İBADET BİLİNCİ

Kıymetli Okurlarım !

En kalbi duygularımla sevgiyle saygıyla muhabbetle sizleri selamlıyorum. Sizlerle beraber olmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Yüce Rabbimiz, Zâriyât suresinde insanın dünyadaki varoluş amacına yönelik olarak, “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” buyurmaktadır. İbadet lafzı, kişinin ilah olarak benimsediği varlığa yönelttiği saygı davranışı ve dinî buyruklarını yerine getirmesi anlamına gelmektedir. İbadet kavramının, günlük kullandığımız dildeki akla gelen ilk karşılıklarından birisi pratik amellerimizdir. İbadetin dar anlamındaki karşılığı olan namaz, oruç, hac, zekât gibi ameller, bütün dinlerde mevcut olan işte bu amellerdir. Elbette İslam’ın bünyesinde önemli bir yer tutan bu çeşit ibadetlerin yanında, bir de kulluk olarak niteleyebileceğimiz geniş anlamdaki bir ibadet anlayışı mevcuttur. Bu da bizatihi hayatın her alanına nüfuz eden bir kulluk anlayışı olması hasebiyle, İslam’ın alamet-i farikası olarak görülmektedir.

Değerli  Okurlarım!

Kulluk bilincine sahip olma imkânı tüm varlıklar içerisinde sadece Âdemoğluna bahşedilmiş bir nimettir. Bir Müslüman tüm âlemleri yoktan var eden Mevlamızın bahşetmiş olduğu hayat nimetini, kulluk görevinin ifası için bir fırsat olarak görmelidir. Rabbimiz, “De ki: ‘Namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.’” buyurarak, kulluk şuurumuzun kıstasını bizlere rahmetiyle lütfetmiştir. Hayatın her türlü hâl ve koşullarında insan kulluk bilincinin dışında hareket etmemeli ve geçici hevesler peşinde koşan bir hayat sürmemelidir. Yaşadığı hayatın tamamını kendine verilmiş bir emanet olarak görmeli, Allah’ın kendisini bir gün bu emanetlerden hesaba çekeceği bilinciyle hareket etmelidir. Her varlığı bir nimet bilip şükretmelidir. Bir gün bir sıkıntıya düçar olduğunda isyan ve itiraz etmek değil, bunu imtihan bilip sabır ve metanetle karşılamalı, ecrini ve karşılığını ancak Allah’tan beklemelidir. İnsanlara ve hayata tepeden bakan kibirli değil, mütevazı, âlemde yaratılan her varlığı bir hikmete binaen ve bizim bilmediğimiz bir sebep için yaratıldığının bilincinde, şefkatli ve merhametli olmalıdır.

İbadet daha önce ifade ettiğimiz üzere geniş anlamda kulluk demektir ve dinin tamamıdır. Kulluk, yapılması sevap olan, Allah’a yakınlık ifade eden, yalnızca Onun emirlerini yerine getirmiş olmak ve rızasını kazanmak niyetiyle yerine getirilen her türlü eylemi kapsar. İbadet, Allah’ın razı olduğu her söz ve fiile verilen isimdir. Din ise hayatın programını çizer, insanların yaşam tarzını belirler.

Ortaya koymuş olduğu ilke ve prensiplerle insan hayatının tüm alanlarına nüfuz eder. Kısaca ifade edecek olursak, hayatın tamamı dindir, dinin tamamı da ibadettir. Yani ibadet hayat, hayat ise ibadettir.

Değerli Okurlarım!

Müslümanlar olarak her yerde ve her anda dinimizi mükemmel biçimde temsil etmekle mükellefiz. İş yerinde, fabrika tezgâhında, okulda, pazarda, velhasıl toplumsal hayatın tüm alanlarında, Din-i Mübin-i İslam’ın liyakatli mümessilleri olmak gibi bir sorumluluğumuz bulunmaktadır. Bizler İslam’ın hayır ve güzelliklerini gündelik alanlarda en iyi şekilde temsil etmek gibi bir ibadetle yükümlüyüz. Müslümanlar olarak farklı din mensuplarıyla kuracağımız müspet anlamdaki medeni ilişkilerin İslam’ın yeryüzündeki selametine büyük oranda katkı sağlayacağının bilincinde olmalıyız. Bu hususta göstereceğimiz gayretlerin büyük bir ibadet ve kulluk şuurumuzun gereği olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Yegâne mabudumuz olan Rabbimiz bizleri ibadetleri hakkıyla ifa eden ve kulluk bilincine sahip kullarından eylesin. 

Cumanız Mübarek olsun. Amin

Zâriyât suresi, 51:56 En’âm suresi, 6:16