04 Mart 2026 Çarşamba
He-Man, bildiğiniz gibi Amerikan kılıç ve gezegen animasyon televizyon dizisidir .” He-Man, Kainatın Hakimleri serisindeki ana karakterdir. 1983 ila 1985 yılları arasında çekilen çizgi film; 130 bölüm olarak çekilmiştir. Seride; He-Man ve arkadaşları Eternia’yı ve Şato’sunun sırlarını İskeletor’un kötü emellerinden korumaya çalışır. İskeletor çok kötü bir yaratıktır.” Bu notu düştükten sonra, bugün bu karakteri kim temsil ediyor diye sorduğumuzda hepimizin aklına gelecek ilk isim eminim ki D.Trump olacaktır.
Bir de Batman karakteri vardır, Kara Şovalye veya Superman olarak da bildiğimiz. “Maskeli balolarda takılana benzer bir maske takan karakter bir ipte sallanmaktadır. Yarasadakine benzeyen sabit iki kanadı vardır ve büyük bir amblem de taşımaktadır. Batman olarak genelde geceleri suçla savaşır, herkese gizemli bir şekilde, bir yarasa gibi yaklaşır. Oradadır ama görünmez. Gözleri önünde öldürülen anne ve babasının intikamını almanın, sosyal adaleti sağlamanın mücadelesini verir.”
Bu çizgi filmleri seyrederek büyüyen birçok kişi bu karakterlerin etkisinde kalmış, var olan gücü oranında kendini He-Man gibi görmüştür. Muhtemelen D.Trump’ın rol modelleri de bunlardır. He-Man gücü ve silahları sayesinde, Batman ise zekasını kullanarak amaçlarına ulaşmaya çalışır.
ABD’nin emperyalist saldırganlığını ve D.Trump’ın insanlıktan nasipsiz ve ahlaksız başkanlığını bahsettiğim karakterlerle izah etmek de mümkün değildir. Belki Trump o karakterlerin genetiği bozulmuş, insanlıktan nasipsiz, merhamet duygusu kazınmış vahşi ve zalim bir robotudur. Trump Siyonist şeytanların kuklasıdır. Bence o, Netanyahu celladıyla birlikte He-Man’dan çok İskeletor karakterine daha yatkındır.
Dünya tarihi milletler mücadelesinden ibarettir. Dünyanın hakimi olmak için devletler akıl almaz savaşlara, kanlı kapışmalara, vahşi katliamlara sebep olmaktadırlar. Emperyalizmin metotları değişmemiştir aslında. Saldırganlık ve sömürgecilik dün nasılsa bugün de aynıdır. Ama dün daha mertçe ve üstelik daha dar bölgede yapılırken, günümüzde çok uluslu ve küresel ölçekte çok geniş bölgelerde yaşıyoruz savaş barbarlıklarını.
BOP tıkır tıkır ama acımasızca ve gaddarca işliyor. ABD ve İsrail, dünyamızın huzuruna kan doğramaya, cellatlığa övgü düzmeye devam ediyor. Çünkü doymuyorlar, daha çok semirmek istiyorlar. Bu haksız hukuksuz vandallığın asıl amacı, dünyanın tek hakimi olmak, Rusya,Çin ve Hindistan’ın yeni bir blok oluşturarak paylaşım savaşında rakip olmasını önlemektir. Çünkü komünist sistemi terkettikten sonra bilim ve sanayi devrimiyle ulaşılan teknoloji zirvesi ve 2 milyarı aşan nüfusuyla ÇİN ABD’nin korkulu rüyasıdır.
ABD hegomonyasını sürdürebilmek için enerji kaynaklarını (doğalgaz,petrol, kayagazı) ve nadir elementler dahil stratejik maden sahalarını zor kullanarak ele geçirmeye çalışmaktadır. Ve karşına dikilen hiçbir güç yoktur.En korkutucu olan da budur. AB ülkeleri ve İngiltere de kendi enerji güvenlikleri için ABD zorbalığına desteklerini açıklamaktan utanmamışlardır. Halbuki İran’a yapılan bu saldırganlık uluslararası hukuk kurallarına da, Birleşmiş Milletler Yasasına da ,savaş hukukuna da uymamaktadır.
Venezulla için de, Filistin ve Gazze için de aynı hukuksuzluk ve zorbalık, aynı eşkiyalık geçerlidir. İsrail Gazze’de çoluk çocuk demeden, kadın ve yaşlı gözetmeden binlerce insanı katlederken dünyanın demokrasi havarisi gelişmiş ülkeleri üç maymunu oynamışlardır.
İran mübarek Ramazan günlerinde ve üstelik de barış müzakereleri devam ederken bombalanmıştır. Neymiş, elinde geliştirmekte olduğu nükleer silahlar varmış ve bunlar İsrail’in güvenliği için bir tehditmiş. İsrail’e serbest, İran’a yasak, bana yasak. Seveyim sizin demokrasinizi, sevsinler sizin adaletinizi!
İran rejimini ben de sevmiyorum. Nüfusun neredeyse yarısını oluşturan Türklere getirilen kısıtlamaları ve yapılan haksızlıkları elbette biliyorum. Hem tarihte, hem de günümüzde İran’ın hep düşmanlarımızın safında yer aldığını, Türkiye Cumhuriyeti’ne düşmanlıklar beslediğini biliyorum. Buna rağmen ülkemin menfaati gereği mezhep fitnesini de bir kenara bırakarak, sosyo kültürel ve jeo stratejik açıdan İran’ın yanında durmak gerekir diye düşünüyorum. Elbette tüm Müslüman Arap devletlerinin ABD’nin yanında yer alma alçaklığını gösterdikleri bir ortamda bunu da diplomatik alanla sınırla tutmak şartıyla.
Bir ABD’li politikacının “ İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelecektir.” şeklindeki tehdit sözleri her Türk için kendi kanımızı yeniden hatırlamamıza, Türk olduğumuzun farkına varmamıza vesile olur inşallah. Her zaman söylüyorum: Batılı ülkeler, iki asırdır hayran olduğumuz, klasikleriyle büyütüldüğümüz kendi değerlerini inkar edercesine demokrasiden uzaklaşıp tiranlığa alkış tutmaya başlamışlardır. Bu tercih kıyamete davetiye çıkarmaktır.
Biz, Dedem Korkut’un duaları, Boğaç Han’ın dirayeti, Ertuğrul Gazi’nin celadeti, Ahmet Yesevi’nin samimiyeti, Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş’ların muhabbeti, Mustafa Kemal’in asaleti ile kendi medeniyyet tasavvurumuzu yeniden inşa edip çağın idrakine monte edemezsek bilinsin ki düvel-i muazzamanın faturası bir kez daha önümüze konacak, Türk’ün ateşle imtihanı bir kere daha denenecektir. Dünyanın başına bela olanlara bela olmaya hazır olmalıyız vesselam.