eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Ahmet Acaroğlu

Ahmet Acaroğlu

11 Şubat 2026 Çarşamba

SİYASETİN TRANSFER BORSASI

SİYASETİN TRANSFER BORSASI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ülkemizde birçok kurumda veya siyasi oluşumlarda akıl almaz ölçüde veya kabul edilemez ölçekte davranış tutarsızlıklarına tanık olmaktayız. Partilerin birbirinden adam ayartmasını da bu kategoride değerlendirebiliriz. Bunların elbette sosyolojik, ideolojik, ekonomik sebepleri vardır. Fakat sebebi ne olursa olsun toplumda yarattığı güvensizlik ve yol açtığı ahlaksızlık, fikir namusunu da, siyaset anlayışlarını da kadavra haline dönüştürmektedir.

Çok açık söylüyorum, mazideki politika fırıldaklarını onaylamamıştım, günümüzdeki siyasi devşirmeleri ve siyasi döneklikleri de doğru bulmuyorum. İster milletvekili, ister belediye başkanı olsun, seçmenin karşısına hangi partinin adayı olarak çıkıyor, seçmenden hangi parti adına oy istiyor ve kazanıyorsa oraya sadakat gösterilmelidir.

Her birey, hayatı boyunca aslında sayısız sınavlardan geçer. Ama en önemlisi karakter ve ahlak sınavıdır. Çünkü “İç dünyası terbiye edilmemiş insanların dış dünyada kuracağı sistem adil olamaz.” Neyzen Tevfik’in bir dörtlüğü geldi hatırıma. Ne diyordu üstat;

“Geldik cihana, ne işledik, ne gördük?

Bir kuru kavga, bir boş heves sürdük.

İnsan diye geldik, hayvanca yaşadık,

Bir parça ekmek için ne taklalar attık!”

Siz isterseniz “bir parça ekmek” yerine “döner bir koltuk”, ”kallavi bir maaş”, “ömür boyu emeklilik”, “partide baronluk”, “sınırsız alkış”, “sonsuz tahakküm”…..artık niyetiniz ne ise oraya onu koyabilirsiniz. Yalnız rica ediyorum, “dava veya hizmet aşkı“ yazmayın, midem bulanıyor!

Ne davası yahu? Omurgası olmayanın, sözünde durmayanın, kimin arabasına binerse onun türküsünü çığıranın davası mı olurmuş? Olsa da ona kim inanır?

Rahmetli Rauf Denktaş’ın şu sözleri, söylemek istediklerimin özeti aslında: “Hayatta hiçbir zaman yalpalamayacaksın, düşüncelerinde bir ileri bir geri adım atmayacaksın, her dönemin adamı değil, her dönem adam olacaksın.” Var mı itirazı olan? Hokkabazlığa gerek yok!

Siyasi transfer pazarında olan bitenler cümlenin malumudur. Birkaç örnekle açıklamak düşüncesindeyim. Bir belediye başkanı İYİ Partiden CHP’ye geçerken “Baba ocağına geri döndüm.” demişti. Hem de seçimin üzerinden henüz üç ay geçmişken! Halbuki baba ocağı seçimde tarumar olmuş, o İYİ Partiye kazandırmıştı.

Hani oy namustu? Hani devrimciler için emek kutsaldı? Hani helalinden kazanacak, harama el uzatmayacaktık! Ne oldu o parti teşkilatının ve üyelerin maddi manevi emekleri? Üstelik İYİ Parti teşkilatı ile hiçbir tartışma ve kavga yaşanmamışken! Baba ocağındakiler de kendi adayları kaybederken üzülmemiş olmalılar ki gelen transferi davul zurnayla karşılamaktan hiç utanmamışlardı.

Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig (Mutluluk Veren Bilgi)isimli eserinde şöyle yazmaktadır: “Kimin sana emeği geçerse, sen ona karşılık olarak daha fazlasını vermelisin. Başkasının emeğini takdir etmeyen kişi tam anlamı ile bir öküzdür. Yürü insanlık yap; insanlara karşı insanlık yap.” Kutadgu Bilig’i bütün siyaset ve devlet adamlarının başucu kitabı yapması ne güzel olurdu.

