20 Şubat 2026 Cuma
Prof. Dr. Şeref Demirkaya, epilepsi, migren, parkinson, Multipl Skleroz (MS) gibi nörolojik hastalığı bulunan kişilerin oruç tutmaya başlamadan önce mutlaka doktora başvurarak, hastalık durumlarına göre tetkiklerini yaptırmaları gerektiğini söyledi.
Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Gülhane Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Demirkaya, Ramazan ayında oruç tutmak isteyen nörolojik hastalığı bulunan kişilerin dikkat etmesi gereken hususlara ilişkin bilgi verdi.
Ramazan ayının gelmesiyle birlikte nöroloji polikliniklerine başvuran hastaların en sık sorduğu sorunun “Oruç tutabilir miyim?” olduğunu aktaran Demirkaya, bu süreçte hastalardan yoğun başvuru aldıklarını belirtti.
Demirkaya, bu soruya “evet” ya da “hayır” şeklinde tek bir yanıt verilemeyeceğine dikkati çekerek, “Hastanın genel sağlık durumu, hastalığının tipi, kullandığı ilaçlar ve risk faktörlerini ele alarak oruç tutup tutmaması durumuna karar veriyoruz. Bir yönüyle hastalarımızın ibadetlerini gönül huzuruyla yerine getirirken, diğer yönüyle sağlıklarının bozulmamasını sağlamaya çalışıyoruz.” dedi.
Ramazan ayının yalnızca uzun süreli açlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade eden Demirkaya, bu dönemde sıvı tüketiminin azalmasının elektrolit bozukluklarına yol açabildiğini, uyku düzeninin değişmesiyle beraber uykusuzluğun bazı nörolojik hastalıkları tetikleyebileceğini kaydetti.
“HASTALARIMIZ ORUÇ TUTMADAN ÖNCE HASTALIK SÜRECİNİ TAKİP EDEN HEKİMİYLE KONUŞMALI”
Beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve ilaç saatlerinin sahurla iftar arasına sıkıştırılmasının özellikle birden fazla ilaç kullanan hastalarda sorun oluşturabildiğine işaret eden Demirkaya, “Hastalarımız oruç tutmadan önce sürecini takip eden hekimiyle konuşmalı. Hastalığının durumunu en iyi bilen kendi hekimidir. İlacını sabah, akşam arasında alıp alamayacağına, beslenme şekillerinin buna uygun olup olmadığına hekimi karar verecektir.” değerlendirmesinde bulundu.
Prof. Dr. Demirkaya oruç tutmak isteyen epilepsi hastaları için şu önerilerde bulundu:
“Epilepsiyi tetikleyici faktörlerden bir tanesi açlıktır. Uzun süre susuz kalmaya bağlı elektrolit bozuklukları ve uykusuzluk nöbetleri tetikleyebilir. Bazı hastalarımız günde birkaç ilaç kullanabiliyor, bu duruma politerapi diyoruz. Günün değişik zamanlarında ilaçlarını alması gerekiyor, ilaç alımını iki vakte sıkıştırmak zor olabiliyor. Hastanın nöbetinin sıklığı, şiddeti, kullandığı ilaçları beraber değerlendirerek karar vermek gerekiyor.”
“MİGREN HASTALARIMIZDA UZUN SÜRE AÇLIK, UYKUSUZLUK NEDENİYLE BAŞ AĞRILARINDA ARTIŞ OLABİLİYOR”
Migren hastalarının da dikkat edeceği hususların bulunduğunun altını çizen Demirkaya, “Migren hastalarımızda ramazanın ilk günlerinde uzun süre açlık, uykusuzluk nedeniyle baş ağrılarında artış olabiliyor. Migrenin tetikleyici faktörlerinden biri de aynı epilepsi gibi uzun süre açlık ve uykusuzluk. Öte yandan, beslenme alışkanlıklarının değişmesi de migreni tetikleyebiliyor.” dedi.
Demirkaya, migren hastalarında kan şekerinin düşmesi riskine karşı sahurun atlanmaması, dengeli beslenilmesi ve ramazan boyunca yeterli uyku süresinin korunması gerektiğini söyledi.
Parkinson hastalarının da oruç tutma kararının hekimiyle beraber alınması gerektiğini aktaran Demirkaya, parkinson hastalarının çoğunlukla 65 yaş üzerindeki bireylerden oluştuğunu ve hastalığın en önemli belirtilerinden birinin hareket kısıtlılığı olduğunu, günlük hareketliliğin sağlanabilmesi için eksik olan maddenin ilaç yoluyla ve gün içine bölünmüş dozlar halinde verildiğini ifade etti.
Demirkaya, ilaçların aksatılması halinde hareket kısıtlılığının artabileceğini, bu nedenle bu hastalarda ilaç düzeninin büyük önem taşıdığını belirtti.
“MS’İN TİPİ VE ŞİDDETİ HASTADAN HASTAYA FARKLILIK GÖSTERİYOR”
MS hastalığının seyri, tipi ve şiddetinin hastadan hastaya farklılık gösterdiğine dikkati çeken Prof. Dr. Demirkaya, bazı hastaların ileri evrede olabildiğini, birden fazla ilaç kullandığını ve bazı semptomlara yönelik ek tedaviler aldığını vurguladı.
Demirkaya, uzun süreli açlık ve susuzluğun ise MS hastalarında sık görülen yorgunluk şikayetini artırabileceğini, bağışıklık sistemini etkileyen tedaviler nedeniyle enfeksiyon riskinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.
İNME GEÇİRMİŞ HASTALAR DİKKAT
Bu süreçte inme geçirmiş hastaların da dikkat etmesi gerektiğine değinen Demirkaya, inmenin çoğunlukla ileri yaş grubunda görüldüğünü, hastaların büyük bölümünün 65 yaşın üzerinde olduğunu, 75 yaş sonrasında ise inme geçirme riskinin daha da arttığını belirterek, bu yaş grubundaki hastaların oruç tutup tutamayacakları konusunda hekimlerine sıkça başvurduğunu ifade etti.
Demirkaya, inme geçirmiş hastalarda yalnızca nörolojik tablonun stabil olup olmadığına değil, kan şekeri ve tansiyonun kontrol durumuna, kalp hastalığına yönelik tedavilerin düzenli sürdürülüp sürdürülmediğine ve kullanılan ilaçların gün içindeki doz düzenine birlikte bakılması gerektiğini söyledi.
Ramazanda nöroloji polikliniklerine ve acil servislere en sık baş ağrısı şikayetiyle başvuru yapıldığını aktaran Demirkaya, beslenme düzenindeki değişiklikler, tansiyon yükselmeleri, uykusuzluk ve sıvı alımındaki azalmaya bağlı olarak baş ağrılarında artış görülebildiğini kaydetti.
Demirkaya, kişilerin hastalığıyla ilişkili bir belirti ortaya çıktığında vakit kaybetmeden hekime başvurması gerektiğini belirterek, bir yandan sağlığın korunması diğer yandan ibadetin yerine getirilmesi arasında dengeli bir yaklaşım benimsenmesinin önem taşıdığını ifade etti. (aa)
Edirne’de, bir iş yerinin imar ruhsatı sürecinde usulsüzlük yapıldığı iddiasına ilişkin düzenlenen operasyonda aralarında kamu görevlilerinin de olduğu 11 şüpheli gözaltına alındı. Soruşturma kapsamında yaklaşık 6 aylık fiziki ve teknik takip, görüntü incelemeleri ile MASAK raporlarının değerlendirildiği öğrenildi. Şüphelilerin emniyetteki işlemleri sürüyor.
Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Edirne Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince Edirne, Çanakkale ve Tekirdağ’da 14 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi.
“Suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak”, “rüşvet” ve “dosya gizliliğini ihlal” suçlamalarına yönelik operasyonda, Edirne Belediyesi İmar Müdürü D.A, Belediye Meclis Üyesi N.M, Edirne Adliyesi çalışanı E.E.K. ve U.Ç. ile bir gece kulübünün ortak ve çalışanlarının da aralarında bulunduğu 11 şüpheli gözaltına alındı.
Soruşturma kapsamında yaklaşık 6 aylık fiziki ve teknik takip, görüntü incelemeleri ile MASAK raporlarının değerlendirildiği öğrenildi.
Şüphelilerin emniyetteki işlemleri sürüyor. (aa)
Edirne’de aralarında Edirne Belediyesi İmar Müdürü, belediye meclis üyesi ve adliye çalışanlarının da bulunduğu toplam 11 kişi, rüşvet ve irtikap suçlamasıyla gözaltına alındı. Haber Merkezi
Edirne’de sezona 400 lirayla başlayan hamsinin fiyatı 50 liraya kadar düştü, vatandaşlar balık tezgahından kuyruk oluşturdu. Balıkçı Yaşar Kızılağaç, “Ramazan bereketiyle geldi. Denizimiz bereketlendi. Halkımız balık yiyor. Bizde satışlardan memnunuz, halkımız alsın yesin” dedi.
Balık pazarında geçtiğimiz günlerde kilosu 200 liradan satılan hamsi 50 liraya kadar düştü. Hamsinin 50 liraya satıldığını duyan vatandaşlar, balık pazarına akın etti. Vatandaşlar, ucuz hamsiden kilo kilo satın aldı. Vatandaş Ahmet Kaya, 50 liranın çok iyi fiyat olduğunu söyledi.
