eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Ahmet Acaroğlu

Ahmet Acaroğlu

27 Ağustos 2025 Çarşamba

SİLİSTRE’DEN UZUNKÖPRÜ’YE

SİLİSTRE’DEN UZUNKÖPRÜ’YE
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsan doğduğu ve doyduğu yeri unutamaz derler. Uzunköprü öyledir benim için.  Şehir kültürü büyütür bizi. Şehirlerin de bir ruhu vardır çünkü. Zamanla benimser, tutkunu olursun o kentin. Özdeşleşirsin yörenin gelenekleriyle, masalları, türküleriyle. Nasıl unutabilirim? Unutmamak bir sorumluluktur aslında. Tam tersine, takvimler yılları öğütürken şehrin hafızası haline gelir insan.

Mesela; çocukluk yıllarımda, yağmurdan sonra balçığa dönen mahallenin toprak yolları hala gözümün önündedir. İlkokul yolunda çamura yapışan Dora marka naylon ayakkabılarımızı kurtarmak için verdiğimiz mücadeleyi gülümseyerek hatırlarım. Şimdiki çocuklar ışıklar içinde yüzüyor. Ne bilsinler gaz lambasını, lamba şişesini. Atatürk Mahallesi’nin Kamber Sokağı’nda doğduğum o kerpiç ev ise en unutulmaz anılarım arasındadır. Sokak da aslında netameliydi cinci Kamber hocadan dolayı. Uyumayan çocuklar için annelerin son çaresiydi o. Onun adını duyunca yorganın altına gömülürdük adeta.

Babam Romanya Silistre doğumluydu. Çocukluğu Tuna kıyısındaki köyün merasında  koyun otlatarak geçmiş. Hep hasretle anlatırdı o coğrafyayı, Tutrakan’ı, orman içindeki Mesimler Köyü’nü, köyde bahçesi rengarenk çiçeklerle dolu iki katlı ahşap evlerini.

1938 yılında dayanılmaz baskılar ve iki ülke arasındaki anlaşmalar sonucunda göçe mecbur kalmışlar. Coğrafya kaderdir derler. Kaderi kötü noktalanmış o muzaffer yörüklerin, Evlad-ı Fatihan’ların.

Molla Ahmet dedemin mezarı Silistre’dedir. Çevre köylerde de tanınan, donanımlı bir imam, iyi bir hatipmiş dedem. Altı ay kaldığı İstanbul’da Beyazıt camii medresesinde önemli alimlerden ders aldığını söylüyordu babam. İsmigül babannem, beş çocuğu ile birlikte Molla Ahmet dedemin kabrini gözyaşları ile ıslatıp, mezar taşına son defa sarılıp, terk etmişler doğdukları toprakları. Talikayı çeken bir çift atın köpüklü nefeslerine karışmış hıçkırıkları, Köstence Limanı’na ulaştıklarında. Ellerinde kalan tek varlıkları at arabasıyla bindikleri vapur, onları Tekirdağ Limanı’na bıraktığında 14 yaşındaymış babam. 

Vapurdan inenler, secdeye kapanıp susuzluktan çatlamış dudaklarıyla mübarek vatan toprağını öpmüş, onları anavatana davet ederek zulüm ve işkenceden kurtaran Atatürk’e dualar etmişler. 

Romanya’dan gelen kafileler ülkenin ve de özellikle Marmara Bölgesi’nin değişik yerlerine yerleştirilmiş. Babamların tercihi Elmalı köyü ve Uzunköprü olmuş. Kim bilir, doğdukları topraklara yakın olmak, belki şartlar düzelirse yine geri dönmekti düşünceleri. Belki değil, kesin öyleydi. Çünkü babam öyle söylemişti bana. Öyle başlamış maceramız.

Devlet aile başına arsa vermiş, onlar da içine saman katarak yoğurdukları çamurla kerpiç kesip, evlerini yapmışlar. İki göz oda, bir bakla sofa, bir de evin arka tarafına eklenen ve kiler gibi kullanılan “indirme” dedikleri basık bir oda. Evin ön tarafına eklenen o sofaya biz sundurma derdik. Mahallenin bütün evleri bu bakımdan birbirine benzerdi.

