25 Mart 2026 Çarşamba
BAYRAM VESİLESİYLE / EDİRNE VE UZUNKÖPRÜ
Ağrı Dağı Efsanesi
CUMHURİYET IŞIĞI İHTİYACI
Kendinizi gerçekten sevmeyi biliyor musunuz?
‘Edirne’nin direniş ruhu geleceğimizin teminatıdır’
EDİRNE’NİN SESSİZ SORUNU: SUÇ VE ÇOCUKLAR -2
Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, 26 Mart Balkan Şehitlerini Anma Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, Edirne Müdafii Şükrü Paşa ve kahraman askerlerin gösterdiği destansı direnişin Türk tarihinin en onurlu sayfalarından biri olduğunu vurguladı. Başkan Gencan, 113 yıl önce Balkan Harbi’nin en zorlu günlerinde sergilenen direniş ruhunun, bugün modern Edirne’yi inşa ederken en büyük rehberleri olduğunu ifade etti.
Belediye Başkanı Filiz Gencan mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Tarihin en hüzünlü ama bir o kadar da kahramanca mücadelelerinden biri olan 26 Mart, Edirne’nin vatan toprağına duyduğu sarsılmaz sadakatin en büyük kanıtıdır. Şükrü Paşa komutasındaki ordumuzun ve Edirne halkının; açlığa, hastalığa ve ağır kış şartlarına rağmen gösterdiği o direnç, bizlerin bugün bu topraklarda özgürce yaşamasının temelidir. Şehitlerimizin kanıyla sulanan bu kadim şehri, onların mirasına layık bir şekilde geleceğe hazırlamak en büyük sorumluluğumuzdur.”
Balkan Harbi sırasında yaşanan büyük göç dalgalarının ve toplumsal trajedilerin hafızalardaki yerini koruduğunu belirten Başkan Filiz Gencan, o dönemde çekilen acıların bugün barışın ve bir arada yaşama kültürünün ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlattığını ifade etti. Gencan, geçmişin derin izlerini yüreklerinde taşıyarak milli birliği her daim diri tutacaklarını ve Edirne’yi Cumhuriyetin ışığında huzur dolu bir geleceğe taşıma kararlılığında olduklarını kaydetti.
Mesajını tüm şehitler için rahmet dileyerek noktalayan Filiz Gencan: “Başta Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, Edirne’yi müdafaa eden Şükrü Paşa’yı ve vatan toprağı için canını feda eden tüm aziz şehitlerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum. Ruhları şad olsun” ifadelerini kullandı. Haber Merkezi
Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak, Balkan Harbi’nin sadece bir askari yenilgi olmadığını belirtti. Konak, “Bugün yapılması gereken; geçmişin hatalarını inkâr etmek ya da romantize etmek değil, o hatalarla yüzleşmek ve aynı zamanda Edirne’nin geri alınışındaki o milli ruhu yeniden inşa etmektir. Çünkü tarih, ibret alınmadığında tekerrür eder; ancak doğru okunduğunda yol gösterir” dedi.
Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak, 26 Mart Balkan Şehitlerini Anma Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Balkan Harbi’nin millete ağır bedeller ödeten tarihsel bir gösterge olduğunu belirtti. Konak, “155 gün süren Edirne Muhasarası, bu çöküşün en somut ve en acı tezahürlerinden biridir. Payitahtlık yapmış bir şehir, kötü yönetimin, stratejik öngörüsüzlüğün ve hazırlıksızlığın bedelini ödemiştir. Ancak bu karanlık süreç, aynı zamanda bir uyanışın da başlangıcı olmuştur” dedi.
Konak, açıklamasında şunları kaydetti:
“İttihat ve Terakki Cemiyeti öncülüğünde şekillenen milli refleks, bozgunun yarattığı dağınıklığı toparlama iradesiyle birleşmiş; İkinci Balkan Savaşı ile Edirne’nin yeniden vatan topraklarına katılması sağlanmıştır. Bu yalnızca askeri bir başarı değil; milletin kendi kaderine sahip çıkma iradesinin yeniden tecelli etmesidir. Enver Paşa’nın liderliğinde yürütülen bu süreç, dağılmış bir ordunun ve kırılmış bir millet psikolojisinin nasıl yeniden ayağa kaldırılabileceğinin somut örneğidir.
