eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Ahmet Acaroğlu

Ahmet Acaroğlu

14 Ekim 2026 Çarşamba

SARIYER’E GİDERKEN

SARIYER’E GİDERKEN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaz bitti aslında. Pastırma sıcakları sonbahar ve kış mevsiminin önünde daha ne kadar ısrarcı olabilir ki? Yaz mevsimi, sıla hasretini dindiren, tatille bütünleşen farklı bir zaman dilimi. Sonbahar da renklerin cümbüşü ve güzellikleri ile endamını arz etmeye başladı işte. Ne güzel söylemişti Cemal Süreya: “Sonbahar sanattır, diğerleri mevsim.” Sağlığımız yerindeyse her mevsim müstesna mutluluklarla sarıp sarmalıyor bizi.

Yazdan arta kalan güzel bir günde Sarıyer’e gitmeye karar verdim. İstinye’de oturan Jeofizik Mühendisi hemşehrim Sebahattin Bey de oraya gelecekti. Boğaziçi’nin eşsiz manzaralarını, kıyılardaki tarihi sarayları, camileri, yalıları seyrederken bu kadim ve eşsiz kente aşık Nedim’in unutulmaz mısralarını mırıldandım yine. Vapurun ardından köpüren sularda üniversite yıllarımın anılarını yeniden yaşar gibi oldum. Delice esen rüzgarda bile dışarıdaki kanapelerde oturur, peşimizden koşan martıları seyrederdik.

“ Boğaziçi’nin semtlerine karadan gitmek Boğaziçi’ne hakarettir, Boğaziçi’nin yolu denizdir.” diyen Yahya Kemal’in gözüyle de baktım. Bu kadar” efsunlu güzellikler”e sahip kaç şehir vardır dünyada? O nedenle “sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.” diyor şair.

Dedim ya yazdan arta kalan bir gün. Güneş pırıl pırıl, deniz masmavi, hava sakin. İhsan’ın betimlemesiyle şurup gibi bir gün. Uğradığımız her iskelede inenler, binenler. Tatil günlerinde her yer kalabalık. Vapurlar da öyle.

Güvertede karşımdaki kanapede kucağında evrak çantası, elinde fotoğraf makinası olan bir beyefendi oturuyordu. Sırtı cama yaslandığı için bazen yarım dönerek, sahilde gördüğü sanat eseri mimari yapıların, camilerin, Rumeli Hisarı’nın fotoğraflarını çekiyordu. Zaman zaman göz göze geliyorduk. Benim yaşımda, muhtemelen emekli bir devlet memuruydu. Ben tanışmak istemesem, o belki hiç açılmayacaktı. Yolu kapatmamak için hafifçe eğilerek sordum:

-Anladığım kadarıyla fotoğraf sanatıyla ilgilisiniz?

-Ben, dedi, Sanat Tarihi mezunuyum. Üniversiteyi Ankara’da okudum. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde çalıştım. Oradan emekli oldum.

Çorum’luymuş. Edirne ve Uzunköprü’ye de seneler önce teftiş için gelmiş. Ben de Edebiyat Öğretmeni olarak çalıştım emekli olana kadar, dedim.  Türkiye Yazarlar Birliği üyesi olduğunu söyledi. Kurucu Genel Başkan rahmetli Mehmet Doğan’dan ve bazı yazarlardan bahsedince sohbet dallanıp budaklandı. Çoğunu tanıyordum.

-TYB’nin İstanbul şubesine zaman zaman ben de gidiyor, oradaki konuşmacıları dinliyorum. Ama bazı yorumlara katılmam mümkün değil. Şube başkanını ayrı tutuyorum, ama yaşını başını almış, kendi muhitlerinde de belki takdir edilen bazı konuşmacıların din adına Milli Mücadele kahramanlarına ve Cumhuriyetimizin kurucu kadrosuna ve şahsiyetlerine düşmanlıklarını alenen dile getirmeleri, aşka gelip tekbir salvolarına kapılmalarını doğru bulmuyorum. Hele iktidar şakşakçılığını yazarın özgürlük alanına müdahale gibi görürüm. TYB veya herhangi bir edebiyat, sanat derneğinin politize olması, tefekkür ve hür düşünceyi bir ideolojinin emrine vermesini kelamın haysiyetiyle bağdaştıramam, dedim.

