13 Mart 2026 Cuma
Edirne Bedensel Engellileri ve Ailelerini Koruma, Yardımlaşma Derneği lokalinin kira borcu nedeniyle belediye tarafından boşaltılması kararı, Vali Yunus Sezer’in devreye girmesiyle durduruldu.
Edirne Belediyesi zabıta ekipleri, Abdurrahman Mahallesi’nde belediyeye ait dükkanlarda faaliyet gösteren dernek lokalinin boşaltılması için çalışma başlattı.
Derneğe ait eşyaların taşınması amacıyla olay yerine belediye ekipleri ve bir kamyon sevk edildi.
Dernek Başkanı Dilek Öner Kaynak ile üyeler, lokalde bulunan eşyaları toplamaya başladı. Bir süre sonra tahliye işlemi durdu. Edirne Valisi Yunus Sezer’in işlemin durdurulması hususunda devreye girdiği belirtildi.
Gözyaşlarını tutamadı
Kaynak, gazetecilere yaptığı açıklamada, kira ödemelerinde yaşanan sıkıntı nedeniyle haklarında belediyenin tahliye kararı aldığını söyledi.
Dernek binasının başka bir tesis yapılması amacıyla ihaleye çıkarılacağının kendilerine iletildiğini ifade eden Kaynak, derneğin gelir yetersizliği nedeniyle kiraları uzun süredir ödeyemediğini belirtti.
Lokalin engelli bireylerin rahatlıkla ulaşabildiği, sosyal ve kültürel faaliyetlerin yürütüldüğü düz ayak bir alan olduğunu anlatan Kaynak, belediyenin kendilerine destek olması gerekirken tahliye yoluna gitmesini üzüntüyle karşıladıklarını dile getirdi.
Belediyenin avukatının kendilerine, söz konusu alanın halka açık bir tesis olarak değerlendirileceğini aktardığını belirten Kaynak, “Çok üzgünüm. Bir belediye başkanının yapması gereken bu mudur? Bizlere destek olacağı yerde neden böyle bir şey yaptığına anlam veremiyoruz. Hepimiz çok üzgününüz. Böyle bir belediyecilik anlayışı olamaz.” dedi.
Gözyaşlarını tutamayan Kaynak, dernek lokalinin engelli bireyler için önemli buluşma noktası olduğunu kaydetti.
Dilek Öner Kaynak, Edirne Valisi Yunus Sezer’in devreye girmesiyle tahliyenin durdurulduğunu belirterek, kendisine teşekkür etti. (aa)
Eski Kırkpınar Ağası ve Otogar İşletmeci Mustafa Altunhan, otogarda işlerin çok kötü olduğunu, İstanbul’a otobüsle seyahat eden kişi sayısının neredeyse kalmadığını ifade etti.
Otogarda işlerin geçtiğimiz yıllara oranla yüzde 70 azaldığını ifade eden Altunhan, eskiden bayram zamanı İstanbul’a 100 ila 125 sefer yapıldığını, şimdi ise 25 seferde kaldığını belirtti. Altuhan, vatandaşların kendi araçlarıyla İstanbul’a gitmeyi tercih ettikleri kaydederek Edirne-İstanbul bilet fiyatının 700 TL olduğunu dile getirdi. Altunhan, 1,5 yıldır 600 TL olan Edirne-İstanbul bilet fiyatına, mazota gelen zamlardan sonra 100 lira zam yapmak zorunda kaldıklarını ifade etti.
Altunhan, internet üzerinden bilet satışlarının gerçekleştiğini söyleyerek otogardaki yazıhanelerden bilet satışı tercih edilmediği, bu yüzden yazıhanelerde çalışan elemanların maaşlarını ödemekte güçlük çekildiğini belirtti. Haber Ergin Yıldız
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şube Başkanı Celil Özcan, 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutladı. Milli mücadelenin tıbbiyeli kahramanı Hikmet Boran’ı anan Özcan, “Türk milletinin dün olduğu gibi bugün de nice Tıbbiyeli Hikmetleri vardır. Onlar, vatanlarına sevdayla, milletlerine aşkla bağlı Cumhuriyet yurttaşlardır, kim ne derse desin hiçbir yere gitmediler, gitmezler” dedi.