Şimdilerde başka isimler meşgul ediyor gündemi. Hepsini yazsam sütun yetmez. Son örneği Ankara Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan. Kendisini CHP’ye öneren Mansur Yavaş’a rağmen CHP’den istifa edip başka partiye geçmenin dayanılmaz hafifliği içinde. ”Ben muhafazakar bir aileden geliyorum. AKP de, MHP de bana uzak değil.” Diye açıklama yapıp partisini suçluyor. Yahu niye oradan aday olmadın o zaman?

Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun, kaç dönemdir kendisini aday yapan CHP teşkilatına karşı sergilediği nankörce davranışları, düne kadar sövdüğü AKP’ye bugün düzdüğü methiyeleri nasıl izah edeceğiz?

CHP’den istifa edip AKP’ye katılan Mersin milletvekili Hasan Ufuk Çakır’ın, R.Tayyip Erdoğan rozetini takarken herkesi güldüren AKP güzellemesi ve Başkomutan’ı şapkasız selamlaması ise mizahın zirvesi.

Bir de partizanların şu tavrı çok ilginç; Benim partime geçerse hak, benden giderse, başkasına geçerse nâ-hak! Bize gelirse alkış, şak şak.. Bizden giderse satılmış, alçak! Siyaset hiç bu kadar seviye kaybetmemişti.

“Ah be dünya! Sen dönüyorsun onu anladık da bu insanlar senden hızlı dönüyor, hem de ortada hiçbir yörünge yokken.” diyen Can Yücel haksız mı be kardeşim! Ben bir seçmenim. Beni o parti bu parti de ilgilendirmiyor. Kişilerden çok kişilikler üzerinde durmaya çalışıyorum. Ve soruyorum, neden gelişmiş ülkelerin hiçbirinde yaşanmıyor bu tür transferler, seçmene ihanetler? Biz demokrasiyi mi içselleştiremedik, dostlar yoksa biz demokrasiye layık mı değiliz?

Devamını Oku

PROF.DR.MEHMET KAPLAN’A VEFA KONFERANSLARI

PROF.DR.MEHMET KAPLAN’A VEFA KONFERANSLARI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İlim adamlarını bir ülkenin ışık kuleleri olarak görürüm. Onların çalışmaları hem mazideki değerlerin nesilden nesile aktarılmasını sağlar hem de yarınlar için yeni ufuklar açar. Biz kültür hazinelerimizi onların rehberliğinde yeniden keşfeder, milli benliğin kılcal damarlarını besleyen ve bize ait ruhun oluşmasını sağlayan edebiyat ve sanat eserlerindeki o derin zevkin farkına onlar sayesinde varırız. Gerçek medeniyet, edebiyat ve sanattan doğar çünkü.

Ahmet Hamdi Tanpınar ”Bazen düşünüyorum, ne garip mahlûklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikâyet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?” der. Buradaki ironi sıradan insanlar için bir gerçekliktir. Dostlar,“ Bunca boş konuşan insanın arasında, dilsiz olmak engel değil, devrimdir.” diyen Özdemir Asaf  haksız mıdır? Kim bilir belki ilim adamları bu düşünceyle kalabalıklardan kaçıp kütüphanelere sığınırlar. İyi ki de öyle yapıyor ve eserleriyle “Nesillerin Ruhu” nu yeniden yoğuruyorlar.

A. H.Tanpınar da, Mehmet Kaplan da edebiyat dünyamızın ve akademinin zirve isimleriydi. Tanpınar’a yetişemesek de Mehmet Kaplan’ın talebesi olmakla öğündüm öğretmenlik hayatım boyunca. Düşünün bir kere; hocamız Mehmet Kaplan Tanpınar’ın öğrencisi, Tanpınar da Yahya Kemal Beyatlı’nın. İsimlerini anarken ve rahmet okurken bile heyecanlanıyorum. Biz öğrenciyken ülkemizde bir elin parmakları kadar az üniversite vardı. İstanbul Üniversitesi adeta ilim dünyamızın kutup yıldızı gibiydi. O dönemde akademik kadro çok donanımlı, hocalarımız TÜRKOLOJİ alanında dünya çapında saygın isimlerdi.

