Unutulmuş veya unutturulmuş geleneklerimizden biridir Nevruz. Nevruz, Farsça “yeni gün” anlamına gelen, 21 Mart’ta gece ve gündüzün eşitlendiği (ekinoks) baharın gelişini, doğanın uyanışını ve Türk dünyasında Ergenekon’dan çıkışı temsil eden, binlerce yıllık kadim bir bahar bayramıdır. Türkistan’dan Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada birlik, beraberlik ve arınma sembolü olarak kutlanan bir yılbaşı ve diriliş günüdür. Pers kültüründe ve Zerdüşt inancında ışığın karanlığa galebesini simgelerken diğer Doğu halklarında baharı, dirliği, direnci, yaşama sevincini içinde barındıran özel bir gündür.
Şu bir gerçektir ki, biz daha Osmanlı döneminde töreli yaşantıdan uzaklaşarak Emevi kültürüne adaptasyonu din zannetmiş, Tanzimat’tan sonra ise köksüz ve çilesiz, doğru tahlil edilmemiş batılılaşmayı modernlikle karıştırmıştık. Bu bizi birçok alanda kendimize yabancılaştırmış, geleneklerimizden koparmıştı.
Çok geniş coğrafyalarda vatan tutmuş, devlet kurmuş olan Türkler, elbette etnisitesi farklı halkları hakimiyetleri altına almış, onlarla kültür alışverişi de yaşamışlardır. Ama üç kıtaya hakim olduktan sonra yaşadığımız duraklama ve çöküş psikozu kendimize olan özgüveni tarumar etmişti. Batı artık her şeyi ile gözümüzü kamaştıran bir afetti. Birkaç aydını ayrı tutarsak, batıya gidenler hem ruhlarını hem de törelerini taklitçiliğe kurban vermişlerdi.
“Her şerde bir hayır vardır.” demiş büyüklerimiz. İşte o Batı, bizi Anadolu’dan da çıkarmak için yüklendiğinde, medeniyet adına her türlü barbarlığa başladığında o uykudan uyanmış, Mustafa Kemal ve Kuva-yı Milliye önderliğinde yeniden küllerinden doğmuş, tarih yazmıştık. Öze dönmeli, töreyi hatırlamalı, damarımızdaki asil kana güvenmeliydik.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Dil ve Türk Tarih Kurumu’nu kurarken başka ne amacı olabilirdi? Türk Ocağı binası inşa edilirken temelinden çatısına kadar heyecanla niye o kadar ilgilendi, Ergenekon’dan Çıkış tablosunu Bayındırlık Bakanlığı Ressamı Ratip Tahir Burak’a yaptırırken niçin o kadar mutluydu anlamıyor musunuz? Türk Ocağı’nın kuruluş tarihi de 25 Mart 1912’dir. İstiklal Savaşı bizim 2.Ergenekon’umuz olmuştu. Uyanın ey halkım, kalkın makberlerinizden ey şehitler, dursun bu hayasızca akın diyordu sarışın kurt.
Cuma günü İstanbul Üniversitesi Türk Kültürü ve Fikir Kulübü’nün Merkez Bina bahçesinde düzenlediği Nevruz Şöleni’nde ben Ata’mın o heyecanlarını yaşadım. Çepni Dernekleri ve diğer ülkücü kuruluşların standlarını gezerken, Alaca Dergisi’ni çıkaran Ankaralı üniversiteli gençler ve İspartalı Yörük Halil Ağa ile sohbet ederken, Prof.Dr.Ahmet Taşağıl Hocayı dinlerken, öğrenci gençlerden oluşan Grup Mesai’nin çaldığı dombra ve Orta Asya müzikleri ile coşarken öğrencilik yıllarımı yaşadım. Her öğlen Edebiyat Fakültesinden bu binaya gelir, bu bahçeden geçerek, okulun arkasında bulunan Turan Emeksiz Lokantası’na giderdik. Gençlerin sağ sol, ülkücü devrimci diye birbirine düşman edildiği günlerdi. Böyle eğlenmek ne mümkün, her gün birkaç gencin kurşunlara hedef olduğu karanlık zamanlardı. Hey gidi günler hey! Nereden nereye?
Türk Ocağı Şubesi olarak önceki yıllarda bir Nevruz kutlamasını biz de Uzunköprü’de yapmış, protokol ve halkın büyük katılımıyla, demir dövmüş, ateşten atlamış, çok heyecanlı güreş ve başka yarışmalar izlemiştik.
Öğretmenlik hayatım boyunca öğrencilerimin ruhlarına bu kıvılcımları taşımıştım. O yıllarda Dış Türkler gerçeğinden öğretmenlerin bile haberi yoktu. Ama ben öğrencilerime daha 50 yıl önce Sovyetlerdeki ve Çin esaretindeki Türklerden bahsediyor, Altay’lardan Tuna’ya bir TURAN coğrafyasını gönüllerine nakşediyordum.
Bir gün Turan gerçek olacak. Ben göremeyebilirim, ömrüm yetmeyebilir ama inanırsanız ve bu ülküyü gönlünüzde yaşatırsanız Tanrı size bunu nasip edecektir. Bugün çok şükür 7 bağımsız Türk Cumhuriyeti ve birlikte oluşturdukları Türk Konseyi bir dünya gerçeği. Her yıl da kurultay düzenliyorlar. İsmail Gaspralı; “Dilde, Fikirde, İşte birlik.” diyordu. Birliğimiz daim olsun. Nevruzlar birliğimizin de bayramıdır. Batının ilmini, tekniğini alıp “atinin medeniyet ufkunda bir güneş gibi parlayacağız.” Ama ışığın doğudan geldiğini de unutmadan, töreli kimliğimizden vazgeçmeden.
Nevruzu herkes kutlayabilir, kutlamalıdır. Fakat bayramlarımızı etnik ihanete vesile yapıp vatanımda başka bayrak açanlara, terör örgütünün eli kanlı katillerine alkış tutanlara, emperyalizmin maşalarına, Siyonizmin uşaklarına asla fırsat verilmemeli, ihanete göz yumulmamalıdır.
Yeri gelmişken bir alıntıyla bitirmek isterim. “Tilki ile çoban, Kurt’a pusu kurmuşlar. Tilki canından, çoban malından olmuş. Yani konu çok net; yanınıza bir çoban buldunuz diye Kurt’u kolay lokma sanmayın, ziyan olursunuz. Tarihte değişmeyen bir gerçek var: Türk milletine kurulan her tuzak, kuranların başına yıkılmıştır.”
Nevruz’unuz kutlu olsun. Yaşasın Dünya Türklerinin Birliği, Yaşasın Ulu Türkistan!
GÜNDEM
03 Nisan 2026GÜNDEM
03 Nisan 2026GÜNDEM
03 Nisan 2026GÜNDEM
03 Nisan 2026GÜNDEM
03 Nisan 2026GÜNDEM
03 Nisan 2026GÜNDEM
03 Nisan 2026