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şube Başkanı Celil Özcan, 14 Mart Tıp Bayramı’nın sadece Türkiye’de kutlandığını belirerek, “Çünkü; cebren ve hile ile aziz vatanının bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış, memleketinin her köşesi bilfiil işgal edilmiş ve fakr ü zaruret içinde harap ve bitap düşürülmüş Türk milletin tıbbiyeli evlatlarının, okullarını karargâh olarak kullanan ve kendilerini aşağılayan işgalci İngiliz’e haddini bildirdiği bir şanlı direniş ve Millî Mücadele’nin ilk kıvılcımıdır 14 Mart 1919” dedi.
Özcan, açıklamasında şunları kaydetti:
“Mondros Mütarekesi’nin ardından İstanbul’u işgal eden İngilizler kısa süre sonra Askeri Tıbbiye’ye yerleştiler.
Yatakhanelere ve tuvaletlere el koydular. Üniforma giymelerini yasakladıkları öğrencileri pijama ve gecelik entarileri ile derslere girmek zorunda bıraktılar, yatakhanelerine lazımlık koydurdular. Bu hakaretlere karşı tıbbiyeliler bir protesto eylemi düzenlemeyi planladılar. O günkü adıyla Tıphane-i Amire’nin (sonradan Askeri Tıbbiye-i Şahane, bugün İstanbul Tıp Fakültesi) kuruluş tarihi olan 14 Mart 1827’nin yıldönümünü kutlamak bahanesiyle izin aldıkları bilimsel toplantıyı İstanbul halkına moral verecek bir direniş gösterisi olarak düzenlemek üzere örgütlendiler. Büyük katılımla yapılan toplantı sırasında okulun iki kulesi arasına geceden asıp sakladıkları Türk Bayrağı’nı hocaların ve öğrencilerin alkışları ve İngilizlerin şaşkın bakışları arasında çatıdan aşağıya salarak bütün İstanbul’dan görülecek şekilde binanın ön cephesini boydan boya bayrağımızla kapladılar. O günden beri Tıp Bayramı’dır 14 Mart.
19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Paşa’nın Eylül başında Sivas’ta ulusal bir kongre toplanması için çağrı yaptığını duyan tıbbiyeliler delege olarak iki arkadaşlarını seçtiler, ancak harçlıkları sadece Hikmet’i göndermeye yetti. Kongrede bazı delegelerin İngiliz ve Amerikan mandasını savunan konuşmaları üzerine söz alan Hikmet doğrudan Mustafa Kemal Paşa’ya dönerek “Paşam, murahhası bulunduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarma yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler, mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olurlarsa olsunlar, şiddetle red ve takbih ederiz. Farz-ı muhal, manda fikrini siz kabul ederseniz, sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırır ve tel’in ederiz” dedi. Hikmet’i sükunetle dinleyen Paşa, “Efendiler, gençliğe bakın; Türk millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin! Gençler, vatanın bütün ümit ve istikbali size, genç nesillerin anlayış ve enerjisine bağlanmıştır” dedikten sonra Hikmet’e dönerek “Evlat müsterih ol, gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez, Ya İstiklâl Ya Ölüm!” diyerek sözlerini ve manda tartışmalarını sonlandırdı.
Askeri Tıbbiye’nin iki asırlık yaşamının en zorlu dönemi, 1911 ile 1922 yılları arasını kapsayan aralıksız savaşlar sürecidir. Bu 12 yılda vatanlarını ve devletlerini kurtarmak için Atatürk ve arkadaşları gibi Tıbbiyeliler de cepheden cepheye koşmuş, büyük bedeller ödemiş, imparatorluğun yıkılış ve Cumhuriyetin doğuş sancılarına tanıklık etmiş, hatta 1921 yılında son sınıf öğrencilerinin tamamı şehit düşmüş, o yıl Askeri Tıbbiye mezun verememiştir.
Türk milletinin dün olduğu gibi bugün de nice Tıbbiyeli Hikmetleri vardır. Onlar, vatanlarına sevdayla, milletlerine aşkla bağlı Cumhuriyet yurttaşlardır, kim ne derse desin hiçbir yere gitmediler, gitmezler.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak; Tıbbiyeli Hikmet bilinci ile gece gündüz halkımızın hizmetinde olan değerli hekimlerimizin Tıp Bayramı’nı kutluyor, bütün sağlık emekçilerimize şükranlarımızı sunuyor, çarenin Yeniden Atatürk Cumhuriyeti olduğunu yineliyoruz.” Haber Merkezi
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Psikiyatri Kliniğinde görev yapan ikiz kardeşler Gül Teksin Taş ve Gülşen Teksin, 15 yıldır mesleklerini birlikte sürdürüyor.
Eğitimlerini Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde tamamlayan ikiz kardeşler Gül Teksin Taş ve Gülşen Teksin, mezuniyetlerinin ardından psikiyatri alanında uzmanlaşarak hekimlik mesleğine adım attı.
Uzun yıllardır aynı klinikte görev yapan ikiz kardeşler, hem meslek hayatlarını hem de günlük yaşamlarını birlikte sürdürüyor.
Dr. Öğr. Üyesi Gül Teksin Taş, eğitim hayatının tamamını ikiziyle geçirdiğini söyledi.
Mesleğini severek yaptığını belirten Taş, çocukluklarından bu yana birlikte büyümelerinin empati yeteneklerini geliştirdiğini ifade etti.
‘AYNI PUANI ALDIK, İKİMİZ DE HEKİM OLDUK’
Hekimliğin insanı anlamayı gerektiren bir meslek olduğunu dile getiren Taş, şunları kaydetti:
“Çocukluktan beri hep beraberdik. Birbirimizi anlamamız ve birlikte büyümemiz empati gücümüzü artırdı. Hekimlik, hastayı anlamaktan ve onun sorumluluğunu üstlenmekten geçen bir meslek. Biz de hayatta hep benzer yolları tercih ettik. Aynı puanı alarak tıp fakültesine girdik ve ikimiz de hekim olduk.”
İnsanların hayatına dokunabilmenin ve ruhsal yaralarına çare olabilmenin kendisi için büyük bir mutluluk kaynağı olduğunu vurgulayan Taş, en büyük destekçisinin ikiz kardeşi olduğunu ifade etti.
Taş, hekimliğin zorlu bir yolculuk olduğunu belirterek “Birbirimizi çok tamamlıyoruz. Hekimlik zorlu bir yolculuk. Yola çıktığınız kişiyle ne kadar uyumlu olursanız bu süreçte birbirinize o kadar destek olursunuz. Bu zorlu yolculukta birbirimize çok iyi arkadaşlık ediyoruz.” dedi.
“SÜREKLİ BİRBİRİMİZİ TAMAMLIYORUZ”
Dr. Öğr. Üyesi Gülşen Teksin ise ikiz oldukları için zaman zaman insanların kendilerini karıştırdığını söyledi.
Bunun kendileri için sempatik bir durum olduğunu söyleyen Teksin, şunları kaydetti:
“Yıllardır birlikte olmamız bizim için büyük bir şans. Sürekli birbirimizi tamamlıyoruz. Bilimsel merakımız ve birlikte araştırma yapmamız hem avantajlı hem de keyifli. Küçük yaşlardan itibaren yanında büyüdüğünüz kişinin düşüncelerini, davranışlarını ve duygularını anlamaya çalışıyorsunuz. Bu da insanı anlamayı kolaylaştırıyor.”
Hastaların yalnızca tıbbi yardım değil, aynı zamanda anlaşılmak ve dinlenmek istediklerini vurgulayan Teksin, ikiz kardeşiyle büyümenin bu konuda kendilerine önemli bir avantaj sağladığını sözlerine ekledi. (aa)