Çemberlitaş Kubbealtı Cemiyeti’nde düzenlenen cumartesi sohbetinin konuğu Prof. Dr. Abdullah Uçman bir vefa örneği göstererek “Vefatının 40.Yılında Hocam Mehmet Kaplan” konulu bir sunum gerçekleştirdi. Biz de Türkoloji’den sınıf arkadaşlarım İhsan Köse, Meral Atçakan ve Müslim Ülgen ile birlikte oradaydık. Sayın Uçman’ı dinlerken öğrenci olduğumuz yıllar canlandı gözümde. Mehmet Kaplan bir dersinde “Her birimizin bir macerası vardır. Zaman, hayatın ta kendisidir.” demişti. Bir başka dersinde de “Her insan kaderin mahpusudur. Kader bizi çevirir.” diyordu.

Sevgili Uçman hoca hemşehrimdir, Edirne’lidir. Daha da ilginci Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü seçmemde onun yönlendirici tavsiyeleri etkili olmuştur. O yıllarda üniversitelere kayıt sistemleri bugünkünden farklıydı. Sınavda aldığımız notlar nereye yetiyorsa o okula kayıt yaptırabiliyorduk. Puanlarım beklemediğim kadar yüksekti. Siyasal Bilgiler bir tek Ankara Üniversitesi’nde vardı. Uzak olsa da özlemim gerçekleştiği için çok mutluydum. Gittim ön kayıt yaptırdım. Dönüşte Uzunköprü’lü ilkokul öğretmeni İlhan Ergül ile buluştuk. O beni Abdullah Uçman ile tanıştırdı.

Abdullah Türkoloji’de okuyordu ve ikinci senesiydi. “İstanbul memlekete daha yakın. Ulaşım daha kolay. Ankara Üniversitesi’nde anarşist eylemler daha fazla. Burada yer sorunu da olmaz. Biz evde dört arkadaşız, sen de bizimle kalırsın.” dedi. Benim Türkoloji maceram da böyle başlamıştı. Fatih’teki evde iki yıl aynı odayı paylaştık. Gerçekten disiplinli bir öğrenciydi. Severek çalışıyor, planlı okumalar yapıyordu. Ben evden ayrılı o son sınıftaydı.

Şimdi Ana Bilim Dalı diyorlar. Eski yıllarda Kürsü deniliyordu. Türkoloji’de dört kürsü bulunuyordu. Mehmet Kaplan Yeni Türk Edebiyatı Kürsü Başkanıydı. İkinci yılın başında bölümüne mülakatla öğrenci seçiyordu. İstanbul’da bir taşralıydık. Ne olursa olsun şansımı deneyecektim. Ünlü hocaların karşısında heyecandan kalbim yerinden fırlayacak gibi olmuş, telaşımı belli etmemek için dualara sığınmıştım. Sonuçta talih yüzüme gülmüş, seçilen yedi kişiden biri olmuştum. Kaplan hocayla üç yıl sürecek yolculuğum ve tez çalışmam o gün başlamıştı. Yanılmıyorsam 1973 yılı idi. 10 Kasım Atatürk’ü Anma İl Programı İst. Ünv. Dr. Cemil Bilsel Salonu’nda yapılacaktı. Gençliğe Hitabe’ yi okuma görevini Kaplan hoca bana tevdi ettiğinde ne yapacağımı şaşırmıştım. 1000 kişilik salonda TRT kamerasının önünde ben okuyacaktım. Ne diyeceğimi şaşırmış, paniklemiştim. Sadece “ama hocam” diyebildim, sözümü kesti hemen ve “Bu salonda bu ulvi görev kaç gence nasip olur evladım. Bizi mahcup etmeyeceğine, vurgulu ve güzel okuyacağına inanıyorum ben.” deyince direnememiştim. Oysa utangaç, sıkılgan bir öğrenciydim. Daha da ilginç olanı söylemeliyim. Mezuniyete yakın günlerde iki defa asistan kalmam için teklif yapmış, başka düşüncelerle hocamın bu muhteşem ilgisine de olumlu cevap verememiştim. “Kadere mahpus olmak” bu olsa gerek.

