“Gelecek yılın üretimini tehlikeye atarsınız”

YENİ Parti Keşan İlçe Başkanı Anıl Çakır, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) 2026 yılı çeltik alım fiyatlarına ilişkin yaptığı açıklamada, açıklanan fiyatların üreticinin beklentilerini karşılamaktan uzak olduğunu belirterek, çeltik üreticisinin maliyetler karşısında korunması çağrısında bulundu. Çakır, “Çiftçinin zararı yalnızca bu yılın zararı değildir. Çiftçinin sermayesini tüketirseniz gelecek yılın üretimini de tehlikeye atarsınız. Çeltik üretimi, tohumun toprağa atılmasıyla başlayıp hasat günü biten basit bir faaliyet değildir” dedi.

YENİ Parti Keşan İlçe Başkanı Anıl Çakır, TMO tarafından açıklanan 2026 yılı çeltik alım fiyatlarını değerlendirerek üreticinin artan girdi maliyetleri karşısında yaşadığı sorunlara dikkat çekti. Baldo grubu için ton başına 45 bin lira, Cammeo grubu için 43 bin lira, Japon grubu için ise 41 bin lira olarak duyurulan fiyatların üreticinin beklentilerini karşılamadığını ifade eden Çakır, sürdürülebilir tarımsal üretim için çiftçinin emeğinin karşılığını alması gerektiğini vurguladı.

“HİÇBİRİSİ KÂĞIT ÜZERİNDEKİ AYRINTILAR DEĞİLDİR”

Anıl Çakır, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Çiftçinin alın terini yok sayan bu anlayışı kabul etmiyoruz! Üreticiyi maliyetin altında ezip sonra tarımsal üretimden söz etmek, bu ülkenin geleceğine yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir. Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 2026 yılı çeltik alım fiyatları açıklanmıştır. Baldo grubu için ton başına 45 bin lira, Cammeo grubu için 43 bin lira, Japon grubu için 41 bin lira olarak duyurulan bu rakamlar, çeltik üreticisinin beklentilerini karşılamaktan uzaktır. Üreticinin beklentisi bellidir: Emeğinin karşılığını almak, masrafını çıkarmak, borcunu ödemek ve gelecek yıl da tarlasını ekebilmektir. Ancak açıklanan fiyatlara baktığımızda, çiftçinin önüne sürdürülebilir bir üretim planı değil, yeni bir ekonomik çıkmaz konulduğunu görüyoruz. Soruyorum: Çiftçi bu fiyatlarla hangi maliyetini karşılayacak? Mazotun parasını mı ödeyecek, gübrenin borcunu mu kapatacak, tohumun bedelini mi karşılayacak? Tarlasını kiralayan çiftçi kira borcunu nasıl ödeyecek? Sulama ücretini, elektrik giderini, zirai ilaç masrafını, biçerdöver ücretini, işçiliği, nakliyeyi ve depolamayı hangi gelirle karşılayacak? Ya bankaya olan borcunu, ya da önümüzdeki üretim sezonunun hazırlığını nasıl finanse edecek? Bunların hiçbirisi kâğıt üzerindeki ayrıntılar değildir. Bunlar, üreticinin her gün yüzleştiği gerçeklerdir. İpsala’da üretici kuruluşlarının ortak çalışmasıyla hazırlanan 2026 yılı maliyet raporunda, bir kilogram çeltiğin üretim maliyeti 47,26 TL olarak hesaplanmıştır. Dekar başına maliyet 37 bin 815 liradır. Üstelik bu hesabın içerisinde arazi kirasından gübreye, mazottan sulamaya, zirai ilaçtan hasada kadar üretimin bütün temel giderleri bulunmaktadır.

“ÜRETİCİNİN ELİNE GEÇECEK NET GELİRE DÖNÜŞMESİ ŞARTTIR”

Şimdi gelin, rakamlara birlikte bakalım. Baldo için açıklanan 45 TL’lik kilogram fiyatı, İpsala’da hesaplanan 47,26 TL’lik maliyetin 2,26 TL altındadır. Bu, söz konusu maliyet ölçütü esas alındığında, kilogram başına yaklaşık yüzde 4,78’lik bir açığa işaret etmektedir. Bir ton üründe bu fark 2.260 TL’dir. Bin ton ürün teslim eden bir üretici açısından ise fark 2 milyon 260 bin liraya ulaşır. Bu hesabı yaparken şunu da açıkça belirtelim: Üretim maliyeti bölgeye, çeşide, verime, kira durumuna ve randımana göre değişebilir. Ancak bu farklılıklar, üreticinin maliyet hesabını görmezden gelmek için gerekçe olamaz. Tam tersine, TMO’nun çeşit ve randıman bazında şeffaf, bilimsel ve denetlenebilir bir fiyatlandırma sistemi kurmasını zorunlu kılar. Cammeo ve Japon gruplarında açıklanan fiyatlar da üreticinin maliyetlerini nasıl karşılayacağı sorusunu ortadan kaldırmamaktadır. Üretici yalnızca ürününü satmak istemiyor; bir sonraki üretim dönemine ayakta kalabilecek bir sermayeyle girmek istiyor. Çiftçinin zararı yalnızca bu yılın zararı değildir. Çiftçinin sermayesini tüketirseniz gelecek yılın üretimini de tehlikeye atarsınız. Çeltik üretimi, tohumun toprağa atılmasıyla başlayıp hasat günü biten basit bir faaliyet değildir. Üretici, aylar boyunca suyu yönetir, tarlasını hazırlar, gübresini atar, yabancı ot ve hastalıkla mücadele eder, mazot ve enerji harcar, iklim riskini üstlenir. Hasat geldiğinde ise bütün bu masrafların karşılığını almayı bekler.

“NET GELİRE DÖNÜŞMESİ ŞARTTIR”

Bugün açıklanan fiyatlar, işte bu emeğin ekonomik karşılığını tartışmalı hâle getirmektedir. Üstelik çiftçi bu masrafları hasat günü cebinden çıkarmıyor. Sezon boyunca borçlanıyor; esnaftan, bayiden, bankadan vadeli mal ve kredi kullanıyor. Üretim maliyetinin üzerine finansman yükü biniyor. Ürününü teslim ettikten sonra parasını 21 gün beklemesi de bu gerçeği değiştirmiyor. Ödeme takvimi bir uygulama meselesidir; asıl mesele, çiftçinin sattığı ürünle bütün masraflarını karşılayıp karşılayamadığıdır. Üretici maliyetini karşılayamıyorsa 21 gün sonra yapılacak ödeme, zararı ortadan kaldırmaz. Sadece zararın hesabını kapatacağı tarihi erteler. Çiftçinin emeğini maliyet hesabından çıkaramazsınız! Çiftçinin borcunu, riskini ve gelecek yılki üretim ihtiyacını yok sayarak tarım politikası oluşturamazsınız! TMO’nun görevi yalnızca bir alım fiyatı ilan etmek değildir. TMO, piyasanın üretici aleyhine oluşan koşullarında dengeleyici rol üstlenmek, üreticinin ürününü güvenilir bir kanaldan değerlendirebilmesini sağlamak ve tarımsal üretimin devamlılığına katkıda bulunmak zorundadır. Açıklanan fiyatların sahada hangi miktarda alım yapılacağı, hangi kalite ve randıman kriterlerinin uygulanacağı, üreticinin hangi kesintilerle karşılaşacağı ve ürünü hangi koşullarda teslim edeceğiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir. Kâğıt üzerinde açıklanan fiyatın, üreticinin eline geçecek net gelire dönüşmesi şarttır.

“ÜRETİCİNİN ÜRÜN FİYATINI BASKILAMAYACAK ŞEKİLDE YÖNETİLMELİDİR”

Bir başka önemli mesele de ithalat politikasıdır. Yerli üreticinin hasat döneminde ürününü satmaya çalıştığı bir ortamda, ithalatın zamanlaması ve piyasaya etkisi dikkatle yönetilmelidir. Üreticiyi maliyet baskısı altında bırakırken dışarıdan ürün tedarik etmek, yerli üretimin geleceğini riske atabilir. Biz ithalatın her koşulda karşısında değiliz; ülkenin ihtiyaçlarını ve tüketicinin erişimini de gözeten, ancak yerli üreticiyi koruyan akılcı bir tarım politikasından yanayız. Çünkü bugün üreticinin tarlasını boş bırakmasına yol açan her yanlış karar, yarın ülkenin gıda arzı, üretim kapasitesi ve dışa bağımlılığı açısından yeni bir sorun olarak karşımıza çıkabilir. Birincisi: Açıklanan alım fiyatları, bölgesel ve çeşide özgü gerçek üretim maliyetleri esas alınarak yeniden değerlendirilmelidir. Üreticinin maliyetini karşılayan, emeğini gözeten ve sürdürülebilir üretimi mümkün kılan bir fiyat politikası oluşturulmalıdır. İkincisi: TMO’nun alım kapasitesi, alım noktaları, günlük randevu imkânları, randıman ölçütleri ve bütün kesintiler şeffaf biçimde ilan edilmelidir. Üretici, açıklanan fiyatın gerçekte ne kadarını alacağını önceden bilmelidir. Üçüncüsü: Ürün bedellerinin ödeme süresi kısaltılmalı; çiftçinin hasat dönemindeki nakit ihtiyacını karşılayacak finansman kolaylıkları sağlanmalıdır. Üretici, ürününü teslim ettikten sonra yeni bir borç sarmalına itilmemelidir. Dördüncüsü: Mazot, gübre, tohum, sulama, enerji ve zirai mücadele maliyetlerini azaltacak somut destekler hayata geçirilmelidir. Tarımsal destekler zamanında ödenmeli, üreticinin üretime devam etmesini sağlayacak biçimde planlanmalıdır. Beşincisi: İthalat politikası, hasat döneminde yerli üreticinin ürün fiyatını baskılamayacak şekilde yönetilmelidir. TMO yalnızca alım yapan bir kurum olarak değil, üretim planlaması ve piyasa istikrarı bakımından sorumluluk üstlenen bir kurum olarak hareket etmelidir.” Haber Merkezi