Yerli halk Trakya şivesiyle “Macır” derdi muhacirlere. Annem yerlisiydi Uzunköprü’nün. Onlara “Gacal” deniliyordu. Halbuki annemin ailesi de, yani dedem “Pelvan İbraam” da Bulgaristan Filibe’den gelmişti daha önceki yıllarda. Dağlı Mahallesi de denilen Kavak Mahallesi daha çok Yunanistan’dan gelen muhacirlerin yerleşkesi olmuş.

Şehrin su deposu Habib Hoca Mahallesi’ndeydi ve ilçenin sembol yapılarından birisiydi. O nedenle Depo Mahallesi’ydi bir diğer adı. Su deposu bugün de dimdik ayaktadır.  Ergene Nehri, bazen buz kütlelerinin kapattığı gözlerden dolayı ovayı denize çevirmiş, taşkınlarla yıkmış yakın evleri. Son taşkında Seylap evleri yapılmıştı mağdurlar için. O günlerin tanığıyım. Ergene’nin balıkları, kaç balıkçı ailenin rızık kapısı, kaç ailenin sofralarının tarifsiz lezzetiydi. Bugün sanayinin kimyasal atıklarının boşaltım kanalı olmuş, kara talihine isyan ediyor, eski bereketli günlerine hasret çekiyor Ergene.

Dünyanın en uzun taş köprüsü ünvanıyla başlı başına bir destandır Uzunköprü. O bir iradedir. Balkanlar’da kutlu bir medeniyetin inşası için atılan sağlam bir adım, muhteşem fetihlerin Bismillah’ıdır. Suya vurulan bir kement, Batıya bir meydan okumadır. Ceddim 2.Murat’ın azmi, Hacı Bayram-ı Veli’nin duası ile muhkemdir bu köprü. 

“Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik” o müstesna günlerde. Bir yaz günü şimşek gibi geçmişti Türk atlıları Ergene’den. Doludizgin atların toynaklarından çıkan kıvılcımların aydınlattığı gecenin mehtabında, askerler hangi türkülerle coşmuştu acaba? Ergene’nin coşkun sularına bakıp ne düşünmüştü Hünkar? Zaferin sihirli şarkılarını söylediğimiz o mutlu çağlarda biz hiç “Kızıl Elma”sız kalmadık da o nedenle soruyorum bu soruları.

Bülbül Korusu mesiresi daha çok “Dallık” diye bilinir çevrede. Bahar coşkusudur aslında sabahın dinginliğinde göveren meşelerin gölgesine kurulan sofralar. Neşelidir insanları Uzunköprü’nün. ”Telli Çeşme” sinden bir kez su içen kolay kolay ayrılamazdı bu ilçeden. Fakat azalan iş imkanları, daralan ekonomi, büyük şehirlere göçün hızlanması, eski cazibesini alıp götürdü ilçenin. Yaşlılar, emekliler kentiyiz artık. “Organize Sanayi Bölgesi göçü tersine çevirir mi acaba?” diye umutlanıyoruz biraz. Demirtaş Mahallesi ve Tren Garı yeniden cıvıl cıvıl olur, tren düdükleri yankılanır mı yine ovamızın derinliklerinde? İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar.

Bazen ben kovalıyorum yakalamak için ilhamları, bazen de “yaz gazeteci, bunları da yaz!” diyen fikirler bırakmıyor peşimi. Aslında yerel gazetelerin manşetleri çok güzel özetliyor kentte yaşananları. Alıp okursak elbette. Şu an sizin yaptığınız gibi. 