Abdullah Uçman’ın kürsüsü başkaydı. Doktora için okulda kalmış, Türkiyat Kütüphanesinde göreve başlamıştı. Ben tez çalışmamı Beyazıt Kütüphanesinde yapıyordum. Pek karşılaşmıyorduk. Bir gün ayaküstü sohbetinde “Kaplan hoca keşke o teklifi bana yapsaydı. Yeni Türk Edebiyatı kürsüsü asistanlığını seve seve kabul ederdim.” demişti. Allah gönlüne göre vermiş, dileği gerçekleşmiş, sonraki yıllarda Kaplan’ın asistanı olmuştu. Yıllarca sessiz ve derinden çalışmış, edebiyatımıza çok önemli eserler kazandırmış, kendisi gibi başarılı gençlerin yetişmesine rehberlik etmişti.

Abdullah Uçman artık sahnede, çalışmalarıyla gönüllerdedir. Vefalı insanlara kader de vefalı davranır. Kaplan Tanpınar’ı yeniden ihya etti. Görüyoruz ki benim Edirne’li hemşehrim  Prof.Dr. Abdullah Uçman da hocasına vefasını, onun hayatını ve eserlerini tanıtan güzel bir kitap ve her mahfeldeki sohbetleriyle gösteriyor.

Ruhun şad, mekanın cennet olsun Kaplan hocam. Ömrün uzun, çalışmaların daha da görkemli olsun Uçman hocam.

Devamını Oku

KARDA  SÖYLEŞİ

KARDA  SÖYLEŞİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çamlıca tepesi İstanbul’un yüksek yerlerinden biri sayılır. Dünden beri kar yağıyor aralıklarla. Hava soğuk mu soğuk. Çocuklar için bulunmaz fırsat. Çığlık çığlığa kayıyorlar, kardan adam yapıyor, kartopu oynuyorlar. Uzun yıllardan beri kara hasret kalan İstanbul çocukları için rüyalarına bile girebilecek güzellikler bunlar.

Eski yıllarda her mevsimi kendi tadında yaşadığımızı söylemek isterim. Balkanlar’dan kopup gelen bulutlar hem havayı soğutur, hem de tek katlı yer evlerinin damları boyunca kar bırakırdı üstümüze. Sokağa çıkabilmek veya evin dışında, bahçenin uzak köşesinde olan tuvalete gidebilmek için büyüklerimizin kar küreyip yol açmaları gerekirdi. Komşularla aramızdaki üst üste dizilmiş dikenli çalılardan oluşan duvar, aşırı yağan kardan sonra görünmez olurdu.  Boyumuzdan büyük kardan adamlar yapardık.

Trakya’nın ayazı da meşhurdu o zaman. Ben, yedek subay hazırlık dönemini geçirdiğim Mamak’ta, gece eğitimine çıktığımız Ankara’nın ayazını da bilirim, Asteğmen olarak gittiğim Erzurum’un dişleri takırdatan soğunu da bilirim. Sivas’ın Yıldız Dağı’nda cana kasteden uğultulu tipiyi de yaşadım, Uludağ’da görüş mesafesini sıfıra indiren insafsız tipiyi de.  Edirne’nin, Kırklareli’nin boranı, fırtınası, ayazı, inanın onlardan aşağı değildi. Zamanla mevsimler değişti. Küresel sıcaklığın artmasıyla birlikte mevsiminde beklenen yağışlar yağmaz oldu. Kar sevincinin ardında bu hasret var aslında.

“İstanbul buzlu fotoğraf camlarında gibi donuk

Gene pembesi pembe, mavisi mavi ama

Ellerimizle eşya arasına bir şey girdi.”

diyor ya Necati CUMALI , öyle işte.

Kar çiftçiler için berekettir, rahmettir. Çocuklar için oyundur, eğlencedir. Gençler için romantizm, ressamlar için tuval, şairler için ilham, bestekarlar için göklerden dökülen notalardır.

Madalyonun bir de arka yüzü vardır. Bu mevsimin mağdurlarıdır onlar. Dün de, bugün de. Mesela sahipsiz hayvanlar, yem bulayıp açlıktan ölen kuşlar… Mesela evlatları tarafından terkedilmiş, başını sokacak bir evi olmayan yaşlılar… Mesela 15-20 bin lira ile geçinmeye mecbur bırakılan emekliler…

Mevsim güzellemesi ile başladım ama görüyorsunuz, bir yere gelince kalemin ucunda düğümleniyor kelimeler. Hele yetkililerin yaptığı akıl almaz açıklamalar daha çok üşütüyor açlığa mahkum edilenleri.  Adam milletvekili, belki birkaç yerden daha maaş alıyor ama iş emekliye, işçiye, çiftçiye, memura geldiği zaman “şükretmeyi unutmuş insanlar” olarak suçluyor toplumu.

