Yüksek Mimar Mehmet Ali Esmer, restorasyon kapsamındaki Selimiye Camisi’nin kubbesinde yapılması planlanan ancak Edirne İdare Mahkemesi tarafından durdurulan kalemişi bezemeler hakkında açıklamalarda bulundu.
Konunun günlerdir kamuoyunda tartışıldığına değinen Esmer, “Selimiye gibi büyük yapıların inşa sürecine ve yapının biçimlenmesine statik sorunlar, akustik sorunlar, aydınlatma ve havalandırma sorunları, estetik sorunlar, coğrafi ve iklim sorunları, işlev sorunları gibi pek çok sorunlar etki eder. Neticede tüm bu süreci ilgili ekipler vasıtası ile mimar organize eder ve yönetir. Yani bu orkestranın şefi Mimardır, diğer meslek erbapları (Hattatı, Taşçısı, Dülgeri, Çini Ustası, İmamı, Müezzini vb. her türlü sanatçısı ve tarihçisi) ise sadece bu orkestranın ayrı birer uzman enstrümanıdır. Çok sesli bir dinletide tek sesin resitali olmaz. Bu yüzden ben diyorum ki Selimiye camii hakkında ilgili ilgisiz herkesin konuşturulmasını, bu konularda fikir beyan etmelerini doğru bulmuyorum. Şunu da çok iyi biliyoruz, mimarlıkta yapılan her detay bir sebep veya gerekçe üzerine meydana getirilmiştir. Ve bu sebepleri de ancak mimarlık eğitimi üzerine uzmanlaşmış ehil kimseler anlayabilir. Özetle; en iyi Mimar olan Mimarın dilinden, Doktor olan doktorun dilinden anlar. Bu yüzden böylesine önemli konularda, derin mesleki bilgi ve tecrübe sahibi insanların görüş beyan etmesi çok önemlidir. Bilgi içermeyen tevatür ve sanı ile dolu olan fikir beyanlarının hiçbir hükmü olamaz” dedi.
‘DÜNYA KAMUOYUNA MAL OLMUŞ BİR SELİMİYE CAMİSİNİN KUBBESİ, KİMSENİN YAP-BOZ DENEME TAHTASI OLMAMALIDIR!’
Selimiye Camisi’ndeki mevcut kalemişlerinin Mimar Sinan’a ve dönemine ait olmadığını belirten Esmer, şunları kaydetti:
“Nakkaş Semih İrteş Hoca, Mimar Sinan kubbelerinin tezyinatı konusunda Türkiye’nin iyi ve uzman hocalardan birisidir. Kendisi diyor ki; ‘Şu andaki kalemişleri Mimar Sinan’a ait değil.’ Doğrudur. Yine buna dayanıp “Aslında böyle olması gerekir” diyerek mevcut Mimar Sinan’ın kubbelerinden bir sentez yapıp, yeni bir taslak geliştiriyor. Ve bu taslağı esas lanlar da “Mimar Sinan kubbesi böyle idi” diyerek konuyu ilgili resmi kurumlara sunuyor.
Şimdi burada bir yanlışlık var. Elbette günümüze erişen mevcut kalemişleri Mimar Sinan döneminden sonra yapılmıştır ve ancak o uygulama da tarihi bir eserdir. Dönem eseridir ve bir önem taşır. Semih İrteş hocanın yaptığı taslak da aslında bir Mimar Sinan tarzı çalışmadır fakat kesinlikle bir Mimar Sinan’ın tasarımı değildir. Dolayısıyla bunu esas alıp da hiçbir ize ve kalıntıya dayanmadan, mevcut bir tarihi eserin izlerini yok edip, illa bu şema niteliğindeki taslağın o kubbeye yapılmak istenmesini şahsen doğru bulmuyorum. Eğer Mimar Sinan’ın tarzını anlatacak isek, bunu zemin seviyesinde bir tanıtım panosunda da izah edebiliriz. Ama Selimiye Camisi gibi bütün dünyaya mal olmuş bir baş eserin kubbe tavanı kimsenin deneme tahtası ya da tuvali olmamalıdır. “
‘OSMANLI MİMARİSİNİN EN BÜYÜK KUBBESİ’
Belki konuya ilk defa vakıf olacaklar için söylüyorum<¸Mimar Sinan’ın kubbe tezyinatları genelde çok sade olur. Bizim Osmanlı kubbeleri basık kubbe şeklinde inşa edilir. Roma kubbesi tam yarım küredir. Onlarda bütün yükleri duvarlar çeker. Bizim kubbeler ise altın oran nispetinde basıktır. Kubbe yükleri yatay ve düşey doğrultularda ikiye yöne aktarılır. Selimiye kubbesi, Osmanlı mimarisinde tek başına yapılan en büyük kubbedir. Kubbedeki ağırlık; Süleymaniye Camisinin çapı 28 metre iken Selimiye Camisinin çapı 31 metredir. Yani arada 3 metre fark vardır. Bu üç metre fark iki misli ağırlık getirir. Mimar Sinan yapabileceği en büyük kubbeyi yapmıştır. Her santimetre büyüdüğünde kubbenin tonlarca miktarda yükü daha da artacak ve taşıma sorunları ortaya çıkacağı muhakkaktır. Şimdi kubbe statiği bu kadar ince hesaplamalar içinde iken Mimar Sinan kubbeye sonradan gelebilecek tüm yüklerin de statiği etkilememesi için ileriye dönüm tedbirler alıyor. İşte bu noktada kubbe üzerindeki tezyinat biçimleniyor.
‘MİMAR SİNAN YILLAR SONRA BİZLERLE KONUŞUYOR ASLINDA’
Bilindiği gibi Kubbeye aydınlatma amaçlı avize ağırlıkları binecek. Bu ağırlıkları tam orta merkezde kilit taşının olduğu yerde, ağırlıkların sıfırlandığı bir noktada ‘Buyurun buradan asın’ der gibi oraya bir halka takar. O halkanın çirkin görüntüsünü kapatmak için ortaya büyükçe bir bezeme yapar. Basık kubbenin üçte bir seviyesinde bir çember vardır. Bu çemberin hattı yine kubbe yükünün kendi içinde kilitlendiği halkadır. Bu çemberin hizasında 12-16 adet çiçek bezemesi görülür. Oralarda da küçük zincir halkaları vardır. Buradan asın diye. “Kubbenin herhangi bir yerine zincir takıp da avize asmayın, fazladan yük verip dengeleri bozmayın, kubbeye zarar vermeyin” diye genelde yüklerin taşındığı bölgeleri işaretlemek için küçük çiçek şeklinde bezemeler yapıyor. Yani Mimar Sinan yüzyıllar sonra, kendisinden sonra burayı kullanacak insanlarla insanlarla konuşuyor aslında.
‘SİNAN DÖNEMİNE AİT HİÇBİR İZ YOK’
Selimiye Camisinde Sinan dönemine ait ana kubbede hiçbir iz bulunmadı. Bildiğim kadarıyla Kubbe altında 5 döneme ait raspa çalışmaları yapıldı. Ortada bir gerçek var ki bunların en alt katmanı olan Sinan dönemine ait yüzeylerde herhangi bir bezeme, motif, kalıntı gibi hiçbir ize rastlanmadığıdır. Bu konuda tarihi bir belge de yok. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde şu anki mevcut kalem işleri tarif ediliyor. Hiçbir belge olmadan ‘Kubbe bu şekilde olması gerekir’ denilmesi bence doğru değil. Zaten imzaladığımız Venedik Tüzüğü’ne de aykırı. Hem tartışms konusu olmuştur, Selimiye Camisinin içindeki müezzinler mahfilinin de ortaya yerleştirilmesindeki en büyük etken statik sorunlardan gelen akustik çözümdür. Mahfelde yapılan özgün kalemişleri19. Yüzyılda İtalyan ressamlar tarafından tamamen griye boyanıyor. 1950’li yıllarda yapılan restorasyon çalışmalarında bakılıyor ki o boyanın altında bir özgün bezemeler var. Yani Sinan dönemine ait desenler var. O zaman karar veriyorlar ve diyorlar ki ‘bütün bu boyayı kaldıralım eski desenleri ortaya çıkartalım.’ Evet bunu yapıyorlar ama yine de o dönem yapılan müdahaleyi göstermek için müezzinler mahfilinin bir köşesinde İtalyanların yaptığı gri boyanın küçük bir kısmı numune olarak bırakılıyor. Selimiye Camisinin kubbesinde Sinan dönemine ait bir ize veya kalıntıya rastlanmadı ki kubbedeki mevcut tarihi eser niteliğindeki kalem işlerini tümden yok sayıp yenisini yapalım? Hem öyle de olsa en azından mevcut tezyinatın en az bir bölümünü koruma mecburiyeti yok mu?
‘BİR BELGE YOK’
Selimiye için ‘Olması gereken budur illaki bunun olması gerekiyor’ dayatmanın bir anlamı yok. Elde bir belge yok, iz yok kalıntı yok. O dönem Mimar Sinan buraya yapıları yapmadan önce Roma kalıntıları vardı. Hatta bu kalıntılardan çıkan bir sütunu da dış avlunun köşesinde güvercin motiflerini sergileyecek şekilde kullandı. Yani şimdi iddia edilen bu mantığa göre “burada Roma eserleri vardı” diye koskoca Selimiye’yi mi yok edeceğiz. Bugün bazı klasik dönem camilerimizde barok tarzı vitray pencereler de görüyorum. Zamanında eskiyen yıpranan pencereler yenileri ile dönem gereği barok tarzda yenilenmiş. Evet gözümüzü tırmalıyor, klasik camiye ters düşüyor ama gene de tarihi eserdir. Orada durması gerekir. Aslı varsa, özü varsa yaparsın aynısını bunu da kaldırırsın müzeye.
Söz konusu değişiklik için ileri sürülen dayanaklardan birisi de; “Mimar Sinan’ın kalemişleri üzerine yeni bir kalemişi yapmanın Mimar Sinan’a saygısızlık” olduğudur Bu sebeple mevcut kalemişlerine karşı gelen arkadaşlar var. Bence en büyük saygısızlık Mimar Sinan ve eseri üzerinden geleceğe yönelik pirim sağlamaya çalışmaktır. Ve Mimar Sinan’a ait olmayan bir işi ona ait özgün bir dizayn gibi göstermek ona yapılacak en büyük hakarettir diye düşünüyorum. Mimarlar ancak mimarın dilinden anlar. Mimar olanlar konuşmalı. Mimar Sinan ve eserleri hakkında herkes konuşamamalı ve konuşturulmamalı. Bu konuda yetkili ve tecrübeli, meslek erbabı insanlar konuşturulmalı. Mimarlıkta hiçbir şey boşuna yapılmaz. Sadece görünüşe bakarak hüküm vermek ve bunları kamuya yansıtmak da yanlıştır.”
Haber Tunç Eryonar
GÜNDEM
24 gün önceGÜNDEM
29 Kasım 2025GÜNDEM
29 Kasım 2025GÜNDEM
29 Kasım 2025GÜNDEM
29 Kasım 2025GÜNDEM
29 Kasım 2025GÜNDEM
29 Kasım 2025