Beni onaylayacağını zaten beklemiyordum ama, itirazını, tarikat ve cemaatların insan düşüncesini nasıl dondurduğunu, kendi formatına göre nasıl kilitlediğini ve şekillendirdiğini göstermesi açısından manidar buldum. Herkesin inandırıldığı doğru farklı ve herkes sadece kendi doğrusuna yapışmış, kendi Şeyhini uçurma gayretinde. Bu yaklaşımlara meşveret ve şurayı, yani demokrasiyi, devletin laik olmasının önemini nasıl anlatabilirsiniz?!

Harf devrimi kültürümüzü yok etti diyor. İslam harfleri diyor Arap alfabesine. Yahu diyorum, Ebu Cehil de aynı harfleri kullanmıyor muydu?  Peygamber hangi millettense din de o dil ve alfabe ile yazılıyor.

Osmanlıyı eleştirmek tarih düşmanlığıdır, diyor. Yahu diyorum, bizim tarihimiz Osmanlı ile mi başlıyor? Selçuklular, Uygurlar, Göktürkler yok mu? Onların alfabeleri de farklı. Biz Arap harflerini kullanırken de Türkçe düşünüyor, Türkçe yazıyorduk, bugün Latin harflerini kullanırken de Türkçe düşünüyor, Türkçe yazıyoruz. Siz niye anlamak istemiyorsunuz!

Bugün her yer Kur’an kursu, İmam Hatip Okulu ile donatılmış durumda. Kur’anı Güzel Okuma yarışmaları düzenleniyor. Sen hiç Kur’anı Doğru Anlama ve Anlatma yarışması düzenlendiğini duydun mu diyorum, cevap yok.

Asrın yolsuzluğu, asrın hırsızlığı bu Müslümanları hiç ilgilendirmez mi arkadaş? Yargıya güven neden dibe vurdu? Hani devletin dini Adalet idi, ne oldu? “Adaletin olmadığı yerde ruh sağlığı da bozulur; çünkü adaletsizlik, insanın iç huzurunu kemiren bir zehirdir.” diyor Erich Fromm. Baro seçimlerinde iktidar yanlısı bir grubun başkan adayı, 70 civarında arkadaşımızın Hakim ve Savcı olarak atanmasını sağladık diye söyleyebiliyor. Yargının bu kadar siyasallaşması sizi ürkütmüyor mu arkadaş!

Ben Sarıyer’de indim. Sanırım o Rumeli Kavağı’na devam edecekti. Benimle tanıştığına pişman mı oldu bilemem, ama ben zaten profilinden onu çözmüştüm. Konuşunca yanılmadığımı da anladım. Her fikir tartışılabilir. Bizimki tartışma da sayılmaz, belki tanışmaya eşlik eden bir konuşma denilebilir. Yani Amerika zaten çoktan keşfedilmiş, yeniden yelkenleri şişirmeye gerek yok. Herkes kendi Simeranya’sında mutlu olsun yeter.

Sebahattin iskelede beni bekliyordu. Kafa dengi arkadaşlarla sohbetin tadı elbette başka oluyor. Son vapurla geri dönerken artık akşamın serinliği başlamış, ışıklarla İstanbul başka bir güzelliğe bürünmüştü. 

Devamını Oku

Kurtulmuş’un konuşması her şeyi açıklıyor

Kurtulmuş’un konuşması her şeyi açıklıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın açıklamasından sonra internetten arayıp buldum. 19 Mayıs 2025’te Numan Kurtulmuş Şırnak üniversitesinde “Şırnak Sivil Toplum Buluşması”nda konuşuyor. Dinledim ve aynen not ettim.

“Terörsüz Türkiye” sürecinin nereden çıktığını anlatırken ABD’nin Irak’ı nasıl böldüğünü, daha sonra Suriye, Lübnan, Yemen ve Somali’nin nasıl bölündüğünü anlatırken kelimesi kelimesine şöyle diyor:

“Böldüler, parçaladılar. Bizim üzerimizde de ne oyunlar oynadığını yıllardır biliyorum. Şimdi bizim önümüzde iki yol vardı. Ya affedersiniz, sarı öküz gibi sıranın bize gelmesini bekleyecek, başkalarının çıkardığı fitneden dolayı bu ülkenin sokak sokak, şehir şehir bölünmesini bekleyecek ve kendi sıramızı bekleyerek telef olacaktık. Ya da bu ülkenin Türkleri ve Kürtleri kendi irademize sahip çıkarak bir olacak, beraber olacak ve hep birlikte güçlü bir Türkiye olarak yolumuza devam edecektik.”

Anlaşıldı mı Vehbi’nin kerrakesi? ABD ve hangileriyse bazı ülkeler, çevremizdeki ülkeleri bölmüşler. İşte bu sebeple biz de onların bölmesini beklemeden “bu ülkenin Türkleri ve Kürtleri kendi irademize sahip çıkarak” “hep birlikte güçlü bir Türkiye olarak yolumuza devam” edecekmişiz.

Arada “bir olacak, beraber olacak” sözleri de var ama asıl maksat, düşman bölmeden kendi irademizle gereğini yapmak.

“Bu ülkenin Türkleri ve Kürtleri” ne demek? Anayasanın 66. maddesi, “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” demiyor mu? Bu açık hükme rağmen nasıl oluyor da “Türkler ve Kürtler” olarak birlikte karar veriyoruz? ABD ve şürekâsı bizi bölmesin diye biz kendi irademizle Türkler ve Kürtler olmayı kabul mü ediyoruz? Aman bizi bölmesinler diye biz kendi irademizle “bu ülkenin Türkleri ve Kürtleri” mi oluyoruz?

Numan Kurtulmuş TBMM başkanıdır yani ülkenin ikinci adamıdır. “Terörsüz Türkiye” denilen sürecin de Meclis’teki yürütücüsüdür. Yani birinci ağız şunu mu diyor: “Bizi bölmesinler diye vatandaşlığa bağlı Türk olmaktan vazgeçiyoruz, biz bu ülkenin Türkleri ve Kürtleriyiz, hep birlikte karar veriyoruz.”

Şimdi siyasi veya bürokrat, süreci başlatanlara ve destekleyenlere soruyorum:

Türkiye böyle bir bölünme korkusu içinde midir? Bu korkudan dolayı mı bu süreci başlattınız ve destekliyorsunuz? Türkiye halkının Türklerden ve Kürtlerden oluştuğunu kabul ederek mi bölünmeyi önlemeyi düşünüyorsunuz? Kurtulmuş böyle söylüyor, siz de aynı görüşte misiniz? Bu, düşman bölmeden kendi irademizle bölünmeyi kabul etmek değil midir?

Kurtulmuş şunu da söylüyor: “Bizim üzerimizde de ne oyunlar oynadığını yıllardır biliyorum.” Siz de biliyor musunuz? Siz de bizi bölme oyunlarını bildiğiniz için mi süreci başlattınız ve destekliyorsunuz? Bu ülkenin Türk olarak ve Türk kalarak bölücülerle başa çıkamayacağını mı düşünüyorsunuz? Milletin hayatiyet ve azminden şüphe mi ediyorsunuz?

Hem… Nasıl oluyor da 66. maddede ifadesini bulan Türk milleti adına karar verme yetkisini kendinizde buluyorsunuz? Yoksa siz kendinizi son sultanların yerine mi koyuyorsunuz?

Ahmet B.Ercilasun

27 Eylül 2026

YENİÇAĞ Gazetesi

Devamını Oku

FON KRİZİ – YATIRIM DOLANDIRICILIĞI

FON KRİZİ – YATIRIM DOLANDIRICILIĞI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Fon skandalı ile çalkalanıyor ülke. Çok büyük bir kitleyi ilgilendirdiği için bu yolsuzluğun üstünü kapatmak mümkün değil. 20 milyar dolar gibi bir paradan bahsediliyor. Bu paralar halkın küçük birikimlerinin gasp edilmesi, hayallerinin çürütülmesidir. 450 bin kişinin mağdur olduğu bu yatırım dolandırıcılığında voleyi vuranların, kısa sürede köşeyi dönenlerin içinde, Bakanlık yapmış ve halen Cumhurbaşkanı Danışmanlığı gibi önemli görevlerde bulunan siyasetçilerin, bürokratların, Başkanların, Müdürlerin olması gerçekten çok düşündürücüdür.

Yıllarca cami kürsülerinden,  hep garibin gurebanın, fakirin fukaranın, yetimin kimsesizin haklarından bahsedenler, zekatın yoksulun hakkı olduğunu anlatanlar, mal ve para hırsının imanla bağdaşmadığını haykıranlar, yamalı cübbe giyen Hz. Ömer’in adaletinden dem vuranlar, tek hurma ile beslenen Hz.Peygamber’imizin  arkasında sadece bir hasır bıraktığını hatırlatanlar…Evet evet size soruyorum, nedir bu doyumsuzluk, bu para hırsı, nedir bu  debdebe, şaşaa, gösteriş, lüks ve şatafat, saraylar, villalar?!

Bir tarafta “geçinemiyorum, onurumla yaşayamıyorum “ diyerek intihar edenler, haklarını alamayan işçiler, sürünmeye mahkum edilen emekliler, yoksulluktan çocuğunun üniversite kaydını yaptıramayan aileler, girdi maliyetlerinin altında bile ürününü satamayan çiftçiler, iş bulamayan gençler, diğer tarafta haram helal gözetmeden, emek harcayıp terlemeden köşe olanlar, hokus pokusla talihin dibine vuranlar, milletin canına okuyanlar! Ne güzel söylemiş Ahmet Hamdi Tanpınar; ” Çalmak, servet yığmak onlara yetmiyordu. Fakirin duası, alkışı ve gözyaşı da gerekliydi.”

Sayın Erdoğan kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada “Biz ne hak yeriz ne de vatandaşın hakkının yenilmesine göz yumarız.”  “Sırf siyasi mevzi kazanmak uğruna muhalefet figürleri dahil hiç kimsenin ekonomimize zarar vermeye, yatırımcıları tedirgin etmeye hakkı yoktur.” diyor ve yine muhalefeti suçluyor. Halbuki Yeni Parti’nin sözcüsü Zeynel bey olmasaydı biz belki bu vurgunu çok daha sonra öğrenecektik.

Peki Maliye Bakanı Mehmet Şimşek aylar önce “Borsa’da bazı hisselerde yapılan maniplasyonun farkındayız.” dediği halde, zamanında bu fonlara neden müdahale edilmedi diye sormak hakkımız değil midir? Uyarılar dikkate alınsaydı skandal bu kadar büyük, vatandaşların kayıpları bu kadar çok olur muydu?

Deniliyor ki vatandaşın hiç mi suçu yok! Herkes aynı mantıkla 1 yatırıp 3 kazanmak istiyor. Vatandaş cebindeki paranın her gün biraz daha değer kaybettiğini, alım gücünün düştüğünü görüyor. Elindeki küçük birikimi ikiye üçe katlayarak bir araba veya bir konut alabilme hayaliyle giriyor bu girdaba.

 Ya arkadaş, bu fonlara borsada işlem iznini SPK vermiyor mu? Devlet de her alım satımdan vergi almıyor mu? MASAK bütün para trafiğini takip etmiyor mu? Yani her şey devletin denetiminde değil mi? Eğer öyleyse devletine güvenip parasını buralara yatıran vatandaşa kim ne diyebilir?

Mağdur olan sadece 450 bin kişi değildir. Kelebek etkisiyle bunların yakınlarıyla birlikte ödeme dengeleri ve psikolojileri bozulan milyonlardan bahsedilmektedir. İdari ve hukuki süreç başlatılmış, bazı kişiler tutuklanmıştır. Büyük, çok büyük kazanç elde eden kişilerin el konulan varlıkları mağduriyetlerin giderilmesinde kaynak olarak kullanılmalı, hazineye uzanılarak başka haksızlıklara da meydan verilmemelidir.

Ama asıl soru şu: biz devletin kutsal, milletin aziz, ahlakın bir erdem hak, hukuk ve adaletin devletin temeli olduğuna inanan bir toplumken, nasıl bu hallere düştük?

Devamını Oku

EGE GÜNCESİNDEN NOTLAR

EGE GÜNCESİNDEN NOTLAR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Uzun bir aradan sonra dün akşam yine İstanbul’a döndük. Uzun bir ara ile Enez’de geçen yaz günlerini kastettiğimi belirtmeliyim. Tatil ve deniz, yaz özlemidir çoğumuz için. Kışın puslu ve karanlık günlerinden sonra yaz mevsiminde doğanın uyanışına eşlik eder yosun kokulu rüzgarlar. Denizin mavisine boyanır gönlümüzdeki umut çiçekleri. Umudun rengidir mavi. Dalgalar söyleyemediklerinizi fısıldar sularıyla yıkadıkları kumsala. Akşam güneşinin evlerin camlarında başlattığı yangınlar ise tarifsiz duyguların çığlığıdır aslında. 

