eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Ahmet Acaroğlu

Ahmet Acaroğlu

12 Ağustos 2026 Çarşamba

BEYLER KENDİNİZE GELİN!

BEYLER KENDİNİZE GELİN!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu hafta Çiçero ile başlamak en iyisi. Romalı devlet adamından bahsediyorum.Çiçero Roma Cumhuriyeti’ni, geleneksel senato yönetimini,doğal hukuk ve evrensel ahlak ilkelerini savunmuştur. Siyasi krizlerde özgürlüğü ve hukukun üstünlüğünü korumaya çalışmıştır.Diyor ki üstat; ”Ahlak ve erdem çöktüğünde devleti yönetemezsiniz.”  Demek ki bu konu, dünkü devlet ricali için de bugün bizi yönettiğini düşünen devlet adamları için de önemli bir mesele. Devlet kurmak ne kadar zor ise, devleti yaşatmak da bir o kadar dikkat ve sorumluluk ister.

 Çiçero,iktidarı elinde bulunduranlar için aslında bir uyarıda bulunuyor ve aydın sorumluluğu ile vatandaşlık görevini yerine getiriyor. Ama mesela Machiavelli, iktidarı sürdürebilmek için her yolu mübah görmektedir. Halbuki ne kadar demokrasi dışı ve ne kadar tehlikeli bir yoldur bu.En kötüsü ise siyaset erbabındaki ufuksuzluk, savrulma veya kendini inkar psikozudur. 

Hayatta hep “ELİF” gibi olmalı, inancımız doğrultusunda yalpalamadan yaşamalı, Mevlana’nın diliyle söylersek, ya olduğumuz gibi görünmeli ya da göründüğümüz gibi olmalıyız. Başka türlü kendisinden emin olunan,kendisine güven duyulan insan olmak mümkün müdür? Karpuzun dışı başka,içi başka renktir. Oysa ahlaklı ve sağlam karakterli bir insanın özü ile sözü birbiriyle çelişmez.Peygamberimiz Hz.Muhammed kafirlerin nazarında bile “Muhammed-ül Emin” değil miydi? O, günümüzün siyaset cambazları gibi dün başka, yarın başka konuşmaz,halkını kandırmazdı.

Bugün olanları nasıl izah edeceğiz! 50000 kişiyi katleden bir terör örgütünün başı caniye umut hakkı sağlanmaya çalışılıyor. Köyleri basıp ateşe veren, kadınları,yaşlıları, kundaktaki bebekleri acımasızca öldüren bu vahşi terör örgütünün eli kanlı katiline statü ayarlanmaya, düz ovada siyaset yapmasına zemin hazırlanmaya çalışılıyor.

360 vekil tarafından imzalanan kanun teklifi, komisyondan da geçiyor. Direnen tek parti İYİ Parti. Yarın da TBMM’ye gelecek.AKP,MHP,CHP,YENİ PARTİ,DEM PARTİ,DSP,HÜDA PAR milletvekillerinin oylarıyla 9000 pkk’lı teröriste af yolu açılacak. Sonra barış gelecek öyle mi? Kuzular bile inanmaz bu emperyal kurt masallarına. Açılımda neler yaşandığını unutmadık biz.Ne gariptir ki dün onları alkışlayanlar, liderleri180 derece tornistan yapsa da gene alkışlıyorlar.Nasıl bir narkozdur bu ki insanları biatçı robotlara dönüştürebiliyor.

Bir TC vatandaşı,bir TÜRK olarak önce Terörsüz Türkiye adıyla, sonra barış, kardeşlik,dayanışma gibi yaldızlanmış kelimelerle bize dayatılan bu çerçeve yasayı reddediyorum. 

Kimse laf cambazlığı yapmasın.Benim ailemde kürt damat da var,kürt gelin de. Ne Dersim,ne Koçgiri isyanları çözebildi bu kardeşliği.Şimdi inlerinde boğduğumuz  apo ve çapulcu hainler mi başaracak bunu. Lütfen daha sağlıklı düşünelim.Eğer masaya oturacaksak asıl onların ağababaları gelsin karşımıza,tıpkı Lozan’da olduğu gibi.