AKP Milletvekili İsmail Güneş: “Emeklilerin ömrü bizim iktidarımızda arttı, insanlar daha iyi beslendi, ömürler uzadı. 62 yaştan 78’e çıktı. Maaşlara zam onun için düşük oluyor.” diyebiliyor utanmadan.

Duygularımızı üşüten yağan kar değil sadece. Adalete güven kalmadı toplumda. İBB soruşturmalarında yaşanan haksız muameleler, baskı ve şiddet insana bu kadar da olmaz dedirtiyor. Hasta mahkumlara reva görülen davranışlar eski TBMM başkanı AKP’li Av. Bülent Arınç’ı bile rahatsız etmiş durumda. Vicdanlar da mı buz tuttu yoksa?! Yağmur yağar, güneş açar, buzlar erir ama, yapılan hukuksuzluklar, yaşanan mağduriyetler, çalınan ömürler bir daha telafi edilemez.

Suç sabit oluncaya kadar herkesin masum olduğunu kabul ediyorsak ona uygun davranmalıyız. Adam cumhurbaşkanı adayı, tutuksuz yargılasan nereye kaçacak, neden kaçacak? Öteki MS hastası. Sayımda ayakta duramayıp düşüyorken kaçabileceğine siz inanıyor musunuz gerçekten?

Soğuk havada bir başka ateşli tartışma da öğrencilere dağıtılan karneler üzerinden yapılıyor.1. ve 2.sınıflarda karne yerine Gelişim Raporu hazırlanmış. İyi de  neden Atatürk’ün resmini kaldırdınız beyler ? Neden Türk bayrağı ve İstiklal Marşı yer almaz hazırlanan raporların üzerinde? Hayır ama,” kimi rahatsız eder bunlar?” diye sorgulamakta haksız mıdır veliler ve öğretmenler? 

Karnelerin üzerinden kaldırabilirsiniz ama bu milletin kalbinden ve zihninden onu asla silemezsiniz!  Toplumun bunca çözüm bekleyen sorunu varken bir de bu tür çabalarla germeyin insanları! Tam tersine, aşağıdaki belgeyi bir defa daha dikkatlice okuyup, O’nu her zamankinden daha çok sevmemiz gerektiğini anlayın artık.

4 Ocak 1920

Lord Curzon’un notları:

Türkler Avrupa’dan atılmalıdır. Amerikalı Senatör Lodge’in dediği gibi İstanbul Türklerden tamamen alınmalı, bir veba tohumu olan harpçilerin yaratıcısı, komşuları için bir küfür olan Türkler Avrupa’dan silinmelidir.

Sahife No: 1003 Vesika No: 647

9 Aralık 1919

Amiral Sir F. de Robeck’ten Lord Curzon’a:

Mr. Hohler Kürt meselesi hakkında Kürt Başkanı ile olan Şeyh Said Abdül Kadir Paşa’yla görüştü. Kürtlerin bütün ümitlerini İngiliz Hükümetine bağlamış durumdalar. Bilhassa Mustafa Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. Kürtçüler, Kürtleri Mustafa Kemal’e karşı kışkırtmak için her parayı ödemeye hazırdırlar.

Sahife No: 031 Vesika No: 624

11 Aralık 1919

Amiral Sir F. de Robeck’ten Lord Curzon’a:

…… İngiliz Birliklerinin Samsun’dan çekilmesi milliyetçiler tarafından kullanıldı. Şimdi de demiryollarından çekilirsek bu hâdiseyi milliyetçiler bir zafer olarak ilân edeceklerdir. Mustafa Kemal’in kuvvetleri bir köprüyü havaya uçurup bir treni tahrip ettiler. Mustafa Kemal’in İngiltere’ye ne kadar düşman olduğunu Harp Bakanlığı herhalde anlayamıyor ……

Devamını Oku

HAYDUTLUK MEDENİYET OLDU

HAYDUTLUK MEDENİYET OLDU
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun başına gelenler bana Prof.Dr. Mehmet Akif Okur’un Pendik Türk Ocağı’nda verdiği konferansı hatırlattı. Görüşlerine ve akademik çalışmalarına çok değer verdiğim M.A.Okur hoca, “Küresizleşme ve Türk Dünyası” konulu konuşmasında, ABD’nin siyaset stratejisindeki algoritmaların değiştiğini ve dünyadaki dengelerin de buna paralel biçimde yeniden biçimleneceğini anlatmıştı. Çünkü inşa etmeye çalıştığı dünya düzeni ABD ekonomisi için beklenen sonucu vermemiş,tam tersine ABD hazinesine yük olmaya başlamıştı.

Soğuk Savaş döneminden sonra, ABD’nin öngördüğü “küreselleşme” emperyalizme yeni bir boyut kazandırmıştı. Fakat Çin ve Rusya arasındaki ekonomik işbirliği, Hindistan’ın da bu bloğa katılma endişesi ABD’nin planlarını yeniden tersine çevirdi. ABD yeniden sömürgeci zorbalığa, küresel haydutluğa geri döndü. Buna ister küreselleşmenin sıcak savaş boyutu deyin, ister küresizleşme deyin ABD dünyanın tek hakimi olmak istiyor.

 Küresel işbirliği ve demokratik değerleri çöpe atan Trump, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası İnsan Haklarını hiçe sayarak, askeri bir operasyonla başka bir ülkenin devlet başkanını yatak odasından alıp elleri kelepçeli şekilde kaçırabiliyor. Bu dünyamız için yeni bir tehdittir. Demek ki gücü yeten her devlet, gözüne kestirdiği her zayıf ülke için artık potansiyel  tehlikedir. Bu durumda, eğer zorbalar durdurulamayacaksa bugünden itibaren Birleşmiş Milletler’in varlığı da tartışma konusudur.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro ayrı bir tartışma konusudur. O, halk desteği %30’lar seviyesinde olmasına rağmen  koltuğuna yapışmış durumda, muhaliflerini susturup hapse atmak derdindedir. Kendi ailesi ve yakın dostları petrol ve uyuşturucu gelirleriyle varlık içinde yüzerken, halk fakir ve sefil durumdadır. Liyakat unutulmuş, hak ve hukuk aranır olmuştur. Bütün bunlar ve Maduro’nun başka birçok olumsuz davranışı elbette eleştirilmelidir fakat bunu ancak Venezuela halkı yapabilir. Benim bu yazıda dikkat çekmek istediğim konu saldırgan emperyalizmin ulaştığı son hadsizlik ve eşkıyalıktır.

“Kan kokusu almış bir köpek balığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir.” diyor George Bernard Shaw. Yaşananlar aslında bunun en iğrenç örneklerinden biridir. Kendi halkı tarafından bile çılgın diye nitelenen ve sevilmeyen  Donald Trump, arsızca ve doymak bilmez bir iştahla,” Venezuela petrollerini biz çıkaracak ,biz satacağız. Venezuela’yı artık biz yöneteceğiz. “  diyebiliyor. Meksika, Kolombiya, Küba ve İran’ı  tehdit ediyor, Danimarka’ya ait Grönland adasına el koyacaklarını, buna izin vermeyen Danimarka’nın ekonomisini yerle bir edeceklerini  ilan ediyor. Orta Doğu’da neler olup bitiyor, bütün dünya bu zulümleri ve barbarlığı sadece izliyor.

İki kutuplu dünyada hiç olmazsa devler birbirini frenleyebiliyordu. Bugün hiçbir ülkeden bu haydutluğa dur diyecek bir açıklama gelmiyor. Korkutucu olan budur. Oysa operasyonun gerekçesi olarak uyuşturucu ticaretini gösteriyordu. Bernard Shaw’un sözünü yeniden hatırlamalı ve başkalarının da bu haydutluğa özenebileceğini göz ardı etmeden iç cephemizi, milli dayanışmamızı güçlü kılmalıyız.

Daha önceki yazılarımda da belirtmiştim, maalesef batı  bilim ve teknolojide ne kadar arşa çıktıysa, ahlak, merhamet ve insani değerlerde, hak, hukuk, adalet ve emeğe saygı konusunda  gayyadadır, derin çukurlarda debelenmektedir. Bize medeniyet diye takdim edilen bütün değerlerin sadece sanal bir aldatmaca ve mazlum halkların ruhunu çürütme aparatları olduğunu, kültüründen ve tarihinden habersiz toplumları celladına aşık etme illüzyonu olduğunu, şeytanla bir akit yapmamış tüm aydınların artık anlamış olması tek dileğimdir.

Devamını Oku

YENİ YILI BEKLERKEN

YENİ YILI BEKLERKEN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Takvimin son yaprağıyla birlikte bütün dertlerin sona erdiğini düşünürüz.  Genelde giden yıl hep lanetlidir, gelen ise yepyeni umutlar taşır gönüllerimize. Yeni yıl dilekleri o nedenle birer dua gibidir, art arda sıralanır kutlamalarımızda. Zaten ne giden vedasında elimizi sıkar ne de gelen desturla gelir hayatımıza.

İrlandalı yazar Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” isimli ünlü eserini bilirsiniz. Bu eser, Godot adında bilinmeyen bir kişiyi ya da “herhangi bir şeyi” bekleyen, eylemsizliğine yenik düşen insanları konu edinmiş bir oyundur. Samuel Beckett, bu eserinde ortalama üç çeyrek asırla ifade edilen insan ömrünü iki perdelik bir oyunla anlatmaktadır. Dünün, bugünün ve yarının birbirinden farklı olmadığı gerçeği ısrarla düşündürülen oyunda ‘ömür’ olarak ifade edilen sürenin adeta bir yanılsama olduğu hissi uyandırılır.

Her bireyin yeni yıldan beklentileri farklıdır. Nüfusumuzun yarıdan fazlası devletin sosyal yardımlarına muhtaç hale gelmişse, asgari ücretli yoksulluk sınırında yaşamaya mahkum edilmişse, halkımız daha ucuz olur diyerek pazarların akşam saatlerini bekliyorsa, pazarcılar bile pahalılıktan şikayet ediyorsa, çiftçimiz ürününü maliyet fiyatına bile satamıyor, borçlarını ödeyemiyorsa neden ağlayalım ki eski yılın ardından? Cehennemin dibine kadar yolu var!

İyi şeyler dilemek yetmiyor bazen. İyi ve doğru işler de yapmalıyız. Siyasetimizin, karakterimizin, düşüncelerimizin, niyetlerimizin de iyi olması gereklidir. Zaman mı bizi şekillendirecek, biz mi zamanın fethi için mücadele edeceğiz, buna karar vermeliyiz. Dualarımızın kabul olması da, dileklerimizin gerçekleşmesi de buna bağlıdır. Elif gibi olmak ve sırat-ı müstakimde yürümek, töreli olmak ve doğru yoldan ayrılmamak ilkemiz olmalıdır. “Doğru duvar yıkılmaz.” demiş feraset ehli büyüklerimiz.

İstersek yaşadığımız çevreyi cennete çevirebilir, sevgi ve muhabbetle birçok gönüle girebiliriz. Fakat başkalarını kıyasıya eleştirirken kendi yanlışlarımızın gündeme getirilmesinden pek hoşlanmıyoruz. İlişkilerimiz hep kavga temelli. Siyasetimiz abrakadabra illüzyonu, dindarlığımız hikmetsiz Emevi lojistiği, akademyamız intihal yorgunu… Sokaklar çetelerin agorası, gençlerimiz uyuşturucu müptelası, statlar şike bahis operası… Zamlar otomatiğe bağlanmış, vatandaş kredi kartına mahkum. Gidiyor eski yıl, geliyor yeni yıl. Ne değişecek ben de bilmiyorum. Godot’yu bekler gibi bekliyoruz işte.

 Cem Karaca’nın “Bindik bir alamete, gidiyoz kıyamete” parçası geldi aklıma.

“ Eee essah deyon be Hüseyin Ağa

Hakkaten sence ne oluvecek bu işlee ?

