KIYASLAMA VE REKABET

Her mecrada, çocuklarınızı birbiriyle ve arkadaşlarıyla kıyaslamayın deriz. Peki biz kendimizi ve ilişkimizi kıyaslamıyor muyuz?  Modern ilişkiler görünmez bir ölçüm kültürünün içinde yaşıyor. Sosyal medyada romantik sürprizler, yıldönümü organizasyonları, ideal çift fotoğrafları ile hepsi birer referans noktası haline gelirken, fark etmeden içimizden “Bizimki yeterince iyi mi?” sorusu geçiyor.

Kıyaslama, zihinsel bir eğilim olarak günlük hayatın her alanında karşımıza çıkabilir. Zihin otomatik olarak kendini konumlandırma ihtiyacı hisseder. Ancak kıyaslamanın süreklilik kazanması ve özdeğerin ölçü aracı haline gelmesi sorun olabilir. Yani kıyaslama, özdeğerimizi dış bir referansa bağlar.

Sosyal psikolojide bu eğilim “Sosyal Karşılaştırma” olarak tanımlanır. İnsan, kendini anlamak için başkalarına bakar. Ancak romantik ilişkiler söz konusu olduğunda bu karşılaştırma yalnızca bireysel bir değerlendirme olmaktan çıkar ve bağı etkiler.

Çünkü kıyaslama, örtük bir mesaj taşır: “Şu halinle yeterli değilsin.” Bu mesaj açıkça söylenmese bile hissedilir ve hissedildiği anda ilişki performans alanına geçer. Bundan sonra, sevip sevmediğimizden ziyade ne kadar yaptığımız ne kadar ettiğimiz ve kimin daha çok çaba gösterdiği şeklinde ilerler. 

İlişkide kıyaslama başladığında bağ, iş birliğinden performansa dönüşür. Kim daha ilgili, kim daha romantik gibi sorular yakınlığı değil savunmayı büyütür. Sevgi puan tablosuna dönüştüğünde, bağ zayıflamaya başlar.

Kıyaslamalar genellikle yukarı doğru yapılır. Bizden daha iyi görünenler ile kıyaslama tercih edilir. Doğal olarak “yeterli değilim” iç sesi güçlenir. Sürekli yeterli olmaya çabalamak ise zamanla tükenmişliğe neden olabilir.

Seçilmiş ve filtrelenmiş hayatlara karşı yapılan kıyaslamalar gerçeklilik algımızı da bozar. Bu durum ilişkilerde gerçekçi beklentiler içine girmekten bizi uzaklaştıracaktır.

Yetişkin kıyaslamalarının kökeni çoğu zaman çocukluk deneyimlerine dayanır. Koşullu kabul, kardeş karşılaştırmaları gibi süreçlerde zihin bunu öğrenir. Kişinin bunu öğrenme şekli, yıllar sonra partnerine ve ilişkisine yönelecektir.  Oysa her ilişkinin dinamiği kendine özgüdür. Başka bir çiftin ritmi, ilişkimizin ölçüsü olamamalı.

Kıyaslamayı tamamen yok etmek mümkün olmayabilir. Ama yönü değiştirilebilir. Başkaları yerine kendimize döndüğümüzde, “düne göre neredeyim?” veya “biz nasıl daha iyi olabiliriz?” sorularını kendimize sorduğumuzda rekabet yerine gelişim üretilecektir.

Özetle kıyaslama, görünürde motivasyon gibi durabilir. Ancak ilişkilerde çoğu zaman bağı zayıflatan sessiz bir rekabet mekanizması olarak çalışır. Bu sebepten, ilişkileri güçlendirmek için kıyas ve rekabetten uzaklaşmak önerilir.