Esir kafilesi, Şam’dan ayrılıp Medine’ye doğru yola koyuldu. Medine, aylar önce İmam Hüseyin’in Yezid’e biat etmemek için ailesiyle birlikte terk ettiği ve Mekke’ye hicret ettiği yer; başka bir deyişle de İmam Hüseyin’in Yezid’e karşı ilk hareketi başlattığı nokta idi.
İmam Zeynel Abidin, Medine yakınlarında mola verdi. Beşir bin Cüzlem’den de Medine’ye gidip, Medine halkına kendilerinin döndüklerini haber vermesini söyledi. Beşir, derhal oradan ayrılarak Medine’ye hareket etti. Şehre varınca da İmam Hüseyin’in akıbetini ve İmam Zeynel Abidin’in şehit aileleriyle birlikte dönüş haberini tüm Medine halkına bildirdi. Medine halkı, kafileyi karşılamak üzere hep birlikte ağlayıp feryat ederek Medine girişine doğru hareket etti.
Halkın çokluğu ve coşan duyguları o kadar fazlaydı ki, Beşir bu hususta şöyle diyor:
“Ben oldukça geride kalmıştım. Gelenleri karşılamak için yola çıkanlar o kadar çoktu ki, her taraf insan seli idi. Ben atımdan inerek büyük bir zorlukla Zeynel Abidin’in bulunduğu çadıra varabildim. Bu esnada İmam’ın şiddetli bir şekilde ağladığını, elindeki mendille gözyaşlarını sildiğini gördüm. İmam bu haliyle çadırından dışarı çıktı ve bir kürsünün üzerine oturdu. İmam’ı görünce halkın coşkusu bir kat daha arttı. Hepsi ona başsağlığı diliyordu. İmam, eliyle işaret ederek halktan susmalarını istedi. Daha sonra aşağıdaki konuşmayı yaptı.”
Önce Allah’a hamdüsenada bulunduktan sonra sözlerine şöyle başladı:
“Allah’a büyük işler, olaylar, acı facialar, yakıcı dertler, büyük tatsızlıklar ve can çıkartıcı musibetler karşısında hamdüsenada bulunuyorum. Sıradan insanlar sadece rahatlık ve huzur içinde olunca Allah’ın rahmetlerine hamdederler; perişanlık, rahatsızlık ve yoksullukla karşılaştıklarında itiraz etmekte ve zorluklar karşısında sabırsız olmaktalar. Ama Allah’ın velileri her hallerinde Allah’a hamdüsenada bulunurlar. Onlar, ister acı ister tatlı tüm olayların Allah’ın kendilerine olan birer rahmet ve lütfu olduğunu kabul ederler. Onlar sadece Allah’ın sevdiği şeyleri sever ve beğenirler, kendi beğendikleri şeyleri değil.
İlahi velilerin şiarı, İmam Hüseyin’in Mekke’den çıkıp Kerbela’ya doğru yola çıktığı esnada söylediği şu sözlerdir: “Allah’ın rızası neyse biz Ehl-i Beyt ona razıyız.” En zor şartlar içinde bulunduğu o son anlarda da Allah’a şöyle arz etti: “Allah’ım, senin rızana razıyım.”
Bu da Kerbela faciasının, ubudiyet ve irfan yolcularına verdiği en eğitici derslerden biridir.
Zeynel Abidin: “Ey insanlar! Hamdolsun Allah’a ki, bizleri İslam’ı savunmak yolunda büyük belalara düçar kıldı. İmam Hüseyin ve Ehl-i Beyt’i şehadete ulaştılar. Kadın ve kızları esir edildiler. Onun başını mızrağın ucuna geçirerek şehir şehir gezdirdiler. Bu, tarihte eşi olmayan acı bir olaydır.
Ey insanlar! Hanginiz İmam Hüseyin’in şehadetinden sonra sevinecek, mutlu olacaksınız? Hangi kalp onun için mahzun olmayacak? Hangi göz ona ağlamayacak? Halbuki onun şehadetine yedi kat gök, dalgalı denizler, tüm yeryüzü, ağaçlar, denizlerdeki balıklar, Allah’ın mukarreb melekleri ve tüm gök sakinleri ağladılar.
Ey insanlar! Bizlere henüz “Müslüman olmayan” kimseler gibi davrandılar. Halbuki hiçbir suçumuz da yoktu. Allah’a andolsun ki, eğer Hz. Peygamber, bizi sevmeleri yerine düşmanlık etmelerini tavsiye etseydi, bundan daha kötüsünü yapamazlardı.”
Daha sonra İmam, “İnna lillah ve inna ileyhi raciun” diyerek şöyle buyurdu: “Biz bu acı ve büyük musibet karşısında Allah’tan yardım diliyoruz. Zira O, aziz ve intikam alıcıdır.”
İmam Zeynel Abidin’in yaptığı bu konuşma iki hususu ihtiva eder:
Zira İmam Hüseyin ve dostlarının mazlumiyeti ve şehadeti, alemlerin mülk ve melekutunu etkilemiş; tüm mevcudat alemi, o mazlum şehitlere, özellikle de İmam Hüseyin’e yas tutmuş ve matem gözyaşları dökmüştür.