Aynı dönemde Edirneli hemşerimiz Posta ve Telgraf Nazırı Talat Paşa’nın, ordu içindeki hizipçi subaylar neticesinde bulunduğu kabinenin istifası ve ardından paşamızın makam ve mevkilerden azade bir Türk ve bir Edirneli olarak gönüllü cepheye katılması; yönetenlerle yönetilenler arasındaki mesafenin kapandığı, millet-devlet bütünleşmesinin sağlandığı bir ruh halini yansıtmaktadır. Bu ruh, yalnızca komuta kademesinde değil, Edirne halkının direnişinde, fedakârlığında ve yeniden toparlanma azminde de kendini göstermiştir.
Edirne’nin geri alınmasının ardından Mehmet Şükrü Paşa’nın esaretten dönüşü sırasında halkın gösterdiği tepki ise son derece anlamlıdır. Bu tepki, yalnızca bir komutana değil; devleti bu noktaya sürükleyen öngörüsüz, basiretsiz ve milletin gerçekliğinden kopuk yönetim anlayışına yönelmiş tarihsel bir hesaplaşmadır.
Zira Balkan bozgununun temelinde; liyakatin terk edilmesi, devlet kadrolarının hizipçilikle parçalanması, ordunun siyasi hesaplara alet edilmesi ve karar alma mekanizmalarının gerçeklikten kopması yatmaktadır. Saraya yakınlıkla yükselen, yetkinlikten uzak kadrolar; devletin en kritik anlarında milletin kaderini belirlemiş ve bu durum felaketi kaçınılmaz kılmıştır.
Bu çöküşün sonuçları yalnızca cephede değil, sembollerle de milletin hafızasına kazınmıştır. 93 Harbi sonrasında Yeşilköy’e kadar ilerleyen düşman kuvvetleri ve burada dikilen Ayastefanos Rus Abidesi, bir devletin egemenlik iddiasının nasıl aşındığını gösteren açık bir utanç vesikasıdır.
Mahmut Şevket Paşa’ya atfedilen “Bizans’ın burcunda oturan baykuş” sözü ise bu tükenmişliğin sembolik bir ifadesidir.
Tarih burada çok net bir uyarı yapmaktadır: Devletler, dış düşmanlardan önce iç zaaflar nedeniyle çöker. Bugün de benzer risklerin farklı biçimlerde karşımıza çıktığını görmek zorundayız. Jeopolitik gelişmeleri doğru okuyamayan, sınır güvenliğinde zafiyet yaşayan, demografik yapıyı kontrolsüz politikalarla dönüştüren ve ekonomik bağımlılık ilişkilerine sürüklenen bir yapı; tarihsel olarak yaşadığımız kırılmaların günümüzdeki izdüşümüdür.
Ancak tarih sadece bir çöküş hikâyesi değildir. Aynı zamanda bir diriliş iradesidir. Edirne’nin İkinci Balkan Savaşı ile geri alınması, milletin toparlanma gücünü, ortak hedef etrafında kenetlenme kapasitesini ve milli bilincin dönüştürücü etkisini açıkça göstermiştir. Balkan bozgunu bize iki temel ders vermektedir: İlki; milletinden kopan, liyakati terk eden ve gerçeklikten uzaklaşan yönetimlerin kaçınılmaz olarak çökeceği, İkincisi ise; milli bilinç, kararlılık ve ortak irade ile en ağır yenilgilerin dahi aşılabileceğidir.
Bugün yapılması gereken; geçmişin hatalarını inkâr etmek ya da romantize etmek değil, o hatalarla yüzleşmek ve aynı zamanda Edirne’nin geri alınışındaki o milli ruhu yeniden inşa etmektir. Çünkü tarih, ibret alınmadığında tekerrür eder; ancak doğru okunduğunda yol gösterir.
Bu duygu ve düşüncelerle; Edirne Muhasarası’nda ve Balkan Savaşları’nda şehit düşen tüm kahramanlarımızı rahmetle anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.” Haber Merkezi
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 2015 yılında atık yağların lavaboya, kanalizasyona dökülmesini yasaklayan “Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği”nde değişiklik hazırlığı yapıyor. Bakanlığın atık bitkisel yağların lavaboya dökülmesini yasaklayan yönetmelikte hazırladığı değişiklikle, bu yağların marketlerde toplanarak geri dönüşüme kazandırılması sağlanacak.
Bakanlığa bağlı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün, bitkisel atık yağların oluşumundan bertarafına kadar çevre ve insan sağlığına zarar vermeden yönetiminin sağlanması için hazırladığı “Bitkisel Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği” 2015’te yürürlüğe girdi.
