Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi, Lozan Anlaşması’nın yıldönümünde ülkemizde “Lozan Bağımsızlık Bayramı” olarak kutlanması gerektiğini açıkladı. yapılan açıklamada, “Lozan Anlaşması’nın imzalandığı 24 Temmuz günü bizim için Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi bugün de bayramdır ve ulusumuz tarafından da “Lozan Bağımsızlık Bayramı” olarak kutlanması sağlanmalıdır. Bu konuda 27. dönemde CHP tarafından TBMM’ye verilmiş bir yasa teklifi olduğu da dikkate alındığında görev elbette siyasetindir” denildi.
“MİLLETLERİNE GÜVENDİLER VE BAŞARDILAR”
Açıklamanın devamında şunlara yer verildi:
“Emperyalizme karşı verdiğimiz Kurtuluş Savaşı’nın zafere ulaştırılmasının ardından 24 Temmuz 1923 günü Lozan’da imzalanan Barış Antlaşması ile Türk milleti, uygar milletler dünyasının eşit ve onurlu bir üyesi olduğunu tüm dünyaya kabul ettirmiş ve tam bağımsız yeni bir Türk Devleti ile yoluna devam edeceğini de ilan etmiştir. Böylelikle 1. Dünya Savaşı galipleri İtilaf Devletlerinin Almanya’dan Avusturya’ya, Bulgaristan’dan Osmanlı’ya mağlup devletlere dayattıkları barış(!) antlaşmalarından sadece Sevr Antlaşmasının uygulanamadan tarihin çöplüğüne atılması ile 1. Dünya Savaşı resmen sona ermiş ve 1699 Karlofça’dan itibaren 224 yıl boyunca Türk Milletinin bir antlaşma masasından ilk kez başı dik kalktığı bu kutlu gün, 1923’den 1950 yılına kadar “Lozan Sulh Bayramı” olarak coşkuyla kutlanmıştır. Büyük Atatürk, Lozan Anlaşmasını Nutuk’ta şöyle tanımlamıştır; “Bu antlaşma, Türk Milleti aleyhine yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış büyük bir suikastın yıkılışını ifade eden bir belgedir ve Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasi zafer eseridir.” Osmanlı toprakları üzerindeki emperyalist emellerini kısmen de olsa sürdürmek için büyük çaba gösteren “yedi düvel” in temsilcilerine karşı Lozan’da İsmet Paşa’nın tavizsiz diplomasi mücadelesini ve aldığı sonucu içine sindiremeyen Lord Curzon, yanında ABD temsilcisi Charles H. Sherill de varken İsmet Paşa’ya şu küstah sözleri söyleyebilmiştir; “Hiç memnun değiliz. Hiçbir dediğimizi yaptıramadık. Şimdi reddettiklerinizin hepsini cebimize koyuyoruz. Harap bir memleket devralıyorsunuz, bunu kalkındırmak için mutlaka paraya ihtiyacınız olacak. Para bir bende, bir de bu yanımdakinde var. Para istemek için bize gelip önümüzde diz çöktüğünüz zaman şimdi cebimize attıklarımızı birer birer çıkarıp önünüze koyacağız.” Türkiye üzerindeki emperyal emellerin kesintisiz devam ettirileceğinin somut bir göstergesi niteliğindeki bu sözleri Atatürk de, İsmet Paşa da, Kemalist Devrim kadroları da hiç unutmadılar, hiç kimsenin önünde diz çökmediler, hep olduğu gibi yine sadece milletlerine güvendiler ve başardılar. Lozan’da açıkça ifade edilen bu emperyalist emeller, yıllar boyunca yoğunlaşarak Cumhuriyetimize, kuruluş ilkelerimize, ulusal egemenliğimize, tam bağımsızlığımıza, ulus devlet yapımıza ve tapu senedimiz Lozan’a yönelik saldırılarla geçmişe göre çok daha sistematik ve cüretkâr olarak günümüzde de sürdürülmektedir. Dost kisvesi altında ve devşirilmiş yerli işbirlikçilerle birlikte uygulanan bu saldırıların hız kesmeden süreceği de görülmektedir.