Yeni hükümet binası için seçilen yer konuşuluyor. Memnun değil halk. Doğalgaz için açılan ama zamanında kapatılmayan berbat yollar ayrı bir dert. Uzunköprü’müzün tanıtımında marka değeri yaratabilecek Uzunköprüspor için kurumlarımızın ilgisizliği üzüntü verici. Bir türlü bitirilemeyen tarihi eser restorasyonları, Gazi Caddesi esnafının feryadı, hastanemizdeki eksik doktor kadroları, cami ve minare hoparlörlerinin, sokak düğünlerinin desibel çılgınlığı, imar planlarının revize edilmeyişi, Belediye’nin hizmetlerdeki ataleti, ideolojik bağnazlıklar ve kolektif hareketin iflası, halka bir şey sorulmaması, üretilen teorilere, yapılan önerilere  kulak tıkanması… Neyse uzatmayayım daha fazla. Bunların her biri ayrı bir makale konusu ve iç burkuntusu. 

Ben de sizi daha fazla üzmemek, içinizi karartmamak, moralinizi bozmamak için, siyah beyaz bir film gibi , eski Uzunköprü’yü anlatmaya çalıştım. O eski günleri arar gibiyiz. Fena mı oldu yani?

Devamını Oku

TÜRKLER NE YAPMALI?

TÜRKLER NE YAPMALI?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’deki milli direnci kırmak için istihbarat oyunları oynandığını gördüğüm için 1997 yılında şu uyarıyı yapmıştım:

“Türkiye bir dönüm noktasındadır. Dünya dengeleri yeniden kurulmak isteniyor. Türkiye’nin yeri ne olacak? Türkiye, bir uydu gibi, süperlerin peşine takılıp kendi gücünü tamamen yok mu edecek, yoksa süperlerin arasına mı katılacak? İşte bu konular, sıcak olaylarla birlikte Türkiye’nin gerçek gündemidir. Türkiye, Cumhuriyet ile birlikte başladığı yolculuktan önemli oranda sapmış durumdadır. Fakat bu sapma, ancak Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinden sonra anlaşılmaya başlandı. Şimdi Türkiye’nin hür ve bağımsız yaşaması için, hiçbir ayırım gözetmeksizin, bütün Türk aydınlarının, bir bileşkede buluşması gerekmektedir. Bu bileşkenin temelinde, elbette Türk varlığının ortak noktaları bulunmalıdır. Ve bu bileşkeyi sağlamanın liderliğini yapacak olanlar, Türkiye’ye de, bölgeye de yön verecektir. Türkiye, ABD’nin Irak’a, Ortadoğu’ya müdahalesi sürecinde, bir çıkmaz içindedir. Dünya yeniden kurulurken, Türk aydınlarının, aralarındaki bütün sorunları, görüş ayrılıklarını süratle dondurup, Türk Milleti’nin geleceği için ortak bir strateji geliştirmesi gerekir.

Türk aydınları, 20. yüzyılın başında, üstün fikri yakalayıp, Türk Milleti’ni çağın gerisinde bırakmadılar. Bir ulus-devlet kurdular… Bugünkü Türk aydınları da büyük düşünüp, büyük icraatlar yapmak zorundadır. Tarihi bir dönüm noktasında olan Türkiye’de, bir an önce, her türlü ayırımcılığı ortadan kaldırmak ve milli/ulusal birlik havasını oluşturmak, herkesten önce Türk aydınlarının görevidir. Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyanın paylaşılmak istendiği şu ortamda, her Türk insanı, durumdan vazife çıkarmak zorundadır. Milli, dini veya insani bütün ülküler, böyle günler içindir. Kendisinde böyle bir vazife olduğunu görmeyenler, zilletin sonucuna katlanır. Zilletin sonu, şerefini kaybetmektir.

Vatanın, altlarından çekilmekte olduğunu göremeyecek kadar gaflet içinde ve emperyalizm güdümlü medya etkisindeki insanlar, silkinip uyanmak zorundadır.”

***

Türk Milleti’nin bütün direnç mekanizmaları AKP iktidarı döneminde birer birer düşürülmeye başlandı. Şimdi artık Türk devletini yıkıp yeni bir devlet kurmak için son sözü söylemeye hazırlanıyorlar. Bunu da açık açık söylüyorlar!

