eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Ahmet Acaroğlu

Ahmet Acaroğlu

22 Nisan 2026 Çarşamba

EĞİTİM MESELEMİZ / ULUSAL EGEMENLİK VE TÜRK OCAKLARI

EĞİTİM MESELEMİZ / ULUSAL EGEMENLİK VE TÜRK OCAKLARI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bildiğiniz gibi Türk Ocakları Balkan Savaşı yıllarında kurulmuş bir sivil toplum örgütüdür. Dağılan bir büyük imparatorluğun dağılma sürecinde, Türk unsurunun yok sayıldığı veya yok edilmeye çalışıldığı bir kaotik ortamda TÜRKÇÜLÜK idealiyle damarlarımızdaki asil kanı harekete geçirmeyi başaran, TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’nin temellerindeki harcı kanlarıyla yoğuran  inanmışlar ve adanmışlar ordusudur Türk Ocakları.

Onlar bağımsız bir devlet olmanın, emperyalizme başkaldırmanın ancak TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ VE TÜRKÇÜLÜK fikriyle mümkün olacağına inandılar ve halkı inandırdılar. Osmanlıcılık,Siyasal İslamcılık ve Batıcılık iflas etmiş, onlar kazanmışlardı. Osmanlı Devleti Avrupalılarca karikatürlerde sağmal bir inek olarak çiziliyor, memelerine yapışan her devlet onu iştahla emiyor, sömürüyordu. Batının bize bakışı buydu.

Biz ümmetin kurtuluşu için Yemen çöllerini Mehmetçiklerimizin kanı ile sularken, Lawrence’in  zihinlerini iğfal ettiği Şerif Hüseyin ve çöl bedevileri,  İngiliz askerleriyle birlikte Mehmetçiğin karnını deşerek ümmete ihanet ediyordu. Medine’de, Filistin’de , Zeytindağı’nda Allah’ımızla  baş başa, kanımızla yapayalnızdık. Türkçülük böyle doğdu. İstiklal Savaşı, en büyük Türkçü Atatürk’ün önderliğinde TÜRK MİLLETİ’nin destansı mücadelesidir. Mustafa Kemal Atatürk de bir Türk Ocaklı, eşi Latife Hanım Türk Ocakları Fahri Genel Başkanı idi.

Bu girişi yapmamın bir değil, birçok sebebi var aslında. En başa 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı koymalıyım. Atatürk’ten önce veya sonra çocuklar için böyle bir sevgiyi  bayrama dönüştüren bir devlet adamı yok gezegenimizde. Bu ayrıcalıkla büyüdük biz ve bize hür bir vatan bağışlayan, bir bayramla bizi bağrına basan yüce önderi biz de çok sevdik. Töremiz ve inancımızın gereği de budur.

Fakat kendini farklı kimliklerle tanımlayanlar, soy özürlü bazı aydınlar, siyaset sapkınları veya  Araplaşmayı din zanneden cahiller, tarikat ve cemaat meczupları, emperyalizmin gönüllü köleleri olarak Türk’e de, Atatürk’e de düşmandırlar. Bu kepazelerin nankörlükleri ve hakaretleri artık aleni olmaya başlamış, Cumhuriyet’e düşmanlıkları milli birliğimizi tehdit eder hale gelmiştir. Böyle bir densizliği başka hiçbir ülkede göremezsiniz, hiçbir devlet buna izin vermez.

Bayramlarımızı kutlamak , milli bayramlarımızı bir şölene dönüştürmek, milletimizin de, çocuklarımızın da hakkıdır. Milli bayramlar gençlerin gönüllerinde vatan sevgisinin, aidiyet duygusunun kökleşmesini sağlayan özel günlerdir.

 Bazı edebi metinler de öyledir. Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri bizim nesiller güne Andımız ile başlar, öğretmenleri n gözlerindeki ışıkta, giyim kuşamlarındaki özende Atatürk’ü görür gibi olurduk. Andımız milli bir dua gibiydi.  Merak ediyorum, mesela Andımız’ı  kaldıranlar acaba hangi sözcüklerden rahatsız olmuşlardır? Doğru ve çalışkan olmak mı, büyüklerimizi saymak, küçüklerimizi korumak, yurdumuzu özümüzden daha çok sevmek midir sizi rahatsız eden? Yoksa TÜRKÜM demek mi? “Ne mutlu Türküm diyene” diye haykırmak mı?

