03 Mart 2026 Salı
Türk Eğitim-Sen Edirne Şube Başkanı Mustafa Kaplan, İstanbul’da bir lisede yaşanan bıçaklı saldırı olayına tepki gösterdi. Kaplan, “Bugün okullarımızda öğretmenlerimizin ve eğitim çalışanlarımızın can güvenliği ciddi bir tehdit altındadır. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet, taciz ve mobbing vakaları artarak devam etmektedir” dedi.
Türk Eğitim-Sen Edirne Şube Başkanı Mustafa Kaplan, İstanbul’da lisede yaşanan bıçaklı saldırı olayının ardından bir öğretmen ve öğrencinin yaralanması, öğretmenin ise yaşamını yitirmesinden büyük üzüntü duyduğunu belirtti. Kaplan, okullarda öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının can güvenliğinin tehdit altında olduğuna dikkat çekerek, açıklamasında şunları kaydetti:
“Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet, gerekli ve kalıcı tedbirler alınmadığı takdirde ne yazık ki son olmayacaktır. Yaşanan elim hadise adeta “geliyorum” demiştir. Merhume öğretmenimizin disiplin kurulunda can güvenliklerinin bulunmadığını dile getirdiği ifade edilmektedir. Buna rağmen etkili önlemlerin alınmamış olması, sorumluluğun ne denli ağır olduğunu gözler önüne sermektedir.
Bugün okullarımızda öğretmenlerimizin ve eğitim çalışanlarımızın can güvenliği ciddi bir tehdit altındadır. Eğitim çalışanlarına yönelik şiddet, taciz ve mobbing vakaları artarak devam etmektedir. Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda öğretmenlerin şiddetten korunmasına yönelik düzenlemeler yapılmış olması çok kıymetlidir. Buna göre; faile verilen cezalar yarı oranında artırılırken, hapis cezasının ertelenmesi hükümleri de uygulanmamaktadır. Ancak yaşanan olaylar bu müeyyidelerin tavizsiz uygulanması gerektiğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Buradan açık ve net bir şekilde ifade ediyoruz: Disiplin yönetmelikleri yetersizdir ve caydırıcılıktan uzaktır. Okullarda yeterli güvenlik tedbirleri alınamamaktadır. Eğitimcilerin itibarını yerle yeksan eden, asılsız, hiçbir somut gerekçeye dayanmayan ve adı değiştirilen şikâyet hatları birer saatli bomba niteliğindedir. Liyakate dayanmayan yönetici görevlendirmeleri, şeffaflıktan uzak ödül ve ceza mekanizmaları öğretmenlik mesleğini rencide etmektedir. Eğitimcileri hedef gösteren, tahkir eden yayın, tutum ve açıklamalar şiddetin toplumsal zeminini beslemektedir. Şiddete yönelik yasal düzenlemeler yetersizdir.
Topluma, ailelerimize ve kamu yönetimine de sesleniyoruz: Öğretmene verdiğiniz değer, aslında çocuklarımıza verdiğiniz kıymettir. “Çocuklarımız geleceğimizdir” diyorsak, geleceğimizin karartılmasına asla müsaade etmeyeceğimizi bir kez daha haykırıyoruz.
Şiddete sıfır tolerans. Eğitim çalışanlarımız hak ettikleri güven ortamında huzurlu çalışana dek mücadelemiz sürecektir. Bu noktada aileleri de iş birliğine davet ediyoruz: Çocuklarınıza sahip çıkın.
Onlara öğretmenin kutsal bir görev ifa ettiğini anlatın ve saygı duymaları gerektiğini öğretin. Okullar ile iş birliği yaparak şiddetin ve olumsuz davranışların önlenmesine destek olun. Unutmayın ki; öğretmeni korumak, geleceğimizi korumaktır.” Haber Merkezi
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), geçen yıl yaptığı denetimlerde, yetim maaşı alabilmek için eşinden boşanan fakat boşandığı eşiyle aynı evde yaşamaya devam eden 2 bin 606 kişiyi tespit ederek hileli boşanan bu kişilerin aylıklarını kesti.
