Çamlıca tepesi İstanbul’un yüksek yerlerinden biri sayılır. Dünden beri kar yağıyor aralıklarla. Hava soğuk mu soğuk. Çocuklar için bulunmaz fırsat. Çığlık çığlığa kayıyorlar, kardan adam yapıyor, kartopu oynuyorlar. Uzun yıllardan beri kara hasret kalan İstanbul çocukları için rüyalarına bile girebilecek güzellikler bunlar.
Eski yıllarda her mevsimi kendi tadında yaşadığımızı söylemek isterim. Balkanlar’dan kopup gelen bulutlar hem havayı soğutur, hem de tek katlı yer evlerinin damları boyunca kar bırakırdı üstümüze. Sokağa çıkabilmek veya evin dışında, bahçenin uzak köşesinde olan tuvalete gidebilmek için büyüklerimizin kar küreyip yol açmaları gerekirdi. Komşularla aramızdaki üst üste dizilmiş dikenli çalılardan oluşan duvar, aşırı yağan kardan sonra görünmez olurdu. Boyumuzdan büyük kardan adamlar yapardık.
Trakya’nın ayazı da meşhurdu o zaman. Ben, yedek subay hazırlık dönemini geçirdiğim Mamak’ta, gece eğitimine çıktığımız Ankara’nın ayazını da bilirim, Asteğmen olarak gittiğim Erzurum’un dişleri takırdatan soğunu da bilirim. Sivas’ın Yıldız Dağı’nda cana kasteden uğultulu tipiyi de yaşadım, Uludağ’da görüş mesafesini sıfıra indiren insafsız tipiyi de. Edirne’nin, Kırklareli’nin boranı, fırtınası, ayazı, inanın onlardan aşağı değildi. Zamanla mevsimler değişti. Küresel sıcaklığın artmasıyla birlikte mevsiminde beklenen yağışlar yağmaz oldu. Kar sevincinin ardında bu hasret var aslında.
“İstanbul buzlu fotoğraf camlarında gibi donuk
Gene pembesi pembe, mavisi mavi ama
Ellerimizle eşya arasına bir şey girdi.”
diyor ya Necati CUMALI , öyle işte.
Kar çiftçiler için berekettir, rahmettir. Çocuklar için oyundur, eğlencedir. Gençler için romantizm, ressamlar için tuval, şairler için ilham, bestekarlar için göklerden dökülen notalardır.
Madalyonun bir de arka yüzü vardır. Bu mevsimin mağdurlarıdır onlar. Dün de, bugün de. Mesela sahipsiz hayvanlar, yem bulayıp açlıktan ölen kuşlar… Mesela evlatları tarafından terkedilmiş, başını sokacak bir evi olmayan yaşlılar… Mesela 15-20 bin lira ile geçinmeye mecbur bırakılan emekliler…
Mevsim güzellemesi ile başladım ama görüyorsunuz, bir yere gelince kalemin ucunda düğümleniyor kelimeler. Hele yetkililerin yaptığı akıl almaz açıklamalar daha çok üşütüyor açlığa mahkum edilenleri. Adam milletvekili, belki birkaç yerden daha maaş alıyor ama iş emekliye, işçiye, çiftçiye, memura geldiği zaman “şükretmeyi unutmuş insanlar” olarak suçluyor toplumu.
AKP Milletvekili İsmail Güneş: “Emeklilerin ömrü bizim iktidarımızda arttı, insanlar daha iyi beslendi, ömürler uzadı. 62 yaştan 78’e çıktı. Maaşlara zam onun için düşük oluyor.” diyebiliyor utanmadan.
Duygularımızı üşüten yağan kar değil sadece. Adalete güven kalmadı toplumda. İBB soruşturmalarında yaşanan haksız muameleler, baskı ve şiddet insana bu kadar da olmaz dedirtiyor. Hasta mahkumlara reva görülen davranışlar eski TBMM başkanı AKP’li Av. Bülent Arınç’ı bile rahatsız etmiş durumda. Vicdanlar da mı buz tuttu yoksa?! Yağmur yağar, güneş açar, buzlar erir ama, yapılan hukuksuzluklar, yaşanan mağduriyetler, çalınan ömürler bir daha telafi edilemez.
Suç sabit oluncaya kadar herkesin masum olduğunu kabul ediyorsak ona uygun davranmalıyız. Adam cumhurbaşkanı adayı, tutuksuz yargılasan nereye kaçacak, neden kaçacak? Öteki MS hastası. Sayımda ayakta duramayıp düşüyorken kaçabileceğine siz inanıyor musunuz gerçekten?
Soğuk havada bir başka ateşli tartışma da öğrencilere dağıtılan karneler üzerinden yapılıyor.1. ve 2.sınıflarda karne yerine Gelişim Raporu hazırlanmış. İyi de neden Atatürk’ün resmini kaldırdınız beyler ? Neden Türk bayrağı ve İstiklal Marşı yer almaz hazırlanan raporların üzerinde? Hayır ama,” kimi rahatsız eder bunlar?” diye sorgulamakta haksız mıdır veliler ve öğretmenler?
Karnelerin üzerinden kaldırabilirsiniz ama bu milletin kalbinden ve zihninden onu asla silemezsiniz! Toplumun bunca çözüm bekleyen sorunu varken bir de bu tür çabalarla germeyin insanları! Tam tersine, aşağıdaki belgeyi bir defa daha dikkatlice okuyup, O’nu her zamankinden daha çok sevmemiz gerektiğini anlayın artık.
4 Ocak 1920
Lord Curzon’un notları:
Türkler Avrupa’dan atılmalıdır. Amerikalı Senatör Lodge’in dediği gibi İstanbul Türklerden tamamen alınmalı, bir veba tohumu olan harpçilerin yaratıcısı, komşuları için bir küfür olan Türkler Avrupa’dan silinmelidir.
Sahife No: 1003 Vesika No: 647
9 Aralık 1919
Amiral Sir F. de Robeck’ten Lord Curzon’a:
Mr. Hohler Kürt meselesi hakkında Kürt Başkanı ile olan Şeyh Said Abdül Kadir Paşa’yla görüştü. Kürtlerin bütün ümitlerini İngiliz Hükümetine bağlamış durumdalar. Bilhassa Mustafa Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. Kürtçüler, Kürtleri Mustafa Kemal’e karşı kışkırtmak için her parayı ödemeye hazırdırlar.
Sahife No: 031 Vesika No: 624
11 Aralık 1919
Amiral Sir F. de Robeck’ten Lord Curzon’a:
…… İngiliz Birliklerinin Samsun’dan çekilmesi milliyetçiler tarafından kullanıldı. Şimdi de demiryollarından çekilirsek bu hâdiseyi milliyetçiler bir zafer olarak ilân edeceklerdir. Mustafa Kemal’in kuvvetleri bir köprüyü havaya uçurup bir treni tahrip ettiler. Mustafa Kemal’in İngiltere’ye ne kadar düşman olduğunu Harp Bakanlığı herhalde anlayamıyor ……
GÜNDEM
23 Ocak 2026GÜNDEM
23 Ocak 2026GÜNDEM
23 Ocak 2026GÜNDEM
23 Ocak 2026GÜNDEM
23 Ocak 2026GÜNDEM
23 Ocak 2026GÜNDEM
23 Ocak 2026