‘Masallarla halkın sofrası kurtarılmaz’
Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, faizin yüksek olmasına karşın enflasyonun düşmediğini, para politikasının başarısız olduğunu belirtti. Meriç, “Faiz yüksek ama enflasyon düşmüyor. Kur baskılanıyor ama hayat ucuzlamıyor. Halk gün geçtikçe fakirleşirken büyük sermaye büyüyor. Ortada “başarılı bir para politikası” değil, çaresizlikle yürütülen bir denge oyunu vardır” dedi.
Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Fatma Özkul tarafından yapılan “Reel değerlenme, uyguladığımız para politikasının doğal bir sonucu. Dönem dönem devam edebilir ama bunun sürdürülebilir olduğunu söylemek mümkün değil” açıklamasına atıfta bulunarak şunları kaydetti:
“Bu sözlerin sade hali şudur: Faizi düşürürsek dövizi tutamayacağız. Dövizi tutamazsak enflasyon daha da patlayacak. Yani Merkez Bankası açıkça şunu söylüyor: Biz faize mahkûmuz. Bu tablo, yıllardır dayatılan anaakım iktisadın ve neoliberal ekonomi politikalarının Türkiye’de artık tamamen çöktüğünün ve geçerli olmadığının göstergesidir zira bugün gelinen noktada Faiz yüksek ama enflasyon düşmüyor. Kur baskılanıyor ama hayat ucuzlamıyor. Halk gün geçtikçe fakirleşirken büyük sermaye büyüyor. Ortada “başarılı bir para politikası” değil, çaresizlikle yürütülen bir denge oyunu vardır. Faizi indirirsen kur patlıyor, kuru tutarsan faizi artırmak zorunda kalıyorsun. Faizi artırınca üretim duruyor, maliyet artıyor, yine zam geliyor. İşte bu bir çıkmaz sokaktır. Bugün dünyanın en yüksek faiz oranlarından birine ve en yüksek enflasyon oranlarından birine sahipsek bu tesadüf değildir. Bu tablo, yıllardır sürdürülen yanlış ekonomi anlayışının doğal sonucudur. Özetle: Bu sistem çalışmıyor. Bu reçete tutmuyor. Bedelini de her gün pazarda, faturada, kirada halk ödüyor. Bu ülkenin sorunu faizin düşük ya da yüksek olması değildir. Bu ülkenin sorunu üretmeyen, dışa bağımlı ve tekelleşmiş bir ekonomi yapısıdır.
‘YANLIŞ TEŞHİSLE TEDAVİ OLMAZ’
Gerçek çözüm; teorik şablonlardan değil, piyasanın ve vatandaşın yaşadığı somut gerçeklikten geçer. Yanlış teşhisle doğru tedavi olmaz! Zira bugün iktidarın dayandığı ve ezberden ileri gitmeyen ekonomi varsayımı yani biz iktisatçıların tabiri ile ana akım iktisat şunu varsayar: “Piyasada binlerce firma vardır, kimse fiyat belirleyemez, rekabet tamdır. Ama bu durum Türkiye’de böyle mi? Hayır. Bugün gıdada, enerjide, zincir marketlerde, çimentoda, demirde, lojistikte fiyatı birkaç büyük şirket belirliyor. Yani Türkiye oligopol bir ülkedir: Az sayıda büyük firma, milyonların kaderine karar vermektedir. Bu şartlarda faiz artırınca ne olur? Market fiyatı düşmez. Mazot ucuzlamaz. Elektrik gerilemez. Kira inmez. Ama şunlar olur: Esnaf kredi bulamaz. Çiftçi üretim yapmak için finansman bulamaz Sanayici maliyet baskısı altında yatırımını durdurur ve muhasebesel olarak en büyük maliyet kalemi olan ‘işçi ücretlerinden’ vazgeçmek zorunda kalır, yani işçi çıkarır, piyasadaki işsizlik artar Büyük şirketler ise bu durum karşısında yine zam yapar. Zira birkaç şirketin egemen olduğu piyasada faizin artması ile vatandaşın tasarrufa gideceği ve sözüm ona anaakım iktisadın varsaydığı o tam rekabet piyasasında fiyatları aşağı çekmek zorunda kalırken, bizim ülkemizde oligopol anlayış bu şirketlerin faizle doğru orantılı olarak zam yapması anlamına gelir. Kısaca yine bunun bedelini halk öderken, kazancı tekelciler toplar.” Haber Merkezi