“Deniz gibi olmak güzeldir. Zahiri sakin ve temiz, içi derin bir alem…” Ne güzel bir tanımlama. Sanki bir derviş, bir sufi duruşu. Şair Cemal Süreya da aynı hislerle “Bazı insanların ruhlarının denize kıyısı var sahiden. Onlarla konuşunca sanki denize nazır uzanıp, huzur buluyorsun.” dememiş miydi? Ben de oldum olası sevmişimdir denizi, deniz kentlerini, o kentlerin insanlarını.

Bu yaz Temmuz ve Ağustos aylarında Enez’deki yazlığımızdaydık. Enez çok eski bir yerleşim yeri ve liman kentiymiş eski tarihlerde. Günümüzde ise ihmallerin kurbanı… Belediye’nin çıldırtan duyarsızlığı, hükümetin tüm ilgisizliğine rağmen yine de vazgeçemediğimiz bir tatil beldesi. “Saros’un İncisi “diyor burada yaşayanlar. Gerçi Saros’un hangi beldesinde, hangi kıyısında, hangi tatilci ile konuşsanız orası hep “Körfez’in İncisi”dir. Uçsuz bucaksız kumsalı ve kendi kendini temizleyen deniziyle istenirse gerçek inciye de dönüştürülebilir elbette ama bu haliyle ancak imitasyon inci olabilir diye düşünüyorum.

Ege ve Akdeniz kıyıları tam bir turizm cenneti. Oralar daha sıcak bölgeler olduğu için yaz sezonu da uzun sürüyor. O nedenle yatırımlar öncelikle oralara yapıldı şüphesiz. Muğla ve Antalya turizm alanında yatırım zengini. Adana, Mersin, İzmir ve Balıkesir’i de çok farklı destinasyonları açısından aynı grupta düşünebiliriz.

.

Yazın son haftasını Ege kıyılarında değerlendirdik. Alaçatı, Çeşme, Urla, Seferihisar,

Sığacık, Cunda Adası ve nihayet Bursa günleri bedenimizi yorsa da ruhumuza iyi geldi. Buralarda biriktirdiğim birkaç anıyı sizinle de paylaşmak istiyorum. Daha önceleri genelde Öğretmen Evleri’nde rezervasyon yaptırıyorduk. Zamanla buralarının bazı bölümleri özel işletmeler haline dönüştürüldü ve tüm kamu çalışanlarına ve sivil halka açıldı. Konaklama fiyatları daha ekonomik olduğu için rağbet artınca öğretmenler buralarda yer bulamaz oldu. Üstelik ücret tarifesi de otel ve pansiyonlarla yarışır hale geldiği için bu defa aramadık bile.

Yaz mevsimindeki yoğunluk azaldığı için daha uygun fiyatlarla, çok daha güzel yerlerde konaklamak mümkün. Akıllı telefonlar bu konuda her türlü hizmete hazır zaten. İnternet ile yüzlerce adrese ulaşıyor, mekan ile ilgili görsellere, yorumlara ve verilen puanlara bakarak tercihinizi yapabiliyorsunuz.

Alaçatı’da Müzeyyen Hanım Konağı’nı aramıştık.” Ben Şebnem, buyrun, nasıl yardımcı olabilirim?” diyordu telefondaki bayan. Talebimizi ilettik ve anlaştık. Konak bir butik otel, aile işletmesi. Çarşıya, barlara çok yakın. Şebnem Hanım, babası Cemal Bey gibi öğretmen aslında. Cemal Bey, eşi Müzeyyen Hanım vefat edince büyük bahçeyi ikiye bölerek iki kızının da birer butik otel sahibi olmasına yardımcı olmuş. Şebnem Hanım ve eşi Erhan Bey misafirlerini memnun edebilmenin telaşı ve gayreti ile hep yanınızda.

Erhan kardeşim, bahçede büyük kafesteki küçük kuşları tanıtıyordu bana. Hepsi rengarenk ve kıpır kıpır. Bülbüller sabah güneşine serenat yaparken sarı kanarya sessiz ve hareketsizdi. Fazla ötünce çatlarmış bu kanaryalar. Belki dedim, Fener’imizin puan kayıplarına üzülüyordur benim gibi. “Kanaryam benim, boşver, silmişim dünyasını, kupasını da, sadece Fenerbahçe!” diye mırıldanınca sanki anlamış gibi kanatlarıyla beni selamlayıp ötmeye başlayınca Erhan da şaşırdı. “Abi uzun zamandır ötmüyordu bu kanarya, nasıl canlandı ya?” diyerek bana dönünce, “Fenerbahçelilik böyle bir şey kardeşim dedim, nefes alıyorsak eğer, biz birbirimizi tanırız.” deyince bana kafesteki kırmızı kanaryanın hikayesini anlatmaya başladı. Unutamayacağım bir hatıra oldu benim için. O bende kalsın.

Her işletme para kazanmak için kurulur. İşin doğasında bu amaç vardır. Ama bu konakta bambaşka bir sıcaklık, unutamayacağınız bir dostluk ve mükemmel bir hizmet anlayışını hemen fark edebiliyorsunuz. Konağın kahvaltı masası ise yerel tatları ve el emeği ikramlarla tam bir görsel şölen.  Cemal Hoca’mın veda ederken ısrarla ikram ettiği Türk kahvesinin hatırının 40 yıldan fazla olacağını söyleyerek ayrıldık Konak’tan.

Çeşme gibi Alaçatı’da da gündüzler sakin, geceler hareketli. Oğlumun tavsiyesiyle sokak arasındaki Esma Kafe’ye oturduk. Puanı yüksek, küçük ama çok şirin bu kafede mekan sahibi Nejat Bey ile her cümlesi altın yaldızla çerçevelenecek derin bir sohbetin keyfini yaşadık. Balkan kökenli çok kibar ve kültürlü bir beyefendi. Bir İtalyan tatlısı olan Affogato’yu tavsiye etti bize. Tatlı nefis, sohbet şahaneydi. Nejat Bey için iki önder vardı. İnançlarımız için Hz.Muhammed Mustafa, ülkemizin aydınlığa kavuşması için de Mustafa Kemal Atatürk. 

Begonvillerin arasında duvarda asılı olan portrede Gazi bize tebessüm ederek bakıyordu. Nejat Bey, bize bağımsız bir vatanda özgür yaşamayı miras bırakan Ata’mıza alenen saldıranlara öfkeliydi. O’na açıkça hakaret eden nankörlerin, Türklük düşmanlarının cezasız kalmasına isyan ediyor, bu gelişmelerin ülkemizin hayrına olmadığını vurgularken bile mücadelede kararlı olması beni mutlu etti ve duygulandırdı. 

“Bu sene son, seneye burada ben olmayacağım!” dedi vedalaşırken. Neden diye sordum üzüntüyle. “Varoş edalı gençlerin edepten yoksun küfürlü sohbetleri, kaba ve özensiz insanların istilası altındaki bu güzelim şehirde para için daha fazla tahammül edemeyeceğim bu kültürsüzlüğe!” diyerek açıkladı hoşnutsuzluğunu. Tüylerim diken diken oldu ayrılırken. Çünkü ülkemin bütün şehirlerinde bir ur gibi yayılıyor bu kaba saba ilişkiler, nezaketsiz davranışlar.

Cunda’da Novi Otel’de Semih Bey ve eşi ağırladı bizi. Bir yıl önce başlamışlar. Boşnak oldukları kahvaltımıza eşlik eden Boşnak müziğinden belliydi. Zaten Novi de Boşnakça     “ Yeni” demek. Onlarla sohbet ederken rahmetli Aliya İzzet Begoviç ve Bosna şehitleri geldi gözümün önüne. 

Bursa ayrı bir hikaye. Cumalıkızık’ta hediyelik eşyalar satan küçük dükkanların önünde ellerindeki ahşap çay tablalarındaki desenleri boyayan kadınlar birbirleriyle sohbet ederken geleneği yaşatan bir çabanın içindeydiler. Mahalledeki tarihi caminin Ulu Cami’den daha önce yapıldığını söyledi Hacı abi.  Neden bu dağın eteğine tırmanmış bu evler biliyor musunuz? Ovada çok sivrisinek olduğu için Osmanlı döneminde buraya yerleşmiş Türk boyları, yani Yörükler ve Manav’lar. Hünnap aldığım köylü dayı da benzer şeyler söyledi ve ekledi; ”Herkes birbirinden duyduğunu söylüyor. Sen de inanır gibi yap işte.” Ben de öyle yapıp ayrıldım oradan bir torba hünnapla.

Hafta sonu Bursa’da caddeler çok kalabalıktı. Koza Han’da kahvelerimizi yudumlarken Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Bursa’da Zaman” şiiri yankılandı gönlümde. Ama aklım Ulu Cami minarelerinden bir tül gibi şehrin üstüne yayılan ezanda kaldı. Ben hala oradayım dostlar.

Devamını Oku

İKTİDARI İKTİDAR MI DEĞİŞTİRECEK?

İKTİDARI İKTİDAR MI DEĞİŞTİRECEK?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Cevabı dallanıp budaklanabilecek çok çetrefil bir soru: İktidarı kim değiştirebilir? Ülkelere ve ülkelerin yönetim biçimlerine hatta mevcut yasaları hangi başkanların nasıl yorumlayıp, nasıl uyguladıklarına göre çok farklı cevaplar verilebilir bu soruya.

Mesela; askeri vesayetlerin olduğu ülkelerde Silahlı Kuvvetler, medya patronlarının güçlü olduğu toplumlarda basın, yargı vesayetinde bürokratlar, geri kalmış ülkelerde diktatörler, sömürgelerde emperyal ülkenin gizli servisleri, din kurallarını esas alan ülkelerde mezhep ve cemaat odakları gibi birçok modellemeler yapılabilir. Demokrasilerde esas olan halkın iradesidir. Nitekim padişahlık sisteminden sonra Cumhuriyet’in temelleri atılırken “HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR. KUVVET BİRDİR VE O, MİLLETİNDİR.” demişti Atatürk.

Elbette sistem değişikliklerine aydınların ve toplumun uyum sağlayabilmesi kolay olmuyor. Cumhuriyetimizin 100.yılını geride bıraktık ama demokrasimizi yeterince geliştiremediğimiz de bir gerçek. Dönüp baktığımızda askeri darbelerle yaralanan demokrasi deneyimlerimiz, darağaçlarında sallandırılan devlet adamları ve gençlerimizle hatta katliama uğramıştır. Afrika veya Uzak Asya ülkelerinde daha büyük bedeller ödenmesi, bizdeki askeri darbelerin, darbeci paşaların vebalini hafifletmez, acımızı dindiremez. Sonuçta halkın siyasi tercihleri yok sayılmış, MİLLİ İRADE gasp edilmiştir.

İnsanlar birlikte yaşama standartlarını geliştirirken bunun hukuk normlarını da yeniden düzenlemişler ve modern devlet kurallarını sistemleştirmişlerdir. Gelişmiş ülkelerde halkın devlet yönetimine katılımı demokrasilerin en vazgeçilmez özelliklerindendir. Eksikliklerine rağmen demokrasi, iletişimin ve yönetişimin ulaştığı insan tabiatına en uygun idare tarzıdır.

Ama sonuçta, demokrasinin işlerliği için de; hak ve hukuk, ahlak ve edep kavramlarının yaşaması için de, “halka hizmeti Hakk’a hizmet bilen” devlet adamlarına ve o olgunlukta yetişmiş siyasi kadrolara ihtiyaç vardır.

Ülkemizde son aylarda yaşanan ve haber programlarında ilk sırayı alan gelişmelere baktığımızda maalesef birçok hukuksuz uygulama ile karşılaşmaktayız. İktidarın yargı sopasını kullanarak muhalefet partisi belediyelerine uyguladığı sistematik baskı, halkımız tarafından 80 yıllık demokrasi mücadelemize indirilen bir darbe gibi algılanmaya başlamıştır. Neredeyse her gün bir CHP belediyesine çökülmekte, seçmenlerin tercihi yok sayılmaktadır. Milletvekilleri, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri çeşitli tehditlerle veya vaatlerle ikna edilerek transfer edilmektedir. “Milli İrade”, “Halk İradesi” kavramlarına aykırı olan seçilmişlerin görevden alınması, hapse atılması olağan bir olay olarak kabul ediliyor. Oysa Genel ve Yerel seçim sonuçları, ağızlara sakız olan “Milli İrade”nin en önemli göstergeleridir.