Ama burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir ve bu devletin sahibi de Türk Milleti’dir. Bakın daha savaş devam ederken o yiğitler 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’ni açarak egemenliği ilan etmişlerdi. “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.” demişti Atatürk. Egemenlik ortak kabul etmez. Herkes aklını başına toplamalı ve ona göre davranmalıdır. ABD Büyükelçisi Tom Barrack’a da burasının bağımsız bir ülke olduğu hatırlatılmalı, kendisinin de bir sömürge valisi olmadığı ihtar edilmelidir.Eğer haberi yoksa, mavi gözlü sarışın Bozkurt’un ;” Bağımsızlık benim karakterimdir. Bu millet esir yaşamaktansa ölsün daha iyidir.” dediğini ona hatırlatmalıdır. Biz başkalarına benzemeyiz.

Rus dış politika uzmanı Alexandr DUGİN ; “Türk ordusunu güçlü kılan Nato değildir. Mesele silah da değildir. Mesele TÜRKLÜKTÜR. Türk örgütlenme yeteneğidir, askeri ruhtur. Bu kimsede yoktur.” diyor. Türk’ü tarihten çıkarın inanın anlatacak bir şey kalmaz. Tarihler bu çelikten ruhun kahramanlıklarıyla doludur. Ne diyordu Atatürk: “Taş kırılır, tunç erir, ama TÜRKLÜK ebedidir. Türk budur; yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”  Bunu anlamayanlar ve bu millete ihanet peşinde olanların, şah damarlarının akıbetiyle oynadıklarını da bilmelerinde yarar vardır. Başa dönersek söylemem gereken ikinci konu ; Edirne’de gerçekleştirilen Türk Ocakları Marmara Şubeleri Bölge Toplantısı’dır. Edirne Ocak Başkanı Yakup Öz ile birlikte toplantıya katılan tüm şube başkanlarına en kalbi şükranlarımı bildirmekten  mutluluk duyuyorum. Ben de bir Türk Ocaklıyım.   Cumhuriyeti kanla irfanla kuranlar bu derneğin mensuplarıydı. Bugünkü şubeler ve aziz ocaklılar da bu Cumhuriyeti yaşatmak için onlar gibi azimli ve yeminlidirler. Türk Ocakları sıradan bir dernek değildir, partiler üstüdür  ve politik şarlatanlıklardan azadedir.

Toplantıda bir konuşma yapan Genel Başkan Prof.Dr.Mehmet Öz ‘ün şu cümleleri devlet adamlarımız için de bir yol haritası olmalıdır. ” Biz ne Nato’cu, ne Çinci, ne de Rus’çuyuz. Biz Türkçüyüz. Türk Dünyasının güçlü olmasını, Türk devletlerinin güç birliği oluşturmasını, yeni dünya denkleminde güçlü olarak yer almasını arzu eder, onun için çalışırız.” Üniversite yıllarımızdan beri sloganımız değişmemiştir. “NE AMERİKA, NE RUSYA ,NE ÇİN / HER ŞEY TÜRKE GÖRE,TÜRKLÜK İÇİN.”

Konuyu eğitime bağlayarak bitirmek istiyorum. Şanlıurfa, Kahramanmaraş ve İstanbul’daki okullarda hepimizi üzen silahlı saldırılar yaşandı. Bir öğretmen ve 10 evladımız kurşunlarla can verdi . Çok sayıda yaralımız olduğunu da unutmayalım. Bu bir cinnet hali değil. Bu yönelimleri, çöken eğitim sistemimizin, çürüyen ahlak anlayışımızın, sarsılan aile yapımızın, savrulan toplum ve adalet anlayışımızın bir yansıması olarak kabul etmemiz gerekiyor. Uyuşturucu alışkanlığı ve sosyal medya tuzakları gibi daha bir çok neden sayılabilir. Ama bozulan ekonomik düzenin ve adil olmayan gelir dağılımının etkisini en başa yazmak yanlış olmaz.

Çocuklar bizim çocuklarımız. Bu neslin davranış bozuklukları bu aşamaya geldiyse yarınlardaki tehlikeyi bugünden görüp tedbirler alınmalıdır. Benim çocuğum, senin çocuğun meselesi değil bu. Değerlerimizi kaybettik biz. Milli değerlerimizle dini değerleri çatıştırarak çocuklarımızı ideal boşluğuna mahkum ettik. ”Her insan kendini eğitmek zorundadır ; çünkü en büyük düşman, kontrolsüz bir zihin, eğitilmemiş bir karakter ve alışkanlıkların kölesi olmuş bir ruhtur.”  der Seneca.

Cumhuriyetin ilk yıllarında bir üniversite gibiydi Türk Ocakları. Bilime önem veren, çalışkan, yüksek karakterli, üstün ahlaklı, kültürlü bir toplum için bir AKADEMİ gibi çalışıyordu Ocak’lar, idealist gençler yetiştiriyordu. Vali ve Kaymakamlar, Daire Amirleri, Kurum Müdürleri, Öğretmenler Ocak’ın doğal üyesi idiler. O nedenle Atatürk bir vilayete ziyarete gittiğinde önce Türk Ocağı’na teşrif ederdi, Vali onu orada karşılardı. Yusuf Akçura o günlerde; “Kurtuluş, kim ne derse desin Türkçülüktedir.” diyordu. Ben bugün de aynı düşüncedeyim.

