İSLAMİYET’TEKİ AYRILIKLAR
Hz. Muhammed Efendimizin bu alemden Hakk’a yürümesinden hemen sonra ilk ayrılıklar başlamıştır. Bunun en önemli sebebi; Hz. Peygamberimiz kendisinden sonra Hz. Ali’yi yerine veli ve vasi tayin ettiği halde, Hz. Peygamber’in naaşı henüz yerde iken Ebu Bekir’in halife seçilmiş olmasıdır.
Hz. Muhammed Efendimiz, hac ve umre ziyaretlerini yapmak üzere Hicret’in onuncu yılında tüm sahabeleri ile birlikte Medine’den Mekke’ye gitmişti. Hac dönüşünde (buna Haccü’l-Veda da denir), “Gadir-i Hum” denilen mahale gelindiğinde, Cebrail-i Emin tarafından şu Kuran ayeti gelmişti:
“Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kafirler topluluğuna rehberlik etmez.” (Maide, 67)
Hazret-i Peygamber Efendimiz, bu ayetin gelişinden ahirete intikal edeceğini fark etmiş ve ömrünün sonuna yaklaştığını anlamıştı. Bunun üzerine Allah’ın Resulü, kafilede bulunan binlerce sahabeyi ağaçlık bir yerde topladı ve deve semerlerinden bir minber yaptırarak üzerine çıkıp ellerini havaya kaldırdı:
“Bugün burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler: Acıyan, bağışlayan ve her şeyi bilen Cenab-ı Allah bildirdi ki katına davet edildim, yakında davetine icabet edeceğim, ebedi yurda döneceğim” buyurdular.
Sözlerine devam ederek: “Ey insanlar! Bugün benden öğrenmek istediğiniz ne varsa fırsat kaybolmadan öğrenmeye çalışın, çünkü ayrılık vakti yaklaşmıştır. Yarın kıyamet gününde 'Muhammed risalet görevini yaptı mı?' diye sorulduğunda, orada verilecek cevabınız ne olacaktır?” diye sordu.
O vakit bütün sahabe, hep bir ağızdan: “Ya Resulallah! Peygamberlik görevinizi layıkıyla yerine getirdiniz, biz sizden öğütler dinledik. Buna şahitlik ederiz” dediler.
Hz. Muhammed, ayı ikiye ayıran parmağını göğe doğru kaldırıp: “Ya Rabbi! Sen şahit ol!” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:
“Yarın ahiret gününde Kevser havuzu kıyısında bana ulaşacaksınız. Bu havuzun başına sizden önce varacağım. Siz gelince de size bıraktığım iki paha biçilmez emanete ne yaptınız diye soracağım. Bu iki emanetim şunlardır: Birincisi Allah’ın gökten yere uzatmış olduğu ipi Kuran-ı Azimüşşan, diğeri ise benim Ehl-i Beytim’dir. Bu iki emanetim, sizi havuzun başında bana ulaştıracaktır. Bu iki emanetime sıkı sıkı sarılırsanız, dalalete düşmezsiniz, ebedi olarak doğru yolda olursunuz” buyurdular.
Bunları söyledikten sonra Allah Resulü, şu Kuran ayetini okudu:
“Ey iman sahipleri! Allah’a itaat edin. Resule ve sizin içinizden olan iş ve yönetim sahiplerine de itaat edin. Sonra bir şeyde tartışmaya girdiniz mi, eğer Allah’a ve ahret gününe inanıyorsanız, onu Allah’a ve Resule arz edin. Böyle yapmanız hem hayırlı hem de sonuç bakımından daha güzeldir.” (Nisa, 59)
Bu ayetin okunmasından sonra bazı sahabeler, “Biz hangi iş ve yönetim sahibine, yani kime itaat edeceğiz?” diye sordular. O vakit Peygamber Efendimiz yanında duran Hz. Ali’nin elini tutup, kolunun altındaki beyazlık görününceye kadar havaya kaldırdı ve şunları söyledi:
“Ali’nin kanı kanımdandır, canı canımdandır, teni tenimdendir, ruhu ruhumdandır. Ali ile biz bir nurun ikiye bölünmüş parçalarıyız. Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.” (Buradaki Mevla sözü, o yüce yaratan olmayıp, yönetici anlamındadır.)
Daha sonra da Hz. Peygamber’imiz: “Allah’ım, Ali’yi seveni sen de sev, ona düşman olana sen de düşman ol, ona yardım edene sen de yardım et, onu hor göreni sen de hor gör. O nereye yönelirse Hakk’ı onunla beraber kıl” diyerek uzunca bir dua etti.
Bunları duyan Hattab’ın oğlu Ömer, Hz. Ali’ye gelerek: “Kutlu olsun sana ey Ebu Talib’in oğlu, sen benim ve tüm müminlerin mevlası oldun” diyerek Hz. Ali’yi kutladı. Bunun ardından orada hazır bulunan tüm sahabeler, teker teker gelip Hz. Ali’yi kutladılar.
Bu kutlamanın ardından hazır bulunan sahabeler: “Ya Resulallah! Biz senden razı olduk, ileride dalalete düşmememiz için nasıl hareket etmeliyiz?” diye sordular. O vakit Hz. Muhammed şu ayeti okudu:
“Kul lâ es’elüküm aleyhi ecran illel meveddete fil kurbâ” (Şura, 23)
Mealen: “Size yapmış olduğum tebliğim için herhangi bir ücret istemem, ancak akrabam için bana meveddet ediniz; yani benim Ehl-i Beyti’mi samimiyetle seviniz ve muhabbet ediniz” buyurdular.
Bu açıklamanın ardından da Hazret-i Peygamber’imiz: “Meselü Ehli Beytî kemeseli sefîneti Nûhin men rakibe fîhâ necâ ve men tehalleye anhâ garek” buyurmuşlardır.
Mealen: “Benim Ehl-i Beyt’im Nuh’un gemisine benzer, kim bu gemiye binerse kurtuluşa erer. Kim bu gemiye binemezse, dalalette kalır (boğulur)” buyurdular. Sonra da Hz. Ali ile ilgili şu aşağıdaki hadisleri söylediler:
HAZRET-İ ALİ İLE İLGİLİ HADİSLER
• Arap kavminin ve tüm müminlerin seyyidi Ali’dir.
• Sırrımın sahibi, Ali ibni Ebu Talip’tir.
• Ben kimin efendisi isem, Ali de onun efendisidir.
• Ali, bedenimde baş gibidir.
• Tahkik, Ali benden sonra velinizdir.
• Ya Ali! Sen bana Musa’nın Harun’u gibisin.
• Ben korkutucu, Ali hidayete vesile olucudur.
• Ben ve Ali, Allah’ın kulları üzerine Allah’ın hüccetiyiz.
• Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır. İlmi arzu eden kapıya gelsin.
• Benden sonra ümmetimin en alimi, Ali bin Ebi Talip’tir.
• Halk içinde Ali, Kuran içinde “Kul hüvallahü (İhlas) Suresi” gibidir.