2014 yılında yaptığım bir değerlendirmede direnç gücünün nasıl korunabileceğini şöyle izah etmiştim:

“Var olan milliyetçi görünümlü teşkilâtlar, Türklerin direncini kırmakla meşguldür. Böylece Türklerin koyun gibi boğazlanmayı beklemesini sağlıyorlar. Bu büyük operasyon fark edilmesin diye iktidarla mücadele eder gibi yapıyorlar ama sıra önemli bir karar vermeye geldiği zaman hep karşı tarafa hizmet ediyorlar. Milliyetçiler böyle yönetilince, ortada hedef de kalmıyor! Hedef olmayınca, liderliğin de anlamı yoktur. Zira lider, insanları ortak hedefte buluşturandır.

Ortada lider olmadığına göre Türk Milleti’nin varlığını ve egemenlik haklarını korumak isteyen, gereken yetkinliğe sahip herkes, kendi gücü nispetinde Türklere liderlik etmelidir.

Liderlik, illa da bir teşkilât kurup, onun başına geçmek ve mevcut siyasi yapılarla boğuşmak değildir. Liderlik, ateşin sönmemesi için elinden ne geliyorsa onu yaparken, yaktığın ateşin etrafına yeniden insanları toparlayabilmektir. Liderlik, eylemdir!

Öyleyse, her Türk beyi bulunduğu yerde bir birlik ateşi yakacak ve Türkleri etrafında toparlayacaktır. Yöntem budur. Bu bölgesel ateşlerin, Erciyes’te veya Ankara’da büyük bir Türklük ateşine dönmesi ancak bu adımlarla mümkün olabilir.

Ben bir dernek veya parti kurmaktan, onların mensuplarını da birilerinin kontrolüne vermekten söz etmiyorum. Her Türk beyi, bulunduğu ilde, ilçede, köyde, mahallede, hatta sokakta belirli bir hedef için bir Türklük ateşi yakmalı, bütün Türkleri o ateşin etrafında toparlamalıdır.”

***

Kimse bir Mustafa Kemal Paşa daha çıkmasını beklemesin. 3. Ordu müfettişi görevlendirecek bir karargâh da yok, Erzurum’da Kâzım Karabekir Paşa da yok!

Zaten mücadele “şimdilik” askeri değil, siyasidir ama Türkiye, büyük ölçüde ele geçirilmiştir. Artık sokak çeteleri, çocukları, gençleri katletmeye başladı! Bu olaylar da organizedir. Bu sebeple, bütün Türkler gövdelerini taşın altına sokmak zorundadır.

Arslan  Bulut-Yeniçağ Gazetesi

16 Ağustos 2025

Devamını Oku

YANGIN EYYAMINDA

YANGIN EYYAMINDA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sadece ağaçlar mıdır yanan? Nefes alan ve veren tüm canlılar yok oluyor. Cennet vatan cehenneme dönüyor. İster cehalet deyin, ister ihanet deyin fark etmez. İster anız yakan bir aymazı, ya da insanlıktan nasipsiz bir haini veya doymaz bir müteahhiti yakalayın suçüstü, sonuç değişecek mi?

Ahlak yoksunu bir insana edilecek beddua ve en sunturlu küfür sadece öfke katsayınızı çoğaltır. Trafo patlamaları veya kopan elektrik tellerinin neden olduğu yangınlarda bile insan kaynaklı kusurların olduğu bir gerçektir.

Bu yıl tüm zamanların sıcaklık rekoru kırılıyor birçok ülkede. Keza bizim ülkemizde de çok sıcak bir yaz yaşıyoruz.  Yalnız her gün birkaç ilde ve birkaç noktada aynı anda çıkan bu yangınlara tesadüf gözüyle de bakılamaz. Hükümetin eksiklikleri meydanda. Yangın söndürmede kullanılan ve gece görüşü olan yeterli sayıda uçak ve helikoptere sahip değiliz. Bu net.

Bugün Çanakkale ve Edirne’deki orman yangınlarında da aynı sıkıntıları bir defa daha yaşıyoruz. Enez ilçemize bağlı Büyükevren ve Gülçavuş’ta çıkan yangına gelen bir helikopter hava kararınca dönmek zorunda kalmıştır. Çanakkale’deki alevler Kepez, İntepe ve Güzelyalı’yı esir almış, insanlar deniz yoluyla tahliye edilebilmiştir. Yarın sabaha kadar rüzgarın insafına teslim olmanın çaresizliği ile perişanız. Ben Enez sahilindeyim ama aklım yangın yerlerinde. Komşular, rüzgar yön değiştirirse buraya kadar gelir mi yangın acaba korkusu ve telaşı içinde.