Aynı tarihte konutlardan kaynaklanan bitkisel atık yağların lavaboya, kanalizasyona, denize, toprağa veya herhangi bir alıcı ortama dökülmesi de yasaklandı.
Gelişen ihtiyaçlar, çevre dostu yaklaşımları yaygınlaştırmak, atıkların dönüşümünü artırmak ve döngüsel ekonomi çalışmalarına katkı sağlamak için yeni uygulamaları inceleyen Bakanlık, bu yönetmelik çerçevesinde yeni tedbirleri hayata geçirmeye hazırlanıyor.
Taslak şekli verilen yeni düzenleme, sektör ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinden gelen talepler doğrultusunda düzenlendi ve ikinci kez kurum görüşüne açıldı. Yapılacak değişiklikler kapsamında zeytin, ayçiçeği, mısır, pamuk, soya, kanola ve aspir gibi yağlı tohumlardan elde edilen bitkisel yağların kullanım sonrası oluşan atıkları daha etkin bir şekilde değerlendirilecek.
Hazır yemek firmaları, restoranlar, kafeler, kamu kurumları ve hanelerden kaynaklanan bitkisel atık yağların, geri kazanım tesislerinde işlenerek, başta biyodizel olmak üzere alternatif enerji kaynaklarına dönüştürülmesinin yaygınlaştırılması sağlanacak.
Türkiye’de halihazırda bu atıklardan elde edilen biyodizel, motorine binde beş oranında harmanlanarak yakıt olarak kullanılıyor. Yapılacak yeni düzenlemeyle birlikte mevcut uygulamalar günün ihtiyaçları doğrultusunda kapsamlı şekilde revize edilecek.
MARKETLERDE TOPLAMA NOKTASI KURULACAK
Yeni düzenlemeyle Sürdürülebilir Havacılık Yakıtı (SAF) üretiminin önü açılacak. Bitkisel atık yağlardan elde edilen ürünlerin yalnızca kara yolu taşımacılığında değil, havacılık sektöründe de değerlendirilmesi mümkün hale getirilecek.
Ayrıca, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından izin verilen diğer biyoyakıt türlerinin üretimine de imkan sağlanacak.
Özellikle hanelerden kaynaklanan bitkisel atık yağların lavabolara dökülmesi sonucu oluşan çevre kirliliğinin önüne geçmek amacıyla, market gibi satış noktalarında da atık yağ toplama sistemleri kurulacak. Bu sayede vatandaşların atık yağlarını daha kolay teslim edebilmesi ve toplama oranlarının artırılması sağlanacak.
Planlanan düzenlemeyle sadece bitkisel atık yağlar değil, hayvansal atık yağlar ve yağ içeren diğer atıkların da geri kazanım süreçlerinde değerlendirilmesine olanak tanınacak.
Kurum görüşlerinin ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un onayına sunulacak yönetmelik değişikliklerinin, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi bekleniyor. Yeni düzenlemeyle hem çevre kirliliğinin azaltılması hem de atıkların ekonomiye kazandırılması için önemli bir adım atılmış olacak. (aa)
Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şube Başkanı Celil Özcan, Balkan şehitlerini andı. Özcan, “Edirne’nin tarihine unutulmaz iz bırakan Balkan Savaşlarında ve savaşları takip eden yıllarda cephede ve cephe gerisinde hayatlarını kaybeden insanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz” dedi.
Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şube Başkanı Celil Özcan, 26 Mart Balkan Şehitleri Anma Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Balkan Savaşlarının tarihin gidişatını değiştiren savaşların başında geldiğini belirtti.
Bu savaşta Osmanlı Devleti’nin çok büyük kayıplar verdiğini kaydeden Özcan, “Balkan Savaşları, Osmanlı Devleti’nin Balkan topraklarında Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan’a karşı giriştiği savaşlar dizisidir. Çatışmaların temel nedeni Çarlık Rusya’sının kışkırtması ve desteğiyle Bulgaristan Krallığı ile Sırbistan Krallığı’nın Balkanlarda hızlanan yayılma faaliyetleridir” dedi.
Özcan, açıklamasında şunları kaydetti:
“Fransız İhtilali’nin yaydığı milliyetçilik ve özgürlük havası içinde bütün çok uluslu devletler yıkılma sürecine girmişti. Osmanlının çok uluslu yapısı nedeniyle özgürlük ateşi Balkan topraklarında alevlenmeye başladı. Gayrimüslim halkın ayrılıkçı faaliyetleri Boğazlar ve Anadolu topraklarında ebedi emelleri olan yabancı devletlerin iştahını kabartmıştı. 19. yüzyılda Osmanlı devleti bütünüyle bu kaos ortamını ve ayaklanmaları bastırmakla uğraştı. Rusya, Balkanlardaki çatışmaların içine Panslavist propaganda ile nifak tohumları ekmiştir. Balkan ulusları topraklarını genişletmek için Osmanlının güçsüz durumundan faydalanmak istediler.