“SUYU ISITMAYA DEVAM ETMEKTEDİR”
75 yılı aşan sağ iktidarların aymazlıkları sonucu Lozan’da elde ettiğimiz bağımsızlık ve egemenlik kazanımlarımız ciddi yaralar almış, ülkemiz büyük devletlerin ve uluslararası örgütlerin örümcek ağına mahkum edilmiştir. Bu süreçte, Atatürk Cumhuriyetinin bilgili, bilinçli, düşünen, sorgulayan ve üreten öğrenci yetiştirme sistemi terk edilerek yerine getirilen ezberci ve dinselleştirilmiş eğitim anlayışı beyinleri biat kültürüne teslim etmiştir. Kamu kaynakları yandaş kişi, kuruluş ve inanç gruplarına aktarılmaktadır. Hukuk devletinin olmazsa olmazı “Kuvvetler Ayrılığı” ve “Yargı Bağımsızlığı” ilkeleri yok sayılarak yasama, yürütme ve yargı erklerinin tek merkezde toplanması ve yargının siyasallaşması ülkemizi “Dünya uygar milletler” toplumundan hızla uzaklaştırmaktadır. ABD’nin “Bizim çocuklar yaptı” diye tanımladığı 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile başlayan süreçte küreselleşme ve serbest piyasa ekonomisi tuzaklarıyla vahşi kapitalizmin uluslararası finans piyasalarına eklemlenen Türkiye, ithalat yapamazsa üretemeyen, borçlanmadan ekonomisini yürütemeyen, aldığı borçlarla birikmiş borçlarının faizini ödemekte dahi zorlanan, tam anlamıyla dışa bağımlı bir ülke haline gelmiştir. Dış güdümlü politikalarla tarım ve hayvancılığımız çökmüş, ekonomimiz yüksek teknolojili ürün üretme hedefinden kopmuş, milletimiz üretmeden tüketme açmazına düşmüştür. ABD’nin bölgemize yönelik Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) Türkiye’yi de rejimi ve sınırları değiştirilecek 22 ülke arasında saydığı tüm açıklığıyla bilinirken bu projenin eş başkanlığının üstlenilmesi bir yana, ABD’nin Afganistan, Irak, Libya ve Suriye saldırılarında geleneksel “Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesi umursamaksızın uygulanan fahiş hatalarla dolu dış politikanın ülkemize ağır maliyetler yüklediği ortadadır. Süreç aleyhimize işlemektedir. BOP hedefleri kapsamında İran’ı halletmek isteyen ancak başarı sağlayamayan emperyalizm, Türkiye’de de yeni bir siyasal rejim (merhametli monarşi!) oluşturmak için suyu ısıtmaya devam etmektedir.
“EMPERYALİZME BOYUN EĞEN BİR ANLAYIŞTIR”
1974’te “Apocular” olarak başlayıp 1978’de “PKK” adını alan terör örgütü Türkiye’de etkinliğini kaybetmiş, kadrolarını ve faaliyetlerini Irak ve Suriye’ye taşımışken 1 Ekim 2024 günü TBMM açılışında MHP lideri Devlet Bahçeli’nin DEM Parti yöneticilerinin elini sıkması ve ardından eli kanlı terörist başını TBMM’ye davet etmesi ile başlatılan “Terörsüz Türkiye” adlı 2. Açılım Süreci, BOP’un Türkiye uygulamasında yeni bir sayfa açmıştır. Bundan önce 26 Ağustos 2024 Malazgirt Zaferinin yıl dönümü törenlerinde “Malazgirt ve Çanakkale Savaşlarını Türk, Kürt Arap birlikte yaptı” söylemi ve bunun iktidar sözcüleri tarafından çeşitli vesilelerle yinelenmesi ile ulusal birliğin ve Atatürk’ün Türk Milleti tanımının yadsınması sürecin perspektifini açıkça ortaya koymaktadır. Öte yandan, çok yanlış bir kabul ile PKK’nın adeta tüm Kürt kökenli vatandaşların temsilcisi olarak gösterilmesi de bir diğer büyük hatadır. Feodal yapı kaynaklı sorunlar ve emperyal kışkırtmalar göz ardı edilerek sorunun etnik ayrımcılık olarak tanımlanması kuşkusuz gerçeği yansıtmamaktadır. Bu yaklaşımlar eşliğinde teatral bir silah bırakma gösterisinin teröristlere af ve terörist başına statü gerekçesi sayılma çabaları bile başlı başına ülkemizin içine girdiği durumun vahametini göstermektedir. Bu emperyalizme boyun eğen bir anlayıştır ve kabulü olanaksızdır.
“LOZAN ÖNCESİNİN REFERANS ALINMASININ NEDENİ BUDUR”
“Terörsüz Türkiye” projesi kapsamında, terör örgütünün 05-07 Mayıs 2025 tarihleri arasında yapılan 12. Kongresinde yayımlanan bildiride PKK’nın kuruluş nedeni olarak Lozan Anlaşması ile 1924 Anayasasının gösterilmesi, devletimizin Kürtlere inkar ve imha siyaseti ve soykırım uygulamakla itham edilmesi hadsizliği, çözüm(!) için bunların öncesine, yani Osmanlı’nın çok uluslu, çok dilli, çok hukuklu, teokratik temelli millet sistemine, devlet düzenine, Sevr’e, Sultanizme dönülmesinin önerilmesi, bütün bu tespit ve önerilerin de emperyal efendilerinin ham hayalleri ile bire bir örtüşmesi herhalde ziyadesiyle dikkat çekici ve uyarıcı alametlerdir. Bu yaklaşım, yurttaşların eşitliği, dil birliği ve ulus devlet anlayışı yerine yurttaşları etnisitelere ayıran teokratik ve federatif bir siyasal yapılanma öngörmektedir. Nitekim, 14 Mayıs 2025’te ABD’nin Ankara Büyükelçisi olarak göreve başlayan ve görev alanı Suriye ve Irak’ı da kapsayacak şekilde genişletilen Tom Barack’ın diplomatik sınırları fersah fersah aşan ve maalesef hak ettiği tepkiyi görmeyen söylemleri de “Çözüm Süreci” aktör ve taraftarlarına yol ve yön gösterme gayretinden başka bir şey değildir. 21. yüzyıl Sevr’i olarak yürürlüğe sokulan BOP’un önünde Lozan’ın tescillediği Türk bağımsızlık ve egemenliği aşılmaz bir dağ gibi durmaktadır. Lozan’ın tartışılması bu ilkelerin tartışılması anlamına geleceği için arkasından dolanıp Lozan öncesinin referans alınmasının nedeni budur.
Lozan; ülkemize, cumhuriyetimize ve Kemalist devrimlere hayat veren temel belgedir ve sonsuza dek tartışmaya kapalı olduğu bütün dahili ve harici bedhahların kafalarına sokmaları gereken yalın gerçektir. Tarihini bilmeyen toplumlar kimliklerini kaybeder, kurucu değerlerine sahip çıkmayan ülkeler yozlaşır, çürür, yok olur. Atatürk Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkelerinden ödün verilemez; ödün vermeye kalkışanlar da karşılarında büyük Türk ulusunun uyanık evlatlarını bulurlar. Bu kararlılığın sembolü olan Lozan Anlaşması’nın imzalandığı 24 Temmuz günü bizim için Cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi bugün de bayramdır ve ulusumuz tarafından da “Lozan Bağımsızlık Bayramı” olarak kutlanması sağlanmalıdır. Bu konuda 27. dönemde CHP tarafından TBMM’ye verilmiş bir yasa teklifi olduğu da dikkate alındığında görev elbette siyasetindir. Türk siyaset kurumunu, Gazi Meclis’i ve aziz milletimizi bu çağrımızı sahiplenmeye ve gereğini yapmaya davet ediyoruz.” Haber Merkezi
GÜNDEM
23 Temmuz 2026GÜNDEM
23 Temmuz 2026GÜNDEM
23 Temmuz 2026GÜNDEM
23 Temmuz 2026GÜNDEM
23 Temmuz 2026GÜNDEM
23 Temmuz 2026GÜNDEM
23 Temmuz 2026Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.