Bu hakikate rağmen İslam iddiasında bulunan kimselerin, bu acı olay karşısında hiçbir şey olmamış gibi davranması mümkün müdür? Kerbela şehitlerinin mukaddes hatırasını canlı tutup üzülmemesi ve Emevi zalimleri ile onların yolunu takip edip Kerbela kıyamının ülkülerine karşı çıkanlardan nefret etmemesi düşünülebilir mi?
Evet, Kerbela olayını ve Kerbela şehitlerini anmak; tüm yüce değerleri, hakkı ve hakikati anmaktır. Bu yüzden tahir imamlarımız, İmam Hüseyin’in adını ve Kerbela şehitlerinin kahramanca hatırasını canlı tutmayı en değerli dini ibadetlerden saymışlardır.
Girdiğiniz metindeki tarama (OCR) ve klavye kaynaklı harf hataları (özellikle < karakterinin k yerine kullanılması, yarım kalmış kelimeler ve sayfa altı bilgileri) temizlenerek metin akıcı ve okunaklı bir hale getirilmiştir.
İşte metnin düzeltilmiş hali:
Hazreti Zeynep, hicretin altıncı yılı Cemaziyelevvel ayının beşinci günü Medine’de dünyaya geldi. Bu kız çocuğu, Allah’ın Resulü’nün mübarek torunu, Fatımatü’z Zehra validemiz ile o keremler Şahı Hz. İmam Ali Efendimizin de kız evlatlarıydı. Zeynep ismini ona dedesi Hz. Muhammed koymuştu. Çünkü Zeynep, cennette bir ırmağın adıdır ve çok kutludur.
Hz. Zeynep, henüz çocuk denecek yaşlarda iken, âlemlere rahmet olarak gönderilen biricik sevgili dedesi Muhammed Mustafa’nın Hakk’a yürümesinden sonra babasının hakkı olan hilafet layık olmayan kimselerin eline geçmişti. Bunun sonucu olarak ilk üç halife zamanında Hz. Peygamber’in getirmiş olduğu İslam’ın tüm uygulamaları, Hz. Peygamber’in sünneti doğrultusunda icra edilmek yerine, halifelerin kendi düşünceleri doğrultusunda uygulanmıştır. En önemlisi ise sürekli fetihlerde bulunmaları ve askerlerce elde edilen ganimetler dolayısıyla bu durumdan memnun olmalarıdır. Hatta bu durum, iktidara yakın çevreler ve kabile ileri gelenleri arasında büyük bir oligarşinin oluşmasına yol açmıştı. Yani keyfi uygulamalar ve adam kayırmalar, halife Osman’ın hayatına da mal olmuştu.
Tüm bu gelişmeleri yakından izleyen halk, bir nevi İslam’ın ilk yıllarını arar duruma gelmişti. Bunun için de ısrarla Hz. İmam Ali’nin hilafeti kabul etmesini istiyordu. O Hazret de önce kabul etmemiş, ancak sonra da kabul etmek zorunda kalmıştı. Gayri adil seçim ve uygulamalarla hilafete gelen üç halifeden sonra halkın çoğunluğu ve adil bir seçimle Hz. Ali, dördüncü halife olarak iş başına getirilmişti. Hz. Ali’nin halifeliği dört yıl kadar devam etmiş ve bu müddet zarfında devamlı olarak Muaviye ve haricilerle mücadele etmek zorunda kalmıştır.
Hz. Muhammed’in Hakk’a yürümesinin ardından, gayri adil bir seçimle hilafete gelen halifeden sonra Ömer ve Osman’ın halifelik dönemlerinde; o keremler sahibi babası İmam Ali’nin saf dışı bırakılmasına şahit olmuştu. Aslında babasının herkesten daha fazilet ve liyakat sahibi biri olarak, dedesinin yerine oturmaya hakkı olduğunu biliyordu.
Hz. Zeynep, bu bilinç içerisinde sorumluluk bilincini ve kişiliğini geliştiriyor; kadın, erkek herkesin, şartlar ne olursa olsun elinden gasp edilen hakkını geri alması için mücadele etmesi gerektiğini düşünüyordu. Ancak o keremler sahibi babası İmam Ali, Hz. Peygamber’in gerçek varisi kendisi olduğunu bilmesine rağmen, henüz yeni filizlenmeye başlamış bir fidana benzeyen İslamiyet’in zarar görmemesi, pek çok Müslüman kanının dökülmemesi için sabrediyordu. İşte bu olaylar, Hz. Zeyneb’in kişiliğinin gelişmesinde büyük etken olmuştu.
Hazreti Zeynep, amcasının oğlu Abdullah ile evlenmiş ve bu evlilikten iki oğlu olmuştu. Ancak, bu iki oğlunu da Hz. İmam Hüseyin’in melun Yezid’e karşı başlattığı İslam’ı koruma ve kollama mücadelesi sırasında Kerbela meydanında şehit verdi.
Hz. Zeynep, pek çok acılar yaşadı; 661 yılında canı kadar sevdiği babası, hariciler tarafından şehit edilmişti. Daha sonra ağabeyi İmam Hasan’ın Muaviye ile mücadelesi başladı. Muaviye’nin 60.000 kişilik bir kuvvetle İmam Hasan’ın üzerine geldiği zaman, İmam Hasan da 40.000 kişi ile Muaviye’ye karşı harekete geçmişti. Ancak, İmam Hasan’ın ordusunun ileri gelenlerinin dünya menfaatleri karşısında ve para karşılığı saf değiştirip Muaviye tarafında yer alması, geri kalanlarının da İmam Hasan’ın çadırlarını yağma etmesi ve İmamın eşlerine ait tüm ziynet eşyalarının yağmalanması sonucu, İmam Hasan, Muaviye ile bir antlaşma yapmak zorunda bırakılmıştı.