Balkan ulusları Trablusgarp savaşından destek alarak Makedonya için ıslahat istediler. Osmanlı Devleti yapılan bu istekleri reddetti. 8 Ekim 1912 tarihinde Karadağ Osmanlıya savaş açtı. Bu savaş ilanının ardından Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan’ın destek açıklamaları geldi. Osmanlı ordusu düzen olarak bozulduğu için yeterli ikmal yapılamadı. Savaşa katılacak 5 kolordu “Şark Ordusu” namıyla Balkanlara müdahaleye girişti. Yunanistan’a karşı ise Selanik’te bulunan kolordu ve Yanya Kalesi’ndeki kuvvetler harekete geçirildi. Sırbistan’a karşı ise Garp Ordusu kumandanı Ferik Ali Paşa savunmaya geçti.
‘EDİRNE’Yİ TESLİM ETMEK ZORUNDA KALDI’
Savaşın ilk çatışmaları Bulgarlara karşı yapıldı. Fakat orduların başında bulunan Nazım Paşa’nın hazırlıksız yakalanması nedeniyle büyük bir hezimet yaşandı. Osmanlı orduları bütün Trakya’yı bırakarak Çatalca’ya kadar çekilmek zorunda kaldı. Sırbistan’a karşı da Kumova’da büyük bir yenilgi alındı. 6 Kasım tarihinde ise Yunanlılar Preveze’yi alarak diğer kuvvetlerini Selanik üzerine gönderdi. Yunan ordularının saldırısıyla birlikte Osmanlı kuvvetlerini komuta eden Tahsin Paşa tek kurşun dahi atmadan bütün orduyu silahlarıyla birlikte Yunan birliklerine teslim etti. Selanik ele geçirildikten sonra Yunanlılar Ege adalarına Bozcaada, Limni, Somatraki ve Taşoz adalarını ele geçirdi. Kuzey Arnavutluk ise Sırbistan ve Karadağ tarafından ablukaya alındı.
1912 yılında Balkan devletlerinin Osmanlı İmparatorluğu’na karşı giriştiği Balkan Savaşı’nda Çatalca’ya kadar geri çekilen Osmanlı ordularından yardım alamayan Şükrü Paşa, Edirne’yi güçlükle müdafaa ederken kurşun ve erzak eksikliğine rağmen, 155 gün kahramanca savunmasına karşın Edirne’yi teslim etmek zorunda kaldı. Edirne, 26 Mart 1913’de Bulgarlar tarafından işgal edilmiştir. İşgalle birlikte Sarayiçi’nde esir tutulan binlerce vatan evladı günlerce hayatta kalma mücadelesi vermiş, ancak açlık ve salgın hastalık nedeniyle şehit düşmüştür. Osmanlı Devleti Bulgaristan’dan ateşkes istedi. Balkan Devletleri ve Osmanlı arasında Londra’da 30 Mayıs 1913 tarihinde Londra Barış Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre; Osmanlı Devleti’nin batı sınırı Midye-Enez hattı oldu. Selanik, Güney Makedonya ve Girit Yunanistan’a verildi. 8 Ekim 1912’de başlayan Birinci Balkan Savaşı, bölgede yaşayan Türk ve Müslüman ahalinin katliama varan baskı ve şiddete maruz kalmasına neden oldu.
Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak, Edirne’nin tarihine unutulmaz iz bırakan Balkan Savaşlarında ve savaşları takip eden yıllarda cephede ve cephe gerisinde hayatlarını kaybeden insanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz.” Haber Merkezi
26 Mart Balkan Şehitlerini Anma Günü kapsamında düzenlenecek etkinlikler öncesinde Selimiye Camii çevresinde F-16 uçakları prova uçuşu gerçekleştirilecek.
Edirne Valiliği tarafından yapılan açıklamada, yerli ve milli savunma sistemlerinin de yer alacağı program öncesinde, kahraman pilotlar F-16 uçaklarıyla bugün saat 15.00 ile 15.30 arasında Selimiye Camisi bölgesinde prova uçuş yapacağı ifade edildi. Haber Selman Eski