SGK, kayıt dışı istihdam, sahte iş yeri, sahte sigortalı ve diğer usulsüzlüklere yönelik denetimlerini, sayısı 3 bine yakın denetmenlerce yürütmeye devam ediyor.
3 BİN 936 DENETİM YAPILDI
Geçen yıl kayıt dışı istihdamla mücadele kapsamında yapılan denetimlerde, 369 bin 573 kişinin kayıt dışı çalıştırıldığını ve 7 bin 801 iş yerinin kayıt dışı olduğu belirleyen Kurum, hileli boşanmalara karşı da çalışmalarını sürdürüyor.
Bu kapsamda 2024’te, yetim maaşı alabilmek için eşinden boşanan fakat boşandığı eşiyle aynı evde yaşamaya devam edenlere yönelik Türkiye genelinde 3 bin 936 denetim yapıldı. Söz konusu denetimlerde, 2 bin 606 kişinin hileli boşanma yoluyla aylık aldığı tespit edildi.
SGK, eşinden hileli şekilde boşananlar hakkında işlem başlatırken, haksız ödenen aylıkların faiziyle geri alınması için de yasal süreç başlattı. (aa)
Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP), av sezonunun 1 Mart itibarıyla Türkiye genelinde kapandığını bildirdi. Açıklamada, “1 Mart tarihi itibarıyla av ve yaban hayvanlarının üreme döneminin başladığından, avın açılacağı Ağustos ayına kadar olan dönemde ülke genelinde avcılık faaliyetleri yasaklanmıştır” denildi.
Genel Müdürlükten yapılan açıklamada, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’nun kara avcılığını düzenleyen temel yasa olduğu belirtildi.
Kanunla av ve yaban hayvanlarının, yaşama ortamlarıyla birlikte korunmasının ve geliştirilmesinin amaçlandığı vurgulanan açıklamada, “Dünyanın ortak mirası olan ve her geçen gün nesilleri tehlike altına giren av ve yabanıl kaynakları sürdürülebilir kılarak gelecek kuşaklara aktarmak, Tarım ve Orman Bakanlığımızın yanı sıra tüm kurum ve kuruluşların ortak hedefi olmalıdır. Ülkemizde 18 yaşını doldurmuş, silah taşıma ehliyetine sahip av ve yaban hayatı ile ilgili eğitim alarak sınavda başarılı olan avcılar, avcılık belgesi ve avlanma izin kartı alma şartıyla yasal olarak av yapabilmektedir.” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, kanunun ilgili maddesi uyarınca oluşturulan Merkez Av Komisyonunun (MAK) her yıl av ve yaban hayatının korunması ve geliştirilmesi için karar aldığı hatırlatılarak, “2025-2026 Av Dönemi Merkez Av Komisyonu kararı uyarınca, av sezonu 1 Mart itibarıyla ülke genelinde kapanmıştır. 1 Mart tarihi itibarıyla av ve yaban hayvanlarının üreme döneminin başladığından, avın açılacağı Ağustos ayına kadar olan dönemde ülke genelinde avcılık faaliyetleri yasaklanmıştır.” değerlendirmesi yapıldı.
MERKEZ AV KOMİSYONU MAYISTA TOPLANACAK
Av ve yaban hayvanlarının eş tutma, üreme, yavru büyütme ve erginleşme evrelerini içine alan bu dönemde toplumun tüm kesimlerinin tabii ortamlara çıkarken daha hassas hareket etmesi, av ve yaban hayvanlarının yavru ve yumurtalarının toplanmaması uyarısında bulunulan açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Kara Avcılığı Kanunu ve Merkez Av Komisyonu kararında yasaklanan bu fiilleri işleyenler hakkında idari para cezası verilecek, ayrıca av hayvanı türüne göre değişen tazminat bedelleri talep edilecektir. Merkez Av Komisyonu mayıs ayı içinde toplanarak 2026-2027 av dönemini kapsayacak kararını alacaktır. Bu kararda av döneminde uygulanacak avlanma usul ve esasları ile av hayvanı türlerine göre avın açılacağı tarihler yeniden belirlenecektir.” (aa)
TMMOB Edirne İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Birce Altay, 263 maden işçisinin hayatını kaybettiği Zonguldak Kozlu’daki facianın 34’üncü yıl dönümünde, iş cinayetlerinin kader olmadığını belirtti. Altay, “Bilimsel ve teknik ölçütler doğrultusunda kamusal ve bağımsız bir denetim sistemi kurulmadan; üniversitelerin, sendikaların, meslek örgütlerinin katılımıyla idari ve mali yönden bağımsız bir ulusal işçi sağlığı ve güvenliği kurumu oluşturulmadan bu tablo değişmeyecektir” dedi.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Edirne İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Birce Altay, 1992’de meydana gelen ve 263 maden işçisinin hayatını kaybettiği Kozlu faciasının yıl dönümünde açıklama yaparak, faciada hayatını kaybeden maden işçilerini andı.
İş cinayetlerini dikkat çekebilmek amacıyla 3 Mart tarihinin TMMOB tarafından “İş Cinayetlerine Karşı
Mücadele Günü” olarak ilan edildiğini belirten Altay, “Çünkü bu ülkede madenler, inşaatlar, tersaneler, fabrikalar ve şantiyeler hâlâ emekçilerin mezarı olmaya devam etmektedir. Bilimin, tekniğin ve mühendisliğin gelişimine rağmen işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri aynı ölçüde geliştirilmemekte; önlenebilir kazalar göz göre göre ölümlere dönüşmektedir” dedi.
Türkiye’de son 25 yılda en az 32 bin emekçinin hayatını kaybettiğine dikkat çeken Altay, açıklamasında şunları kaydetti:
“Bütün bu uyarılarımıza rağmen ülkemizdeki tablo oldukça karanlıktır. Türkiye’de 2.290.160
işyeri bulunmasına rağmen 2025 yılında bunların yalnızca 8.161’i, yani yüzde 0,35’i iş sağlığı ve güvenliği yönünden denetlenmiştir. Bu oran, kamusal denetim mekanizmasının fiilen işlemediğinin en açık göstergesidir.
Oysa “elverişli koşullarda çalışma hakkı” İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde güvence altına alınmış temel bir haktır. Bu hak, emeğin tarihsel mücadelesi sonucunda kabul görmüş; devlete çalışanların yaşamını ve sağlığını koruma yükümlülüğü yüklemiştir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği, insan yaşamını merkeze alan kamusal bir sorumluluktur.
‘İŞ CİNAYETLERİ KADER DEĞİLDİR’
Bugün işyerlerinde görev yapan iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimlerinin yaklaşık yüzde 90’ı
OSGB’ler aracılığıyla sağlanmaktadır. OSGB’ler ile işyerleri arasındaki ticari sözleşme ilişkisi, uzmanların mesleki bağımsızlığını zedelemekte; işyerlerinde alınması gereken önlemlere ilişkin değerlendirme ve önerilere müdahale edilmesine yol açmaktadır. Bu yapı, bağımsız ve etkin bir işçi sağlığı ve güvenliği hizmetinin sunulmasını engellemektedir.
Ülkemizde iş cinayetlerinin, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının bu denli yaygın olmasının bir diğer nedeni de emekçilerin sendikal haklarının baskı altında tutulmasıdır. Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller tüm çalışanlar için kaldırılmadıkça işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yol almak mümkün olmayacaktır. Sendikasız uzman, sendikasız işçi, örgütsüz bir çalışma yaşamı ile emekçiler tüm olumsuzluklara açık ve savunmasızdır. Bu savunmasızlığa karşı adil yargılanma, örgütlenme, insani koşullarda bir çalışma yaşamı ve işyerlerinde emekçilerin ölmeyeceği, yaralanmayacağı, sakat kalmayacağı bir düzen istiyoruz.
TMMOB olarak bir kez daha altını çiziyoruz: İş cinayetleri kader değildir. İş cinayetlerinin büyük çoğunluğu önlenebilir niteliktedir. Bilimsel ve teknik ölçütler doğrultusunda kamusal ve bağımsız bir denetim sistemi kurulmadan; üniversitelerin, sendikaların, meslek örgütlerinin katılımıyla idari ve mali yönden bağımsız bir ulusal işçi sağlığı ve güvenliği kurumu oluşturulmadan bu tablo değişmeyecektir.” Haber Merkezi