İmam Hasan, istemeyerek de olsa daha sonra Muaviye tarafından hiçbir maddesinin uygulanmayacağı bir antlaşma ile halifeliği Muaviye’ye bırakmak zorunda bırakılması; bunların içerisinde en acı olanı canı kadar sevdiği ağabeyi İmam Hasan’ın Muaviye tarafından İmamın eşi Cude’ye zehirletmesi olayıdır.
Hazreti Zeynep, tüm bu acıları yaşadı; Kerbela Faciası sırasında ise bunların kat kat daha fazlasını görmüştü. Kerbela faciasının iki ayağı vardı, bunlardan birincisi şehadet bölümü, ikincisi ise esaret bölümüdür. Zeyneb-i Kübra, bunların her ikisinde de yer almış, bu facianın manevi kahramanlarındandır.
Hazreti Zeynep, facia sonrası Kerbela’nın mesajını tüm cihana duyurma görevini, kardeşinin oğlu Zeynel Abidin ile birlikte yürütmüş, İmam Hüseyin’in başlatmış olduğu manevi dirilişi tüm cihana anlatmasını bilmiştir.
Annesi Hz. Fatımatü’z Zehra’nın Medine’de babasının Mescidinde yaptığı konuşmasının benzerini, Hazreti Zeynep, Kûfe şehrinde zalim İbni Ziyad’ın sarayında ve Kûfe halkının önünde yaptı. Hz. Zeyneb’in yaptığı bu konuşma, annesi Hz. Fatıma’nın yaptığı konuşma ile kıyaslandığı zaman her ikisinin düşünce sistemi ve sosyal meselelere bakış açısında büyük benzerlik olduğu görülür. Buradan da şunu anlıyoruz ki Hz. Fatıma, kızı Zeynep üzerinde büyük etki bırakmıştır.
Hz. Zeynep, sadece annesi Fatımatü’z Zehra’nın faziletlerinden etkilenmemişti. Kendisini etkileyenlerden birisi de keremler sahibi babası Hz. Ali idi. Babası da pek çok alanda hatta birbirine zıt sahalarda bile kahraman ve eşsiz bir insandı. O, bir fikir adamıydı, büyük bir düşünür, ilk üç halifenin itiraf ettikleri gibi “Canlı Kur’an”dı. Yerin altında ve üstünde ne varsa semavi ilimlere kadar evrenin bilinen ve bilinmeyen, yani zahir ve batın ilimlerine vakıf bir bilge idi. Acaba, bunca insani fazilete sahip olan bir insanı hilafetten uzak tutmak İslam’a darbe değil miydi? Hz. Ali’nin suskun kalması ise iç savaş çıkarak bir fidan misali olan İslam’ın zarar göreceğinden korktuğundandı. Çünkü Hz. Ali biliyordu ki, o şartlar altında kendi hakkı olan hilafeti geri almak için ısrar ederse, hiç de hoşa gitmeyen olaylar zuhur edecek ve Resulullah’ın çektiği zahmetler ve İslam için dökülen kanlar heder olacaktı.
Tüm bu olaylara, Hz. Ali’nin biricik kızı Zeynep de şahit oluyordu. Bunların her biri, Zeynep gibi düşünen ve sorumluluk sahibi bir insan için büyük bir dert ve imtihandı. Çünkü ilim ve takva sahibi olan babası susmaya mecbur edilmiş, o da yüce değerleri korumak için, kendi hakkından mahrum kalmak pahasına sabretmişti.
Hz. Zeynep, Kerbela kahramanlarının savaşına şahit olmuştu. Bu savaşta iki oğlunu, kardeşlerini ve yeğenlerini, en önemlisi de Peygamber’imizin göz bebeği olan İmam Hüseyin’i gözlerinin önünde hunharca şehit etmişlerdi. O, buna rağmen metanetini, sabrını kaybetmeyip, o kanlı facianın anlaşılmasını ve yüzyıllar sonrasında bile anlaşılmasını sağlayacak olan belagat dolu hutbeler vermiştir:
“Kanım dökülmeden ayakta durmayacaksa ceddim Muhammed’in dini!…”
Paylaştığınız metindeki tarama ve yazımdan kaynaklanan harf hataları (ti~’e -> diye, l<ayıp -> kayıp, l<ötü -> kötü vb.) ve satır sonu hece bölünmeleri düzeltilerek metnin aslına sadık, akıcı ve temiz bir hâli aşağıda sunulmuştur:
Hz. Zeyneb’in asıl çilesi Kerbela’dan sonra başlamıştır. Yezid’in askerleri onca insanı şehit etmekle kalmamış, geride kalan savunmasız kadın ve çocuklara ait değerli eşyadan ne varsa hepsini ganimet diye el koymuşlar ve çadırlarını istila etmişlerdi. Geriye her şeyleri elinden alınmış, Ehl-i Beyt’in kadınları ve yetim çocukları kalmıştı. Hz. Zeyneb’in sorumluluğu daha yeni başlıyordu. Çünkü İmam Hüseyin’in şehadetinden sonra o, kafilenin başına geçmiştir. Hz. Fatıma gibi bir annenin kızı olan Zeyneb, Kerbela hadisesinden sonra yılmadan doğruları savunmuş ve haykırmıştır. Bunu Yezid’in huzuruna çıkarıldığında yaptığı konuşmayla ispatlamıştır. Kûfe ve Şam’da halka yaptığı hutbeler sayesinde Yezid hükümetinin sonunu hazırlamış ve beyinlerin yeniden gerçek İslam’ı doğru olarak algılamasını sağlamıştır.