“Ramazan bereketiyle geldi”
Balıkçı Kızılağaç, şunları söyledi:
“Çok sevinçliyiz. Ramazan bereketiyle geldi. Denizimiz bereketlendi. Halkımız balık yiyor. Bizde satışlardan memnunuz, halkımız alsın yesin. Kazanamıyoruz ama halkımız yiyor. Balık Pazarı bereketli bir yer. Çıkıp çıkıp gelin.”
Vatandaş Ahmet Kaya, “Halk için çok güzel 50 liraya bedava gibi. Balık bol olduğu için böyle. Balık olmadığı zaman bu hamsi 250-300-400 liraya kadar çıkıyor. Şu an bedava. O da balığın bolluğundan dolayı” ifadelerini kullandı.
“50 liraya düşmesi çok iyi”
Vatandaş Engin Onar, şunları kaydetti:
“Hamsinin fiyatının böyle olması vatandaşlar için çok iyi. Herkes ulaşabiliyor, alabiliyor. Bu mübarek günde de akşam iftar için çok iyi oldu. Bizim için 50 liraya düşmesi çok iyi. İnşallah hep böyle gider.” Haber Büşra Akıllı
İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, çok sayıda ülke vatandaşının İsrail Savunma Kuvvetleri bünyesinde aktif görev aldığına dair ciddi iddialar bulunduğunu ifade etti. Bu kişiler arasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve çifte vatandaşlık taşıyanların yanı sıra Özbekistan, Kazakistan ve diğer Müslüman ülkelerden yüzlerce kişinin de yer aldığına ilişkin verilerin kamuoyuna yansıdığını söyledi.
İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, İsrail ordusunda görev aldığı iddia edilen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile diğer ülke vatandaşlarının hukuki ve ahlaki sorumluluğunu gündeme taşıdı.
Gazze Şeridi’nin uzun süredir yalnızca bombaların değil, hukukun ve insanlığın da hedef alındığı bir coğrafya hâline geldiğini ifade eden Akalın, İsrail’in Gazze’de Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesi defalarca ihlal ettiğini, sözde ateşkesten bu yana yaklaşık 600 kişinin yaşamını yitirdiğini söyledi. Ekim 2023’ten bu yana hayatını kaybedenlerin sayısının ise 72 bini aştığını belirten Akalın, binlerce sivilin öldürüldüğünü, hastanelerin, okulların ve altyapının sistematik biçimde hedef alındığını vurguladı.
Bu tablo karşısında artık tek tek olayların değil, ortaya çıkan sonucun konuşulması gerektiğini ifade eden Akalın, yaşananların uluslararası hukuk bakımından son derece ağır sonuçlar doğurduğunu söyledi. Savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar söz konusu olduğunda bireysel sorumluluğun esas olduğunu vurgulayan Akalın, “Emir aldım, üniforma giydim, mecbur kaldım” gibi gerekçelerin bu suçları ortadan kaldırmayacağını dile getirdi.
Son dönemde kamuoyuna yansıyan ve resmî belgelere dayandığı belirtilen bilgilerin meselenin artık teorik bir tartışma olmadığını açıkça ortaya koyduğunu belirten Akalın, çok sayıda ülke vatandaşının İsrail Savunma Kuvvetleri bünyesinde aktif görev aldığına dair ciddi iddialar bulunduğunu ifade etti. Bu kişiler arasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve çifte vatandaşlık taşıyanların yanı sıra Özbekistan, Kazakistan ve diğer Müslüman ülkelerden yüzlerce kişinin de yer aldığına ilişkin verilerin kamuoyuna yansıdığını söyledi.
Bu iddiaların görmezden gelinemeyecek bir ciddiyete ulaştığını belirten Akalın, şu sorunun kaçınılmaz hâle geldiğini ifade etti. “Bir devlet, kişilerin vatandaşlık bağını, uluslararası hukukun en ağır suçlarıyla ilgili ciddi şüpheler karşısında sorgulamadan sürdürebilir mi?” diyen Akalın, bu yaklaşımın intikamcı değil, hukuk devleti olmanın zorunlu bir sonucu olduğunu, vatandaşlığın yalnızca bir aidiyet değil, aynı zamanda sorumluluk doğurduğunu dile getirdi.
Akalın, bu sorumluluğun yalnızca Türkiye için değil, kendisini ümmet, adalet ve insanlık hakları söylemleriyle tanımlayan tüm Müslüman ülkeler için geçerli olduğunun altını çizdi. Bu aşamadan sonra sessizliğin ve tarafsızlığın hukuki ve ahlaki bir zaaf anlamına geleceğini ifade eden Akalın, söz konusu iddiaların mutlaka araştırılması, gerekli işlemlerin yapılması ve gerçeklerin kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi.
Haber Merkezi