Valla nolcek, olecee bişey yok

Dönecez, dönecez, ayni yere geleceez.”

Edirne’nin yolları, ekonomisi gibi perişan. Belediye başkanının eleştirilere kulaklarını kapatmaması gerekiyor. Ama iktidar milletvekilinin de partizanlık ve ucuz politika yerine Edirne sevdasını ve Edirne’ye hizmeti öncelemesi bence çok önemlidir. Tıp Fakültesi’nde bazı bölümlerde yeterli sayıda doktor olmadığı ifade ediliyor hastalar tarafından. Edirne çok yakında susuzluğa mahkum olursa bunun faturası sadece belediyeye çıkmaz. Barajlara su getirecek yeni kaynakların bulunması ve devreye alınması gibi projelerde hükümetin desteği şarttır. Tayini çıktığı söylenen sayın Valimizin kalıcı hizmetleri takdire şayandır ve adı unutulmayacaktır.

Uzunköprü’müzde ise işler çok aheste ilerliyor. Tarihi köprümüzün restorasyonu dört yıldan beri bitirilemedi. Sanırım beşinci yıl da bitirilemeyecek. Halbuki günümüzdeki teknoloji ile bu kadar sürede koskoca Boğaz köprüleri yapılıp teslim ediliyor yahu. Yeni Devlet Hastanesi inşaatı bir türlü tamamlanıp teslim edilemedi. Hakeza tarihi Muradiye Camii de aynı kaderi yaşıyor. Yeni yılda ramazan ayına yetiştirilse bari diye düşünüyorum. O cami selatin camisidir, banisi Murad-ı Sani’dir (II.Murad). Tarihimizde ve gönüllerimizde müstesna bir yeri vardır. Cemaatin hasreti zirvededir.

OSB’nin ilçe ekonomisi ve istihdamı açısından önemi tartışılamaz. Dışarıya göçü belki bu şekilde geri döndürebiliriz umudunu taşıyorum. Yeni yılda yatırım için taleplerin artması en büyük beklentimizdir. Ergene Nehri’nin eski duruluğuna kavuşması ise yapılacak hayır hasenatların belki en mukaddesi olacaktır. Eski yılda yine olmadı, hiç olmazsa yeni yılda Ergene’ye olan borcumuzu ödeme sorumluluğumuzu yeniden hatırlamalıyız.

Yeni yıl için bir beklentim de Uzunköprüspor’umuzun şampiyon olmasıdır. Spor sağlıktır, formamız şehrimizin tanıtım şansıdır. İşadamlarımızın desteği olmadan ya da başka bir deyişle mali kaynak yaratılmadan sporda başarı imkansız gibidir. Takımın kazandığı her maç kentin yükselen morali demektir.

2025 yılı güzel anılar bırakmadı Adem’in çocuklarına. Gücü eline geçiren bazı diktatörler Nemrut’a dönüşüveriyor. Kim bilir, bazıları belki de Kabil geniyle, Neron sadizmiyle, Hitler ruhuyla, Stalin zorbalığıyla büyüyorlar düştükleri ana rahimlerinde. Kan içiyorlar dünyayı paylaşım sofralarında, mazlumların gözyaşı dahi titretmiyor operasyon çocuklarının taşlaşmış vicdanlarını. Haramiler, mahrem topraklarda, mazlumların cesetlerinin üzerine kuruyorlar Sodom ve Gomore’lerini.

Ah be Gazze, ah be ciğerparem Doğu Türkistan! Nerdesiniz ey Lut’a inen melekler! Gitsin artık eski yıl, yeşersin barış, doğsun artık Hz.İbrahim’in gül bahçelerine huzur! Ey yeni yıl, çok şey mi istiyorum senden?

Tanrım ülkemi bu şeytanların şerrinden korusun diye dua ediyorum. “Hayırlar feth ola. Şerler def ola. Gönüller şâd ola. Akıl başa gele, fitne taşa gele! Devletimiz pâyîdâr ola! Birlik ve dirlik daim ola! Milletimiz selamet bula. Düşmanlarımız kâhr-u perîşân ola. Oyunları bozula, boyunları büküle!.”

Ey yeni yıl, hayırlara vesile olacaksan hoş geldin. Efendim yeni yılınız kutlu olsun.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler