Mustafa Kemal 13 Kasım 1918’de İstanbul’a geldiğinde söylediği “Geldikleri gibi giderler” sözünün gereğini yapmak için İstanbul’dan ayrıldığında takvimler 16 Mayıs 1919’u gösteriyordu. Denenebilecek her yol denenmişti. Geriye yapılacak tek şey kalıyordu, o da milleti harekete geçirerek Milli Mücadele’yi başlatmaktı.
Herkesin bildiği bir cümle vardır: “Yumurta dıştan bir güçle kırılırsa yaşam son bulur, içten bir güçle kırılırsa yaşam başlar.” Mustafa Kemal de yaşamı başlatacak o hareketi yapmak üzere önce Havza’ya geçmiştir. 28 Mayıs 1919’da yayınlanan Havza Genelgesi ile İzmir’in ve yurdun dört bir yanının işgal edildiği duyurulmuş, halk toplu direnişe çağırılmış ve dolayısıyla ulusal bilincin ilk adımı atılmıştır.
22 Haziran 1919’daki Amasya Genelgesi ile “Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.” uyarısı yapılmış, “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” sözüyle Kurtuluş Savaşı’nın yol haritası çizilmeye başlanmıştır.
23 Temmuz-7 Ağustos tarihleri arasında toplanan Erzurum Kongresi’nde karşımızda çocukluğundan beri severek yaptığı askerlik mesleğinden istifa etmiş, giyecek sivil elbisesi bile olmayan vatandaş Mustafa Kemal vardır. Bu kongrede “Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.” kararı alınmış ve Temsil Heyeti oluşturulmuştur.
4-11 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi ile dağınık olan mücadele Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiş, Anadolu ve Trakya topyekûn bir mücadeleye başlamıştır.
23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla da Kurtuluş Savaşı meşru bir zeminde yürütülmüştür. 1920 şartlarında illerden temsilcilerin seçilmesini ve işgal altındaki şehirlerden Ankara’ya gelmesini istemek demokrasiye inancın, vatanseverliğin ve gözü karalığın göstergesi değil de nedir!
Yukarıda sayılan bütün bu adımlar 13 Kasım 1918’den 16 Mayıs 1919’a kadar geçen sürede yapılan gizli toplantılar sayesine atılmıştır. 9 Eylül 1922’ye kadar giden o sürecin temeli, bu anlamda en az 19 Mayıs 1919 kadar önemlidir.
Mustafa Kemal 9 Eylül 1922’de Belkahve’den şehri seyrederken İsmet İnönü’ye söylediği “Biliyor musun İsmet, bir rüya görmüş gibiyim… Karabasanla başlayan, mucizeyle biten bir rüya.” sözüyle özetler bu 3 yılın nasıl geçtiğini. Bu sürede sadece düşmanla değil yoklukla, isyanlarla, dahili düşmanlarla ve ihanetler de mücadele edilmiş ve her birinde galip gelinmiştir.
Tabii 19 Mayıs 1919’da başlayan bu asil ve iyi planlanmış mücadele 9 Eylül 1922’de bitmemiştir. Asıl savaş şimdi başlamıştır. Düşmanı bozguna uğratan Anadolu ve Trakya irfanının yıllardır boğuştuğu yokluğa geri dönmesine izin verilmeyecek, yapılacak devrimlerle hak ettiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşması sağlanacaktır. Mustafa Kemal yine “Geldikleri gibi giderler” sözünü söylemekle kalmayıp gereğini yerine getirdiği gibi yapacak ve alfabeden seçme ve seçilme hakkına, eğitimden sanata her alanda vizyonerliğini ortaya koyarak çağdaş dünya seviyesinde yerli ve milli projeler hayata geçirecektir.
19 Mayıs 1919 olmasaydı ne 23 Nisan 1920 olurdu, ne 29 Ekim 1923, ne de Türkiye Cumhuriyeti.
107. yılında Milli Mücadele’de kağnısındaki çocuğuna örteceği battaniyeyi top mermisine örten Eliflerden, kopan parmağının farkında olmadan “Komutanım benim tüfek bozulmuş, tetik basmıyor” diyen Mehmetlere kadar canını, kanını vermiş her kim varsa saygıyla anıyoruz, emanetlerinin yılmaz bekçileriyiz ve biliyoruz ki gerektiğinde muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.
GÜNDEM
19 Mayıs 2026GÜNDEM
19 Mayıs 2026GÜNDEM
19 Mayıs 2026GÜNDEM
19 Mayıs 2026GÜNDEM
19 Mayıs 2026GÜNDEM
19 Mayıs 2026GÜNDEM
19 Mayıs 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.