Bugün okullarımız bu ideale ve bu disipline maalesef sahip değildir. Çocuklarımız milli ruh ve heyecanlardan habersizdir. Hocam Prof.Dr.Mehmet Kaplan “Nesillerin Ruhu” kitabını boşuna mı yazdı zannediyorsunuz? Sadece diploma vererek insanları eğittiğimizi zannetmek en korkunç gaflettir. Ne güzel söylemişti rahmetli  Prof.Dr.İlber Ortaylı: “İnsanın ilk önce ahlak okuması gerekir. Diplomalar meslek içindir.”

Eğitimde köklü bir reforma ihtiyacımız var. Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli samimiyeti ve hoşgörüsüne, Dede Korkut hikayelerindeki  Alperenliğe, Göktürk Kitabelerindeki törelere, Şeyh Edebali’deki öğütlere , Atatürk ideallerine, kendi türkülerimize, kendi toylarımıza dönmeye karar verdiğimiz gün kendi Rönesansımızı da gerçekleştirmiş olacağız. Atatürk’ün de, Türkçülerin de asıl “KIZILELMA” sı bu değil miydi zaten?

Devamını Oku

SÖYLEMLER VE EYLEMLER

SÖYLEMLER VE EYLEMLER
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Her ne kadar uzakta olsam da yerel basından Edirne’de olup bitenlerden haberdar olabiliyorum. Mesela ayağı çukura giren kişi belediyeden şikayetçi olmuş. Yine de şükretmeli. Çünkü çukura düşüp hayatını da kaybedebilirdi. Sanayi Sitesi’nin yollarını görmüyor mu Başkan? Belediye başkanları maalesef CHP mitinglerinde boy gösterip genel başkanın gözüne girmeyi tercih ettiklerinden belde sakinlerinin canhıraş feryatlarını duymuyorlar. Edirne’mizde ve ilçelerinde otopark sorununu çözen belediye var mı mesela? DSİ Emekli Bölge Müdür Yardımcısı Hüseyin Erkin soruyor mesela;” Edirne Belediyesi’nin su analiz raporu sitesinde neden yok?”

****

Edirne böyle de Uzunköprü farklı mı? Hep doğalgaz çalışmalarına sığınılıyor ama borular döşendikten sonra da aylarca yol tamiratlarının yapılmadığı da bir gerçek. Atatürk mahallesi sakinlerine durumu bir sorarsanız konu daha iyi anlaşılır. Halbuki belediyelerin öncelikli görevi alt yapı olmalıdır. Ana arterler bile sürücüleri bıktırıyor sayın başkanlar!

***

Uzunköprü’de Atatürk Organize Sanayi Bölgesinin temeli atıldı nihayet. Uzun yıllardan beri sürüp giden tartışmalardan sonra bu noktaya gelinmesi sevindirici. Hiç kimse Sivil Toplum Örgütlerinin ve Kavacık Köylülerinin sert muhalefetini karalamaya kalkmasın. Onlar verimli toprakların heba edilmesinin ve köy sınırına yaslanan bir sanayinin doğru olmadığını haykırmışlardı. Bugün seçilen yer daha önceden öngörülüp uzlaşmayla yola çıkılsaydı bugüne kadar bırakın temel atma törenini, çatılar kapanmış, bacalar tütüyor olacaktı. Ama maalesef bizde her güzel adım, siyasetin ve siyasetçilerin politik rant hesaplarıyla patikalarda çamura saplanıyor.

Temel atma törenleri siyasi partilerin şovlarına dönüşüyor. İktidar veya muhalefet partileri sanki paralar halkın cebinden çıkmıyormuş gibi yatırımları kendilerine mal edip törenleri birbirlerini suçlama seanslarına dönüştürüyor. Halbuki vergiler toplanırken hiç kimsenin yakasındaki parti rozetine bakılmıyor. Kim yaparsa yapsın, protokolda eşitlik olsa, her siyasi temsilciye konuşma ve bu mutluluğu paylaşma fırsatı verilse toplum kucaklaşması daha kolay sağlanabilir diye düşünüyorum.

Bu dediğim dün zordu ama bugün imkansız gibi görünüyor. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, muhalefeti yok sayan bir iktidar anlayışını ileri demokrasi gibi sunmaya ve kabul ettirmeye çalışmaktadır. Devletin Valisi, Kaymakamı, Savcısı, Hakimi, Polisi, Öğretmeni kendisini iktidar partisinin bir üyesi gibi görürse tarafsızlık yemininin bir anlamı olabilir mi? Siz CHP’li belediye başkanlarına reva görülen uygulamaları adil yargılama olarak kabul edebilir misiniz?

