Önce muhalefet bağımsızlaşmalı!
CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, “Cemaat vakıflarına bağlı ‘şeyh holdingleri’ ve tarikat şirketleri milyarlar kazanıyor, bağışlarla devasa servetler biriktiriyor ama beş kuruş vergi ödemiyorlar” dedi.
Öztürkmen, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında Türkiye'de resmi kayıtlara göre 6 bin 284 vakıf bulunduğunu, bunların 345'inin vergiden muaf olduğunu, bunların yarısının da dini vakıflardan oluştuğunu ifade etti.
Öztürkmen bu vakıfların bir kısmının cemaat adı altında ticaret yapan vakıflar olduğunu belirterek, “Tek asli amacı dini hizmet olan vakıflara hiçbir lafımız yok. Ancak bu dini vakıfların önemli kısmı direkt olarak cemaatlere ait vakıf ve cemaat adı altında ticaret yapan vakıflar” dedi.
Öztürkmen, “İktidarın 2026 yılı içerisinde almaktan vazgeçtiği vergi miktarı tam 3,6 trilyon TL. Ortaya çıkan açık ise dolaylı vergilerle vatandaşın sırtına yükleniyor. Vatandaşı vergiye boğan Saray iktidarı, milyarlar kazanan tarikat vakıflarını vergiden muaf tutuyor.” diye konuştu.
***
Öztürkmen’in gündeme getirdiği uygulamalar, bir stratejinin sonuçlarıdır. Bu stratejinin ne olduğunu, 2002’nin Aralık ayında, Los Angeles Times’ta yazan Amir Tahiri açıklamıştı. Tahiri, Erdoğan ve Gül’ün laiklik veya Avrupacılık anlayışlarının, devletin, dini, tamamen cemaatlere bırakmasına dayalı olduğunu belirtmiş ve bunun da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın milyarlarca dolarlık servetinin bir siyasi parti tarafından kontrolü anlamına geleceğini, dolayısıyla Türkiye’de çok partili demokrasinin ortadan kalkabileceğini yazmıştı...
Tahiri, şöyle diyordu:
“AKP, atadığı insanlar vasıtasıyla camileri ve dini sistemi kullanarak, yıllarca iktidarda kalmasını sağlayacak şekilde, yeterli sayıda seçmeni kontrolü altına alabilir.”
Ve The Economist dergisinin 24 Ocak 2004 tarihli sayısında ise aynen şu ifadeler kullanılıyordu:
“ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Eric Edelman’a göre ‘İslâm dünyasında reform ABD’nin en önemli stratejik girişimi’ ve Türkiye’nin başarısı da bunda büyük rol oynayabilir.”
ABD, Türkiye’deki İslâm dünyasında istediği reformu yapamadı ama AKP iktidarının tam desteğiyle, İslâm coğrafyasını kan gölüne çevirdi... Irak, Libya ve Suriye’nin işgal edilerek parçalanması, ABD’nin eseridir, Türkiye, üç ülkenin işgal edilmesinde de ABD’ye yardımcı oldu.
***
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi Tom Barrack da bu gerçeklerin bir kısmını itiraf etti...
ABD'nin 2003 yılında işgal ettiği Irak'ta kurduğu düzen sonrası durum için “3 trilyon Dolar civarında yatırım, 20 yıllık felaket dolu bir tarih, hayatını kaybeden birkaç yüz bin kişi” değerlendirmesini yapan Barrack, “elde hiçbir şey kalmadı” dedi.
Barrack, “Aynı şeyi Suriye'de de yaptık. Yani SDG bir tür YPG ya da PKK, bırakalım birbirleriyle baş etsinler. Neden? Çünkü daha kolay ve iyi görünüyor. Özerk olabilirler. Kendi kültürleri var, kendi dilleri olabilir, kendi okulları olabilir, hatta kendi yerel orduları bile olabilir. Sorun şu ki bu durum, Yugoslavya'da olduğu gibi Balkanlaşıyor. Orada da aynı şeyi yaptık. 'Yani tek bir federal model üzerinde anlaşamıyoruz, o halde yediye bölelim.' Bu da yaklaşık bir nanosaniye sürüyor ve birbirleriyle savaşmaya başlıyorlar. Irak’ta olan buydu. Saddam Hüseyin senaryosu Libya'dan farklı değil. Kaddafi ve Libya'da aynı şeyi yaptık. Hadi ikiye bölelim, hadi federalizm uygulayalım. Bu hiç bir zaman işe yaramadı. Rejim değişikliği aslında hiçbir zaman işe yaramadı. 1946 sonrasına bakarsanız, ABD'nin müdahil olduğu her durumda yaklaşık 93 darbe veya rejim değişikliği yaşandı. Hepsi başarısız oldu.” diye konuştu.
***
Türkiye’de askeri darbelerin sonunda oluşan siyasi iktidar, cemaat vakıflarını vergiden muaf tutmak ve Diyanet İşleri’ne cemaat yapılanmalarına izin vermekle, dini, cemaatlere bırakmış, Diyanet İşleri bütçesini de kontrol ederek, bu yolla, toplumun çok büyük kısmını kontrol etmeye başlamış, böylece, demokratik laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı hedefleyen gruplara yol vermiştir. Dolayısıyla iktidar, Anayasa’daki temel hak ve hürriyetleri, devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya Anayasa’ya aykırı görüşlere dayanan bir devlet düzenini kurmak amacıyla kullanmaya başlamıştır.
Halkın bu gerçekleri kavraması muhalefetin de kontrol edilmesiyle önlenmekte, böylece rejim değişikliği garanti altına alınmak istenmektedir. Bütün bunların, Büyük Orta Doğu Projesi’nin gereği olduğu göz ardı edilerek hiçbir çözüm üretilemez. Özellikle ana muhalefet tamamen millileşmeden, bağımsızlaşmadan çözüm de olmaz... Bu gerçek halk tarafından ne kadar hızlı anlaşılırsa; çözüm de o derece hızlanır...
Arslan Bulut
18 Aralık 2025
Yeniçağ Gazetesi