Gün batımından az önce, havlular omuzumuzda, denizin tuzu üzerimizdeyken hem yürüyor,hem de şiddetli rüzgarın Büyükevren’den Enez semalarına taşıdığı kapkara dumanlara bakıyorduk. Arkadaşım; “Eğer bir kasıt varsa, müsebbiplerini hızlı bir yargılama sürecinden sonra en ağır cezaya çarptırıp, helikopterden, yanan ormana, ormanın alevlerine bırakacaksın arkadaş. Hainler için idam cezası geri gelmelidir!” dedi. Haksız mı?

Ne diyordu Fatih Sultan Mehmet; ”Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim.” Bırakın bir dalı, adam koca bir ormanı yakıyor yahu! Binlerce cana kıyıyor, ekonomimize darbe vuruyor. Bu bir ihanettir. Merhamet etmeyene merhamet edilmez.

Yangınlar da çeşit çeşit. En tehlikelilerinden birine daha değinmeden geçemeyeceğim. Azgın batının, iflah olmaz megaloman liderleri de yangın meraklısıdırlar. Bunlar da çeşitli metotlarla zayıf gördükleri veya güçlenip tehlikeli olabileceklerine karar verdikleri ülkeleri etnik veya mezhep çıralarıyla tutuşturup güzelim ülkeleri yangın yerine çevirebilmektedirler. Mesela Irak, Suriye, Mısır, Afganistan, Yugoslavya, Lübnan, Libya hemen aklımıza gelen örneklerden bazılarıdır. Adamlar BOP (Büyük Ortadoğu Projesi)ile Ortadoğu’da 20 ülkenin sınırlarını değiştireceklerini açık açık beyan ettiler. Bugün o nedenle Ortadoğu halkları ateşin ortasında ve kardeş kardeşin boğazını sıkma humması içindedir. Sırada Türkiye Cumhuriyeti’nin olduğu bir gerçektir. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack; Osmanlı’nın millet modelini ve ümmetçilik anlayışını tavsiye etmekten utanmamaktadır. Yani Aziz Atatürk’ün ve ona inanan TÜRK milletinin kanla, irfanla kurduğu bu laik ve üniter devletin hedefte olduğunu anlamamız için daha ne demelerini bekliyoruz!

Derin uykularda güzel rüyalar gören insanlarımızın uyanması için daha başka hangi felaketlerin olmasını bekliyoruz? BOP bile aklımızı başımıza getirmemize yetmiyorsa eyvah eyvah!

Bir CIA ajanı olan Handy BARKEY, hem de 16 sene önce BBC’ye verdiği röportajında diyor ki; ”Bu Anayasa mutlaka değişmeli. Ulus devletlerin şehir devletlerine, yani eyalet sistemine geçmesinde anayasal engel istemiyorum.”

Bunlar yetmiyormuş gibi son günlerde içerde ne konuşulduğunu 10 yıl boyunca bilemeyeceğimiz tartışmalar yapılıyor, kararlar alınıyor bir komisyonda. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu imiş adı. Bizim kardeşliğimizi ben bozmadım, demokrasiden ben vazgeçmedim, barışı ben dinamitlemedim ki! O cani İmralı’da.

 Ben, bu güzel kavramları *iç eden eşkıyadan medet umamam heeey! İktidarın kayığına binen CHP’nin Genel Başkanı, sen de artık gözümden düştün. Çünkü anladım ki sen de büyük oyunun bir parçasısın. Senin Cumhurbaşkanı adayın Ekrem İmamoğlu da Silivri’den beyan etmiş niyetini. Demiş ki; ”Güzel dil Kürtçenin inkar edildiğini ve hor görüldüğünü de yaşadık. Kürtçe öğrenmeye gayret gösteriyorum, tarihi bir sorumluluğumuz var”. Ne kadar çok sahibi varmış bu Kürt sorununun yahu!