Kelimeleri yalama etmeden söyleyin, terör zaten bitmemiş miydi? Kalan 50,60 teröristin de ayakkabı numarasını bile biliyor,nefes alışlarını bile dinliyoruz diyen bu hükümetin bakanı değil miydi? 30 silah yakma senaryosunu siz gerçekten silah bırakma olarak mı değerlendiriyorsunuz, yoksa açıklayamayacağınız bir dayatma ile mi karşı karşıyasınız?

Yahu R.T.Erdoğan ile Devlet Bahçeli çok ağır hakaretlerle birbirlerini Dem Parti  işbirlikçiliğiyle suçlamadı mı?  Sayın Bahçeli’nin Öcalan ve pkk hakkındaki sert sözleri ve suçlamalarını  sıralasam bu köşe yetmez.Son seçimde siz CHP ve İYİ Parti’yi DEM’le ittifak yapıyor,bunlar teröristleri affedecekler diye suçlayıp milletten oy alıp yeniden iktidar olmadınız mı? O zaman devlet aklı tatle mi çıkmıştı? Ey umutlarımıza kar yağdıran Yeni Parti, ey özgür özel,siz Sezgin Tanrıkulu ile mi Atatürkçülüğü savunacaksınız? Atamın ruhunu daha fazla incitmeyin yeter.Desene büyük şeytan sizi de şah damarınızdan yakalayıp öptü ve ruhunuzu emdi. Yazık ki ne yazık! 

Beyler kendinize gelin! Siz “azılı katilleri, teröristleri affedeceğiz” diyerek mi oy aldınız bu milletten? Yok hayır diyorsanız bizim aklımızla dalga geçmeyin de olan biteni bu millete açık açık söyleyin. Kim zorluyor sizi böyle bir teslimiyete? İngilizler IRA’ya , İspanya ETA’ya silah bıraktırırken örgüt üyelerine hiçbir taviz vermedi,hiçbir örgüt liderini ekrana çıkarmadı,cezaevindeki hiçbir teröristi serbest bırakmadı.Tam tersine teröristleri hapse tıktı,bütün silahları teslim aldı,terör örgütü devletin karşısında diz çökerek af diledi.

Sorulacak o kadar soru var ki… Ya bu terör örgütünü en gelişmiş silahlarla donatıp eğiten (dostumuz!) ABD değil mi? 30 çakar almaz kaleşi yaktılar da binlerce tır dolusu silah kime teslim edildi? Adamlar biz silah bırakmadık,silahlı mücadeleyi bıraktık derken onların ağzına bir dipçik vurabildiniz mi? Allah aşkına, Öcalan dahil, kurucuları Kürt bile olmayan emperyalizmin maşası bir terör örgütünü siz hangi kafa ile bütün Kürt vatandaşlarımızın temsilcisi olarak kabul edip muhatap alıyorsunuz? Bunların yaptıkları yanlarına kar mı kalacak?

Trilyon dolarla ifade edilen ekonomik kayıplarımızı biz kimden tahsil edeceğiz? Şehitlerimiz ve onların yetimlerinin feryatlarını,gazilerimizin vatan için feda ettiği uzuvlarını gözümüzün önüne getirdiğimizde bu eşkıyaların serbest bırakılmasına vicdanlar nasıl razı olabilir,milletin seçtiği vekiller nasıl evet oyu verebilir! Böyle devlet aklı mı olurmuş?!

ABD’ninki gerçekten, İngiltere’ninki hakikaten devlet aklı.Çünkü 100 sene önce yırttığımız ve ağızlarına soktuğumuz Sevr paçavrasının yeni versiyonuyla yine karşımızdalar. Tom Barrack’ın sömürge valisi gibi destursuz konuşması boşuna değildir. Ulus devlete,onun kahraman mimarı Mustafa Kemal Atatürk’e, aziz Cumhuriyetimiz ve üniter yapımıza düşmanlıkları bundandır. Osmanlıcı kesilmeleri bundandır.

Barış savaşan iki devlet arasında olur. Emperyalizmin taşeron örgütü çapulcu terörist örgütle koskoca Türk devleti aynı masaya oturamaz. Yüce devletimin şanına yakışmaz bu.Suça karışmamış olmak ne demek yahu? Terör örgütüne üye olmak en büyük suç değil mi zaten? 

Bu yasa teklifi inşallah TBMM’de reddedilir.İYİ Parti Edirne Milletvekili sevgili kardeşim Prof.Dr.Mehmet Akalın’ı komisyonda yaptığı muhteşem konuşması nedeniyle kutluyor, bağrıma basıyorum. Ne güzel söyledi : “TBMM İmralı’nın noteri değildir.”   İktidar partisinin cesareti varsa referanduma gidilsin. 

Bu arada İYİ PARTİ ve ZAFER PARTİSİ ile TÜRK OCAKLARI ve ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ’ne dik durdukları, onurumuzu ve şerefimizi savundukları ve duygularımıza tercüman olduklarından dolayı teşekkür ediyorum. Onlar bu milletin hayat damarlarıdır.Onlara destek olmalıyız.Ama daha da önemlisi herhangi bir kurtarıcı beklemekten vazgeçip, her Türk, yeniden ATATÜRK olmalıdır. 

Devamını Oku

Türk, mizahtan korkmaz

Türk, mizahtan korkmaz
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Mizahtan korksaydık Nasrettin Hoca’mız olur muydu? Hoca’nın fıkraları bütün Türk Dünyası’nda yaygındır. İdil Ural bölgesinden Doğu Türkistan’a kadar. Bazı yerlerde Hoca Nasrettin, bazı yerlerde Nasrettin Efendi, bazı bölgelerde de sadece Efendi’dir.

Fıkralar günlük hayatın her şeyiyle ilgili olabilir. Dinle ilgili inanç ve muamelat da günlük hayatımızın içindedir. Eski tarihlerde daha da fazla böyleydi. Bu sebeple dinî kavram, olgu ve olaylar da fıkraların konusu olmuştur. Hani okuma yazma bilmeyen bir adam elindeki mektubu Nasrettin Hoca’ya okutmak istemiş de Hoca bazı yerleri okuyamayınca adam, “Başındaki koca kavuktan utan. demiş ya. Hoca da ne demiş? “Keramet kavukta ise al başına geçir de sen oku bakalım.” Ne yapacağız şimdi, kavuk dinî bir simgedir, deyip bu fıkrayı anlatanları içeri mi atacağız?

Daha da ileri giden fıkralar var. Sevimli Hoca’mız bir miktar ceviz getirip köyün çocuklarına dağıtmak istemiş ve sormuş: “Allah taksimi mi, kul taksimi mi istersiniz?” Çocuklar bir ağızdan “Allah taksimi” diye bağırmışlar. Bunun üzerine Hoca kimisine beş, kimisine bir ceviz verir. Bazılarına da hiç vermez. Çocuklar sızlanmaya başlayınca “Allah taksimi böyledir çocuklar; kimine az verir, kimine çok.” demiş. Ne yapacağız şimdi, Allah’ın adaletine dokundurma var, deyip bu fıkrayı anlatmayacak mıyız?

Yalnız Nasrettin Hoca yok. Bektaşi fıkraları var, Bekri Mustafa var. Bugün de en çok Karadeniz fıkralarına gülüyoruz. Karadenizlinin bilmecesinde bile, türküsünde bile mizah var. Ne diyor türküde: “Sevduğumun mezari / Yeşil sandala benzer.” Çünkü sandal Karadenizli’nin en önemli parçalarından biri. “Sarıdır, ağaçtadır, öter.” diye bilmece sormuş da Karadenizli, cevabı verilemeyince “hamsidir.” demiş. Arkası malum: “-Hamsi sarı olur mu? -Boyadım oni. -Ağaçta olur mu? -Ağaca koydum oni. -Hamsi öter mi? -O da şaşırtmacasidur daa.

Kuru çay üzerine köprü kurup geçenden 33 akça, geçmeyenden döve döve 40 akça alan Deli Dumrul bizden biri değil mi? O da Azrail ile vuruşmaya kalkmadı mı? Azrail, Dumrul’a “Yerine can verecek birini bul da senin canını bağışlayayım.” demedi mi? Ne yapacağız şimdi, “Dinde böyle şey olur mu?” deyip karalar mı bağlayacağız? Üstelik türkülerimizde de bu konu işlenir.

Osmanlı döneminde Letâifnâme denilen ve fıkraları içine alan birçok yazma vardır. Letâif, “latifeler” demektir. Yakın zamana kadar da fıkra yerine latife kelimesini kullanırdık. Kaba bir latife anlatılınca da en fazla “Latife, latif gerek.” derdik, anlatanı içeri atmazdık.

Dîvânu Lugâti’t-Türk’te de mizahla ilgili iki madde var. Biri küg. Şöyle açıklanmış: “Her yıl, her şehirde, halk arasında dilden dile dolaşan güldürücü şeyin adı. Bundan, ‘Bu yıl bu küg keldi.’ denir; ‘Bu yıl bu güldürücü şey geldi.’ demektir.

Diğer madde külüt. “İnsanlar arasında gülünecek kişi.” İki kelimenin de gülmek fiiliyle ilgili olduğu belli. 11. yüzyıldaki Türkler de Osmanlı Türkleri de gülüyormuş. Bugün gülmeyelim mi?

Türk mizahtan korkmaz, gülmeyi sever. Yöneticilerin hedeflerinden biri de milletin yüzünü güldürmek olmalı.

Türk mizahtan korkmaz. İster uzun ister kısa olsun, adamın yüzüne bakarsınız da Türk mü ceberut mu olduğunu anlarsınız. Mizahtan korkmazsa bilin ki o, Türk’tür.

Bir latife ile bitirelim. Cenaze namazını kıldıracak imam bulunamayınca namazı Bekri Mustafa’ya kıldırmışlar. Namaz bitince Bekri cenazeye bir şeyler fısıldamış. “Ne dedin?” diye sormuşlar. Cevap vermiş: “Ahirette bu dünyanın ahvalini sorarlarsa ‘Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam olmuş.’ dersin, onlar her şeyi anlar.

Galiba biz ahirete gitmeden bu ülkenin ahvalini anladık.

Devamını Oku

GÜNDEM SICAK

GÜNDEM SICAK
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Eskilerin deyimiyle “eyyam-ı bahur“ (kavurucu sıcaklar)denilen sıcak günlerin içindeyiz. Sadece günler değil gündem de alev alev. Ne kadar uzak kalmaya çalışsam da siyasi gelişmelere kayıtsız kalamıyoruz. Siyasi hayatımıza bu iktidar tarafından sokulan “ mutlak butlan” uygulaması, bundan sonra her yeni iktidarın elinde rakibi felç etmek için kullanılacak bir silahtır. Demokrasi dışı bu tür hazımsızlık uygulamaları, politika ve ahlak anlayışımızı da çürüten, halkın sandığa olan inancını zedeleyen, milli iradeyi yaralayan zalimce davranışlardır. Jean Jacques Rousseau; ”Politika ve ahlakı farklı ele alanlar, her ikisini de asla anlayamazlar.” der.

“Birlik ve beraberlik, ölümden başka her şeyi yener.” diyen Atatürk CHP’nin şu halini görseydi acaba ne düşünürdü? Ya da CHP’yi yönetenler gerçekten Atatürkçü olsalardı böyle mi davranırlardı? Bu soruların cevabı doğru olarak verilmediği müddetçe ne CHP örümcek ağlarından kurtulabilir, ne de demokrasimiz sağlıklı günlere ulaşabilir. 

Mesele sadece CHP değil aslında. Siyasetin başka kurumlar eliyle dizayn edilmesidir tehlikeli olan.Ama bu yol açıldı artık. Benzer müdahaleler MHP’de de yaşanmıştı. Yeter sayının çok üstünde delegenin imzaları yok sayılmış, genel başkan adayları partiden ihraç edilmiş, kongre yaptırılmamıştı. MHP’den ayrılanlar ayrı ayrı partiler kurmuş, ülkücü oylar darmadağın olmuş, birlik beraberlik bozulmuş, iktidarın ekmeğine yağ sürülmüştü. Bugün CHP’ye yaşatılanlar bire bir aynı operasyondur. Eğer diğer partilerin de desteğiyle CHP’nin iktidar şansı bu kadar artmasaydı bugün yaşananların hiçbirine tanık olmayacaktık.

Peki bu tuzakların ve yargı sopasının amacını halkımız biliyor da CHP’liler yapılmak istenenin farkında değiller mi? Özgür Özel kendisi aday bile değilken yüzbinleri meydanlara toplayabiliyorken Kılıçdaroğlu ve butlancı ekibi halkın bu teveccühünü görmüyor mu? Görüyorsa atanmış genel başkanlık görevini 13 seçim kaybetmesine rağmen neden kabul edip, CHP’nin olası iktidarına engel olmaya çalışıyor?           

Mevcut 90 milletvekiliyle beraber 269 eski milletvekilinin bugün CHP’den ayrılıp Yeni Parti’ye geçmesi Kılıçdaroğlu için uyarıcı ve ibretlik bir durum değil midir? Hele Kılıçdaroğlu’nun son toplantısındaki kast ajanslarından sağlanan paralı figüranlar (eğer doğruysa) Kılıçdaroğlu için bu bile onun asıl amacını tartışmaya açmaz mı? Siyaseti bu hale düşürenler ve bu kadar iğrençleştirenler fitnenin kurşun askerleridir.

Cumhuriyetin kurucu partisi CHP ayrışıyor. “İnsanlar doğaları gereği nankör, değişken, içten pazarlıklı, tehlikeden kaçan ve çıkarlarına aşırı derecede düşkündürler.” diyen Machiavelli’nin gözüyle baktığımızda bu ayrışmada sizce kim nereye oturuyor? Bu sorunun cevabı ayrı bir yazı konusu şüphesiz. Ama partililer bunları da konuşuyor açık açık. Bundan sonraki süreç nasıl işler bilemem. Fakat CHP’nin içine düştüğü bu anafora bakıp en çok sevinen AKP iktidarı ve eğer tekrar aday olursa sayın R.T.Erdoğan’dır.

Bakın gün ve gündem alev alev dedim ama gelecek günlerden de emin değiliz. Yoksa sun’i gündemlerle milletin bu tehlikelerin farkına varması mı engellenmeye çalışılıyor? Beni daha çok burası ilgilendiriyor. Çünkü Özgür Özel’in yeni partisinin tüzüğüne bakınca yeniden dehşete kapılıyorum. “Eşit yurttaşlık ve Ana dilde eğitim hakkı” ne demek ey Atatürkçülüğü kimseye bırakmayan CHP’liler? Kürt sorununu kaşıyarak mı ulus devleti savunacaksınız siz! Rusya’da, İngiltere’de, Almanya’da, Fransa’da, İtalya’da bir çok yerel dil olmasına rağmen tek resmi dil vardır. Onlar Yugoslavya’yı böyle parçaladılar. Siz gerçekten tehlikenin farkında değil misiniz yahu? Türkiye’de eşit yurttaş olmayan var mı? Yerel yönetimlere özerkliğin bölünmenin ilk adımı olduğunu, bunu dayatan AB ülkelerinin niyetinin 60 yıldır bu olduğunu bilmiyorsanız mevcut iktidar ve destekçilerinden ne farkınız kalır? 

Hem CHP’de kalanların hem de Yeni Parti’ye geçenlerin vatan sevgilerinden ve Atatürk’e bağlılıklarından asla şüphe etmiyorum ama onların bu beyanlardan şüphe ederek lider kadrolarını acilen uyarmalarını da gerekli görüyorum. Kimse kimseyi kandırmasın. Kargadan güvercin doğmaz.

Nasıl bir devran yaşıyoruz aziz milletim! Sen halkımızın ferasetini arttır ya Rab.

Devamını Oku

DERİN SOHBET

DERİN SOHBET
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yer önemli değil. İstanbul’da uzak bir semt. Güçlü klimanın efil efil rüzgar üflediği salonda zamanı donduran, yorumları durduran ama bir o kadar da ruhumda fırtınalar yoğuran derin bir sohbet. Derin devlet, derin millet olur da derin sohbet olmaz mı? Hikmetli bir mekandayız. Üç kişiyiz masada. Keşke anlatılanları duysanız, gerçekleri öğrenseniz de “ biz” olsak, çoğalsak diye bir özlem hissediyorum içimde.  Çünkü başka türlü kurtulamayız muktedirlerin irademize koyduğu prangalardan.

Aklımdan Ahmet Telli’nin dizeleri geçiyor, kirli siyasetin esir alamadığı bu Karadenizli dostu dinlerken.

“Ey masalcı otur şu geyik postuna

ve anlat şimdi bütün bunları

Önce yaşadıklarımızı koy ortaya

hatamızı ve sevabımızı anlat.” diyesim geliyor.

Ona da gerek yok, samimiyetime kefil olmuşçasına o konuşuyor zaten. Rahmetli Erbakan’dan günümüze uzanan Milli Görüş çizgisinin “Gelenekçiler-Yenilikçiler” gibi yapılanmalarla materyalizmin doymak bilmez iştah baronlarına nasıl dönüştüğünü ve halkın umudu olmaktan nasıl uzaklaştıklarını ürperten örneklerle anlattı, hataları ve sevapları üst üste dizerek. Siyasetin ahlakımızı ve inancımızı, kültürümüzü ve örfümüzü çürüten yapılanmasını yaşayarak test ettiği için her cümlesi, şairin istediği masal bir kenara, siyaset belgesi niteliğindeydi. Her kelimesi namludan yeni kurtulmuş kurşun gibiydi.

Sen konuştukça içim acıyor, geleceğe ait umutlarım yok oluyor birer birer, dedim. Allah’ı Kur’an’ı, Peygamberi Ashabı referans göstererek iktidar olanların uygulamaları ne adaletle, ne hukukla, ne de devlet geleneklerimizle izah edilebilir mi? 

Ne diyorsun hocam, aksine hiç olmayan umudum canlanmaya başladı benim, dedi arı duru bu inanç adamı. Sokaklara, meydanlara sığmayan muhalif kalabalıkları görmüyor musun? Bir zamanlar biz böyleydik. Halkımıza söyleyecek yeni bir hikayemiz yok artık. AKP’yi bugün AKP’liler bile eleştirmeye başladı.

 Sezai Karakoç’un sözleri yankılandı karşıkı ormanın derinliklerinde.; “Geceye yenilmeyen her insana ödül olarak bir sabah, bir gündüz ve bir güneş vardır. Umutsuzluk yok! Gün gelir gül de açar, bülbül de öter.” 

Elbette yeneceğiz karanlıkları. Partilerin birbirinden farkı yok aslında. Her şey güzel olacak diye geliyorlar iktidara, her şey kötüye dönüşse bile umursamıyorlar halkın feryatlarını. Direniyorlar koltuğu kaptırmamak için.

Doğru tespitler bunlar. Şu CHP’li belediyelerin başına örülen çuvallar, yargı yoluyla uygulanan baskılar AKP’li seçmenleri bile rahatsız etmiyor mu? Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı adaylığını açıklamasaydı bunlar başına gelir miydi? Ya Allah aşkına, 35 yıldır geçerli olan diploma bugün iptal ediliyorsa buradaki amaç belli değil midir? ” Hukuk 40 telli bir sazdır. Hangi tele vurursan ona göre ses duyarsın.” Kim demişti tam hatırlamıyorum ama bizdeki uygulamaları tarif ediyor sanki.140 davadan yargılanan bir insana yarım günde kendini savun denilebilir mi? Anketlerin diliyle söylersek, iktidarı kaybetme telaşının yol açtığı, demokrasimize de zarar veren haksız uygulamalardır bunlar. Kaybetmek de, sonuçları itibarıyla kazanmak kadar değerli bir sınavdır. Milli İradeyi kutsal sayanlar, halkın tercihlerine de saygılı olmalıdırlar.

Bunları dile getirince, sen CHP’li mi oldun diyorlar. Ne CHP’li oldum, ne de AKP düşmanıyım. Her partide iyi insanlar olduğu gibi, çıkar peşinde koşan kötü amaçlı insanlar da olabilir. Mesele kötüleri ayıklayıp, iyilere destek olmak, parti taassubuna, lider sultasına boyun eğmemek, doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmektir.  Başka türlü erdemli, karakterli insan olunamaz ki!

 Ama o zaman senin siyasi hayatını bitirirler diyebilirsiniz. Dostumun da benim de anlatmaya çalıştığımız tam da bu. Siyaset bir hizmet alanı olmaktan çıkmışsa bizim orada ne işimiz var zaten! Ne diyor Namık Kemal Hürriyet Kasidesi’nde:

 Görüp ahkâm-ı asrı münharif sıdk u selâmetten

Çekildik izzet ü ikbal ile bâb-ı hükûmetten.

(Çağın yöneticilerini doğruluk ve güvenlikten uzaklaşmış görünce

Şerefle ve mutlulukla hükümet kapısından ayrıldık.)

Geçmiş yıllarda yerel ve genel seçim adaylıklarımda bunları bizzat yaşamış birisiyim. Ben gözlemlerimi ve vicdanımın sesini dinliyorum.  Herhangi bir partiye üye olsam bile haksızlıklara, yanlış bulduğum uygulamalara sessiz kalamam.

Derin sohbet dediğin bu mu diye sitem etmeyin. Sığ sularda gezinmek bile tehlikelidir bazen. Doğruları konuşmak güzeldir, ama her doğruyu her yerde konuşmak da doğru olmayabilir. Anlatılanların bir kısmı kamuoyunun malumu. Ama bazı bilgiler ve bazı isimler hatıralar mahzeninde saklı kalsın.

 Şunu mutlaka bir milli iman haline getirmeliyiz; vatanın bağımsızlığını namus bilenlerin, özgürlüğü ekmek kadar kutsal bulanların, adı ister devrimci olsun, ister milliyetçi, ister laik, ister dinci…Bekamız için hepsi TÜRKLÜK bilinci ile, emperyalizme karşı el ele, gönül gönüle olmalı, birbirine kenetlenmelliyiz. Atatürk’ümüzün işaret ettiği dahili ve harici ihanet ittifakının musibetlerinden kurtulamayız.

 O nedenle, elif gibi doğru, kalbinin aydınlığı yüzüne yansıyan bu değerli dosta, anlattıkların sadece AKP’nin değil, siyaset tarihimizin de bir belgeseli olma niteliği taşıyor, o sebeple bunları yazmalısın, dedim. Bir çalışma içinde olduğunu duyunca da sevindim.

Devamını Oku

OKUMASANIZ DA OLUR

OKUMASANIZ DA OLUR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Niye böyle başladım ki? Hem yazıyorum, hem de okumasanız da olur diyorum. Bu giriş elbette bir usanmışlığın, tükenmişliğin, bir çaresizliğin dışa vurumu. Yani yazıyoruz da ne değişiyor peki? Hiç! Peki  toplumu kendi düşüncelerimiz ve idelerimiz doğrultusunda güdülemek midir yazarın görevi?

Aslında bir şeyler değişsin diye yazmak da okuru koşullandırmak gibi geliyor bana. Kendi düşüncesini dayatan bir yazarın okuruna saygısı yoktur diye düşünürüm. Uzun süre tahammül edemem o tür kitap sayfalarına. Sabrımı zorlayıp okumak için dirensem de sonunda harcadığım zamana acırım. Fransız şair ve denemeci Paul Valéry; “Sanat eserinde fikir, meyvenin içindeki besleyici gıda gibi erimiş olmalıdır.” Der.

Klasik tartışmayı bilir herkes; sanat sanat için mi, sanat toplum için mi olmalıdır? İki tarafın da güçlü savunucuları olmuş edebiyat dünyasında. Mesela Divan Edebiyatı şairleri genellikle sosyal konulara pek değinmemişler, kelimelerin arka odalarına girerek, mana hazinelerine nüfuz ederek hünerli söz söylemeyi, yaldızlı üslubu erişilmez kılmayı marifet saymışlardır.

 Bâkî’nin “Bu devr içinde benüm pâdişeh-i mülk-i suhen” mısraı, şairin “ söz mülkünün hükümdarı “olduğunu vurguladığı bir dizedir. Nef’İ ve Şeyh Galib’in de benzer övünme mısraları vardır. Onlarda ideolojik bir dikte veya sosyal bir eleştiri söz konusu değildir. Şair özgün bir söyleyişle kendini ifade etmekte, koca bir imparatorluğun meydan okuyan bir sanatçısı olarak kelimelere sihirli dokunuşlar yapmaktadır.

 17.YY da Avrupa’da başlayan siyasi ve sosyal dönüşümler edebi akımların doğmasına yol açmış, dolayısıyla sanat ve fikir adamları siyasi ve sosyal konulara eserlerinde yer vermeye başlamışlardır. Bu dalga bizde de toplumcu edebiyatın doğmasına yol açmıştır. O tartışma o gün bugün devam etmektedir.

Edebiyat toplumun aynasıdır. Yazar elbette toplumdan azade, bir uzlet köşesinde kendi içine doğru da keşiflere yelken açabilir, ama düşünce adamlarının toplumsal sorumlulukları da vardır. “Güzel gören güzel düşünür” demiş atalarımız. Sanat adamları gördükleri bu güzellikleri toplumla da paylaşmayı, bu konularda örnek olmayı bir görev saymalıdırlar. İşte asıl zorluk burada karşımıza çıkmaktadır. Yani sanatçı bunu nasıl yapmalıdır?

 Sanatçı elbette fikir akımlarından etkilenir. Ama sanatçı bir ideolog değildir. İdeolojilerin toplumu sürüklediği tehlikeler karşısında elbette sessiz kalmamalı, ama bir düşüncenin militanı da olmamalıdır. Çalışmalarında insanlığa ulaştırmak istediği bir takım mesajlara da yer verecektir mutlaka. Ama o eseriyle, daha da önemlisi yaşam tarzıyla, dürüstlüğü ve ahlakıyla topluma örnek olmalıdr. Lev Tolstoy; ” Gerçek ahlak, dıştan dayatılan kurallarda değil, vicdanın derin sessizliğinde filizlenir.” der.

Yazmak, insanlığın en soylu eylemidir bence. Yazmak, sesli düşünmenin en somut belgesidir. Öyle kabul ettiğimiz zaman, yazarın okurla bir problemi de kalmaz. Yazmak öznel bir var olma direncidir de aslında. Herkes her yazılanı kabul etmek zorunda değildir. Zaten yazarın da böyle bir dayatması olamaz.

Şimdi bu durumda, bu denemenin veya diğer yazıların içine serpiştirilen siyasi ve sosyal eleştirileri de bu hoşgörü çerçevesinde değerlendirmeyi beklemek yazarın en temel hakkıdır. Örneklemek gerekirse  ahlak konusunda şöyle devam edebilirim. Mesela, Milli İradenin temsilcileri diye seçip gönderdiklerimiz, senelerce bakıp beslediklerimizde bile ahlak kalmadıysa siz hangi modelin peşine takılıp adalet ve kalkınma masalları ile avunabilirsiniz. TBMM’ye Gazi Meclis diyoruz. Oylamada mevcut olmayan milletvekilleri adına nasıl oy kullanılabiliyor?! Ben yazarken utanıyorum, bunlarda hiç mi utanma duygusu kalmamış diye soruyor insanlar. Bu kadar haksız ve hukuksuz uygulamalara Meclis Başkanının azarlamasına rağmen yine nasıl teşebbüs edilebiliyor?

 Mesela, ortada Anayasa varken, onun değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek maddelerine yemin edenler emperyalizmin Truva atı olmaya nasıl teşebbüs edebilir, terör örgütü pkk’nın elebaşına nasıl siyasi bir statü hazırlığı yapılabilir! Cumhuriyet döneminin kazanımları birer birer kemirilirken Milli İradenin derin uykusu nasıl normal karşılanabilir! Bu sorular, yazarın okura dayatması değil, tam tersine milli öfke ve yazarın vicdan isyanıdır.

Herkes kendi cemaatine gömülmüş, kendi kliğinde mutlu. Hırsız bendense ne dava kalıyor ortada, ne Allah korkusu, ne Peygamber sözü. Adam veya kadın, milletvekili veya belediye başkanı, seçmenlerine ihanet edip baba ocağı dediği partiye geçince vicdan azabı duymuyor, utanmıyor, baba ocağından birisi başka partiye geçince onun arkasından en çok o çemkiriyor. İktidar partisi transfer şampiyonu. AKP’ye geçen paçayı kurtarıyor. Bu bir karakter erozyonu değil midir? Olan biteni herkes görüyor. Ama kimse “O zaman neden biz seçim yapıyoruz ki?” diye de sormuyor. Benim “hal ehli” diye baktıklarım keyfe ma yeşa! İblis ile muhlisi ayırmakta zorlanır olduk  be kardeşim.

Hafta sonu bir derneğin sohbetindeydim. Yine Necip Fazıl denildi, yine DAVA denildi, ÜMMET denildi, hatta aşka gelinip coşkuyla TEKBİİİİR de çekildi. Demek ki bütün Müslümanlar olan bitenlerden memnun. Herhalde “Dar’ül harp” maymuncuğu herkesin işine geliyor. Konuşan da dinleyen de halinden memnun.  İşte o nedenle yazımın başlığını “OKUMASANIZ DA OLUR” şeklinde düşündüm. Belki “YAZMASAM DA OLUR” da diyebilirdim. Ama can kardeşim, sen okuma lütfunda bulunduğun için sana müteşekkirim, iyi ki de yazmışım. 

Devamını Oku
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
beylikdüzü escort esenyurt escort avcılar escort avcılar escort avcılar escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort esenyurt escort şirinevler escort avrupa escort
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler