Şeyh Said Ayaklanmasının 101. yılı

Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şube Başkanı Celil Özcan, Şeyh Said Ayaklanmasının yıl dönümü dolayısıyla açıklama yaptı. Özcan, “Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak, “Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kafidir” diyen Atatürk’ün gösterdiği yolun tek çare olduğunun bilinmesini istiyoruz” dedi.  

ADD Edirne Şube Başkanı Celil Özcan, Şeyh Said Ayaklanmasının Zaza ve Kürt aşiretlerin Cumhuriyete ve Devrimlerine karşı gerçekleştirdiği ayaklanma olduğunu belirterek, Şubat 1925’ten Nisan 1925’e kadar süren bu ayaklanmanın, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Devrimlere karşı bir isyan olduğunu kaydetti.

Ayaklanmanın İngilizlerin kışkırtmasıyla başladığını kaydeden Özcan, şunları kaydetti:

 “Şeyh Sait, İngilizlerin kışkırtması ve desteği ile 13 Şubat 1925'te Ergani ilçesine bağlı Eğil bucağının Piran köyünde isyana başlamıştır. Önce Genç ilinin merkezi Darhani'yi ele geçirmiş, bir alayı geri çekilmek zorunda bırakıp bir süvari alayını da pusuya düşürdükten sonra, Elazığ'ı almıştır. Daha sonra asiler, Diyarbakır'a yürüyerek şehri ele geçirmek istemişlerse de bundan bir sonuç alamamışlardır.

Ali Fethi Okyar Hükümeti, olayın başlangıcında isyanı bölgesel ve çabuk bastırılacak bir olay olarak değerlendirmiştir. Ancak isyanın süratle yayılması; Diyarbakır, Elazığ ve Genç vilayetlerini içine alması ve genişlemeye başlamış olmasından dolayı hükümet bir ay süre ile bölgede sıkıyönetim ilan etmiştir.

Yeterli tedbir almakta geciken Ali Fethi Bey (Okyar) Başbakanlık görevinden ayrılmış, yeni hükümeti İsmet Paşa kurmuştu. Güvenoyu alan yeni hükümetin ilk işi, isyan karşısında hükümete yetkiler veren Takrir-i Sükun Kanunu ve biri Ankara'da diğeri isyan bölgesinde olmak üzere iki tane İstiklal Mahkemesi kurulması hakkındaki kanunu TBMM'nden çıkarmak olmuştur.

Takrir-i Sükun Kanunu, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Şeyh Sait isyanının ve diğer tehlikelerin ortaya koyduğu engelleri önlemek amacıyla 4 Mart 1925 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yapılan planlı askeri harekat sonucunda isyancılar yenildi ve elebaşları hemen yakalandı. Suçluların, İstiklal Mahkemesinde yapılan yargılamaları esnasında, asilerin sözde dini ve şeriatı kurtarmak perdesi arkasında, memleketi parçalayıp bir Kürt devleti kurmak amacıyla harekete geçtikleri ve gizli bir şebeke kurdukları belirlenmiştir. Sonuç olarak, Şeyh Sait ve Seyyit Abdülkadir de dahil olmak üzere bütün elebaşılar idama mahkum edilmiş ve hüküm derhal yerine getirilmiştir.

Suçluların İstiklal Mahkemesi huzurunda yaptıkları itiraftan kesin olarak anlaşılmıştır ki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın programında yer alan, “dini fikir ve inanışlara hürmet edileceğine ve idarelerde yerinden yönetim (Adem-i merkeziyetçilik) usulünün uygulanacağına” dair hükümler ve parti mensuplarının bu hükümlere dayanarak yaptıkları propagandalar, ayaklanmayı tertip edenlerin işine yaradığı gibi, halka isyan cesaretini de vermiştir.

Bu nedenlerle Doğu'da Diyarbakır'da bulunan İstiklal Mahkemesi, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kendi bölgesi içinde bulunan bütün şubelerinin kapatılmasına karar vermiş, Ankara'daki İstiklal Mahkemesi de, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adına yapılan propagandalarda dinin ve dince mukaddes olan şeylerin, siyasal amaçlara alet edildiğini belirleyerek, bu Fırka'nın durum ve çalışma tarzı hakkında Hükümet'in dikkatini çekmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya yönelik ilk isyan olan Şeyh Sait Ayaklanması bastırılmıştır. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti ve ordusu yıprandığı için İngiltere Musul sorununun kendi lehine çözülmesinde büyük avantaj sağlamıştır. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası isyanda rolü olduğu gerekçesi ile kapatılmıştır (5 Haziran 1925). Türkiye’de çok partili hayata geçiş için yapılan ilk deneme başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Türkiye, sınırlarını ve bağımsızlığını korumak için her türlü tedbire başvuracağını açıklayarak İngiltere’nin askeri hareketini önlemiştir. Bu dönemde ortaya çıkan Şeyh Sait isyanı Türkiye’yi olumsuz yönde etkilemiştir.

İkili görüşmeler sonunda çözülemeyen Musul meselesi, Milletler Cemiyeti’ne götürüldü. Musul meselesini incelemek amacıyla oluşturulan komisyonun önerisiyle Milletler Cemiyeti, Musul’un Irak’a katılması gerektiğini belirtti.

Türkiye, Milletler Cemiyeti’nin kararına uyarak İngiltere ile Ankara Antlaşması’nı yaptı (5 Haziran 1926). Bu antlaşmayla; Musul ve Kerkük Irak’a bırakıldı. Irak Hükümeti, Musul’a karşılık petrol üzerine konulan verginin % 10’unu 25 yıl süreyle Türkiye’ye vermeyi kabul etti.

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak, “Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır. Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kafidir” diyen Atatürk’ün gösterdiği yolun tek çare olduğunun bilinmesini istiyoruz.” Haber Merkezi