Çektiği çileler karşısında Zeyneb, hiç yılmadan Medine kadınlarına da öğütler vermişti; onlara kadın sorumluluğunun sadece çocuğa bakmak, çamaşır veya bulaşık yıkamaktan ibaret olmadığını söylemişti. Kadın bir insan olarak insanın toplumsal ilişkilerinde önemli bir rol oynamalı ve öncülük yapmalıydı.
Hz. Zeyneb, bugün şuurlu, imanlı, etki uyandırıcı bir kadın sembolü olarak günümüz kadınları için örnek teşkil etmektedir. Zira o, İmam Ali’nin kızı ve Resulullah Efendimizin torunu olma özelliğini kendinde taşıyor. İçinde bulunduğu konum onu saptırmadığı gibi hayatın dış şatafatlı görüntüsü onu kendine esir etmedi.
Hz. Zeyneb’in adını işitmeyen, onun fedakârlıklarını bilmeyen çok az insan bulunur bu dünyada. Çünkü o, Hz. İmam Ali ve Hz. Fatıma’nın evinde eğitim aldı ve ilim kapıları kendi yüzüne açıldı. Kendi zamanının kadınlarına hocalık yapmakta, ilim ve ahlak öğretmekteydi. Kocası Abdullah’ın evinde yiğit evlatlar yetiştirdi. İki evladı “Avn” ve “Muhammed” Kerbela faciasında İmam Hüseyin’in yanında savaşarak şehit oldular.
Hz. Zeyneb-i Kübra ve esaret kervanı, Kerbela’dan Kûfe’ye, yani İbn Ziyad’ın sarayına getirildiği zaman Hz. Zeyneb, Kûfe halkına çok etkili bir konuşma yapmıştı.
Hz. Zeyneb, konuşmasına şöyle başladı: “Bismillahirrahmanirrahim, Ey Kûfeliler, dinleyin!” Bu ses ile beraber tüm nefesler sineye çekildi, develer ve atlar bile bir müddet hareket etmeden öylece kaldılar. Rüzgâr dahi Zeyneb’in sesine mikrofonluk yapmak için yavaş yavaş harekete geçti. Tüm insanlar, Ali kızı Zeyneb’i dinlemek için sabırsızlanmaya başladılar. Acaba bu esir hanım ne konuşacak diye pürdikkat kesilmişlerdi.
Hz. Zeyneb: “Allah’a hamdüsenâ olsun. Salât ve selam benim babam Hz. Muhammed’e ve onun temiz soyuna olsun” deyince, herkes şaşkınlık içerisinde birbirlerinin yüzlerine bakmaya başladılar. O’nun sesini duyan ama onu göremeyenler ise: “Hz. Ali mi gelmiş, bu ses Hz. Ali’nin sesine benziyor, zira bu fesahet ve belâgat ile konuşuyor. Hz. Peygamber’den ‘babam’ diye söz ediyor. Hani onları bize yabancılar ve Yezid’e karşı gelenler olarak tanıttılar; oysa bu hanım, Hz. Peygamber’den ‘babam’ diye söz ediyor” diyerek şaşkınlıklarını dile getiriyorlardı.
Hz. Zeyneb, daha ilk cümlesiyle halkın üzerinde şok etkisi yapan hitabesine şöyle devam etti: “Ey Kûfe halkı! Ey aldatılmış zavallı halk, bize mi ağlıyorsunuz? Oysa ki bizim gözlerimiz hâlâ yaşlı, ıstıraplarımız dinmemiş, feryatlarımız yatışmamıştır. Sizler, gerdanlığını kaybedip sonra da toprak içerisinde onu arayan kadın gibisiniz. Sizler, Allah ve Resulüne iman getirdiniz, ama daha sonra işlediğiniz bu büyük günahla onun kökünü kazıp attınız. Sizden fesat, şer ve şarlatanlıktan başka bir şey de beklenemez. Sizler o güle benziyorsunuz ki ne yenilen ne de koklanandır.
Sizin nefisleriniz ne kadar da kötü bir nefistir ki sizler Allah’ın ve O’nun Resulünün gazabına uğramış ve cehennemlik olmuş bir toplumsunuz. Bizleri öldürdünüz, şimdi de bize ağlıyorsunuz. Evet! Allah’a yemin olsun ki çok ağlayın, az gülün; bu işlediğiniz cinayetin kanı sizin yakanıza yapışmış, bu yaptığınız pis ve kötü amellerinizden kurtulamazsınız ve bu ar ve rezillik sizi kahredecek ve hiçbir suyla bu çirkef lekelerinizden arınmayacaksınız. Peygamber’in oğlunun ve cennet gençlerinin efendisinin kanı nasıl yıkansın? Siz, iyiliklerin mabedini ve yardıma muhtaç olanların derman kapısını yıkıp öldürdünüz. Siz, Allah’ın ve Resulünün size olan hüccetini şehit ettiniz.