Bir AKP’li arkadaşla çay sohbetindeydik. Konu siyasete çevrildi. “Hocam, gördün mü, Üsküdar belediyesi de bize geçti.” dedi. “Sırada başka belediyeler de var!” Nasıl da sevinerek ve gururla söylüyordu bunu. “Sen bunları zafer olarak mı görüyorsun?” diye sordum. Üsküdar AKP’nin kalesiydi. CHP orada Sinem Dedetaş ile bir efsaneyi yerle bir etmişti. Sayın Cumhurbaşkanımız seçim sonucunun açıklandığı gece Kısıklı’daki evinin önünden yaptığı konuşmada; Üsküdar’ı geri almak için o geceden çalışmaya başlamalarını istemişti üzgün seçmenlerinden. Evet Üsküdar geri alındı şimdi. Mutlu mu AKP’liler? Arkadaşımın sevincine bakınca mutlu oldukları anlaşılıyor. Ama yazık! Sandıkta kaybedilen, sandıkla kazanılmalıydı.

Demek ki demokrasi sadece bir aparat bazıları için. Benim verdiğim oyun, sandıkta yaptığım tercihin hiçbir değeri yoksa niye seçim yapılıyor ki? Vali ve Kaymakamlar gibi Belediye Başkanları da atamayla gelsin o zaman.

Hırsızlık, yolsuzluk yapan varsa, hangi partiden olursa olsun yargılansın. Buna itirazı yok kimsenin. Ama suç mahkemede kesinleşmediği müddetçe aylarca, yıllarca insanları içeride tutmanın hak ve hukuk açısından izahı mümkün müdür? 80 ihtilalinde A.Türkeş dahil yüzlerce ülkücü yıllarca cezaevlerinde işkence gördü, yargılandı, sonunda beraat etti. Onların hakkını nasıl ödeyecek bu devlet?!

Ergenekon, Sarıkız, Ayışığı gibi davaların birer Fetö kumpası olduğu anlaşıldı sonradan. Ceza evinde onurlarıyla oynanan, rütbeleri sökülen subayların, öldürülen Kaşif Kozinoğlu ve diğer yiğitlerin hakkını nasıl ödeyeceksiniz? Bütün bu örnekler ortada iken, bizim gibi düşünmeyenlere aynı yöntemlerle aynı acıları yaşatmak insaf ehline, imanlı vicdanlara yakışır mı? “Amaç, araçları haklı çıkarır. Zafer için her yol mübahtır.” diyen Machiavelli’den ne farkımız kalır o zaman!

Olan biteni anlamaya çalışıyorum. Gördüğüm odur ki; “mevcut iktidar, ne pahasına olursa olsun koltuğu devretmeyecek” algısı oluşturulmaya çalışılıyor. Seçim olacak ama iktidar kendisini zorlayacak bir muhalefete asla nefes aldırmayacak. Bence belediyelerde gerçekleştirilen operasyonlar da bu stratejinin bir parçası. Yani iktidarı rahatsız etmeyecek bir muhalefet. Her şey iktidarın izin verdiği ölçüde var olabilir. Bu nasıl demokrasi diye sorabilirsiniz, Nev-i şahsına münhasır. Yani bize özgü.

O zaman yukarıdaki sorunun da tek cevabı olabilir; iktidarı ancak iktidar değiştirebilir. Yani R.T.Erdoğan isterse tüm milletvekillerinin üstünü çizip, yeni isimlerle, farklı bir kadro ile karşımıza çıkabilir. Kimsenin gıkı bile çıkamaz. Hatta adaylıktan vazgeçip yerine bir başka ismi de aday gösterebilir. Muhalefet adayının kazanma ihtimali güçlenirse, hükümet sisteminde yeni düzenlemelerle yeni başkanın hareket alanı ve imkan kabiliyetini bile sınırlandırabilir.

Ankara B.Ş.Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın saray ziyareti bu plana dahil midir, bilemem. Ama tekrar ediyorum; böyle bir hükümet sisteminde bu iktidarı ancak bu iktidar değiştirebilir.

Devamını Oku
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
beylikdüzü escort esenyurt escort avcılar escort avcılar escort avcılar escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort esenyurt escort şirinevler escort avrupa escort
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler