Bildiğiniz gibi Türk Ocakları Balkan Savaşı yıllarında kurulmuş bir sivil toplum örgütüdür. Dağılan bir büyük imparatorluğun dağılma sürecinde, Türk unsurunun yok sayıldığı veya yok edilmeye çalışıldığı bir kaotik ortamda TÜRKÇÜLÜK idealiyle damarlarımızdaki asil kanı harekete geçirmeyi başaran, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’nin temellerindeki harcı kanlarıyla yoğuran inanmışlar ve adanmışlar ordusudur Türk Ocakları.
Onlar bağımsız bir devlet olmanın, emperyalizme başkaldırmanın ancak TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ VE TÜRKÇÜLÜK fikriyle mümkün olacağına inandılar ve halkı inandırdılar. Osmanlıcılık,Siyasal İslamcılık ve Batıcılık iflas etmiş, onlar kazanmışlardı. Osmanlı Devleti Avrupalılarca karikatürlerde sağmal bir inek olarak çiziliyor, memelerine yapışan her devlet onu iştahla emiyor, sömürüyordu. Batının bize bakışı buydu.
Biz ümmetin kurtuluşu için Yemen çöllerini Mehmetçiklerimizin kanı ile sularken, Lawrence’in zihinlerini iğfal ettiği Şerif Hüseyin ve çöl bedevileri, İngiliz askerleriyle birlikte Mehmetçiğin karnını deşerek ümmete ihanet ediyordu. Medine’de, Filistin’de , Zeytindağı’nda Allah’ımızla baş başa, kanımızla yapayalnızdık. Türkçülük böyle doğdu. İstiklal Savaşı, en büyük Türkçü Atatürk’ün önderliğinde TÜRK MİLLETİ’nin destansı mücadelesidir. Mustafa Kemal Atatürk de bir Türk Ocaklı, eşi Latife Hanım Türk Ocakları Fahri Genel Başkanı idi.
Bu girişi yapmamın bir değil, birçok sebebi var aslında. En başa 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı koymalıyım. Atatürk’ten önce veya sonra çocuklar için böyle bir sevgiyi bayrama dönüştüren bir devlet adamı yok gezegenimizde. Bu ayrıcalıkla büyüdük biz ve bize hür bir vatan bağışlayan, bir bayramla bizi bağrına basan yüce önderi biz de çok sevdik. Töremiz ve inancımızın gereği de budur.
Fakat kendini farklı kimliklerle tanımlayanlar, soy özürlü bazı aydınlar, siyaset sapkınları veya Araplaşmayı din zanneden cahiller, tarikat ve cemaat meczupları, emperyalizmin gönüllü köleleri olarak Türk’e de, Atatürk’e de düşmandırlar. Bu kepazelerin nankörlükleri ve hakaretleri artık aleni olmaya başlamış, Cumhuriyet’e düşmanlıkları milli birliğimizi tehdit eder hale gelmiştir. Böyle bir densizliği başka hiçbir ülkede göremezsiniz, hiçbir devlet buna izin vermez.
Bayramlarımızı kutlamak , milli bayramlarımızı bir şölene dönüştürmek, milletimizin de, çocuklarımızın da hakkıdır. Milli bayramlar gençlerin gönüllerinde vatan sevgisinin, aidiyet duygusunun kökleşmesini sağlayan özel günlerdir.
Bazı edebi metinler de öyledir. Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri bizim nesiller güne Andımız ile başlar, öğretmenleri n gözlerindeki ışıkta, giyim kuşamlarındaki özende Atatürk’ü görür gibi olurduk. Andımız milli bir dua gibiydi. Merak ediyorum, mesela Andımız’ı kaldıranlar acaba hangi sözcüklerden rahatsız olmuşlardır? Doğru ve çalışkan olmak mı, büyüklerimizi saymak, küçüklerimizi korumak, yurdumuzu özümüzden daha çok sevmek midir sizi rahatsız eden? Yoksa TÜRKÜM demek mi? “Ne mutlu Türküm diyene” diye haykırmak mı?
Ama burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir ve bu devletin sahibi de Türk Milleti’dir. Bakın daha savaş devam ederken o yiğitler 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’ni açarak egemenliği ilan etmişlerdi. “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.” demişti Atatürk. Egemenlik ortak kabul etmez. Herkes aklını başına toplamalı ve ona göre davranmalıdır. ABD Büyükelçisi Tom Barrack’a da burasının bağımsız bir ülke olduğu hatırlatılmalı, kendisinin de bir sömürge valisi olmadığı ihtar edilmelidir.Eğer haberi yoksa, mavi gözlü sarışın Bozkurt’un ;” Bağımsızlık benim karakterimdir. Bu millet esir yaşamaktansa ölsün daha iyidir.” dediğini ona hatırlatmalıdır. Biz başkalarına benzemeyiz.
Rus dış politika uzmanı Alexandr DUGİN ; “Türk ordusunu güçlü kılan Nato değildir. Mesele silah da değildir. Mesele TÜRKLÜKTÜR. Türk örgütlenme yeteneğidir, askeri ruhtur. Bu kimsede yoktur.” diyor. Türk’ü tarihten çıkarın inanın anlatacak bir şey kalmaz. Tarihler bu çelikten ruhun kahramanlıklarıyla doludur. Ne diyordu Atatürk: “Taş kırılır, tunç erir, ama TÜRKLÜK ebedidir. Türk budur; yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.” Bunu anlamayanlar ve bu millete ihanet peşinde olanların, şah damarlarının akıbetiyle oynadıklarını da bilmelerinde yarar vardır. Başa dönersek söylemem gereken ikinci konu ; Edirne’de gerçekleştirilen Türk Ocakları Marmara Şubeleri Bölge Toplantısı’dır. Edirne Ocak Başkanı Yakup Öz ile birlikte toplantıya katılan tüm şube başkanlarına en kalbi şükranlarımı bildirmekten mutluluk duyuyorum. Ben de bir Türk Ocaklıyım. Cumhuriyeti kanla irfanla kuranlar bu derneğin mensuplarıydı. Bugünkü şubeler ve aziz ocaklılar da bu Cumhuriyeti yaşatmak için onlar gibi azimli ve yeminlidirler. Türk Ocakları sıradan bir dernek değildir, partiler üstüdür ve politik şarlatanlıklardan azadedir.
Toplantıda bir konuşma yapan Genel Başkan Prof.Dr.Mehmet Öz ‘ün şu cümleleri devlet adamlarımız için de bir yol haritası olmalıdır. ” Biz ne Nato’cu, ne Çinci, ne de Rus’çuyuz. Biz Türkçüyüz. Türk Dünyasının güçlü olmasını, Türk devletlerinin güç birliği oluşturmasını, yeni dünya denkleminde güçlü olarak yer almasını arzu eder, onun için çalışırız.” Üniversite yıllarımızdan beri sloganımız değişmemiştir. “NE AMERİKA, NE RUSYA ,NE ÇİN / HER ŞEY TÜRKE GÖRE,TÜRKLÜK İÇİN.”
Konuyu eğitime bağlayarak bitirmek istiyorum. Şanlıurfa, Kahramanmaraş ve İstanbul’daki okullarda hepimizi üzen silahlı saldırılar yaşandı. Bir öğretmen ve 10 evladımız kurşunlarla can verdi . Çok sayıda yaralımız olduğunu da unutmayalım. Bu bir cinnet hali değil. Bu yönelimleri, çöken eğitim sistemimizin, çürüyen ahlak anlayışımızın, sarsılan aile yapımızın, savrulan toplum ve adalet anlayışımızın bir yansıması olarak kabul etmemiz gerekiyor. Uyuşturucu alışkanlığı ve sosyal medya tuzakları gibi daha bir çok neden sayılabilir. Ama bozulan ekonomik düzenin ve adil olmayan gelir dağılımının etkisini en başa yazmak yanlış olmaz.
Çocuklar bizim çocuklarımız. Bu neslin davranış bozuklukları bu aşamaya geldiyse yarınlardaki tehlikeyi bugünden görüp tedbirler alınmalıdır. Benim çocuğum, senin çocuğun meselesi değil bu. Değerlerimizi kaybettik biz. Milli değerlerimizle dini değerleri çatıştırarak çocuklarımızı ideal boşluğuna mahkum ettik. ”Her insan kendini eğitmek zorundadır ; çünkü en büyük düşman, kontrolsüz bir zihin, eğitilmemiş bir karakter ve alışkanlıkların kölesi olmuş bir ruhtur.” der Seneca.
Cumhuriyetin ilk yıllarında bir üniversite gibiydi Türk Ocakları. Bilime önem veren, çalışkan, yüksek karakterli, üstün ahlaklı, kültürlü bir toplum için bir AKADEMİ gibi çalışıyordu Ocak’lar, idealist gençler yetiştiriyordu. Vali ve Kaymakamlar, Daire Amirleri, Kurum Müdürleri, Öğretmenler Ocak’ın doğal üyesi idiler. O nedenle Atatürk bir vilayete ziyarete gittiğinde önce Türk Ocağı’na teşrif ederdi, Vali onu orada karşılardı. Yusuf Akçura o günlerde; “Kurtuluş, kim ne derse desin Türkçülüktedir.” diyordu. Ben bugün de aynı düşüncedeyim.
Bugün okullarımız bu ideale ve bu disipline maalesef sahip değildir. Çocuklarımız milli ruh ve heyecanlardan habersizdir. Hocam Prof.Dr.Mehmet Kaplan “Nesillerin Ruhu” kitabını boşuna mı yazdı zannediyorsunuz? Sadece diploma vererek insanları eğittiğimizi zannetmek en korkunç gaflettir. Ne güzel söylemişti rahmetli Prof.Dr.İlber Ortaylı: “İnsanın ilk önce ahlak okuması gerekir. Diplomalar meslek içindir.”
Eğitimde köklü bir reforma ihtiyacımız var. Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli samimiyeti ve hoşgörüsüne, Dede Korkut hikayelerindeki Alperenliğe, Göktürk Kitabelerindeki törelere, Şeyh Edebali’deki öğütlere , Atatürk ideallerine, kendi türkülerimize, kendi toylarımıza dönmeye karar verdiğimiz gün kendi Rönesansımızı da gerçekleştirmiş olacağız. Atatürk’ün de, Türkçülerin de asıl “KIZILELMA” sı bu değil miydi zaten?
GÜNDEM
22 Nisan 2026GÜNDEM
22 Nisan 2026GÜNDEM
22 Nisan 2026GÜNDEM
22 Nisan 2026GÜNDEM
22 Nisan 2026GÜNDEM
22 Nisan 2026GÜNDEM
22 Nisan 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.