimsedir. Vesselam...”

HAZRETİ HÜSEYİN’İN VASİYETİ

Hz. İmam Hüseyin Medine’den ayrılmaya kesin olarak karar vermişti. Medine’den Mekke’ye hareket ettiği vakit şu vasiyeti yazıp mühürleyerek kardeşi Muhammed Hanefiyye’ye verdi:

“Bismillahirrahmanirrahim. Bu, Ali’nin oğlu Hüseyin’in kardeşi Muhammed Hanefiyye’ye olan vasiyetidir. Hüseyin şehadet ediyor ki Allah’tan başka bir ilah yoktur. Muhammed, O’nun kulu ve elçisidir. Hak dini olan İslam’ı Allah’tan bütün âlemlere getirmiştir. Cennet ve cehennem haktır. Ben; makam, fesat ve zulüm için Medine’den ayrılmadım. Ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, marufu emir, münkeri nehyetmek, ceddim Resûlullah ve babam Ali’nin yolunda gitmek için harekete geçtim. Benim bu kıyamım; yeniden diriliştir, yeniden ayağa kalkma ve yeni bir doğuştur. Ayrıca dedemin ve babamın bizlere emanet ettikleri İslam’ı gerçek hüviyetine kavuşturmaktır. Öyle ise kim bu gerçeği benden kabul ederse, yani bana itaat ederse Allah’ın yolunu kabul etmiştir ve kim de bunu reddederse, yani bana itaat etmezse Allah benimle bu kavmin arasında hükmedene kadar sabrederim. Kendi yolumu tutup giderim, Allah hükmedenlerin hayırlısıdır. Kardeşim! İşte bu benim sana olan vasiyetimdir. Muvaffakiyet Allah’tandır, O’na tevekkül ediyorum, dönüşüm de yine O’nadadır.”

ÜMMÜ SELEME’NİN İMAM HÜSEYİN’DEN RİCASI

Hz. Peygamber’in eşi Ümmü Seleme, İmam Hüseyin’e: “Oğulcuğum, Irak’a, yani Kûfe’ye gitmekle beni hüzünlere boğma” dediğinde; Hz. Hüseyin: “Ey ana! Vallahi ben bunu daha iyi biliyorum, çare yok, öldürüleceğim; öldürüleceğim günü, beni kimin şehit edeceğini, nereye defnedileceğimi, Ehl-i Beyt’imden kimlerin şehit edileceklerini hepsini biliyorum; istersen şehit edileceğim ve defnolunacağım yeri sana da göstereyim” buyurmuşlar ve Kerbelâ yönünü işaret etmişlerdi.

HZ. İMAM HÜSEYİN’İN MEKKE HALKINA YAPTIĞI KONUŞMA

Hz. İmam Hüseyin, Medine’den ayrılıp Miladi 680 yılı Şaban ayının 4. günü Mekke’ye vardı. Mekke’ye varınca Haşimoğullarıyla Ehl-i Beyt dostlarını toplayıp onlara Emeviler’in uyguladığı zulümlerden bahsedip şöyle seslendi: “Bugün ben size bazı şeyler söylemek istiyorum. Sözlerim doğruysa gerçek olduğunu söyleyin, değilse yalanlayın. Sözlerimi duyun, yazın, yayın; sonra şehirlerinize, boylarınıza dönünce emin olduğunuz, inandığınız kişilere sözlerimi duyurun. Onları çağırın, çünkü ben bu gerçeğin yıpranmasından, yitip gitmesinden korkuyorum. Amma: 'Allah, kâfirler hoşlanmasa da nurunu parlatır'.”

Hz. İmam bu hutbelerinde; zalimlerin her tarafı tuttuğunu, Müslümanların onlara adeta kul-köle olduklarını, imansız kişilerin iş başına geçtiklerini, inananlara acımadıklarını, zayıflara şiddetle davrandıklarını, bütün bunlara karşı da Allah’ın kendilerine ululuk ihsan ettiği kişilerin sustuklarını, bu yüzden gazaba uğramaları ihtimalinin pek kuvvetli olduğunu anlatmışlar ve hutbenin sonunda şu sözlere yer vermişlerdir:

“Allah’ım! Sen bilirsin ki bu sözlerim; hükmetmeye rağbetimden, mal-mülk elde etmeyi dilediğimden değil; ancak senin dininin yollarını göstermek, şehirlerini mâmur bir hale getirmek istediğimdendir. Böylece de mazlum ve çaresiz kullarının esenliğe ulaşmalarını, emirlerini, hükümlerini yerine getirebilmelerini sağlamak istiyorum.”

Ve sözlerini şöyle bitirmişlerdi: “Ey Mekkeliler! Ey Müslümanlar! Eğer sizler bize yardım etmezseniz, hakkımızda insafa gelmezseniz zalimler size musallat olurlar; Peygamber’imizin dininin nurunu söndürürler. 'Allah bize yeter ve O'na dayandık, O'na yöneldik ve varıp gideceğimiz O'nun kapısıdır' mealindeki ayeti okudu.”

Görülüyor ki Hz. İmam Hüseyin, Muaviye’nin oğlu Yezid’e karşı direnmek ve karşı durmak üzere hazırlanmaktadır. Hz. İmam Hüseyin ve Haşimoğulları biat etmemişlerdi; esasen Hz. İmam Hüseyin, Muaviye’ye de biat etmemiş ve Hz. İmam Hasan bu hususta ısrar etmemesini Muaviye’ye söylemiş, o da kabul etmişti.