UNESCO DÜNYA MİRASI BİR KENTTE KENTLİ OLABİLMEK: EDİRNE -7

Kentlerin kaderi çoğu zaman planların varlığıyla değil, o planlara ne kadar sadık kalındığıyla belirlenmektedir. Edirne’nin tarihi çekirdeğinde yaşanan betonlaşma baskısı, yalnızca fiziksel bir dönüşüm değil hafızanın, kimliğin ve mekansal sürekliliğin aşınması anlamına gelmektedir. Bu nedenle Edirne’nin yaşadığı dönüşüm, geçmişin bir eleştirisi olmanın ötesinde, bugün “kentli olabilme” bilincinin de temel sorgulama alanını oluşturmaktadır.

Bu uyarılar ve kaygılar, 1990’lı yıllardan itibaren kentte somut adımların atılmasına zemin hazırlamıştır. Milli Saraylar kayıtlarında ören yeri olarak yer alan Edirne Sarayı’nın Kazancıgil’in yayımladığı “Edirne Sarayı ve Yerleşim Planı” adlı eseriyle yeniden gündeme gelmesinin ardından “Edirne Sarayı İhya ve İnşa Vakfı”nın kurulması ve 25–27 Kasım 1995’te I. Edirne Sarayı Sempozyumu’nun düzenlenmesi, ardından kazı ve restorasyon çalışmalarının başlatılması kentin kültürel mirasına yönelik kurumsal bir farkındalık döneminin başladığını göstermesi bakımından önemlidir.

Bu girişimler, kültürel mirasın yalnızca geçmişe ait bir değer değil, geleceğe taşınması gereken bir sorumluluk olduğunun anlaşılmaya başlandığını ortaya koymuştur.

Bu bağlamda Trakya Üniversitesi Senatosu’nun 19 Mart 1997 tarihli kararıyla Rektörlük Merkez Örgütü’nün Karaağaç’taki Gar Binası’na taşınması ve birimlerin 1998’de restore edilen yapıya yerleşmesi, tarihî bir yapının kamusal yaşama yeniden kazandırılması açısından dikkat çekicidir. Aynı şekilde II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi’nin 23 Nisan 1997’de özel müze statüsünde açılması ve Lozan süreciyle Türk topraklarına katılan Karaağaç Mahallesi’nde Lozan Anıtı ve Meydanı’nın düzenlenmesi, kentin kültürel yaşamını canlandırmıştır. Bu adımlar, Edirne’nin geçmişini korumakla kalmayıp onu kamusal yaşamın aktif bir unsuru hâline getirmeye başladığını göstermektedir.

Trakya Üniversitesi’nin 2004’te onaylanan Ergene Havzası Çevre Düzeni Planı da, Edirne’nin çevre ve arazi planlamasında rehber olmuş ve doğal kaynakların korunması ile tarımsal alanların değerlendirilmesine katkı sağlamıştır. Ancak yapılan revizyonlar, planın uygulama aşamasındaki hedeflerinin gerçekleşmesini sınırlamıştır.

Geleneksel miras bağlamında, Kırkpınar Yağlı Güreşleri 1361 yılında Edirne’nin fethiyle şehit olan 40 akıncının anısına Semavine de başlamıştır. 1924 yılından bugüne de Edirne Sarayiçi Er Meydanı’nda sürdürülmektedir. Yağlı Güreşin olimpiyatı olarak kabul edilen Kırkpınar, 2010 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne “Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali” adıyla dahil edilmiştir. Öte yandan, Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” olarak nitelendirdiği Selimiye Camii ve Külliyesi, 2011 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınarak kentin evrensel değerini tescillemiştir. Bunun yanı sıra “Türk Süsleme Sanatı: Ebru” (2014) ve “Bahar Kutlaması: Hıdırellez” (2017) UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne kaydedilmiştir. Böylece Edirne, dört farklı unsuruyla bu listelerde temsil edilir hâle gelmiştir. Sultan II. Bayezid Külliyesi ile Uzunköprü Köprüsü ise aday listede yer almaktadır. Tüm bu gelişmeler, Edirne’nin hem somut hem de somut olmayan kültürel miras açısından uluslararası düzeyde tanınan ve kültürel sürekliliği güçlü bir kimliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Kentte yürütülen restorasyon çalışmaları bu süreci belirli dönemlerde desteklemiştir. Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün 2002–2018 yılları arasında gerçekleştirdiği restorasyon çalışması, Sayın Yunus Sezer’in Edirne Valisi olarak atanmasıyla birlikte tekrar hız kazanmıştır. Edirne Sarayı’nın İhyası, Gazi Mihal Hamamı, Şeyh Şücaeddin ve Kasım Paşa Camileri ile Mekadonya Kulesi ve Edirne Mevlevihanesi gibi kültür varlıklarının ayağa kaldırılması, Saraçlar Caddesi Sağlıklaştırma Projesi’nin genişletilerek hayata geçirilmesi ve Meriç Nehri’nin Türkiye'nin ilk ve tek doğal kürek parkuru haline getirilerek kentin kültür turizmine kazandırılması bu çabaların başlıca örnekleridir.

Kentin gastronomi ürünlerinin tanınırlığının artırılmasında coğrafi işaret tescili önemli bir rol oynamaktadır. Coğrafi işaret, ürünün belirli bir yöreye özgü niteliklerini koruyarak kalite güvencesi sağlamaktadır. Bu sayede hem tüketici güvenini artırmakta hem de kentin ulusal ve uluslararası düzeyde marka değerini güçlendirmektedir. Kentin gastronomi değerleri korunmalı ve geleceğe taşınmalıdır.

Gerek coğrafi işaret alımı gerekse fiziksel restorasyon çalışmalarının yanı sıra Meriç Nehri’nde gerçekleştirilen uygulamaların bilimsel temele dayandırılarak yürütülmesi, projelerin sürdürülebilirliği açısından çok önemlidir.

Bununla birlikte, fiziksel müdahaleler tek başına koruma sürecini başarıya ulaştırmamaktadır. Koruma bilincinin toplumsal düzeyde benimsenmesi ve içselleştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda kent kültürü ve kentlilik bilincinin geliştirilmesi temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Toplumun eğitim düzeyi ise bu sürecin en belirleyici unsurlarından biri olduğu da unutulmamalıdır.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Edirne’de 2024 yılı itibarıyla 6 yaş ve üzeri toplam nüfus 392.037 kişidir. Bu nüfusun 103.499’u ilkokul mezunu, 6.832’si okuma yazma bilmeyen, 26.327’si ise herhangi bir okul mezunu olmayan bireylerden oluşmaktadır. Ayrıca 1.681 kişinin eğitim durumuna ilişkin veri bulunmamaktadır. Sözkonusu gruplar birlikte değerlendirildiğinde, 6 yaş ve üzeri nüfusun %35.29’unu oluşturmaktadır. Bu oran, kentteki eğitim düzeyine ilişkin önemli yapısal sorunlara işaret etmektedir.

Ortaya çıkan tablo, kentlilik bilinci ve koruma kültürünün gelişimini doğrudan etkileyebilecek sosyo-eğitsel bir yapıyı göstermektedir. Nitekim kentlilik bilinci yalnızca bireysel farkındalıkla değil, aynı zamanda kentin fiziksel ve tarihsel yapısının doğru okunması ve içselleştirilmesiyle de ilişkilidir.

Bu çerçevede fiziksel ve kültürel restorasyon çabaları, kentin tarihsel dokusundaki değişimleri de anlamak açısından önemlidir. Mahalle yapısındaki tarihsel değişim de bu dönüşümün önemli bir göstergesidir. 16. ve 17. yüzyıllarda 145–290 arasında değişen mahalle sayısı, zamanla birleşmeler, afetler ve göçler nedeniyle azalmış; 1980’de 82’ye düşmüş, 1989’da 172 mahallenin birleşmesiyle 82 mahalle ve 20 muhtarlık yapısı oluşmuştur. Daha sonraki düzenlemelerle mahalle sayısı önce 24’e, Ocak 2023’te 28’e yükselmiştir. Bu süreç, kentli olmanın yalnızca mevcut idari yapıyı değil, tarihsel mahalle kimliklerini de anlamayı gerektirdiğini göstermektedir.

 Mahallelerin geçirdiği bu dönüşüm, sosyal yapıdaki farklılaşmalarla birlikte değerlendirilmelidir. 2005 tarihli revizyon imar planı açıklama notuna göre, yerli nüfus ve kamu görevlileri daha heterojen bir yapı sergilerken, göçle gelen gruplar, özellikle Menzilahır, Yıldırım Beyazıt, Yıldırım Hacısarraf ve Yeni İmaret mahallelerinde daha homojen ve içe dönük bir sosyal yapı göstermektedir.

Bu grupların kurduğu hemşehri derneklerinde öne çıkan “kültür” vurgusu, göçle gelenlerin kendi yerel kimliklerini Edirne’ye taşımalarını yansıtır. Bu durum ise kentin özgün kent kimliğinin bütüncüllüğü açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durumu ortaya koyar.

UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak tescillenmiş bir kentte yaşamak, yalnızca uluslararası bir unvana sahip olmak değildir. Bu mirası koruma ve gelecek kuşaklara aktarma sorumluluğunu taşımak anlamına gelmektedir. Ancak Edirne örneği, unvan ile bilinç arasında zaman zaman mesafe oluşabildiğini göstermektedir.

Kentimizin kentselleşme sürecinde yaşadığı; Selimiye Camii ve kütüphanesine yönelik müdahalelere karşı gelişen sessizlik, Edirne Büyük Sinagogu’nun uzun süre kaderine terk edilmesi, Kaleiçi Mahallesi’ndeki tarihî konakların yok oluşu ve Balaban Paşa Mescidi’nin tescilli yerinden taşınması gibi örnekler, “kentlilik bilinci”nin yalnızca hukuki koruma kararlarıyla değil, toplumsal duyarlılıkla da şekillendiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak, Edirne tarihi kent merkezi bir bütün olarak korunmalıdır. Anıtsal yapıların kent silüetine kazandırdığı kimlik ile doğal ve yapısal çevrenin oluşturduğu görsel nitelik titizlikle gözetilmelidir. Kentin her mahallesinde yaşayanların bilgi, kültür ve sanatla buluşabilmesi için kültür evleri kurulmalıdır. Kişiye özel uygulamalarla imar planları revize edilmemelidir.

UNESCO Dünya Mirası unvanı Edirne’ye verilmiş bir ödül değildir. Her kuşağın taşıması gereken bir sorumluluktur. Kentlilik bilinci, tarihî yapıları yalnızca seyretmekle değil, onları koruma iradesini ortak bir kültüre dönüştürmekle mümkün olacaktır.

BİTTİ.


Ekici, F. G. (2021). Türkiye’de Coğrafi İşaret Kavramı ve Trb1 Bölgesi İncelemesiFırat Üniversitesi Uluslararası İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 5(1), 159-176. 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İllere göre bitirilen eğitim durumu, 2023-2024

Kazancıgil, Ratip (1992) Edirne Mahalleleri Tarihçesi 1361-1990.-Edirne: Türk Kütüphaneciler Derneği Edirne Şubesi Yayınları, No:7, s.

Edirne Belediye Başkanlığı

Erdoğan, E.; Kuter N.; (2010) Edirne Kenti Kültür Varlıklarının Kent Estetiği Açısından Değerlendirilmesi, Tekirdağ Ziraat Fakültesi Dergisi 7, (3) s.;144.