Ey Kûfe halkı! Öyle büyük ve kötü bir günaha saplandınız ki Allah’ın azap ve felaketi sizin üzerinizdedir. Uğraşlarınız, eliniz, yaptığınız her iş Allah’tan bela olarak size dönsün ve maalesef o belayı sizler istediniz ve zillete düçar oldunuz. Ey Kûfe halkı! Vay olsun size, kimin ciğerini söktüğünüzü biliyor musunuz? Siz, Muhammed Mustafa’nın göğsünü açıp ciğerini aldınız, ismet perdesini yırttınız. Siz Peygamber’in kanını akıttığınızın farkında mısınız ve ona nasıl bir saygısızlık ettiğinizi biliyor musunuz? Siz öyle büyük bir günah işlediniz ki günahınız yeri ve gökyüzünü doldurdu; sizin bu yaptığınız günahtan ve işlediğiniz cinayetten dolayı gökyüzünden kan yağmasına şaşırmayın. Ahiret günü Allah’ın kahredici ve zelil edici azabı haktır ve gerçekleşecektir. Ve o gün sizin için ne bir yardımcı ne de bir kurtarıcı olacaktır. Allah’ın verdiği şu sürede mutluluk yaşamayın; Allah azap etmede acele etmez, sabrı çoktur ve bilin ki Allah size bu cezayı vermek için sizi beklemektedir.”
Hz. Zeyneb, Kûfe’deki bu hutbesinden sonra Şam sarayında Yezid’in önünde ve daha sonra Mekke ve Medine şehirlerinde yaptığı ateşli ve etkileyici konuşmaları ile İmam Hüseyin’in davasını tüm İslam alemine duyurmuştur. Hatta Medine Valisi, Yezid’e yazdığı bir mektupta Zeyneb hakkında şu ifadeleri kullanmıştı: “Zeyneb’in halk içerisindeki varlığı, halkın yönetime karşı isyana yeltenmesine sebep olmaktadır. O, çok dirayetli, akıllı ve hitabesi güçlü bir kadındır. Halk içindeki varlığı, halkın yönetime karşı isyana yönelmesine sebebiyet verebilir. Kendi yandaşları ile Hüseyin’in intikamını almaya azmetmiştir.”
Bu mektup üzerine Yezid, Hz. Zeyneb’in halktan uzaklaştırılmasını emretmiştir. Hz. Zeyneb gözetim altında tutulması için Şam’a getirilmiştir. Ancak Hz. Zeyneb burada da rahat durmayarak, okuduğu ateşli hutbeleriyle Yezid yanlılarının uyguladıkları İslam dışı girişimlerini ve Hz. Hüseyin ve yakınlarına uyguladıkları zalimce muameleleri şiddetle lanetlemiştir.
Meşhur Batılı yazar Frişler, Hz. İmam Hüseyin ve İran isimli kitabında şöyle yazıyor: “Kûfe’de Zeyneb’in okuduğu hutbe; onca musibet ve zorlukların, kendi azizlerini kaybetmenin o yüce kadını dize getiremediğini ve iradesiz kılamadığını göstermektedir. Halbuki okuduğu o sert ifadeli hutbe anında kendisinin de öldürülmesi muhtemeldi.”
Hazreti İmam Hüseyin’in Yezid’e karşı başlattığı bu kutsal diriliş, ayağa kalkış, evrensel bir mesajdır. Kerbela olayı, sadece Hz. İmam Hüseyin ve beraberindekilerin yaşadığı bir olay değildir; bütün insanlığı etkileyen bir olaydır. Kerbela olayı, sadece İslami bir anlayış olarak anlaşılmamalı; bu olay, ahlaki ve sosyal boyutları da olan bir vakadır. Bu haliyle sadece geçmişi değil, günümüzü ve geleceğimizi bile etkileyen bir özelliktedir.
Tarih kitaplarının yazdığına göre, “Rüheyme” konağında Ebu Hirem ismindeki Kûfeli bir kişi, Hz. Hüseyin’in huzuruna varıp şöyle sorar: “Ey Resulullah’ın torunu, seni ceddinin hareminden çıkaran sebep nedir?…”
Metninizdeki OCR (tarama) kaynaklı harf, karakter ve imla hataları düzeltilmiş, orijinal yapısı korunarak akıcı ve okunaklı bir hale getirilmiştir.
İşte metnin düzeltilmiş hali:
Hz. İmam Hüseyin: “Ey Eba Hirem! Ümeyye oğulları, şahsıma karşı çok kötü şeyler yaptılar. Tüm bunlara sabrettim; malımı, servetimi yağmaladılar sabrettim. Fakat kanımı dökmek istediklerinde şehrimi terk etmek zorunda kaldım. Allahu Teâlâ da onları büyük bir zillet ve keskin bir kılıca düçar edecek, kendilerini hor, hakir eden bir kimseyi onlara musallat kılacaktır” diye cevap verir.
Bugün Irak’ın içerisinde bulunduğu duruma bir bakın! Kûfe şehrinin bulunduğu Irak’a bir bakın, Kûfe ve Irak’ın yüzü hiç gülmüş müdür? Cenabı Allah, bu ülkenin başına önce Saddam gibi birini musallat eder, daha sonra da malum, bugün Irak ülkesinin durumu gözler önündedir.