“Bir ülkede adalet yoksa, kanunlar sadece güçlünün sopasıdır.” diyor Maurice Duverger. Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir partinin genel başkanı ise, istese bile bu konumuyla tüm partilere eşit davranabilir mi? İktidar değiştiğinde yeni iktidar devr-i sabık yaratırsa ne diyeceksiniz?

Neyse OSB’de atılan temeller çoğalır da iş bulamayıp başka diyarlara akan göç tersine döner inşallah. İlçemizin bu hayırlı teşebbüsüne önderlik eden, katkı koyan her kuruma ve onların yöneticilerine teşekkür etmemiz sorumluluğumuzun ve Uzunköprü sevdamızın gereğidir.

****

Yine yerel basında bir haber dikkatimi çekti geçen hafta. Tarihi Enez Kalesi restorasyonuna yatırım programında 1000 tl, yazıyla bin lira ödenek ayrılmış. Şaka gibi. Bu ne anlama geliyor belli. Demek ki Saros Körfezi’nin incisi olabilecek bu ilçeye iktidarın yaptığı üvey evlat muamelesidir. Zaten Belediyenin de yaptığı önemli bir çalışma olmadığı gibi, sahildeki konutlardan bunca vergi toplamasına rağmen oraya da bir çivi çaktığı yok! Yazık oluyor güzelim ilçeye. Belediye Başkanı Sahil Dernek üyelerinin raporlarına ve önerilerine ilgi gösterse inanın güzel şeyler başarılabilir hem sahilde, hem de ilçe merkezinde.

***

Uzunköprü İlçe Milli Eğitim Müdürü bir açıklama yaparak ilçede artık mescidi olmayan okul kalmadığını açıklamış. Ne desem yanlış anlaşılacak biliyorum ama yine de sormak isterim: Sayın Müdürüm, elini vicdanına koyarak cevap vereceksin, eğitim kurumlarımızın tek ve en acil ihtiyacı bu mudur? Bu çalışmanız bir anket sonucu mu gerçekleştirilmiştir? Uzunköprü’de okullarımızda kaç öğrencimiz eğitim görmekte ve kaç öğrencimizin mescid talebi bulunmaktadır?

Acaba kaç çocuğumuz okula aç geliyor, cebine harçlık konulamadığı için kaç çocuğumuz kantini uzaktan seyredip evine aç dönüyor? Devlet tüm kademelerde öğrencilerimize bir öğün ücretsiz yemek vermeyi de ihtiyaç olarak kabul etmekte ve gereğini yapmakta mıdır?

 Okullarımızın temizliği ve hijyen koşullarının sağlıklı olabilmesi için yeterli personel sağlanabilmiş midir? Öğretmen açığı giderilmiş, sözleşmeli öğretmenlerin mağduriyeti önlenmiş midir?

Mesele mescid değildir. Müslüman için yeryüzünün her yeri mesciddir. Uygun bir alan, boş bir oda varsa orası mescid için kullanılabilir. Talep bence bazı öğretmenlerden gelmiştir ve haklarıdır. Ama bunun basın açıklamasıyla duyurulması talep kadar masum değildir. Öğretmenlerin manevi ihtiyaçları için bu kadar duyarlı olan Bakanlığın, aynı hassasiyeti öğretmenlerin maddi talepleri için de göstermesi genel arzumuzdur.

Biz eğitim başarısında Avrupa ülkelerinden çok gerilerdeyiz. PISA sonuçları ortadadır. Eğitimde sık sık yaşanan sistem değişiklikleri çocukları da, velileri de canından bezdirmiştir. Mescid meselesini çözdüğümüze göre acilen okullarımızın teknik donanımlarını arttırmaya yönelmeli, mesleki eğitimi canlandırmalı, başarı odaklı bir eğitimin planlarını yapmalıyız.

Devamını Oku

GÜNDEMDEKİ  KONULAR…

GÜNDEMDEKİ  KONULAR…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İBB Davası’nda etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan bir isim daha ifadesini geri çekmiş. Tutukluların bazıları ne ile suçlandığını bile bilmiyor. Cumhurbaşkanı adayı olan İmamoğlu ve bazı sanıklar kaçma ve delil karartma şüphesi ile 1 yıldan beri tutuklu. Oysa itirafçılar dışarıda. Bence Ekrem İmamoğlu da itirafçı olmalı, adaylığını erken açıkladığını itiraf edip etkin pişmanlıktan yararlanmalı. ÇIKINCA ADAYLIĞINI YENİLEMELİ. Olası erken veya baskın seçim için hazırlıklı olunmalı.

*************

Akaryakıt fiyatları cep yakıyor. Zam üstüne zam. Utanmadan bir de GÜNCELLEME diyorlar. Motorinin fiyatı 80 lirayı da geçti. Bugün LPG yarın benzin zamlanır kesin. Bu, 1kg biberin 200, 1kg domatesin 250 lira olması demek. Aslında  cebimizdeki üç kuruşun ikiye inmesi, TÜİK’in hormonlu istatistiklerine rağmen vatandaşın alım gücünün  düşmesi, halkın biraz daha fakirleşmesi demek. Eskiden sipahilere  atlara binileceği zaman “AT BİN!” emri verilirdi. Komutları da güncellememiz gerekiyor artık. Ne demeliyiz: “BENZ-İN!”,“MOTOR-İN!” Otomobillerin garajlara kapatılacağı günler yaklaşıyor. Tamam biz kontağı kapatıp toplu ulaşıma binelim de çiftçi köylü motordan inince halimiz yaman olmaz mı?

**************

Bir zamanlar Avrupa’nın futbol efsanelerini yetiştiren İtalya Dünya Kupası Avrupa Elemeleri’nde Bosna Hersek takımına penaltı atışları sonunda yenilerek elendi . Üzülmelerine gerek yok. İtalyan Teknik Direktörümüz Vincenzo Montello Türk Milli Takımı ile ABD’de düzenlenecek Dünya Kupası’nda İtalya’nın da sesi olacaktır. Sanırım bizim çocukların başarısı tribünlerdeki İtalyan futbol tutkunlarını da mest edecektir. Tebrikleri fazlasıyla haketti bizim çocuklar.

**************

Edirne Gazeteciler Derneği’nde  kongreyi Gökhan Tuzladan ‘ın listesi kazandı. Yazılarımın yayınlandığı hem Yenigün hem de Yeni Adalet Gazetesi’nden isimlerin kazanan listede yer alması beni ayrıca sevindirdi. Rahmetli Mehmet Karagöz’ün bir grup gazeteci ile 1987 yılında kurduğu dernek ilk atılımlarını Bülent Ayan’ın başkanlık döneminde gerçekleştirdi. Onun döneminde derneğin basın dallarında düzenlediği yarışmaların ikisine ben de yazılarımla katılmıştım.İpsala İlçe Milli Eğitim Müdürü iken İpsala Yeni Gazete ile Makale , Uzunköprü Adalet Gazetesi ile Araştırma dalında ödüle layık görülmüştüm.Vali Koru Engin’in elinden plaketlerimizi alırken mutluydum.Çünkü ödül alanların içinde ortaokul Türkçe öğretmenim Mehmet Özgürel,Kepirtepe mezunu ilkokul öğretmeni Osman Aktüre, Futbol Hakemi ve spor yazarı Recep Söyler de vardı.Hepsi rahmetli oldu. Bu Genel Kurul haberi bana o müstesna günü hatırlattı ve duygulandırdı.

2003’te Adnan Karakaya ile Derya Sarılarlı yarışmış,Sarılarlı 1 oy farkla başkan seçilmişti. Uzun yıllar bu görevi başarıyla sürdüren Derya Sarılarlı arkadaşımız da her türlü teşekkürü haketmiştir diye düşünüyorum. Bu iddialı yarışta bayrağı devralan Gökhan kardeşimi tebrik ediyor, dur durak bilmeden,heyecanla ve müthiş bir tutku ile bağlandığı gazeteciliğe dernekteki başarılarını da ekleyeceğini düşünüyorum.

****************

Uzunköprü Küçük Sanayi Sitesi Kooperatifi’nde bir dönem kapandı. Sanayi Sitemizin kuruluşundan itibaren başkanlık yapan ,yaptıkları veya yapamadıklarıyla hep gündemde olan ,üstelik CHP’li siyasetçi kimliğine rağmen 36 yıl koltuğu kaptırmayan Hasan Yılmaz bu nedenle Uzunköprü’de efsane olmuş bir başkandır. Daha da önemlisi bildiğim kadarıyla Uzunköprü’nün seçilmiş tek “AHİ” sidir. Bu ünvan her faniye nasip olmaz. Bu düşünceyle Kooperatifin onu “Onursal Başkan”  ünvanıyla ödüllendirmesi de bir emekli için vefa nişanesi ve manevi bir dopingdir.

Keşke Hasan Bey genel kurulda iki adaya da eşit mesafede dursa ve tarafsız olsaydı da kendi sözleriyle kendini tartışılır konuma düşürmeseydi. Basına verdiği demeçte, “Benim desteklediğim aday en az %80 oy alır ve kazanır demiş,Yalçın Çevik’i desteklediğini açıklamıştı.

İki aday da bence çok değerliydi ve sonuç %80 oranıyla değil, neredeyse burun farkıyla belirlenmiş. Açık, şeffaf ve demokratik bir kurul, çok dostane ve olgunlukla gerçekleşmiş, partiler dahil, birçok kurum kongreleri için örnek oluşturacak bir kucaklaşma ile bitmiştir. Kaybeden yoktur. Sanayi Sitemiz ve Uzunköprü’müz kazanmıştır. Ben iki adayda da Uzunköprü için dayanışma  ve hizmet ruhunun çok canlı olduğunu görüyorum.

 Bülent Akın’a; “Galip sayılır bu durumda mağlup.” sözünü hatırlatıp geçmiş olsun derken, seçimin galibi yeni başkan Yalçın Çevik kardeşimi de tebrik ediyor, yeni dönemde üstün başarılar diliyorum.

Devamını Oku

BAYRAM  VESİLESİYLE / EDİRNE VE UZUNKÖPRÜ

BAYRAM  VESİLESİYLE / EDİRNE VE UZUNKÖPRÜ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ramazan ayında birçok vakıf veya dernek, sohbet, seminer, konferans, musıki gibi kültürel faaliyetlere ara veriyor. İstanbul, sayısız dernek ve vakıf kurumlarıyla dini, siyasi veya kültürel alanlarda müdavimlerine süreli programlarla güzel ve faydalı hizmetler sunuyor. Birçok medeniyete beşiklik yapan bu şehir, üniversiteleri ve değerli öğretim üyeleriyle zaten bir kültür kenti. Her gün ve günün her saatinde kadim kentin en ücra köşesinde bir muhabbet iklimi ve bir dost gurubu ile karşılaşmanız mümkün.

Ramazan oruç ayı olduğu için, özellikle selatin camilerinde (padişahların yaptırdığı camiler) yatsı namazından önce vaaz ve ikindi namazı öncesinde mukabele programları düzenlenmektedir. Yine bu ayda, inanç turizmi diye nitelendirilen ve Selimiye Camii başta olmak üzere Edirne’ye düzenlenen turları, cami ziyaretlerini not etmem gerekiyor. Ramazan ayı yaz aylarına denk geldiği zamanlarda Selimiye’nin bahçesinde çimenlerin üzerinde yapılan iftarlar, o muhteşem mabette kılınan teravihler aziz hatıralarımız olarak gönüllerde yaşamaya devam ederler. Yapılan çevre düzenlemesi ile bu tarihi yapı akşam ezanıyla birlikte yanan ışıkları ve mahyasıyla maverada başka yolculuklara kanatlanacak gibi durmakta, dokunaklı ezanları Meriç’in ufuklarında dalgalanmaktadır.

Böyle bir yazının içinde olumsuz bir şeyler yazmayayım diyorum ama cadde ve sokakların bakımsızlığı, imar planlarındaki özensizlik dolayısıyla gelmiş geçmiş belediye başkanlarının ihmallerini de dile getirmekten kendimi alamıyorum. Avrupa’ya açılan kapımız, eski payitahtımız, Balkanlara bile hizmet sunan Trakya Üniversitemiz ve binlerce öğrencimiz için Edirne’ye partiler üstü bakmamız ve bu kente daha modern bir vizyon kazandırmamız gerekiyor. Siyasetçiler kayıkçı kavgalarını bırakıp bu şehri yıldız kent haline getirme heyecanı ile yaşamalıdırlar.

Türkolojiden sınıf arkadaşlarım Beyazıt’taki iftar buluşmasında bu baharda Uzunköprü’ye gider miyiz dediler. Ne yapacaksınız Uzunköprü’de dedim. Dört yıldır bitirilemeyen restorasyon nedeniyle kapatılmış Köprü’yü, verilen sözlere rağmen hala simsiyah zehir akan Ergene’yi, tarla yollarından berbat cadde ve sokakları, kadük olmuş ama yenilenmeyen imar planlarına mahkum, ekonomisi can çekişen bir ilçeyi, bakımsız ve bekçisiz bahçesi ve toz toprak içindeki Gazi Turhan Bey Mescidi’ni mi görmeye geleceksiniz diyebildim arkadaşlarıma.

Bayram vesilesiyle Uzunköprü’deydim. Neyse ki Osmanlı ecdadımızın Trakya’da kurduğu ilk şehir olan Uzunköprü’de II.Murad’ın yaptırdığı caminin üç yıl süren restorasyonu tamamlanıp Ramazan ayının başında ibadete açılmış. Çevre düzenlemesiyle beraber daha güzel olmuş. Sanıyorum ramazana yetiştirebilmek için biraz acele edilmiş. Yetkililerin bu eksikleri tamamlayacağını düşünüyorum. Keşke zamanında Belediye Meclisi’ndeki oylamada eşitlik olmasa, Belediye Başkanı da aleyhte oy kullanmasaydı da camiyi kapatan binalar istimlak edilip cami esaretten kurtulsa idi. Dedim ya her belediyeye mutlaka bir peyzaj mimarı, bir çevre mühendisi şarttır. Biz camiyi hapsettiğimiz yetmiyormuş gibi, define avcıları eliyle Gazi Turhan’ın mezarını ve mabedini talan etmiş, tarihi köprünün on adet gözünü de yok etmiş tarih cahili bir toplumuz. 

