İdarecilik!

Recep Çınar

Dünya işlerinin en zorlarından biri insanları idare etmek, yönetmektir. Çünkü idareciliğin sana bakan yönleri olduğu gibi halka bakan yönleri de vardır. Biz Müslüman bir toplum olduğumuza göre konuya İslami perspektiften bakmamız lazım! Allah (cc) insanlar arasında adaletli davranmamızı ve iyiliği emretmiştir. (En- Nahl Suresi 90.Ayet).

(Hucurat Suresi 9. Ayette) ise,  “Zira Allah (cc) adaleti tutanları sever” diyor,

Buna göre yönetici; adil, iyi, merhametli, geniş gönüllü, sabırlı ve düzgün bir kimse olmak durumundadır.

Bu vasıflara sahip olmayan yöneticiler çok hata yaparlar! Bugün bu vasıflarda acaba kaç yöneticimiz var? Elbette bir insanın bu vasıfların tümünü kendisinde toplaması kolay bir iş değil! İşte bu sebepten ötürü büyükler idareciliğe talip olmayı bırakın, idarecilere yakın olmayı bile hoş görmemişler!

Onun için "görev istenmez, verilir" ifadesi bir hadis olarak kabul edilir. Bu söz, Hz. Peygamber'in Abdurrahman b. Semüre'ye yöneticilik görevi konusunda söylediği bir sözdür.

Hz. Muhammed (sav), Abdurrahman b. Semüre'ye şöyle buyurmuştur; "Abdurrahman, sen yöneticilik isteme. Çünkü böyle bir görevi isteyerek alırsan onunla baş başa bırakılırsın, ama sana istemeden verilirse Allah'ın desteğini bulursun" diyor. 

Müslüman da olsa değerlerini kaybetmiş toplumlar günümüzde o hale geldi ki, “bu göreve illa ben ve benim adamlarım gelmeli” mücadelesi veriliyor. Bunun için de bir sürü partiler kurulur gruplar oluşturulur.

Onun için kabiliyetli ve ehil olanların sırf zorluğundan ötürü idarecilikten kaçınması da doğru değildir. Çünkü bu durumda vasıfsız kimselerin başa geçmesi söz konusu olur. Unutmayalım ki, nimetler külfetlere göredir. İnsana katlandığı zahmet oranında rahmet ve nimet bahşedilir.

Ehil olmayanların da yöneticilik makamına kendilerini uygun görerek talip olmaları doğru bir davranış değildir. Peygamberimiz (sav); “Siz memuriyet alma konusunda pek istekli davranacaksınız. Hâlbuki o yanıp tutuştuğunuz görev, kıyamet gününde bir pişmanlık sebebi olacaktır” diye uyarıyor!

Hakkını verip vermeyeceğini tam olarak düşünmeden görev/memuriyet alma hırsıyla yanıp tutuşan nicelerinin bulunduğu bir zamanda, görevini iyi bir şekilde yapacağı bilinenlerin yöneticilik görevinden kaçınmaları doğru olmaz. Hatta kendisine teklif edilen böyle bir görevi almak, yerine göre bir zarurettir.

Maharetli/becerikli olmak nasıl faziletse (erdemli ve ahlaklı) , maharetli olanın kıymetini bilmek de fazilettir. Altın çamura düşmekle değerinden bir şey kaybetmez ama altınını çamura düşürüp yitiren elindeki altınından olur! Ehliyetli insan yetiştirmek yıllar alır, sermaye ister. Sapı samandan ayıramayan bir idareciden kime ne hayır gelir?

İyi bir idareci bir de yerli yerince tenkit etmeyi bilecek kadar görgülü, başarılı bir iş gördüğü zaman da o işi yapanı takdir edecek kadar alçakgönüllü olmalıdır. Kimse yerli yersiz eleştirilmekten ve yaptıklarının hiçe sayılmasından hoşlanmaz. Dozu kaçıran artık olumlu yönleri hiç göremez hale gelen kör tenkit tüketir; dostlukları bozar, kalpleri kırar, birlikte iş yapma şevkini dağıtır, yıkar. Özetle; kabiliyetin yoksa yöneticilikten uzak dur! Ne kendi başına dert al ne de başkasına dert ol. Kötü idarecinin çevresinde çok fazla dolanmak da iyi bir şey değildir! Zira bir hatasına olmazsa bir başka hatasına seni muhakkak orta eder! Sonra onu atacakları ateşe seni de atarlar! Eğer idareciliğe yatkın bir yapın varsa da insanlar seni başa geçirmek istediklerinde onları reddetme. Bunu Allah’tan (cc) gelen bir vazife say ve düzgün bir yönetici olmaya gayret et.  Milli Görüş Lideri merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan, siyasi hayatında 50 yıl bilhassa şu iki madde üzerinde basa basa durmuştur!

İşte o sorulara cevabı;

Faiz, "Yahudi Vergisidir"!  diyerek şu uyarılarda bulunmuştur;

* “Bunların hiçbiri (siyasiler) zihniyetiyle bu iş düzelmez. Size iki tane madde söyledim hepinizden rica ediyorum ben ayrıldıktan sonra yarın bu Erbakan’ın söylediği şu iki madde nedir diye düşünün.”

* “Bu iki madde atom bombasından daha mühim, iki cümle söyledim size, faizler kalkmıştır, bütün vergi kanunları kalkmıştır! Vergi servetten alınacak, hiçbir gelir vergiye tabi tutulmayacak. Çünkü gelirden alınan vergi fakir fukarayı ezmek demektir!”

* “Efendim faiz kalkar mı? Biz İstanbul’u faizle mi fethettik? Sen hangi milletin çocuğusun? Senin faiz dediğin görmüyor musun? Yahudi vergisidir, bunu anlatıyorum! Yahudi koyuyor, o yürütüyor, o destekliyor.”

* “Niye insanı Yahudi’ye çalıştırmak için… Bak, bize İsrail uçağın, tankının parasını ödettiriyor faiz sisteminden! Faiz 100 seneden beri Avrupa'dan gelmiş bir mikroptur.”

"Alın Terini Çürütmek"

* “Bizim ananelerimizde faiz neymiş, bir hastalık! Faiz demek üretmeyen insana haksız olarak tüketim hakkı vermek demektir. Faiz demek alın terini çürütmek demektir. Faiz demek Yahudi vergisi demektir…”  Bu mantık günümüz idarecilerinin kaçında var?

Allah (cc) Bakara Suresi 275. Ayette; “…Halbuki, Allah Teâlâ ticareti helâl, ribâyı/Faizi ise haram kılmıştır…” buyurur. Mademki, “Müslüman’ız” diyoruz, hayatımızı her sahada Allah’ın sistemine göre düzenlemeye çalışmalıyız. Bu bizim Müslüman olarak “kulluk” görevimiz. İnsanların uydurdukları sistemlere göre değil! Aksi halde dünyamız da ahretimiz de mahvolur!  Çünkü Müslüman, “Allah’ın emirlerine/sistemine teslim olan insan” demektir. Biz bu sözü “Kalu Bela” da (Ruhlar Alemi) verdik!   (A’raf Suresi: 172 ve 173.’ncü  Ayetler)

Dostça kalın…