Neden? Nedeni bellidir; Irak halkı, özellikle Kûfe halkının Hz. İmam Hüseyin’e ve onun yanında yer alan Kerbela şehitleri ile kadın ve çocuklara yaptıkları malumdur.
Önce Hz. Hüseyin’in, daha sonra Zeynel Abidin ve Hz. Zeyneb’in Irak halkına, özellikle Kûfe halkına karşı yaptıkları tüm konuşmaların içeriğinde lanet ve beddua vardır. Bu lanet ve beddualar, bugün facianın işlendiği bu toprakların ve bu topraklarda yaşayanların yüzünü güldürmemiştir.
Bugün Irak’ta yaşananlara baktığımız zaman, dış mihraklı bazı büyük devletlerin istilası altında olduğunu görüyoruz. İşte bundan dolayıdır ki, Kerbela faciasının günümüze yansıyan sonuçları, çok açık olarak bir evrensellik arz etmektedir.
Yezid ve yandaşları aldanmışlardı; onlar zannettiler ki, İmam Hüseyin’i ortadan kaldırmakla her şey yoluna girecek, önlerinde hiçbir engel kalmayacaktı. Fakat onların düşündüğü gibi olmadı; Kerbela’da kızgın kumlar üzerine döklen her damla şehit kanı, çöl rüzgarları vasıtasıyla dünyanın dört bir tarafına savruldu ve her kum zerresi bir İmam Hüseyin ve binlerce, milyonlarca Kerbela şehidi olarak tüm dünyaya yayıldı.
Bugün tüm İslam alemi, Kerbela faciasını bir miras olarak kabullenmiş ve ona sahip çıkmıştır. Kerbela sonrası, esir ve köle muamelesi gören İmam’ın aile efradı ile Kerbela şehitleri için yüreği yanan her Müslüman, bu olayı bir miras olarak almalı ve kendisinden sonraki kuşaklara taşımalıdır. Bu miras, tazeliğinden hiçbir şey kaybetmeden kuşaktan kuşağa aktarılarak gelecek kuşaklara da ulaştırılacaktır. Yine bu miras, geçmişte ve günümüzde sahiplenildiği gibi gelecekte de sahiplenilecektir. Günümüz bilgi çağıdır ve bundan dolayıdır ki, bu inanç bir dalga gibi giderek dünyanın dört bir yanına yayılacaktır.
26 Kasım 2012
12 Muharrem 1434
Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı
Muharrem orucu boyunca cemevlerinde yemek verilir ve lokma duasıyla oruç bozulur.
Mustafa ÇETİN
Edirne Cem Vakfı Şube Başkanı
(Dede dar duasını verir.)
“Geldiğiniz yoldan, durduğunuz dardan, çağırdığınız pirden şefaat göresiniz. Darlarınız, divanlarınız kabul ola. Muratlarınız hasıl ola. Dergâh-ı izzetine yazılmış ola. Darına durduk Ya Allah… Ya Allah… Ya Allah… Divanına durduk Ya MUHAMMED… Ya MUHAMMED… Ya MUHAMMED… Keremine sığındık Ya ALİ… Ya ALİ… Ya ALİ… İnayet eyleyin Ya On iki İmamlar. Yol gösterin Ya On Dört Masum-u Paklar. Yardım eyleyin Ya On Yedi Kemerbestler. Bağışlanma senin yüzü suyu hürmetine olsun Ya Pirim Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli. Bizleri de ceminize kabul edin Ey Kırklar Meclisi!… Ya Rabbi! Darlarımızı, divanlarımızı dergâh-ı izzetinde kabul eyle. Gerçeğe Hü…”
(Edep-erkân üzere oturulur ve cemaatle birlikte salavat getirilir.)
FAHR-İ KÂİNAT, ÂLEMLERE RAHMET, VERELİM MUHAMMED MUSTAFA’YA VE EHL-İ BEYTİ’NE SALAVAT…
“Allahümme salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âli Muhammed”
Esirgeyen, Bağışlayan Allah’ın adıyla.
Hamd, âlemler sahibi yüce Allah içindir.
Allah ki acıyandır, koruyandır, sevendir.
Günü gelince ancak, O’dur hesap soracak.
Tek sana tapan, senden medet umanlarız biz.
Sapıtmışların yoluna düşmekten koru bizi.
Doğru yoldan ayırma bizi.
Aman Rabbimiz!
Esirgeyen, Bağışlayan Allah’ın adıyla.
Söyle ki gündüz gece, Tanrı tek, Tanrı Yüce.
O doğmaz, doğurmaz; kimse O’na denk olmaz.
Mustafa ÇETİN
Edirne Cem Vakfı Şube Başkanı
“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil Aliyyül Azîm.”
(Evirip çeviren, kuvvet ve kudret sahibi olan ancak Allah’tır.)
Paylaştığınız metin, Alevi-Bektaşi inancına ait Muharrem ayı matem erkanı dualarını (Secde, Mersiye, Münacat ve Aşure Duası) içermektedir. Metindeki tarama (OCR) kaynaklı harf hataları, bozuk karakterler ve mükerrer isim/unvan eklemeleri temizlenerek aslına uygun şekilde düzeltilmiştir.
İşte metnin temizlenmiş ve okunaklı hali:
Bism-i Şah Allah, Allah!..
İlahi Yarabbi! Mübarek Muharrem ayının, tuttuğumuz orucun ve yaşadığımız matemin yüzü suyu hürmetine sana olan secdelerimizi ve niyazlarımızı dergâh-ı izzetinde kabul eyle.
Muharrem ayında kurtuluşa eren peygamberlerinin hürmetine, Nuh Nebi’nin gemisine sığınıp kurtuluşa erenler gibi, bizleri de Ehlibeyt sevgisine bağışlayıp kurtuluşa erenlerden eyle Yarabbi.
Can ve baş vererek senin Hakk yolundan ayrılmayan mazlum Kerbela şehitlerinin ve şehitler şahı İmam Hüseyin’in aşkına rahmetini ve yardımlarını bizlerden esirgeme Yarabbi.
O yüce sevgiyi yol göstericimiz eyle. Ehlibeyt-i hanedanı bizlerden razı ve hoşnut eyle Yarabbi.
Duası bizden, inayet İmam Ali’den, şefaat Muhammed Mustafa’dan, kabulü de Allah’tan ola.
Gerçeğe Hü…
Bugün matem günü geldi
Ah Hasan’ım vah Hüseyin’im
Senin derdin bağrım deldi
Ah Hasan’ım vah Hüseyin’im
Şehit olmuş Şah-ı Merdan,
Şah Hüseyin’im, vah Hüseyin’im
Bizimle gelenler gelsin
Serini verenler versin
Hüseyin’le şehit olsun
Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im
Şehit olmuş Şah-ı Merdan
Şah Hüseyin’im, vah Hüseyin’im
Kerbela’nın yazıları
Şehit düştü gazileri
Fatma Ana kuzuları
Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im
Şehit olmuş Şah-ı Merdan
Şah Hüseyin’im, vah Hüseyin’im
Kerbela’nın önü düzdür
Geceler bana gündüzdür
Şah Kerbela’da yalnızdır
Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im
Şehit olmuş Şah-ı Merdan
Şah Hüseyin’im, vah Hüseyin’im
Gökte yıldız paralandı
Şehriban Ana karalandı
Şah Hüseyin yaralandı
Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im
Şehit olmuş Şah-ı Merdan
Şah Hüseyin’im, vah Hüseyin’im
Bir su verin masum cana
Zalim içti kana kana
Fatma Ana yana yana
Ah Hasan’ım vah Hüseyin’im
Şehit olmuş Şah-ı Merdan
Şah Hüseyin’im, vah Hüseyin’im
Boz bulanık puslu dağlar
Virandır bahçeler bağlar
Şah Hatayi’m durmaz ağlar
Ah Hasan’ım, vah Hüseyin’im
Şehit olmuş Şah-ı Merdan
Şah Hüseyin’im, vah Hüseyin’im
(Cemaat hep birlikte el ele tutuşarak bu mersiyeyi söylemiştir. Peşinden zakir kısa olarak Kerbela’yı anan bir mersiye daha okur. Dede, ayaktaki cemaatle birlikte okur.)
(Dede okur, Cemaat hep birden “Ya Hüseyin” diye katılır.)
Ey nur-u çeşm-i Ahmet-i Muhtar Ya Hüseyin
Ey yadigarı Haydar-ı Kerrar Ya Hüseyin
Ey can ü dil seririne Sultan Ya Hüseyin
Vah Kerbela’da Şah-ı Şehidan Ya Hüseyin
Ey nur-u çeşm-i Ahmet-i Muhtar Ya Hüseyin
Ruşen yüzünde sure-i Veşşems-i ve’d-Duha
Şanında nazil, Ayet-i Kur’an Ya Hüseyin
Ey nur-u çeşm-i Ahmet-i Muhtar Ya Hüseyin
Ceddin pak-i Resul, atan Şah-ı Mürtaza
Emmindir Cenab-ı Cafer-i Tayyar Ya Hüseyin
Ey nur-u çeşm-i Ahmet-i Muhtar Ya Hüseyin
Mah-ı Muharrem erdi, dem-i matem oldu ah!
Oldun bu ayda gün gibi pünhan Ya Hüseyin
Ey nur-u çeşm-i Ahmet-i Muhtar Ya Hüseyin
Kan ağladı şafakta, şefkatinden ah!
Ol dem ki seni ettiler kurban Ya Hüseyin
Ey nur-u çeşm-i Ahmet-i Muhtar Ya Hüseyin
Matem donunu giydi bulutlar bölük bölük
Elem keder koptu çü tufan Ya Hüseyin
Ey nur-u çeşm-i Ahmet-i Muhtar Ya Hüseyin
Gökler boyandı kana, gün giydi karalar
Mahvoldu arada, mah-ı taban Ya Hüseyin
Ey nur-u çeşm-i Ahmet-i Muhtar Ya Hüseyin
Kanlar döküp figan ile her kişi der ki ah
Hani ne oldu, sevgili canan Ya Hüseyin
Ey nur-u çeşm-i Ahmet-i Muhtar Ya Hüseyin
(Dede verir; eller açılarak)
Bism-i Şah Allah, Allah!..
Yarabbi! Ellerimizi açtık, boynumuzu büktük, başımızı secdeye koyup sana yalvarıyoruz. Dualarımızı dergâh-ı izzetinde kabul eyle Yarabbi. Sana açılan ellerimizi boş çevirme Yarabbi!
Ey Yüce Allah’ım! Sana hamd olsun ki bizleri sana kul, habibin Muhammed Mustafa’ya ümmet, veli ve vasi olan Ali’yyü’l-Mürtaza’ya talip ve soyuna taraf kıldın Yarabbi!
Hatice-i Kübra ve cennet seyyidesi Fatımatü’z-Zehra’nın hürmetine, rahmetini bizlerden esirgeme Yarabbi!
Rahman ve Rahim olan adın yüzü suyu hürmetine, İmam Hasan ve şehitler şahı İmam Hüseyin’in sevgisi ile gönüllerimizi nurlandır Yarabbi!
Hüseyin ve Zeynep’in Hakkı hürmetine, bizleri onların dostlarından ve izleyicilerinden eyle Yarabbi! Bizlerin hayat ve yaşantısını Hüseyni hayat eyle Yarabbi!
Yakınlarım deyip salatı ve sevmeyi bizlere farz kıldığın Ehlibeytin ve On İki İmamların yüzü suyu hürmetine yardımlarını bizlerden esirgeme Yarabbi!
Bereket ve nimetlerinle bizleri ödüllendir Yarabbi!
Merhametinin sonsuzluğuna sığınarak; “Kul beşerdir hata işler, sultan olan da bağışlar” niyetiyle özümüzü dara çekip, tövbe edip sana yalvarıyoruz, hatalarımızı affeyle Yarabbi! Dualarımızı kabul eyle Yarabbi!
Esma-i Hüsnalarının yüzü suyu hürmetine sana sığınanları her türlü kazalardan, belalardan, görünür görünmez afetlerden, acılardan emin eyle Yarabbi!
Sen evvelsin, sen ahirsin, zahir ve batınsın, dua edenin duasını kabul edensin.
Alemlere rahmet olarak yarattığın Muhammed Mustafa’nın, masum ve pak olduğuna şehadet ettiğin Ehlibeytin yüzü suyu hürmetine; yurdumuzu, ulusumuzu, varlığımızı, birliğimizi, dirliğimizi sonsuz eyle Yarabbi!
Ordumuzu denizde, havada, karada muzaffer eyle Yarabbi! Ülkemizin iç ve dış düşmanlarına fırsat verme Yarabbi!
Hastalarımıza, yolculuk edenlerimize, askerlerimize, darda, zorda olan cümle insanlarımıza yardım senden olsun Yarabbi!
Aramızda olmayıp da gönülleri ile aramızda olanların da niyetlerini ve dualarını kabul eyle Yarabbi!
Duası bizden, kabulü Allah’tan ola.
Gerçeğe Hü…
Bism-i Şah Allah, Allah!..
Yarabbi! Ellerimizi açtık, boynumuzu büktük sana yalvarıyoruz. Dualarımızı dergâh-ı izzetinde kabul eyle. Sana açılan ellerimizi boş çevirme Yarab…
İlahi Yarabbi! Senin rızan için oruç tuttuk, alemlerin rahmeti Muhammed Mustafa’nın ve Ehlibeytin muhabbeti için matem tuttuk. Oruçlarımızı ve matemimizi kabul eyle Yarab.
Rahman ve Rahim olan adın yüzü suyu hürmetine, Ehlibeyt sevgisiyle gönüllerimizi nurlandır ve bu sevgiyi yol göstericimiz eyle, onları bizlerden hoşnut eyle. Himmetlerini üzerimizde hazır ve nazır eyle. Cümle insanlığın barışına, dostluğuna, kardeşliğine vesile eyle Yarab.
İlahi Yarabbi! Alemlere rahmet olarak yarattığın ve pak olduğuna şehadet ettiğin Ehlibeyti’nin yüzü suyu hürmetine yurdumuzu, ulusumuzu, varlığımızı, birliğimizi, dirliğimizi sonsuz eyle Yarab. Ordumuzu karada, denizde, havada muzaffer; sözünü üstün, kılıcını da keskin eyle. Yurdumuzun iç ve dış düşmanlarına fırsat verme.
İlahi Yarabbi! Ülkemizin bütünlüğü, huzuru ve Hakk yolunda canlarını feda eden; Bedir’den Kerbela’ya, Kerbela’dan Çanakkale’ye tüm şehitlerimizin ruhlarını şad eyle.
Ülkemizin Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün, silah arkadaşlarının, cephane taşıyan fazilet sembolü olan analarımızın ve bu vatan için şehit düşen Mehmetçiklerimizin ruhlarını şad eyle Yarab.
İlahi Yarabbi! Bu mübarek günlerin yüzü suyu hürmetine cümlemizi her türlü kazalardan, belalardan, savaşlardan, afatlardan emin eyle.
Nimet-i Celil, bereket-i Halil, Habib-i Hüda Resul-i Kibriya Server-i Enbiya Muhammed Mustafa, Şah-ı Ali’yyü’l-Mürtaza, Şehid-i Hüseyin-i Deşt-i Kerbela hürmetine lokmalarımızı, aşuremizi dergâh-ı izzetinde kabul eyle. Duası bizden, kabulü Allah’tan ola.
Aşuremizin ve dualarımızın kabulü için, Kerbela ve tüm şehitlerinin ruhları, cümlemizin geçmişleri için Allah rızasına…
El Fatiha…
GÜNDEM
29 Haziran 2026GÜNDEM
29 Haziran 2026GÜNDEM
29 Haziran 2026GÜNDEM
29 Haziran 2026GÜNDEM
29 Haziran 2026GÜNDEM
29 Haziran 2026GÜNDEM
29 Haziran 2026