Ah aziz Atatürk ah! Atatürkçülük, kimlerin elinde ne hale gelmiş kalk da bir gör. Sen İmamoğlu, istersen kahir ekseriyetle o makama seçil, benim için artık bir umut değilsin.

“Beyhude gamlanma gönül !” diyor Sivas’lı Aşık Noksani. Rüzgar öyle kahpece esiyor ki, belli değil, kim dost kim düşman. Sevgili dostlar, beyhude midir içimdeki yangın?

Devamını Oku

KOMİSYONUN ALGI YÖNETİMİ

KOMİSYONUN ALGI YÖNETİMİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İktidar neredeyse tellal gezdirip davul çaldıracak. ”Ey ahali, duyduk duymadık demeyin. Pkk silah bıraktı. Önder Apo barış havarisi oldu. Memleketimin dağlarına, ovalarına, kentlerin cadde ve sokaklarına barış geldi. Duyduk duymadık demeyin, yarın TBMM’de komisyon toplanacak ve çalışmalara başlanacak. Komisyona katılmayanlar barış istemeyenlerdir.”

CHP davulcudan mı, tellaldan mı etkilendi bilinmez ama son anda atladı şahın kayığına, katıldı barış kervanına. Sözüm ona kurtardı kendini, öyle mi?! Oysa İYİ Parti ve ona destek olan diğer muhalefet partileri “BİRİNCİ VAZİFEN” mitingine koşarak Bursa Meydanı’nda Atatürk ve O’na inananların komisyonunu gerçekleştirdiler. Komisyona üye vermeyerek milli bir duruş sergilediler.

Ama algı yönetimi Bremen mızıkacıları gibi. Dostluk, kardeşlik, mutluluk masalları ile derin uykulardayız artık. Son seçimlerde muhalefeti DEM’lenmekle suçlayıp, teröristleri affedecekleri yalanlarıyla itham edenler, bugün DEM’le yan yana oturup, İmralı canisinin önerileriyle barış tesis edeceklerini söylemekten utanç duymamaktadırlar.

Halbuki MHP ve Devlet Bahçeli’nin de önceki beyanatları ortada, Apo canisinin asılması için miting meydanlarında attığı yağlı urgan gözümüzün önündedir. Zannımızca doğru olan da odur. Bu kadar zikzak trafikte bile tehlikeliyken Bahçeli’nin dönüşlerine alkış tutmamız beklenemez. Siyasette doğrultu tutarlılığı lidere güvenin en temel ilkesidir.

MHP bu aziz Cumhuriyetin son kalesiydi. İdamı istenen Apo canisinin boynuna yağlı urgan yerine altından barış kolyesi takan el bizim elimiz olamaz. Onun nasibi 50.000 şehidimizin bedeninden çıkan kurşunlardır ancak. Ne diyor Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin:” Teröristleri affetmek Tanrı’nın işi, benim işim onları O’na göndermek.” Bu kadar net.

Kimse karşımıza dikilip;” Sen terörün bitmesini istemiyor musun, kanın durmasını, anaların gözyaşının dinmesini istemiyor musun?” diyerek algı yapmasın. Bunu istemeyen insan değildir, namerttir, alçaktır. Ama 50. 000 masumun katili ile barış tesis etmeye çalışmak da kahraman Türk milleti için ıstıraptır, züldür.

Zaten terör bitmemiş miydi? İçişleri Bakanı Süleyman Soylu; “Dağlarda 85 terörist kaldı. Pkk’yı Türkiye’de çökerttik. Ayakkabı numaralarına kadar biliyor, nefes alış verişlerini duyacak kadar enselerindeyiz.” dememiş miydi? O halde İmralı canisi ile neyin mutabakatı aranıyor, defalarca müebbet cezası alan bir katilin affı nasıl telaffuz edilebiliyor, Gazi Meclis’e davet edilip konuşma yapması nasıl teklif edilebiliyor!

Birkaç cümleyi de CHP’ye ayırdım. CHP komisyona girmemeliydi. Zaten CHP seçmeni de bu konuda ittifak sağlamış değildir. Komisyona girilmesini doğru bulup onaylayan da var, benim gibi düşünüp şiddetle karşı çıkanlar da var.

Milletvekili aday adayı olmuş bir CHP’li arkadaşıma dün sordum bu konudaki düşüncesini.

“Ben de kararsızım hocam, ama komisyonda yapılacak gizli görüşmelerde sakıncalı maddelere başka türlü müdahil olunamaz ki!” dedi. Partilerin komisyondaki üye sayılarına baktığımızda böyle bir müdahale şansının olmadığı çok açık. Üstelik R.T.Erdoğan; ”Terörsüz Türkiye süreci özellikle ana muhalefet partisi için geçmiş günahlarına kefaret olabilecek bulunmaz bir fırsattır.” sözlerini sarfederek davet ediyor CHP’yi. Burada sizce gerçekten bir iyi niyet var mıdır?Bir yetkili CHP’li de çıkıp “Neymiş bizim günahlarımız?” diye sormaz mı yahu!

Özgür Özel, komisyonda “nitelikli çoğunluk” teklifine tav olmuş durumda. Ey Özel, TBMM’de muhalefetin verdiği soru önergelerinin tamamı AKP ve MHP’nin çoğunluk oyları ile reddedilirken sizin üyeleriniz nitelikli değil miydi? Bakın siz bunları içinize sindiriyor, ama Bolu Belediye Başkanınız Tanju Özcan’ı “Şer ortakları ile aynı masaya oturmayalım.” dediği için “haddini aştı “diyerek paylıyorsunuz. Tanju Özcan iyi bir Kemalisttir ve merttir. Cevabı da o nedenle kılıç gibi keskin oldu:” Öte yandan Tanrılar kurban istiyorsa da, kendinizi zorda bırakmayın.” Adam daha ne desin.Kuvayı Milliyeciler için makam ve rütbeleri önemi yoktur. Aslolan vatanın bağımsızlığı, üniter devletin bekasıdır.

Sayın Özel, sen ikide bir CHP Atatürk’ün partisidir diye övünüyorsun ya. Ki öyledir ve çok özel bir ayrıcalıktır o. Ama komisyona gönderdiğin Sezgin Tanrıkulu ve Oğuz Kaan Salıcı gibi senin partinde Atatürk gibi düşünmeyen o kadar çok insan var ki, asıl sorun orada.

Ey umutlarımı hiç eden Özgür Özel, bırak laga lugayı da anlatsana nedir şu Kürt sorunu? Okul mu okuyamıyorlar? Mecliste mi yoklar? Meslek sahibi mi olamıyorlar? Darp mı ediliyorlar? Veya toplumdan mı dışlanıyorlar? Ben Kürtleri milletimden ayrı düşünmüyorum. Kürtlerin de bu Cumhuriyetle bir sorunu yoktur.

Kürt sorunu 100 yıllık bir emperyalizm tuzağıdır. PKK Kürt halkının temsilcisi değildir. PKK ,ABD ve Avrupa’daki bazı başat ülkelerin ve “vadedilmiş topraklar“ hayaliyle Büyük İsrail’i kurma histerisine kapılmış Siyonistler’in taşeron terör örgütüdür ve Türkiye’yi bölüp parçalama projesinin vahşi aparatıdır.

Sayın Özel, sen Atatürk’ün partisinin genel başkanıysan bilmelisin ki;Türkiye’de bir halk yaşar.Onun adı da TÜRK halkıdır. Bu topraklar tarihte TÜRK’tü, halde TÜRK’tür, gelecekte de TÜRK’ün olacaktır. TÜRK’e kefen biçenin ölümü korkunç olur. Biz Türkiyeli değil, TÜRK’ÜZ. Türkçe konuşur, Türkçe düşünürüz. Algılar bizi bağlamaz.

Devamını Oku

DERTLERİ GİZLEMEDEN

DERTLERİ GİZLEMEDEN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Enez’deyim yine her temmuzda olduğu gibi. Bu yıl her zamankinden daha sıcak bir yaz mevsimi yaşıyoruz. Televizyon haberlerine bakılırsa birçok bölgemizde sıcaklık rekorları kırılıyor birbiri ardınca. Yangınlar yok ediyor doğal hayatı. Yeni bir terör ile karşı karşıyayız. Küresel bir kuraklık felaketine doğru koşuyor gibiyiz. 

Dert bir tane değil elbette. Bugün kendi vazettiği değerler manzumesini bile unutan Batı medeniyeti, Yontma Taş  Devri’ne öykünerek, adeta hem insanlığın hem de dünyamızın başına bela olmaya başladı.

”EGO”nun doymak bilmez iştahı ve vahşi kapitalizmin durmak bilmeyen despotizmi  küresel bir zorbalığa dönüştü. Gazze, insanlığın yok edildiği bir vahşet ve soykırım cehennemi… Eduardo Galeano’nun dediği gibi; “Dünya dev bir tımarhaneye ve dev bir mezbahaya çevrilmiş durumdadır.”

Ruhsal motivasyonunu kaybetmiş, yüce ideallerden habersiz, sürü kompleksine mıhlanmış, her türlü etik değerden arındırılmış, alınterine yabancılaşmış ve ruhu sömürgeleştirilmiş insanlarla emperyalizmin bu vahşi ve vandal saldırganlığına direnmek de kadim zamanlardaki kadar kolay değil elbette.

Tabiatı da kendi barbarlıklarına kurban etti çağdaş firavunlar. Yağmurlar sevgilinin gözyaşları gibi çisil çisil, ılık ılık dökülürdü bulutlardan. Bereket yağardı baharda kışta. Tanrı bile esirgiyor rahmetini artık. Ya aylarca yağmıyor, yağdığında da gök devriliyor sanki üstümüze. Seller sular götürüyor betona hapsolmuş kentlerin cadde ve sokaklarını. Rahmet felakete dönüşüyor.

İklimler kendini inkar eder hale geldi. Yaz mevsiminde yağmura, kış aylarında kara hasretiz nicedir. Yol boyunca gördüğüm ayçiçekleri boylanamamış bile, ölgün, bitkin. Nehirler can çekişiyor susuzluktan. Belki de bundan sonraki zamanlarda su savaşları belirleyecek ülkelerin geleceğini. Su hayat çünkü. Hayatımıza bunun için kastedecekler istikbalde.

Yaz geldiğinde, yazlıkçılar sahildeki evlerine döndüğünde Enez’de her yıl aynı sorunla boğuşuyor insanlar. Deniz pırıl pırıl, berrak. Ama deryanın dibinde suya hasret kalmak kötü! Yeraltı suları daha derinlerde artık. Yazın nüfusu üçe dörde katlanan Enez’e yetmiyor su kaynakları. Belediyenin en önemli işi kenti susuz bırakmamak olmalı. Bunun tedbirleri daha imar planları yapılırken, nüfus patlaması yaşanmadan alınmalıdır. Yeni kuyular sezon başlamadan bulunmalı, su analizleri zamanında yapılıp kuyular devreye sokulmalıdır. Ama olmuyor işte.

Belediyenin önemli gelir kaynağı olmasına rağmen maalesef sahil bandında hiçbir çalışmasına şahit olamadık yine. Sitelere doğalgaz hattı için kazılan yollar olduğu gibi duruyor. Alt katlarda işimizi görecek kadar aksa da üst katlara çıkmayan sular halkı bezdirmiş durumda. Sivrisinekle mücadele çok yetersiz.

Muhalefet belediyelerinin imkanları sınırlı, kabul. Ama ben eğer tüm vergileri tıkır tıkır ödüyorsam, hizmetin de hakkım olduğunu söylemekten geri durmam.

“Ne kalem yazabildi halimizi,

Ne de cümleler anladı bizi.

Ünlem şaşkın,virgül eğri,

Bir noktaya gizledik dertlerimizi..” diyor. Cemal Süreya.

Ben tam tersine, gizlemiyorum dertlerimizi, yazıyorum işte; bazen içimi dökmek için, bazen de dertlerinize ortak olmak için.

Devamını Oku
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler