MEVLİD KANDİLİ (Peygamberimiz, İman ve İstikamet)
Kıymetli Okurlarım !
En kalbi duygularımla Muhabbetle saygı ile özlemle sizleri selamlıyorum, Cumanız Mübarek olsun. Cuma Günü Gazetemizden sizlere seslenmek sizlerle beraber olmak güzel bir duygu güzel bir haslet.
(AHZAB SURESİ – 21. AYET) konumuz ile alakalı en muhteşem özeti ortaya koymaktadır...
“Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah’ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır.”
Kıymetli Okurlarım!
Hz. Peygamber (S.A.V.), kameri aylardan Rabiül-evvel ayının on ikinci Pazartesi gecesi Mekke’de dünyaya gelmiştir. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır.Bizler bu yıl Mevlid kandilini 24. Ağustos 2026 Pazartesi günü akşamı kutluyoruz.
Yeryüzünde önemli gelişmelere sebep olan, insanların gönlüne ferahlık, düşüncelere berraklık kazandıran bu kutlu doğum, insanlık tarihinin en önemli olaylarından biridir. Çünkü onun dünyaya geldiği devrede, dünyanın üstünü kalın siyah bulutlar kaplamış idi...
İnsanlar her türlü değer ölçülerini yitirmiş, yollarını şaşırmışlardı. Küfür ve haksızlık gönülleri karartmış, Allah’a giden yoldan uzaklaştırmıştı. Sosyal hayat bozulmuş, ahlâk tamamen kokuşmuştu. Kadınlar esir muamelesi görüyor, bir eşya gibi alınıp satılıyor, kız çocukları acımasızca diri diri toprağa gömülüyordu. Dünyada insanın en muhtaç olduğu şey olan huzur, sükûn, can ve mal güvenliği kalkmıştı. Dünyanın birçok köşeleri kanlı boğuşmalara sahne oluyordu.
Vel hasılı kelam; Cihanın ıslahı, bir peygamberin gönderilmesine muhtaçtı. Bütün dünya, karanlıklar içinde, bir kurtarıcının gelmesini dört gözle bekliyordu.
Kıymetli Okurlarım !
İşte peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.), böyle bir zamanda dünyaya gelmişti. O gecenin sabahı gerçekten de feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doğmuş, aydınlık bir devir açılmıştı.
Bir fazilet güneşi ve hidayet meşalesi olan sevgili Peygamberimiz (S.A.V.)’in gönderilişi, Yüce Allah’ın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir
Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle Efendimiz' (S.A.V.):
“Âlemlere rahmet olarak gönderildi.” (ENBİYA SURESİ – 107. AYET)
Kıymetli Okurlarım!
Çok cahil ve çok acımasız olan bir toplum, Efendimiz (S.A.V.)'e ve onun getirdiği prensiplere iman ettikten sonra mükemmelleştiler, dünyaya insanlık, adalet ve medeniyet rehberi olacak hale geldiler. En ünlü şairler, O’nun (S.A.V.) getirdiği Kur’an’ın önünde ihtiramla durdular. Hükümdarlar O’na (S.A.V.) hizmetkâr olmak istediler...
İnsanlar O’nun (S.A.V.) tek emriyle, kökü yüzlerce yıl derinde olan alışkanlıklarını bıraktılar... Bir zamanlar üç kuruş menfaati uğruna cinayet işleyenler O’nun (S.A.V.) talimatıyla mallarını fakirlere sadaka olarak dağıttılar..
(S.A.V.) zengini fakirin yardımına koşturdu. Ruhları coşturdu. Düşman toplulukları, kan kardeşliğinden daha güçlü, daha sıcak duygularla birleştirdi.
(S.A.V.) yirminci asır insanının yüzyılda yerleştiremediği hakkı, hukuku, adaleti, hürriyeti ve insan haklarını bir solukta yerleştirdi. Böylece cehalet asrı, bir saadet asrı olup çıktı. Nihayet o asır, bütün asırlara taştı. Ve (S.A.V.), çağlar ötesiyle kucaklaştı.
Ne isimler Efendimizin kandilinden nurlanmadı ki!
Tarık bin Ziyad’lar, Selahaddin Eyyûbi’ler, Celaleddin Harzemşah’lar, Alparslan’lar, Gazi Osman’lar, Fatih’ler, Selim’ler, Süleyman’lar, Akşemseddin’ler, Güranî’ler, Geylâni’ler, Gazâlî’ler, Mevlâna’lar, Yunus’lar, Uluğ Bey’ler; O’(S.A.V.)’nun sevdasıyla yanıp, sevda yolunda ebedîleştiler.
Yol üstündeki bağlardan kopardıkları üzüm salkımlarının yerine altın bağlayan ordunun ilham kaynağı oydu.
Fatih’e, İstanbul’u fethettiren, cehdi aşılayan O’ydu..
Bir düşünebiliyormusunuz!
(S.A.V.), Adetlerini ve alışkanlıklarını muhafaza etmekte son derece tutucu, son derece fanatik, son derece egoist ve menfaatperest bir toplumu, atalarından tevarüs ettiklerini amansız bir katılıkta sürdüren, çocuklarını canlı canlı gömerken bile ruhunda küçücük bir rikkat titreşimi meydana gelmeyen insanları gergef gibi işledi ve kısa zamanda vahşetten medeniyete ulaştırıp, Endülüs yoluyla Avrupa’ya muallim eyledi.
Katı kalpli insanlar, O’nunla (S.A.V.) ve getirdikleriyle tanışınca, karıncayı incitmekten dahi çekinir oldular.
Geleneklerinden ve putlarından bir sözle koptular.
Şahsî çıkarı için başkalarının hukukunu çiğnemekte bir beis görmeyenler, O (S.A.V.) nura muhatap olduktan sonra yalnız insanların değil, hayvanların hakkını-hukukunu bile gözettiler. Bütün servetlerini Allah yolunda sebil ettiler.
Zengin fakirin, hür kölenin, güçlü zayıfın, erkek kadının ve çocuğun himayecisi oldu. Zulmün yerini hak, hukuk, adalet; istibdadın yerini hürriyet, yalanın yerini doğruluk, ahlâksızlığın yerini iffet, menfaatin yerini yardımlaşma aldı.
Böylece hayat, mücadeleden ibaret sayılmaktan kurtulup bir muavenet haline geldi. Kadının insandan sayılmadığı bir toplumda kadın hakları doğdu. O (S.A.V.), kadına nasıl davranılması gerektiğini bütün hayatıyla örnekledi. Her devrin insanına hem önder hem de örnek oldu...
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.), kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya bir millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O’nun (S.A.V.) diğer peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi de budur.
Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:
“(Ey Muhammed!) Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler.” (SEBE SURESİ – 28. AYET)
İnsanlığın her zaman ve mekânda; Hz. Peygamber (S.A.V.)'in tebliğ ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli olan onun sünnetine ihtiyacı olduğu muhakkak bir gerçektir...
Doğum yıldönümünde, O’nu (S.A.V.) anarken akla gelmesi gereken ilk şey, O’nun (S.A.V.), Kur’an-ı Kerim’de övülmüş olan yüksek ahlâkıdır:
“(Ey Muhammed) Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzeresin.”
(KALEM SURESİ – 4. AYET)
O’nu (S.A.V.), Yüce Allah terbiye ettiği için bir insanda bulunması düşünülebilen güzel huyların hepsi O’nda (S.A.V.) toplanmıştı. Ahlâkının güzelliğini O’na (S.A.V.) inanmayanlar bile takdir ediyordu.
Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)'in inananlar için en güzel örnek olduğunu bildirmekte ve bu hususta şöyle buyurmaktadır:
“Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah’ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır.”
(AHZAB SURESİ – 21. AYET)
Efedimiz (S.A.V.)'i örnek almak, Kur’an’a uymaktır.
Çünkü Hz. Aişe (R.Anha)’nın ifadesiyle O’nun (S.A.V.) ahlâkı Kur’an’dı.
Kıymetli Okurlarım !
Âlemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimiz (S.A.V.)'in, doğumunu anarken, yalnız mevlid okumak, ilâhîler söylemek ve sadece kandil simidi dağıtmak elbette ki yeterli değildir.
O ’nun doğumunu anmaktan asıl maksat, evrensel olan risâletini, yüksek ahlâkını, faziletini, adalet ve doğruluğunu hatırlamak ve bunları hayatımızda uygulama azmini tazelemektir...
Şurası asla unutulmamalıdır ki;
Yüce Allah’ın sevgisine, hoşnutluğuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu; Peygamberimiz (S.A.V.)’in yolundan gitmektir.
Bu konuda Kur’an-ı Kerim şöyle buyurur:
“(Ey Muhammed!) De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve son derece esirgeyicidir.” (ALİ-İMRAN SURESİ – 31. AYET)
.
Efendimize aşık olan nice büyük gönüllü müslümanlar; Onunla ilgili nice nice güzel sözleri söylemekle hem kendilerini, hem de bizleri şereflendirmişlerdir...
Gel, ey Muhammed, bahardır…
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır…
Hacdan döner gibi gel;
Mi’râc’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!
Daha ne sözler ne sözler...
Ya Rabbi!
Bu gece âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Efendimiz (S.A.V.) hürmetine bizlere rahmet eyle.
Ey Allahım! Bu gecede insanlığa gönderdiğin Şefkat Numunen Peygamberimiz (S.A.V.) hürmetine şefkatini Ümmet-i Muhammed’e indir.
Bu gecede yeniden Efendimizin nurunu kalplerimize doldur.
Bu gecede yeniden bizi Efendimize kavuştur.
Ya Rabbi! Sevgililer Sevgilisinin geldiği bu gecede, Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Efendimiz'i şimdi yeniden hatırlayalım...
Kıymetli Kardeşlerim!
Efendimizin bize bıraktığı iki emanet olan Kur’an ve Sünnet’e artık sımsıkı sarılma vakti gelmiştir....
Kıymetli Okurlarım !
Şu önemli noktayı bir kez daha hatırlatmadan geçmeyelim inşallah;
Cenabı Allah’ı sevmenin yolunun Efendimize uymaktan geçtiği asla ve asla unutulmamalıdır...
Söyleyen ne güzel söylemiş;
Doğdu ol sâatde ol sultân-ı dîn
Nûra gark oldu semâvât-ü zemîn
Söyleyen ne güzel söylemiş;
Ondört asır evvel, yine böyle bir geceydi,
Kumdan, ayın ondördü bir Öksüz çıkıverdi!
Lâkin, o ne hüsrândı ki: Hissetmedi gözler;
Kaç bin senedir, halbuki bekleşmedelerdi!
Kıymetli Kardeşlerim!
Bu gece ahlaki güzelliklere bürünme gecemizdir...
Bu gece Şefkat Peygamberimizi örnek alma gecemizdir...
Bu gece gönüllerimizi, bedenlerimizi diri tutma gecemizdir...
Bu gece Rahmet yağmurundan nasibimizi alma gecemizdir...
Bu gece bağışlananlardan olma gecemizdir...
Bu gece Peygamberimiz hürmetine affedilenlerden olma gecemizdir...
Bu gece İnsanlık Onurunu yeniden kazanma ve kazandırma gecemizdir...
Bu gece dua gecemizdir...
Bu gece maddi ve manevi desteklerimizle, dualarımızla zulüm altında inleyen kardeşlerimize destek olma gecemizdir...
Ey Müslüman Kardeşlerim!
Dünya ve ahiret cennetini mi istiyoruz?
Selametin ve Cennetin yolu O Efendimiz (S.A.V.) dir...
Gelin bu gece karar verelim.
Artık yanlışlarımızı bir tarafa atalım.
Artık ayrılıkları bırakalım.
Ayrışma yollarını terk edelim.
Bizler bugün Peygamberimize olan bağlılığımızı ve O’na olan sevgimizi çokça salat ve selam getirmekle ifade edeceğiz.
Elbette ki bu hal; Yüce Rabbimizin bizlere bir emridir...
Kur’an-ı Kerimde de şöyle buyrulmaktadır;
“Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar.
Ey iman edenler!
Siz de ona salât edin, selam edin.”