Kent müzesi gerekliydi. Tekel Binası elden geçirilerek orası müze yapıldı. Çok da iyi oldu. Çünkü Kent müzeleri o şehrin hafızasıdır, tarihidir, mazisidir, folklorudur, kültürüdür. Ama o binanın yetersiz olduğunu belediye başkanları görmüyor mu? Acilen yeni ve çok daha büyük bir bina düşünülmelidir. Annemin 90 yıllık ayak pedallı dikiş makinesi en çok oraya yakışırdı. Keşke Mediatör marka transistörlü radyomuzu da hurdaya ayırıp atmasam, böyle bir müzeye verseydim. Kim bilir kimlerin elinde hangi müstesna antika eşyalar vardır. Altınyazı Kalesi’nde veya başka kazılarda çıkan her taş çok değerli kabul edilmelidir.

Mazhar Müfit Kansu Parkı, Cumhuriyet Meydanı, Pazar yeri ve Ergene Oteli’ni kapsayan alan için yeni bir proje geliştirilmelidir.

1427 tarihinde fethedilen şehrimizin 600.kuruluş yıldönümü etkinlikleri şimdiden planlanmaya başlanmalı, 2027’de 600.Yıl Anıtı düşünülmeli, II. Murad’ın daha estetik bir heykeli hazırlanmalıdır.

Çok çok daha önemli bir konuyu not ederek bitirmek istiyorum. Bir şehrin ne kadar medeni, ne kadar kültürlü, ne kadar iyi yönetildiğinin en önemli göstergelerinden biri umumi tuvaletlerdir. Pasajlardaki, lokantalardaki lavabolardır. Bu konuda ne kadar utanılacak bir durumda olduğumuzu herkes biliyor. İnsanımız buraları ilkelce ve hoyratça kullansa bile biz özenle buraları pırıl pırıl hale getirmekten usanmamalıyız. Zabıtanın bu alanları sık sık kontrol etmesi ve düzeltilene kadar görevini titizlikle yapması gerekmektedir.

Bütün bunlardan sonra Uzunköprü’ye gelecek her turist bizim gönüllü tanıtımcımız olacak, biz de onları ağırlamaktan sonsuz haz duyacağız.

Devamını Oku

ORUÇ BİR RUH ŞÖLENİDİR

ORUÇ BİR RUH ŞÖLENİDİR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Samanyolu’nda Ziyafet isimli kitabında öyle diyor Sezai Karakoç: “Oruç bir ruh şölenidir.”  Şair ve düşünce adamı Karakoç birkaç kelime ile tefekkürün derinliklerine davet ediyor bizi. Gerçekten de öyle değil midir bu oruç ayı? Ona erişebilmek ve onu vahyin duruluğunda hissedebilmek, yaşayabilmek onu, ne büyük bir Tanrı lütfudur inananlar için.

Allah’ın yarattığı her varlık gibi “zaman” da mübarektir. Kendi varlığımızın bir gölgeden ibaret olduğunu, yansıma ve yankının bile sadece O’ndan bir tecelli olduğunu idrak çağıdır ramazan. Yani o kavramanın, Yunus’un ifadesiyle “canlar canını bulmanın” şifrelerini barındırır içinde ramazan. Benlikten kurtulmanın, Dost vaslına erişmenin eyyamıdır oruçlu günler.

“Eskiye rağbet olsa bit pazarına nur yağardı.” diye bir atasözü geldi birden aklıma. Nerden baktığınıza göre farklı anlamlara yelken açabilirsiniz bu sözle birlikte. Eski veya yeni, içeriği itibarıyla değerlendirilirse daha sağlıklı sonuçlarla tanıştırabilir bizi. Eski eski olduğu için kötü, yeni yeni olduğu için iyi değildir. Öyle olsaydı yıllanmış şarap peşinde olmazdı ayş erbabı. Eskimeyen dostlar vardır mesela. Yıllar daha da olgunlaştırır dostlar arasındaki sevgiyi. Hatıralar canlandıkça hayalde birer birer, bir buhurdan gibi tüter mazideki yaşanmışlıklar.

Her ramazan ayı, her sahur ve oturduğum her iftar sofrası da beni eski ramazanlara götürür. Çocukluğumun ramazanlarından başlayarak bugünlere kadar yaşadığım manevi havayı içime bir kere, bir kere daha çekesim gelir. Burada nedenleri üzerinde durmak istemiyorum ama günümüzde o eski tadı ve neşeyi bulamadığımı itiraf etmeliyim.

Duvarları kerpiçten küçük bir muhacir evinde, o tatlı uykudan fırlayıp gözlerimi ovalayarak oturduğum yer sofrasında, yemekten kalkana kadar gözümün bir tanesini açmaya muvaffak olamazdım. Orucu günde bir iki defa beslediğim günlerdi ama sahurda beni uyandırmaları için annemi defalarca uyarırdım. O da kırmazdı beni. Aslında buna bile gerek yoktu. Çünkü sokağın sessizliğini bozan davulcu sanki bizim pencerenin dibinde çalıyor gibiydi. Çocuklar değil sağır sultan bile uyanırdı o gürültüye. Davula inen her tokmak koroya başka köpek ulumasının katılması demekti. Sofrada annem, babam ve kız kardeşim olurdu. Annem ve babam sabah namazı için beklerken biz çoktan uyumuş olurduk.

İftar saatlerinde zaman donardı adeta. Dakikalar geçmez, açlıktan  kıvranmaya başlardık. Bu sefer şehrin yüksekçe bir tepesinde kurulmuş olan ramazan topunun patlama sesini duymak için dikkat kesilirdik. Top patlayınca babamın duası ile oruçlar açılır, çala kaşık yeme faslı başlardı.

Ramazan topu ile ilgili bir de unutamadığım bir serencamı da aktarmalıyım. Sanırım ilkokul son sınıftaydım. Son dersten sonra eve gitmemiş, öteki sınıf ile okulun bahçesinde maça kalmıştık. Zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştık. Her akşam patlama sesini duyduğum ramazan topunu yakından görelim dedik arkadaşlarla. Okul ile bizim evin arasında, bugünkü Kaymakam lojmanının üst tarafındaydı ramazan topu. Hatta mahalle gençlerinin çok çekişmeli futbol maçları yaptıkları boş bir alandı oraları.

Gittiğimizde görevli asker topun namlusuna çaputları sıkıştırıyordu. Vakit gelmişti. Görevli, kulaklarınızı parmaklarınızla kapatın, patlarken ağzınız da açık olsun diye bizi uyardı. Kulak zarı zarar görmesin diyeymiş bu. Dediğini yapar yapmaz top büyük bir gürültüyle patladı. Çaputlar etrafa saçılırken çevreye barut kokusu yayıldı. Arkadaşlarım alkışlarla bağrışırken benim parmaklarım hala kulaklarımda ve ağzım açık, ezan okur gibi kalakalmıştım. Çünkü elinde bir çalı sopasıyla babamın bize doğru geldiğini görmüş, donakalmıştım. Ezan saatinden önce evde olmak bir kuraldı. Öteki taraftan korkarak eve doğru koşmaya başlamış, babamdan önce eve gelmiştim. Ramazan hürmetine olsa gerek  sadece kulağımın çekilmesiyle kurtulmuştum.

O yıllarda camilerde ramazan vaizi olurdu. Cemaat denemek için gelen her hocayı kürsüde dinler, hangisini beğenirse ona davet gönderirdi. Mahallede boş bir ev lojman gibi bu hocaya tahsis edilir, her iftarda bir mahalle sakini hocayı sofrasına misafir eder, gece de sahur yemeğini kaldığı eve götürürdü. Sakaryalı Behiç Hoca da bir akşam bizim misafirimiz olmuştu. Ben üniversiteye başladığımda Behiç Hoca ile birkaç kere mektuplaşmış, bugün de devam eden bir dostluğun temellerini atmıştık. Behiç Hoca her kandil gecesinde yıllarca babam, annem  ve sofrasına oturduğu Atatürk Mahallesi cemaatini hatimleriyle, dualarıyla nasiplendirmeye devam etmektedir. Yıllar sonra eşiyle birlikte Uzunköprü’deki evimizde misafirim olmuş, babamın mezarını ziyaret edip dualar okumuştu.

Ramazan güzelliklerle, hikmetlerle dolu bir zaman dilimidir. Sahur sabır, iftar şükürdür. Şüphesiz oruç sadece aç kalmadan ibaret değildir. Teravihiyle, ilahileriyle, fitresi, zekatıyla, paylaşılan sofralarla bir bereket ve muhabbet çağıdır ramazan. Kur’an’ımızın hediye edildiği bir mukaddes takvimdir. Bayram ise apayrı bir mutluluk şölenidir.

Efendim, ramazan ayına veda ederken, içimizdeki huzurun, soframızdaki bereketin ve dualarımızın bayramla taçlanmasını dilerim.

Devamını Oku
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
beylikdüzü escort esenyurt escort avcılar escort avcılar escort avcılar escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort esenyurt escort şirinevler escort avrupa escort
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler