Savaş mı, Barış mı?
Recep Çınar
Bugün dünyanın dört bir yanında hala silahlar susmuyorsa, bu insanlığın değil, hırsın ve körleşmiş egoların eseridir. Tarihin hangi sayfasına baksak, savaşın kanlı izlerini görürüz Toprak için, ideoloji için, güç için!…
İnsanlık savaşla yoğrulmuş bir geçmişe sahip. Fakat her savaş, ardından bir sessizlik, bir yıkım ve büyük bir pişmanlık bırakmıştır. O zaman sormak lazım; gerçekten kazanan kimdir? Yoksa herkes biraz eksilir mi?
Savaş, kahramanlık destanlarıyla yüceltilse de, aslında arkada bıraktığı yetim çocukların gözyaşlarıdır. Bir annenin oğluna son kez sarılamayışıdır! Gençliğini cephelerde kaybedenlerin sessiz çığlıklarıdır! Hiçbir savaş, barışın huzurunu getirmemiştir. Zafer ilen edenler bile, içlerinde kayıpların acısını taşırlar!
Savaş, şöyle tarif edilir; “Çeşitli anlamlarda kullanılan bir sözcük; bağımsızlık ve savunma yönünde yapılan mücadelelerin, evrensel değerlerin üstüne titreyerek verilen uğraşın tanımı olduğu kadar, saldırganlıkların tariflerini de içine alan bir ad.”
Barış ise sessizdir, gösterişsizdir. Belki nutuklarla kutlanmaz ama kalpleri onarır. İnsanları bir arada tutar, yaraları sarar. Bir çocuğun sabah güvenle okula gidebilmesi, bir annenin evladına korkusuzca sarılabilmesi, bir gencin hayal kurabilmesi barışla mümkündür. Elbette adaletin olmadığı bir barış, sessiz bir zulüm olabilir! Ama adil bir barış, savaşın en ihtişamlı zaferinden daha kıymetlidir. Çünkü savaş, insanı öldürür; barış ise insanı yaşatır.
Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde hala silahlar susmuyorsa, bu insanlığın değil, hırsın ve körleşmiş egoların eseridir. Oysa dünya, herkese yetecek kadar büyük; paylaşmayı bilirsek, anlamayı ve sevmeyi öğrenirsek…
Herkes kendisine şu soruyu sormalı; Savaş mı, Barış mı? Bu sorunun cevabı aslında vicdanlarımızda gizli! Yıkım mı istiyoruz, umut mu? Mezarlar mı kazalım, geleceği mi inşa edelim? Bunun cevabı net; Barış, her zaman daha zor olandır ama daima daha değerlidir.
İslam’da Savaş Sebepleri Ve Allah’ın Yardımı! (Ayetler şöyle);
- “Allah insanları en güzel şekilde ve Cennet’e yükselebilecek kıvamda ama en ağır çirkinlikleri yapabilecek ve de Cehennem’e yuvarlanabilecek biçimde yaratmıştır.” (Şems Suresi 7-10).
- “Onlara ebedi yaşam takdir ettiği için de verdiği nimetler ve emirleri-yasakları ile kulluk denemesine uğratmaktadır.” (Mülk Suresi 2).
- “Son elçisi kıldığı Hz. Muhammed’e indirdiği Kur’ân ile bildirdiği emirler ve yasaklarına uymak O’na ibadettir. İbadet, biz insanların yaratılış sebebi ve ölüm gelinceye kadar ana görevidir. (Zariyat 56; Hıcr 99).
- Biz hayatımızı ibadetleştirirsek Rabbimiz olan Allah bizim problemlerimize çıkış yolu yaratacağını, bizi beklemediğimiz yollardan rızıklandıracağını, işlerimizi kolaylaştıracağını, bizimle beraber olacağını vaat ettiği gibi bize değişik şekillerde yardım edeceğini vaat etmektedir. (Talak Suresi 2-4; Nal 128)
Allah’ın Yardım Va’di Ve Şartı! Kur’ânda yer alan bir yardım vadi de şöylece bildirilmektedir:
- “ Ey şanlı Elçi! Biz senden önce de nice Peygamberleri kendi toplumlarına mesajımızı ileten elçiler olarak göndermiştik de, onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat zalimler onları şiddetle reddettiler, müminlere baskı ve işkenceler yaptılar. Biz de müminleri kurtardık ve suçlulardan, zulmettikleri masum insanların intikamını aldık. Çünkü Bizim yolumuzda mücadele eden müminlere yardım etmek, üzerimizde bir hak ve mutlaka yerine getirilmesi gereken bir söz, bir sorumluluk idi. “ (Rûm Suresi 47) Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere bu yardımlar şartlıdır! Bizim kulluğumuza, çok yönlü ibadetlerimize bağlıdır. Rabbimiz bu gerçeği şöylece açıklamaktadır:
“ Ey İman edenler! Siz Allah’a yardım ederseniz Allah da size yardım eder, sizi dirençli kılar.” (Muhammed Suresi 7).Barış Asıl, Savaş İse Geçicidir!
Yardım hayatımızın bütününü kuşatırsa da biz konumuz gereği savaşta yardım mevzuuna eğileceğiz. Ancak bundan önce savaş konusuna bakalım.
Barış asıl, Savaş ise ârızidır. Zalim ve sömürücü kişiler, topluluklar ve devletler var olacağı için, yüce Allah yeryüzünde sosyal düzeni korumak için savaşı meşru kılmıştır. Kılmasaydı yeryüzünde kaos olur, doğal denge bozulurdu.
- “Eğer Allah insanların bir kısmıyla diğer bir kısmını bertaraf etmemiş olsaydı, yani adaleti gerçekleştirmek isteyen iyi insanlara, zalimlere karşı savaşma yetki ve görevini vermeyip insanları birbirlerine karşı savunmasız bırakmış olsaydı, dünyada haksızlık ve zulüm egemen olur, yeryüzü fesada boğulurdu. Fakat Allah, tüm varlıklara karşı lütuf sahibidir. Bu lütfunun tecellilerinden biri de, Hak ve Adaletin egemen olması için zalimlere karşı savaşa izin vermesidir.” (Bakara Suresi 251).
- İnsan doğasında adalet ve merhamet gibi korku da yer aldığı için Kur’ân’da işaret edildiği üzere savaş sevilmez ama zalimlerin egemenliğine karşı savaşılmasında insanlığın hayrı olduğu için savaş onaylanır.
- “ Ey inananlar! Gerçi hoşunuza gitmese de, savaş size farz kılındı. Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey, hakkınızda iyi olabilir ve yine hoşlandığınız bir şey de sizin için kötü olabilir. Allah bilir, ama siz bilmezsiniz bu gerçekleri.” (Bakara Suresi 216).
“Düşmanla karşılaşıp savaşmayı istemeyiniz” buyuran Peygamberimizin yönlendirmesi doğrultusunda savaş istenmemeli ama gerçekleştiğinde sabır gösterilmelidir. Zaten Rabbimiz de böyle buyurmaktadır:
- “Ey iman edenler!Savaşta düşman askerlerinden bir topluluk ile karşılaştığınız zaman, asla gevşekliğe kapılmayın! Onlar karşısında kararlı, sağlam durun ve Allah’ı çokça anın ki, dünya ve ahirette kurtuluşa erişesiniz.” (Enfal Suresi 45).
Savaşta yardımın gelebilmesi için olmazsa olmaz şart, savaşın meşru (İslam Hukuku) kılıcı temellere dayanmasıdır.
Savaş Sebepleri;
- Dinimiz Ve Yurdumuzun Korunması Ve Şer Güçlerin Dağıtılması.
- Fiilen Saldırıya Uğramak.
- Mazlumların Yardım Çağrısı.
- Saldırgan Müminlere Karşı Çıkmak.
İslam’da savaşın meşruiyet sebepleri;
İslâm dini, hayatın her alanına müdahale eden, Allah-u Teâlâ’nın arzında her türlü fitne, kötülük ve zulmü bertaraf etme iradesini ortaya koyan bir dindir, düzendir. İslâm dini, kültürel, siyasal, ekonomik ve hukuksal alanlara ilişkin düzenlemeler getirmiş, hayatın her alanını kontrol ve müdahale eden yapısıyla İslâmî bir devlet sistemi öngörmüş,
bu yolla yeryüzünün tamamında Allah-u Teâlâ’nın arzını her türlü fitneden arındırmayı temel gaye edinmiştir.
Temel gaye Allah-u Teâlâ’nın arzını yaşanabilir hale getirmek olunca, bunun için ne yapmak gerekiyorsa onu yerine getirmek, o gayreti icra etmek de müminlerin üzerine vazifedir.
Hele zulmün zirveye çıktığı günümüzde Allah yolunda cihat etmek, Müslümanlara karşı açıkça savaş ilan eden zalimlere karşı kuvvet hazırlamak, güç elde etmek ve savaşmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerimde;
- “Siz de düşmanlara karşı gücünüzün yettiği kadar her türlü kuvvet ve cihat için, bağlanıp beslenen atlar (araçlar) hazırlayın ki, bununla Allah düşmanını, kendi düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmeyip de Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız, onun sevabı eksiksiz size ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız” (Enfal Suresi 60.) buyurmaktadır.
Dünün savaş atlarının, bugünün tankı, roketi, füzesi, helikopteri, savaş uçağı vb. olduğu açık ve nettir.
Ayet-i kerimede askeri yatırıma verilen önemden bahsedildikten sonra bu uğurda yapılan harcamaların sevap ve mükâfatının Allah-u Teâlâ tarafından verileceği anlatılmaktadır. Halkı Müslüman olan ülkelerdeki yöneticiler (ve onları destekleyen halk kitleleri), ayet-i kerimede anlatılan manayı idrak edebilse ve askeri yatırımlara gerekli bütçeyi ayırabilse ancak o zaman yeryüzünde yaşanan zulme dur diyecek özgüvene ve kuvvete ulaşabilirler.
Kur’an-ı Kerim’de savaşın meşruiyeti, düşmana karşı kuvvet hazırlamanın önemi, yeri geldiği zaman kâfirlere karşı güç ve kuvvet kullanmak gerektiği, kâfirlerin ancak güçten anladığı ve en önemlisi yeryüzünde hâkimiyet tesis etmek gerektiği üzerinde durulmakta; bu konuda Müslümanların kavli (sözlü) duanın yanında fiili duaya da müracaat etmesi gerektiği anlatılmaktadır. En önemlisi de yeryüzündeki bütün kötülüklerin bizim (Müslümanların) elimizle düzeltilmesi gerektiği hatırlatılarak şöyle buyrulmaktadır: Kur’an-ı Kerim’deki,
- “Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle onları cezalandırsın, onları rüsvay (rezil, maskara etsin; onlara karşı size yardım ve zafer nasip etsin ve (baskı ve zulüm altındaki) mümin toplulukların gönüllerini ferahlatsın” (Tevbe Sur. 14).
Allah-u Teâlâ’nın kötülükleri bizim elimizle düzeltmek istediğinin çok açık delilidir.
Savaşta dahi zulüm ve haddi aşmak yoktur. Savaşta, kadınlar, çocuklar, hastalar ve savaşa takati olmayan kimseler öldürülmez ancak haddi aşan zalimlere karşı sertlik ve kuvvetli olmak, güç göstermek ve onları cezalandırarak mazlumların üzerindeki zulmü bertaraf etmek gereklidir. Unutulmamalıdır ki zalimler ancak güçten anlarlar!
Peki, İslam'da barış ne anlama geliyor?
Barış dini ifadesi, genellikle İslam dini için kullanılır ve bu dinin barışa verdiği önemi vurgular. İslam'da barışın anlamı şu şekilde özetlenebilir:
1. İslam Kelimesinin Kökeni: İslam kelimesi, "silm" (barış) ve "selam" (esenlik, güvenlik) kelimelerinden türemiştir.
2. Kur'an'da Barış: Kur'an-ı Kerim'de, ideal toplumun "barış yurdu" anlamına gelen "daru's-selam" olduğu belirtilir.
3. Peygamberin Görevi: Hz. Muhammed'in, evrensel barışı sağlamak için gönderildiği ifade edilir.
4. Savaşın Amacı: Savaş, sadece haklı sebeplerle ve zulmü ortadan kaldırmak için meşru kılınmıştır.
Müslüman’ın Özellikleri ise: Müslüman, Allah’ın emirlerine teslim olan ve çevresine güven telkin edendir.
Netice olarak, İslam’ın tüm insanlığa bir çağrısı da barıştır!
Dostça kalın…