Motivasyon
Hayatta çoğu zaman değiştirmek istediğimiz şeyleri dışarıda arıyoruz. Daha iyi bir iş, daha yüksek bir gelir, daha başarılı bir çevre ya da daha uygun koşulların bizi mutlu ve başarılı kılacağını düşünüyoruz. Oysa kalıcı gelişimin ilk adımı, insanın kendi düşüncelerini, davranışlarını ve potansiyelini fark etmesiyle başlıyor. Pozitif psikoloji yaklaşımı da insanı yalnızca sorunları ve eksiklikleri üzerinden değerlendirmek yerine güçlü yönleri, umutları, dayanıklılığı ve gelişme kapasitesiyle birlikte ele almanın önemini vurguluyor (Seligman & Csikszentmihalyi, 2000).
Kişisel gelişim denildiğinde akla çoğu zaman büyük değişimler geliyor. Oysa insan hayatındaki önemli dönüşümler çoğunlukla küçük fakat düzenli adımların sonucunda ortaya çıkıyor. Bir kitabın her gün birkaç sayfasını okumak, düzenli olarak yeni bir beceri öğrenmek veya ertesi günün hedeflerini akşamdan belirlemek tek başına büyük görünmeyebilir. Ancak belirli ve ölçülebilir hedefler, bireyin çabasını belirli bir yöne yönlendirmesine yardımcı olur. Locke ve Latham'ın hedef belirleme kuramı üzerine yürüttükleri araştırmalar, açık ve zorlayıcı hedeflerin, belirsiz biçimde “elimden gelenin en iyisini yapacağım” demekten daha yüksek performansla ilişkili olduğunu göstermektedir (Locke & Latham, 2002).
Fakat hedef koymak kadar önemli başka bir şey daha vardır: Kendimize inanmaktır. İnsan bir hedefi gerçekleştirebileceğine inanmadığında, karşılaştığı ilk güçlükte vazgeçme ihtimali artabilir. Albert Bandura'nın öz-yeterlik kuramı, kişinin belirli bir davranışı başarıyla gerçekleştirebileceğine ilişkin inancının, davranışı başlatma, harcanan çaba ve engeller karşısındaki devamlılık üzerinde önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır (Bandura, 1977). Bu nedenle “Ben bunu yapamam” düşüncesini “Henüz yapamıyorum ama öğrenebilirim” düşüncesine dönüştürmek, yalnızca olumlu bir cümle kurmak değil, kişinin davranışlarını etkileyebilecek bir bakış açısı geliştirmektir.
Motivasyonu yalnızca dışarıdan gelecek ödüllere bağlamak da uzun vadede yeterli olmayabilir. Para, takdir, makam veya başarı önemli motivasyon kaynakları olabilir; ancak insanın yaptığı işi anlamlı bulması ve kendi seçimleri üzerinde söz sahibi olduğunu hissetmesi de önemlidir. Öz-Belirleme Kuramı'na göre özerklik, yeterlik ve ilişkililik gibi temel psikolojik ihtiyaçların desteklenmesi, içsel motivasyon ve iyi oluşla ilişkilidir (Ryan & Deci, 2000). Bu açıdan bakıldığında gerçek motivasyon, yalnızca “daha fazlasını elde etmek” değil, yaptığımız şeyin bizim için neden anlamlı olduğunu keşfetmekle de ilgilidir.
Bununla birlikte motivasyonun her gün aynı seviyede olmasını beklemek gerçekçi değildir. İnsan bazen enerjik, üretken ve istekli; bazen de yorgun, kararsız ve isteksiz olabilir. İşte tam bu noktada disiplin önem kazanır. Motivasyonun olmadığı günlerde de küçük bir adım atabilmek, hedefi yalnızca o anki duygularımıza bağlı olmaktan çıkarır. Başarıyı yalnızca büyük sonuçlarla ölçmek yerine süreci ve gösterilen çabayı da dikkate almak, kişinin gelişimini daha gerçekçi biçimde değerlendirmesine yardımcı olabilir. Hedeflerin performans üzerindeki etkisini inceleyen araştırmalar da hedefe bağlılık, geri bildirim ve kişinin kapasitesi gibi unsurların sürecin önemli parçaları olduğunu göstermektedir (Locke & Latham, 2002).
Kişisel gelişimin bir başka önemli boyutu ise kendimizi başkalarıyla kıyaslama alışkanlığından uzaklaşabilmektir. Özellikle sosyal medya çağında insanların hayatlarının en başarılı, en mutlu ve en gösterişli anlarını kendi hayatımızın sıradan günleriyle karşılaştırmak kolaylaşıyor. Oysa gerçek gelişim, başkasının hayatını geçmekten çok kendi dünkü halimizden daha bilinçli bir noktaya ulaşabilmektir. Pozitif psikoloji, insanın güçlü yönlerini ve yaşamını anlamlı kılan unsurları incelemeyi merkeze alarak, iyi oluşun yalnızca sorunların yokluğundan ibaret olmadığını savunmaktadır (Seligman & Csikszentmihalyi, 2000).
Belki de kişisel gelişimin en önemli sorusu “Ne kadar başarılı olacağım?” değil, “Nasıl bir insan olmak istiyorum?” sorusudur. Çünkü başarı yalnızca ulaşılan bir sonuç değil, kişinin değerleriyle kurduğu ilişkinin de bir parçasıdır. Kendimizi geliştirmek; daha çok çalışmak, daha çok kazanmak veya daha fazla sorumluluk almak kadar, kendimizi tanımayı, güçlü ve zayıf yönlerimizi kabul etmeyi ve yaşamımıza anlam katmayı da içerir. Bu nedenle gelişim yolculuğunun merkezine yalnızca performansı değil, insanın psikolojik iyi oluşunu da koymak gerekir (Seligman & Csikszentmihalyi, 2000; Ryan & Deci, 2000).
Sonuç olarak değişim, çoğu zaman büyük bir karar anıyla değil, küçük bir davranışla başlar. Bugün ertelenen bir işi tamamlamak, öğrenmek istediğimiz bir konuya on dakika ayırmak, ulaşılabilir bir hedef belirlemek veya kendimiz hakkında kullandığımız olumsuz bir cümleyi yeniden değerlendirmek bunun ilk adımı olabilir. Çünkü insanın geleceği yalnızca sahip olduğu koşullar tarafından değil, bu koşullar karşısında ne yapmayı seçtiği tarafından da şekillenir. Kendine yatırım yapmak, aslında gelecekteki kendine bugünden bir iyilik yapmaktır. Öz-yeterlik, hedef belirleme, içsel motivasyon ve psikolojik iyi oluş üzerine yapılan çalışmalar da bu gelişim yolculuğunun bilimsel açıdan önemli temellere sahip olduğunu göstermektedir (Bandura, 1977; Locke & Latham, 2002; Ryan & Deci, 2000).
Kaynakça
Bandura, A. (1977). Self-efficacy: Toward a unifying theory of behavioral change. Psychological Review, 84(2), 191–215. https://doi.org/10.1037/0033-295X.84.2.191.
Locke, E. A., & Latham, G. P. (2002). Building a practically useful theory of goal setting and task motivation: A 35-year odyssey. American Psychologist, 57(9), 705–717. https://doi.org/10.1037/0003-066X.57.9.705.
Ryan, R. M., & Deci, E. L. (2000). Self-determination theory and the facilitation of intrinsic motivation, social development, and well-being. American Psychologist, 55(1), 68–78. https://doi.org/10.1037/0003-066X.55.1.68.
Seligman, M. E. P., & Csikszentmihalyi, M. (2000). Positive psychology: An introduction. American Psychologist, 55(1), 5–14. https://doi.org/10.1037/0003-066X.55.1.5.