eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Ahmet Acaroğlu

Ahmet Acaroğlu

04 Kasım 2026 Çarşamba

Sorular, sorular…

Sorular, sorular…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Diyorlar ki oy, seçmenin namusudur. O zaman… Seçmenin verdiği oya rağmen parti değiştiriyorsanız ne olur? Seçmenin namusunu ayaklar altına almış olmaz mısınız? Peki, sizin namusunuz ne olur?

Onlarca belediye başkanı, belediye meclis üyesi şu veya bu şekilde partilerinden ayrılıp iktidar partisine geçtiler. Yeni partilerinin rozeti göğüslerine törenlerle takıldı. Göğüslerdeki rozet o insanlara şeref mi kazandırdı?

Birtakım seçilmişleri şu veya bu şekilde partilerine kazananlar ne kazanmış oluyorlar? Şeref mi onursuzluk mu? Çeşitli yollarla bazı belediyeleri ele geçiriyorsunuz. Bu sizi muzaffer komutan mı yapıyor?

Seçimle kazanılan belediyeler farklı yollarla başka partilerin eline geçecekse üstelik bu olay bir değil iki değil, onlarca kez tekrarlanacaksa o zaman seçim yapmanın bir anlamı var mı?

Seçmenleri yormasak, pusulaydı, sandıktı, görevli ücretleriydi filan, bütün bu masraflar cebimizde kalsaydı daha iyi olmaz mıydı? Bakanları seçilmişler arasından tayin etmediğimiz gibi belediye başkanlarını da tayin yoluyla belirlesek daha iyi değil mi? Hatta daha dobra, daha namusluca değil mi?

Namustan ne anlaşıldığını bilen kaldı mı? Mesela birtakım kâğıtları ucuza kapatıp çeşitli oyunlarla değerlerini yükselttikten sonra satmak namus kavramının neresine girer? Ya da borsa pazarı gibi seçilmişler pazarı oluşturmak namus kavramının neresinde yer alır?

Acaba birileri “Beni yakanı yakarım.” mı diyor? Yoksa başka birileri “Onu yakanı yakarım.” mı? Ne dersiniz bir bakan veya o bakanın yakınları yolcu olabilir mi?

Acaba namus, yüksek perdeden, en yüksek perdeden konuşmak mıdır? Bir gün önce söylenenlerin unutulup ertesi gün bambaşka şeyler söylenmesi namuslu bir davranış mıdır?

Söyleyip söyleyip yapmamaya ne dersiniz? Buna yalan mı diyeceğiz? Peki yalan söylemenin namus kavramı içindeki yeri nedir? Yoksa olur böyle şeyler canım, deyip geçiştirecek miyiz?

Psikolojide projeksiyon diye bir kavram var, yansıtma diye Türkçeye çevirebilirsiniz. Eğer bir insan kendisindeki birtakım olumsuz vasıfların rakiplerinde bulunduğunu söylüyorsa yani kendi olumsuz özelliklerini rakiplerine yansıtıyorsa buna projeksiyon diyorlar. İmdi bu kavram acaba namusla ilgili mi? Bilmeden yapılıyorsa psikolojik rahatsızlık denebilir. Ya bilerek yapılıyorsa? O zaman bunun namusla bir ilgisi olabilir mi?

Kamuoyuna açıklamadan birtakım işler yapmak, milletvekillerinin bile haberi olmadan birtakım yasaları torbaların içine koymak… Haydi bunlarla namus arasında bir ilişki kurmayalım. Demokrasiyle ilişki kurabilir miyiz acaba?

Vatandaşlığı alınıp satılan bir meta hâline getirmeyi nereye koyacağız? O zaman nasıl göğsümüzü kabartarak “Ne mutlu Türküm diyene!” diyeceğiz? Yoksa böyle sözler çağdışı mı oldu? Bundan sonra “Türk, Kürt, Arap” diyerek mi övüneceğiz, mutlu olacağız?

Son sorular.

Acaba bu yazı niçin sorularla doldu, bir bilen var mı? Son zamanlarda birçok yazar ve muhabir de yazılarını sorularla dolduruyor, acaba bunun demokrasi kavramıyla, fikir hürriyeti kavramıyla bir ilgisi olabilir mi?

Ahmet B.Ercilasun

Yeniçağ Gazetesi 

11.10.2026

Devamını Oku

CUMHURİYETİN ÜZERİNE TİTREMEK

CUMHURİYETİN ÜZERİNE TİTREMEK
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Milli bayramların en önemlisi şüphesiz Cumhuriyet Bayramı’dır. 1933 yılı Cumhuriyet Bayramı’nda 10.Yıl Nutku diye bilinen konuşmasında Atatürk; “ Her on senede bu büyük millet bayramını daha büyük şereflerle, saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı gönülden dilerim.” kutlaması ile birlikte konuşmasını “Ne mutlu Türküm diyene!” sözleriyle bitirmiştir. Gençliğe Hitabe ve 10.Yıl Nutku Türk milletinin kaybetmemesi gereken milli yol haritasıdır. Bu iki metinde de Türk milleti hem övgülerle yüceltilmiş, hem de milletimiz muhtemel tehlikelere karşı uyarılmıştır.

Cumhuriyet fikri tesadüfen ortaya çıkmamıştır. Gazi Paşa genç bir subay iken de İmparatorluğun gün be gün zayıfladığını görüyor, Padişahın çaresizlik içinde otoritesini kaybettiğini gözlemliyor, Monarşi yönetimiyle devam edilemeyeceğini biliyor, her vatansever aydın gibi devletin bu durumdan kurtulabilmesi için çareler düşünüyordu.

Osmanlı batıdaki çağdaş gelişmeleri ıskalamış, Avrupa’da bilim ve teknolojinin sağladığı gücün esiri olmuş, ihtiyaçların sürüklediği borç sarmalında batılı bankerlerin kapısında diz çökmüştü. Bütün cephelerden bozgun haberleri geliyordu. Balkanlar kaynıyor, düne kadar tebaamız, kullarımız olan halklar, batılı emperyalist devletlerin desteğiyle ayaklanıyor, bağımsızlık için devlete kafa tutuyorlardı. Sınırlarımız her gün biraz daha geri çekiliyor, vatan coğrafyamız elem verici bir şekilde küçülüyordu.

Vahdettin o hengamede bile bilmem kaçıncı evliliğini yaparken, Damat Ferit İngiliz efendilerine sarılıp memnuniyetini bildiriyordu. Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi “Atatürk ve Kuvayı Milliyeciler asidir, öldürülmeleri dinen vaciptir.” fetvasını hazırlar, Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Beyefendi imzalar, Padişah Vahdettin ve Damat Ferit de onaylarken, o İttihatçı subaylar Harbiye’de ve Türk Ocakları’nda istiklal ve hürriyet için, ar ve namus için, vatan ve bayrak için, zafer ve intikam için yemin ediyorlardı. 

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’nın ardından 13 Kasım 1918’de müttefik donanması İstanbul’a gelmiş, stratejik noktalar kontrol altına alınmıştır. Bunun nasıl bir zillet olduğunu, İstanbul’a giriş çıkış için İngiliz subaylarından izin almak mecburiyetinin nasıl kahredici bir ıstırap olduğunu yaşadı o subaylar. Genç bir Padişahın, Fatih’in aldığı bu şehirde çarşı ve sokaklarda İngiliz askerleri dolaşıyor, binalarda İngiliz bayrakları sallanıyordu. Padişah koltuğunu, halife postunu kurtarma derdindeydi.

1919 Mayıs’ında Samsun’da doğan güneş, Amasya’yı, Erzurum’u, Sivas’ı aydınlattı önce, sonra onlar Anadolu’da yaktılar çoban ateşlerini. Ölümün üstüne yürüdüler hep birlikte. İşte böyle kovuldu işgalci eşkıyalar ve onların gemileriyle kaçtı işbirlikçi yerli alçaklar.  Dostlar anlıyor musunuz, kolay kurulmadı bu Cumhuriyet!

Edirne’li bir topçu subayı olan Cevdet Şakir Çetinel’in yazdığı Harbiye Marşı’nda da ne güzel ifade edilmiştir bu inanç ve azim:

Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız,

Tufanları gösteren, tarihlerin yâdıyız,

Kanla, irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti,

Cehennemler kudursa, ölmez nigâhbanıyız.

Millî Mücadele, Ekim 1922 tarihinde millî güçlerin zaferi ile sonuçlandı. Bu süreçte, “Büyük Millet Meclisi” adıyla 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan halkın temsilcileri, 20 Ocak 1921’de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu adlı yasayı kabul ederek egemenliğin Türk ulusuna ait olduğunu ilan etmiş ve 1 Kasım 1922’de aldığı kararla saltanatı kaldırmıştı. Ülke, meclis hükûmeti tarafından yönetilmekteydi.

27 Ekim 1923’te İcra Vekilleri Heyeti’nin istifası ve yerine meclisin güvenini kazanacak yeni bir kabinenin kurulamaması üzerine Mustafa Kemal Paşa, yönetim biçiminin Cumhuriyet olması için İsmet İnönü ile birlikte bir yasa değişikliği tasarısı hazırlayarak 29 Ekim 1923’te Meclis’e sundu. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda yapılan değişikliklerin kabulü ile Cumhuriyet, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından ilan edilmiş oldu.

Mustafa Kemal Atatürk; ”Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir. Cumhuriyet fazilettir.” derken,” Hakimiyet, kayıtsız ve şartsız milletindir.” vurgusuyla da hanedanlığın sona erdiğini ilan etmiş, tek adamlığın tehlikelerini açıkça söylemiş, tek yetkili merciin TBMM olduğunu işaret etmiştir. Atatürk’ün dikkatimize sunduğu bazı görüşlerini de buraya aktarmak isterim:

“İçinizde memleketi ve milleti en çok seven, aklına, anlayışına, vicdanına en çok güvendiğiniz insanları seçiniz. Ancak bu sayede Meclis sizin arzularınızı yapmaya, lâyık olduğunuz refahı temin gücüne sahip olacaktır.”

“Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir.”

“Vatandaşlar! Vatanınızda herhangi bir kişiyi, istediğinizi sevebilirsiniz; kardeşiniz gibi, arkadaşınız gibi, babanız gibi, evlâdınız gibi, sevgiliniz gibi sevebilirsiniz. Fakat bu sevgi sizi, millî varlığınızı bütün sevgilerinize rağmen herhangi bir kişiye, herhangi bir sevdiğinize vermeye sebep olmamalıdır. Bunun tersine hareket kadar büyük hata olamaz.”

“Gençler! Cesaretimizi takviye ve idâme eden sizsiniz. Almakta olduğunuz terbiye ve irfân ile, insanlık meziyetinin, vatan muhabbetinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsâli olacaksınız. Ey yükselen yeni nesil! İstikbâl sizsiniz. Cumhuriyeti biz tesis ettik; onu yüceltecek ve koruyacak sizsiniz.”

Dün akşam İstanbul Türk Ocağı’nda Prof.Dr. Barış Doster’in “Cumhuriyet nedir, ne değildir?” konulu konferansı da sanırım salonu dolduran üniversiteli gençlere unutulmaz bir gece yaşattı. Zaman zaman kendi de heyecanlanan ve sesi bir volkan gibi patlayan sayın Doster Cumhuriyetimizin vasıflarına değinirken sahte solcular ve sahte milliyetçilerin en az sahte ve münafık Müslümanlar kadar tehlikeli olduğuna vurgu yaptı.

Sayın Barış Doster TRT’de yapılan son röportajında rahmetli İsmet İnönü’nün sözlerini aktararak bitirdi. İnönü orada diyor ki; “Herkes bazı şeyleri düşünebilir ama başına gelecek belalardan korkar ve söyleyemez. Eşini, işini, evladını düşünür, makamını mevkini kaybetmekten korkar. Biz insan olarak bunları düşünür korkarız. O korkmuyordu. O korkusuzdu. Atatürk korkmuyordu. Kafasına koyduğunu yapmakta, inandığı fikirleri uygulamakta cesurdu. O, korkmuyordu.”

O, monarşiye, hanedanlığa, hilafete son verirken de, emperyalizme baş kaldırırken de, milliyetçiliğini, Türkçülüğünü söylerken de, Cumhuriyeti ilan ederken de korkmuyordu. Gençler anlıyor musunuz, O korkmuyordu. Cumhuriyeti koruyup kollarken biz de korkusuz olmalıyız. Tıpkı mavi gözlü sarışın kurt gibi. Büyük bayramımız kutlu olsun.

Devamını Oku

İmamoğlu’nun manifestosu: “Devriniz bitmiştir”

İmamoğlu’nun manifestosu: “Devriniz bitmiştir”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ekrem İmamoğlu’nun savunmasına, muhalif medyada bile yeterince yer verilmedi.

“Savunma” diyoruz ama İmamoğlu’nun duruşmada sergilediği şey, güçlü bir iradeydi. İşte o konuşmanın son bölümünden seçmeler:

-Beni ve benim şahsımda millet iradesini Silivri’de tutsak alan herkesin bildiği o siyasi iradeye seslenmek istiyorum bir kez daha: Bilmelisiniz ki kurmak istediğiniz bu rejimin ne Türkiye tarihinde bir yeri vardır, ne de Türkiye’nin geleceğinde bir yeri olacaktır.

–Siz bir fetret devrinin liderliğini yapıyorsunuz. Türkiye tarihinde kapanacak bir parantezin içindesiniz. O parantezin kapanmasını zorla engellemeye çalışıyorsunuz. Beni hapse atarak o parantezin kapanmayacağını, bu devrin böylece devam edeceğini zannediyorsunuz. Ama buradan söylüyorum; devriniz bitmiştir.

***

-Türkiye geçmişte de ara dönemler yaşadı. Bu dönem de tarihe bir ara dönem olarak geçecektir. Ömrünü tamamlamış ve uzatmalara oynayan bir ara dönem. Zorla ayakta kalmaya çalışan, yorgun, gözünün feri bitmiş, muhakemesi zayıflamış, yürümekte zorlanan bir ara dönem. Enerjisi bitmiş. Artık etrafınızda olup biteni dahi göremiyorsunuz, fark edemiyorsunuz.

-Kendinize uygun bir muhalefet inşa etmeye çalışıyorsunuz. Rakibinizi sandıkta değil adliyede yenmeye çalışıyorsunuz. Diplomamı iptal ediyorsunuz, kurultayı iptal ediyorsunuz, partiyi kapatıyorsunuz. Sonra da yaptığınız o milli irade hırsızlığını kutluyorsunuz.

-Beni hapse atabilirsiniz. Zindana tıkabilirsiniz. Avukatımı yanıma sanık olarak getirebilirsiniz. Sesimi, yüzümü, fotoğrafımı yasaklayabilirsiniz. Kitabımı toplatabilirsiniz. Babamın emekli maaşına el koyabilirsiniz. Oğlumun özgürlüğünü kısıtlayabilirsiniz. Aileme her türlü saldırıyı yapabilirsiniz. Ama benim irademe sahip olacak kişi anasının karnından doğmadı.

***

-Ben size çöp tenekesi muamelesi yapıyorum. Çünkü benim iradem, milletin iradesiyle birlikte hareket ediyor, benim iradem tarih şuuruyla hareket ediyor. Eskiden beni sürekli rüyanızda görüyordunuz, adım gibi eminim. Şimdi kâbusunuz daha da büyüdü, bunu bilin. Çünkü bana yaptığınız haksızlık, çoktan şahsımı açtı. Doğrudan milletin iradesine, cumhuriyetin adalet idealine ve ilahi adalete yönelmiştir.

-Adayı hapse atarak, partiye kayyum atayarak, seçmeni korkutarak kazanmak istiyorlar. Sandığa gelirse de sandık başında kazanmak istiyorlar, her şeyi dizayn ederek. Buna izin vermeyeceğiz.

***

-Bütün muhalefet partilerine çağrımdır: Türkiye’nin her köyünde, her mahallesinde, her okul sınıfında kurulan her sandığın başında, bir vicdan nöbeti tutmak zorundayız. Bugünden bunun hazırlığını yapmak zorundayız. Orada bu milletin namusu var, orada bu milletin iradesi var, orada bu milletin geleceği var, bu kadar önemlidir. Hangi partiden olursak olalım, ortak bir sandık güvenliği ağı kurmak zorundayız.

-Bu dava, şahsımı siyaset sahnesinden silme çabasının çok ötesindedir. İktidarın asıl varmak istediği sonuç, kul hakkı üzerine inşa ettikleri rant ve israf saltanatını korumaktır. Bu millete “Sizin oyunuzun, sizin iradenizin benim karşımda hiçbir hükmü yoktur” demektir. Hakkı yenen bu halkı çaresizliğe ve mutlak bir itaate mahkûm etmektir. Kullandığı insanları bile yarın öbür gün imha edecektir bu akıl ve zihniyet.

–Sırf kendi kurdukları o çürümüş tek adam düzeni sürsün diye yalnız siyasi rakiplerini değil, bu milletin umudunu da hapsetmek istiyorlar. Ama kurdukları bu kumpas, Türkiye’de adalet teşkilatının nasıl çökertildiğini, 1000 yıllık devlet ahlakımızın nasıl yerle bir edildiğini, yargının siyasi iktidarın bir infaz aracına nasıl dönüştürüldüğünü de en çıplak haliyle bütün dünyaya ilan ettiler.

***

-Bizler, Cumhuriyetin onurlu mirasına milletin helal hakkına sahip çıkmaktan bir an bile geri durmadık, durmayacağız. Korkmuyoruz, vazgeçmiyoruz. Alnımız ak, başımız dik, bir milim geri adım atmıyoruz. Bu ülkenin meydanlarında, sokaklarında, sandıklarında yeşeren o büyük umudu adliye koridorlarında kurulan kumpaslarla söndürülmesine asla izin vermeyeceğiz.

-Çünkü bu ülkenin son sözünü hiçbir iktidar söylemedi, söyleyemeyecek. Hiçbir makam söylemedi, hiçbir kişi söyleyemez. Hiçbir mahkeme de söyleyemez. Son sözü her zaman daima millet söyledi, yine millet söyleyecek. Ve milletin o sözü, Cumhuriyetin temelidir: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

***

-Biz Atatürk‘ün öğrencileriyiz. Cumhuriyetin yılmaz bekçileriyiz. Demokrasinin sonsuz savunucularıyız. Siz ne yaparsanız yapın son sözü daima millet söyler.

-Ne güzel söylemiş Hazreti Ali: Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır.

Devamını Oku

SARIYER’E GİDERKEN

SARIYER’E GİDERKEN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaz bitti aslında. Pastırma sıcakları sonbahar ve kış mevsiminin önünde daha ne kadar ısrarcı olabilir ki? Yaz mevsimi, sıla hasretini dindiren, tatille bütünleşen farklı bir zaman dilimi. Sonbahar da renklerin cümbüşü ve güzellikleri ile endamını arz etmeye başladı işte. Ne güzel söylemişti Cemal Süreya: “Sonbahar sanattır, diğerleri mevsim.” Sağlığımız yerindeyse her mevsim müstesna mutluluklarla sarıp sarmalıyor bizi.

Yazdan arta kalan güzel bir günde Sarıyer’e gitmeye karar verdim. İstinye’de oturan Jeofizik Mühendisi hemşehrim Sebahattin Bey de oraya gelecekti. Boğaziçi’nin eşsiz manzaralarını, kıyılardaki tarihi sarayları, camileri, yalıları seyrederken bu kadim ve eşsiz kente aşık Nedim’in unutulmaz mısralarını mırıldandım yine. Vapurun ardından köpüren sularda üniversite yıllarımın anılarını yeniden yaşar gibi oldum. Delice esen rüzgarda bile dışarıdaki kanapelerde oturur, peşimizden koşan martıları seyrederdik.

“ Boğaziçi’nin semtlerine karadan gitmek Boğaziçi’ne hakarettir, Boğaziçi’nin yolu denizdir.” diyen Yahya Kemal’in gözüyle de baktım. Bu kadar” efsunlu güzellikler”e sahip kaç şehir vardır dünyada? O nedenle “sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.” diyor şair.

Dedim ya yazdan arta kalan bir gün. Güneş pırıl pırıl, deniz masmavi, hava sakin. İhsan’ın betimlemesiyle şurup gibi bir gün. Uğradığımız her iskelede inenler, binenler. Tatil günlerinde her yer kalabalık. Vapurlar da öyle.

Güvertede karşımdaki kanapede kucağında evrak çantası, elinde fotoğraf makinası olan bir beyefendi oturuyordu. Sırtı cama yaslandığı için bazen yarım dönerek, sahilde gördüğü sanat eseri mimari yapıların, camilerin, Rumeli Hisarı’nın fotoğraflarını çekiyordu. Zaman zaman göz göze geliyorduk. Benim yaşımda, muhtemelen emekli bir devlet memuruydu. Ben tanışmak istemesem, o belki hiç açılmayacaktı. Yolu kapatmamak için hafifçe eğilerek sordum:

-Anladığım kadarıyla fotoğraf sanatıyla ilgilisiniz?

-Ben, dedi, Sanat Tarihi mezunuyum. Üniversiteyi Ankara’da okudum. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde çalıştım. Oradan emekli oldum.

Çorum’luymuş. Edirne ve Uzunköprü’ye de seneler önce teftiş için gelmiş. Ben de Edebiyat Öğretmeni olarak çalıştım emekli olana kadar, dedim.  Türkiye Yazarlar Birliği üyesi olduğunu söyledi. Kurucu Genel Başkan rahmetli Mehmet Doğan’dan ve bazı yazarlardan bahsedince sohbet dallanıp budaklandı. Çoğunu tanıyordum.

-TYB’nin İstanbul şubesine zaman zaman ben de gidiyor, oradaki konuşmacıları dinliyorum. Ama bazı yorumlara katılmam mümkün değil. Şube başkanını ayrı tutuyorum, ama yaşını başını almış, kendi muhitlerinde de belki takdir edilen bazı konuşmacıların din adına Milli Mücadele kahramanlarına ve Cumhuriyetimizin kurucu kadrosuna ve şahsiyetlerine düşmanlıklarını alenen dile getirmeleri, aşka gelip tekbir salvolarına kapılmalarını doğru bulmuyorum. Hele iktidar şakşakçılığını yazarın özgürlük alanına müdahale gibi görürüm. TYB veya herhangi bir edebiyat, sanat derneğinin politize olması, tefekkür ve hür düşünceyi bir ideolojinin emrine vermesini kelamın haysiyetiyle bağdaştıramam, dedim.

Beni onaylayacağını zaten beklemiyordum ama, itirazını, tarikat ve cemaatların insan düşüncesini nasıl dondurduğunu, kendi formatına göre nasıl kilitlediğini ve şekillendirdiğini göstermesi açısından manidar buldum. Herkesin inandırıldığı doğru farklı ve herkes sadece kendi doğrusuna yapışmış, kendi Şeyhini uçurma gayretinde. Bu yaklaşımlara meşveret ve şurayı, yani demokrasiyi, devletin laik olmasının önemini nasıl anlatabilirsiniz?!

Harf devrimi kültürümüzü yok etti diyor. İslam harfleri diyor Arap alfabesine. Yahu diyorum, Ebu Cehil de aynı harfleri kullanmıyor muydu?  Peygamber hangi millettense din de o dil ve alfabe ile yazılıyor.

Osmanlıyı eleştirmek tarih düşmanlığıdır, diyor. Yahu diyorum, bizim tarihimiz Osmanlı ile mi başlıyor? Selçuklular, Uygurlar, Göktürkler yok mu? Onların alfabeleri de farklı. Biz Arap harflerini kullanırken de Türkçe düşünüyor, Türkçe yazıyorduk, bugün Latin harflerini kullanırken de Türkçe düşünüyor, Türkçe yazıyoruz. Siz niye anlamak istemiyorsunuz!

Bugün her yer Kur’an kursu, İmam Hatip Okulu ile donatılmış durumda. Kur’anı Güzel Okuma yarışmaları düzenleniyor. Sen hiç Kur’anı Doğru Anlama ve Anlatma yarışması düzenlendiğini duydun mu diyorum, cevap yok.

Asrın yolsuzluğu, asrın hırsızlığı bu Müslümanları hiç ilgilendirmez mi arkadaş? Yargıya güven neden dibe vurdu? Hani devletin dini Adalet idi, ne oldu? “Adaletin olmadığı yerde ruh sağlığı da bozulur; çünkü adaletsizlik, insanın iç huzurunu kemiren bir zehirdir.” diyor Erich Fromm. Baro seçimlerinde iktidar yanlısı bir grubun başkan adayı, 70 civarında arkadaşımızın Hakim ve Savcı olarak atanmasını sağladık diye söyleyebiliyor. Yargının bu kadar siyasallaşması sizi ürkütmüyor mu arkadaş!

Ben Sarıyer’de indim. Sanırım o Rumeli Kavağı’na devam edecekti. Benimle tanıştığına pişman mı oldu bilemem, ama ben zaten profilinden onu çözmüştüm. Konuşunca yanılmadığımı da anladım. Her fikir tartışılabilir. Bizimki tartışma da sayılmaz, belki tanışmaya eşlik eden bir konuşma denilebilir. Yani Amerika zaten çoktan keşfedilmiş, yeniden yelkenleri şişirmeye gerek yok. Herkes kendi Simeranya’sında mutlu olsun yeter.

Sebahattin iskelede beni bekliyordu. Kafa dengi arkadaşlarla sohbetin tadı elbette başka oluyor. Son vapurla geri dönerken artık akşamın serinliği başlamış, ışıklarla İstanbul başka bir güzelliğe bürünmüştü. 

Devamını Oku

Kurtulmuş’un konuşması her şeyi açıklıyor

Kurtulmuş’un konuşması her şeyi açıklıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın açıklamasından sonra internetten arayıp buldum. 19 Mayıs 2025’te Numan Kurtulmuş Şırnak üniversitesinde “Şırnak Sivil Toplum Buluşması”nda konuşuyor. Dinledim ve aynen not ettim.

“Terörsüz Türkiye” sürecinin nereden çıktığını anlatırken ABD’nin Irak’ı nasıl böldüğünü, daha sonra Suriye, Lübnan, Yemen ve Somali’nin nasıl bölündüğünü anlatırken kelimesi kelimesine şöyle diyor:

“Böldüler, parçaladılar. Bizim üzerimizde de ne oyunlar oynadığını yıllardır biliyorum. Şimdi bizim önümüzde iki yol vardı. Ya affedersiniz, sarı öküz gibi sıranın bize gelmesini bekleyecek, başkalarının çıkardığı fitneden dolayı bu ülkenin sokak sokak, şehir şehir bölünmesini bekleyecek ve kendi sıramızı bekleyerek telef olacaktık. Ya da bu ülkenin Türkleri ve Kürtleri kendi irademize sahip çıkarak bir olacak, beraber olacak ve hep birlikte güçlü bir Türkiye olarak yolumuza devam edecektik.”

Anlaşıldı mı Vehbi’nin kerrakesi? ABD ve hangileriyse bazı ülkeler, çevremizdeki ülkeleri bölmüşler. İşte bu sebeple biz de onların bölmesini beklemeden “bu ülkenin Türkleri ve Kürtleri kendi irademize sahip çıkarak” “hep birlikte güçlü bir Türkiye olarak yolumuza devam” edecekmişiz.

Arada “bir olacak, beraber olacak” sözleri de var ama asıl maksat, düşman bölmeden kendi irademizle gereğini yapmak.

“Bu ülkenin Türkleri ve Kürtleri” ne demek? Anayasanın 66. maddesi, “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” demiyor mu? Bu açık hükme rağmen nasıl oluyor da “Türkler ve Kürtler” olarak birlikte karar veriyoruz? ABD ve şürekâsı bizi bölmesin diye biz kendi irademizle Türkler ve Kürtler olmayı kabul mü ediyoruz? Aman bizi bölmesinler diye biz kendi irademizle “bu ülkenin Türkleri ve Kürtleri” mi oluyoruz?

Numan Kurtulmuş TBMM başkanıdır yani ülkenin ikinci adamıdır. “Terörsüz Türkiye” denilen sürecin de Meclis’teki yürütücüsüdür. Yani birinci ağız şunu mu diyor: “Bizi bölmesinler diye vatandaşlığa bağlı Türk olmaktan vazgeçiyoruz, biz bu ülkenin Türkleri ve Kürtleriyiz, hep birlikte karar veriyoruz.”

Şimdi siyasi veya bürokrat, süreci başlatanlara ve destekleyenlere soruyorum:

Türkiye böyle bir bölünme korkusu içinde midir? Bu korkudan dolayı mı bu süreci başlattınız ve destekliyorsunuz? Türkiye halkının Türklerden ve Kürtlerden oluştuğunu kabul ederek mi bölünmeyi önlemeyi düşünüyorsunuz? Kurtulmuş böyle söylüyor, siz de aynı görüşte misiniz? Bu, düşman bölmeden kendi irademizle bölünmeyi kabul etmek değil midir?

Kurtulmuş şunu da söylüyor: “Bizim üzerimizde de ne oyunlar oynadığını yıllardır biliyorum.” Siz de biliyor musunuz? Siz de bizi bölme oyunlarını bildiğiniz için mi süreci başlattınız ve destekliyorsunuz? Bu ülkenin Türk olarak ve Türk kalarak bölücülerle başa çıkamayacağını mı düşünüyorsunuz? Milletin hayatiyet ve azminden şüphe mi ediyorsunuz?

Hem… Nasıl oluyor da 66. maddede ifadesini bulan Türk milleti adına karar verme yetkisini kendinizde buluyorsunuz? Yoksa siz kendinizi son sultanların yerine mi koyuyorsunuz?

Ahmet B.Ercilasun

27 Eylül 2026

YENİÇAĞ Gazetesi

Devamını Oku
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
beylikdüzü escort esenyurt escort avcılar escort avcılar escort avcılar escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort esenyurt escort şirinevler escort avrupa escort
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler