eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Ender Bilar

Ender Bilar

29 Ocak 2026 Perşembe

UNESCO DÜNYA MİRASI BİR KENTTE KENTLİ OLABİLMEK: EDİRNE -2

UNESCO DÜNYA MİRASI BİR KENTTE KENTLİ OLABİLMEK: EDİRNE -2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, savaşların kentte bıraktığı yıkım imar planı çalışmalarını hızlandırmıştır. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yapılan imar planı, kentin bugüne ulaşan kentleşme sürecinin şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.

Kentin bugünkü yerleşiminin ana çekirdeği, Roma dönemine uzanmaktadır. Şehir savunma amaçlı olarak nehir kıvrımında kurulmuştur. Şehrin çekirdeğini Tunca Nehri çevresindeki Kaleiçi bölgesi oluşturmuştur. Bu alan, surlarla çevrili ve kare planlı Roma şehir tipine uygun bir yerleşim düzenini göstermektedir.

Edirne’nin ilk imar planlarını hazırlayan mimar Burhan Arif Ongun[1] yayınladığı makalesinde Edirne’yi şöyle anlatmaktadır; “Edirne’nin yerleşimi, topoğrafyası ve gelişimi Roma şehir tipine uygundur. Fetih sonrası Türkler şehri sur dışına taşıyarak özellikle manzaralı tepelere doğru genişletmiş, burada nitelikli Türk konut mimarisi ve güçlü bir şehircilik anlayışı geliştirmiştir. Koca Sinan devrinde bu anlayış Selimiye Camii ve çevresinde zirveye ulaşmıştır. Edirne’nin gelecekteki gelişiminde, 17. yüzyılın olgun şehir dokusunun ve tarihî anıtların korunması, Selimiye siluetinin bozulmaması temel ilke olmalıdır.”[2] diyerek kentin şehircilik esaslarını özetlemiştir.

Edirne’de demografik ve kültürel dönüşüm sürecinin daha iyi anlaşılabilmesi için kentin Cumhuriyet dönemi boyunca yaşadığı nüfus değişimlerinin tarihsel seyri büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, şehrin Cumhuriyet’in ilanından itibaren geçirdiği nüfus artış ve azalışlarının sayısal veriler ışığında incelenmesi, günümüzdeki demografik yapının oluşumunu açıklayıcı niteliktedir.

20. yüzyılın başlarında savaş, istila ve taşkınlar nedeniyle olumsuz koşullar yaşayan Edirne, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte oluşan huzur ortamında nüfus ve alan bakımından büyüme göstermiştir. Edirne’ye ait en güvenilir nüfus verileri Cumhuriyet dönemindeki sayımlarla elde edilmiştir. Edirne ilinin en yüksek yıllık nüfus artış hızı binde 61.5 ile 1935-1940 döneminde gerçekleşirken en düşük yıllık nüfus artış hızı ise binde -47.5 ile 1940-1945 döneminde olmuştur.[3]

21. yüzyılda teknoloji, sanayileşme, nüfus artışı, göç ve kentleşme gibi süreçler dünya genelinde önemli toplumsal dönüşümlere yol açmıştır. Sanayileşmenin getirdiği kentleşmeyle birlikte artan göçler, kent nüfusunun büyümesine neden olurken ekonomik, sosyal ve kültürel sorunları da beraberinde getirmiştir. Türkiye’de 1950’lerden itibaren köyden kente göç, özellikle büyükşehirlerin fiziksel yapısında kalıcı olumsuz etkiler yaratmıştır. 2011’de başlayan Suriye savaşı ve Afganistan’daki gelişmeler Türkiye’ye yönelik göçü artırmış, 6 Şubat 2023 depreminin ardından ise deprem riski düşük kentlere yeni göç dalgaları oluşmuştur.

Tarihsel olarak göç alan kentlerden biri olan Edirne, bu süreçlerden etkilenmiş ve 2023 Haziran verilerine göre konut fiyatları en fazla artan şehirlerarasında %160’lık artışla ikinci sırada yer almıştır.[4]

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2013-2025 yılları arasında Edirne’de gerçekleşen konut sayılarını incelediğimizde 2013 yılında 7.200 konut satışı gerçekleşirken, 2015 yılında bu sayı 8.040’a ulaşmıştır. Bu dönem içinde en düşük veri 2014 yılında 6.175 konut olurken 2025 yılında gerçekleşen konut sayısı 8.037 olmuştur.  Bu yıllar arasında aylara göre en fazla konut Aralık 2021’de 1.257 konut satılırken, Aralık 2025 de ise 1.244 konut satışı gerçekleşmiştir.

Konut satışlarının sürekli yüksek olmasının önemli bir sebebi kentin göç hareketliliğinin sürekli artış yönünde olmasıdır. Nitekim TÜİK’in illere göre il/ilçe merkezleri ile belde ve köy nüfusları ve yıllık nüfus artış hızları incelendiğinde, Edirne ili genelinde nüfus artış hızının 2018–2019 döneminde ‰ 5,8, 2019–2020 döneminde ‰ -14,9, 2020–2021’de ‰ 10,6, 2022–2023’te ‰ 12,5 ve 2023–2024 döneminde ise ‰ 3,2 olarak gerçekleştiği görülmektedir.

2024 yılında Edirne’nin ilçelerine göre nüfus artış hızları incelendiğinde ise; Enez’de ‰ -9,1, Havsa’da ‰ -20,1, İpsala’da ‰ -19,7, Keşan’da ‰ -0,6, Lalapaşa’da ‰ -21,7, Meriç’te ‰ -27,4, Süloğlu’nda ‰ -54,0 ve Uzunköprü’de ‰ -4,4 olduğu, buna karşın Edirne Merkez ilçede nüfus artış hızının ‰ 17,5 olarak gerçekleştiği görülmektedir.

Bu veriler, Edirne’nin ilçelerinde nüfus artış hızlarının negatif değerlerde seyrettiğini, yani göç verdiğini buna karşılık merkez ilçenin pozitif ve yüksek bir artış hızına sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Edirne Merkez ilçede nüfus artış hızının 2010 yılında ‰ -20.46, 2020 yılında ise ‰ -24.61 olarak gerçekleşmiş olması, doğum hızının düşük olması kentin nüfus artış hızını olumsuz etkilediğini göstermektedir.

Ancak son yıllarda yaşanan salgın hastalık süreci, yaşanılan deprem sonrası diğer kentlerden alınan göçler, köy okullarının kapatılması ve sınır ötesinde yaşanan isyan ve savaşlar sonucunda Türkiye’ye yönelen göç hareketleri Edirne’yi de etkilemiştir.

Edirne’de doğum hızının düşük oluşunun yanında ölüm oranın da yüksek oluşu Edirne nüfusu içindeki Edirne doğumlu kişilerin sayısını da etkilemektedir.

1935 yılında Edirne’de yaşayan Edirne doğumlu kişiler nüfusun %61,67’sini oluştururken 1975 yılında bu oran %84,82’e yükselmiştir. 2021 yılında ise Edirne’de yaşayan Edirne doğumluların oranı %66,9 olmuştur. İkamet edilen ile göre nüfus kütüğüne kayıtlı olan verileri incelediğimizde de, Edirne’nin 2008 yılındaki nüfusunda 304.163 kişi Edirne ikametgâhlı iken 2015 yılında bu sayı 293.869, 2021 yılında 287.312, 2022 yılında 285.649, 2023 yılında 285.016 ve 2024 yılında 283.110’a düşmüştür. Dolayısıyla 2008 yılında ikamet edilen ile göre Edirne nüfus kütüğüne kayıtlı kişilerin oranı ‰ 77.16 iken 2024 yılında bu oran ‰ 68.5’e düşmüştür.

TÜİK verilerine göre, Edirne son on yılda doğu ve güneydoğu illerinden de göç almaktadır. Diğer yandan Irak, Suriye, Afganistan ve Ukrayna bölgelerindeki olumsuz koşullardan dolayı göç edenlerin bir kısmının da kentimizde yaşadığı bilinmektedir.

Bu gelişmelerin etkisiyle Edirne merkez ilçenin nüfus artış hızı 2021 yılında ‰ 30,08, 2022’de ‰ 26,2, 2023’te ‰ 18,22 ve 2024 yılında ‰ 17,47 olarak gerçekleşmiştir.[5]

2008–2023 yılları arasında Edirne’de ikamet eden nüfusun, nüfus kütüğüne kayıtlı olunan illere göre dağılımı incelendiğinde bazı illere kayıtlı kişilerin sayısında dikkat çekici artışlar olduğu görülmektedir. Bu dönemde Edirne’de ikamet eden Hakkari nüfusuna kayıtlı kişilerin sayısı %192,31 oranında artarak en yüksek artışı göstermiştir. Hakkari’yi sırasıyla Van (%186,20), Ağrı (%125,13), Muş (%114,36), Mardin (%94,55), Kars (%91,41), Iğdır (%89,69), Adıyaman (%86,40), Bitlis (%84,35), Diyarbakır (%68,02), Sinop (%63,57), Malatya (%59,68), Batman (%59,23) ve Kahramanmaraş (%58,78) takip etmiştir. Bu artış, Edirne’ye yönelik göç hareketlerinin etkili olduğunu düşündürmektedir. Ancak artışın yalnızca göçle değil, doğal nüfus artışı ve kayıt güncellemeleri gibi etkenlerle birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yine TÜİK verilerine göre 2024 yılı itibarıyla Edirne’de ikamet eden nüfus ile nüfus kütüğüne kayıtlı olunan iller karşılaştırıldığında, Edirne nüfusu içerisinde Trakya Bölgesi illerine kayıtlı kişilerin oranının görece yüksek olduğu görülmektedir. Buna göre Kırklareli nüfusuna kayıtlı olanların oranı %2,30, Tekirdağ %2,19, İstanbul %2,24 ve Çanakkale %0,99’dur. Diğer illerle karşılaştırıldığında ise Ağrı (%0,86), Kars (%0,92), Ordu (%0,87), Tokat (%0,81), Samsun (%0,71), Erzurum (%0,67), Van (%0,66), Malatya (%0,63), Sivas (%0,59), Trabzon (%0,52), Diyarbakır (%0,42) ve Şanlıurfa (%0,42) oranında nüfusuna kayıtlı kişilerin Edirne’de yaşadığı görülmektedir.

Tüm veriler ışığında ikamet edilen ile göre nüfus kütüğünde kayıtlı veriler incelendiğinde 2008 yılında Edirne’de Edirne nüfus kütüğüne kayıtlı 304.163 kişi var iken 2024 yılında bu sayı 283.110 düşerken değişim oranı % -6.92 olarak gerçekleştiği görülmektedir.

Dolayısıyla gerçekleşen göçler, Edirne’nin kent kimliği ve kültüründe dinamik, sürekli dönüşen bir yapıya dönüştürme potansiyeline sahiptir. Bu dönüşüm sürecini, doğru planlama ve etkin yönetim mekanizmalarıyla yönlendirilemediği takdirde, kent kültürü, kent kimliği ve kültürel mirasın korunarak geleceğe aktarılması sürecinde olumsuz sonuçlar da doğurabilecektir. Bunu da unutmamalıyız.

Devamı Var…


1- Mete Korhan Özkök, Zekiye Yenen (2023). Pietro Del Massaio’nun Planına Göre 15. Yüzyılda Edirne’nin Kentsel Mekân Değerlendirmesi. Belleten, cilt: 87 (310), 853-888.

2 Bilsel, Cana (2016) Kent Tarihi Araştırmalarında Mekân Bilimsel Bir Yaklaşım: Batı’da ve Türkiye’de Kentsel Morfoloji Çalışmalarının Öncülleri.- Türkiye Kentsel Morfoloji Sempozyumu – Temel Yaklaşımlar ve Teknikler-, 22-23 Ekim 2015, Bildiriler Kitabı içinde, Editörler: Yener Baş, Sinan Burat (s.59-77) .- Mersin: Mersin Üniversitesi Yayınları no: 44, Akdeniz Kent Araştırmaları Merkezi Yayınları no: 5, s.590.

3 Onan, Burhan Arif (1931) Edirne’nin İmarı, Mimarlık Dergisi, Yıl:1, Sayı:10, ss.;317-318

4 DİE (2002) 2000 Genel Nüfus Sayımı, Nüfusun sosyal ve ekonomik nitelikleri il/Edirne.-Anka ra: T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü, s.35.

5 Bilar, Ender (2024) Edirne nüfusunda değişim rüzgarı.- Tarih, Kültür-Sanat Kenti Edirne -2 kitabı içinde (sf.83.) İstanbul: Hiperyayın, Araştırma Dizisi: 1055, s.440.

6 TÜİK MEDAS Veri tabanı, Edirne Merkez İlçe Yıllık Nüfus Artış Hızı (Binde)

Devamını Oku

UNESCO DÜNYA MİRASI BİR KENTTE KENTLİ OLABİLMEK: EDİRNE -1

UNESCO DÜNYA MİRASI BİR KENTTE KENTLİ OLABİLMEK: EDİRNE -1
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kentleşme dar anlamıyla, kentlerin sayısının ve bu kentlerde yaşayan nüfusun artmasını ifade eder. Kentsel nüfus, doğum oranlarının ölüm oranlarından fazla olmasıyla doğal olarak artarken, aynı zamanda köy ve kasabalardan ve diğer kentlerden gerçekleşen göçler yoluyla da büyür.

Dolayısıyla kentleşme olgusu, bir toplumun ekonomik ve toplumsal yapısında meydana gelen değişimlerin sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle kentleşmeyi tanımlarken, nüfus hareketlerine yol açan ekonomik ve toplumsal dönüşümleri de dikkate almak büyük önem taşır. [1]

Bu bağlamda her kentin kendine özgü özellikleri ve ayırt edici nitelikleri, ona belirli bir kimlik kazandırır.  Kent kimliğini oluşturan en önemli unsurlar kültür ve tarihtir. Her şehrin kendine ait bir “hikâyesi” bulunur. Bu hikâye, kentin tarihsel geçmişini ve zaman içinde geçirdiği kimlik oluşumu ile dönüşümünü yansıtır.

Bir şehre tarihsel açıdan yaklaşmak, onun tarih boyunca geçirdiği evreleri ve dinamik yapısını daha iyi anlamamızı sağlar. Aynı zamanda bu yaklaşım, şehrin kimliğinin zaman içinde nasıl değiştiğini de açıkça ortaya koyar.[2]

Edirne, tarih boyunca farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmış; farklı sınıf ve karakterlere sahip[3] bireylerin kültürel, sanatsal ve sosyal yaşam hikâyelerini geçmişten günümüze taşıyarak kadim kent algısını güçlü bir biçimde besleyen, çok katmanlı bir tarihsel belleğe sahip olmuştur.

Toplumsal süreçlerle biçimlenen yapısı sayesinde, barındırdığı uygarlıkların da mekânsal izlerini günümüze kadar aktarmayı başarmıştır.

Tarihi süreçte Bizans İmparatorluğu döneminde İstanbul’u koruyan kent konumunda iken Osmanlı döneminde İstanbul’u fetheden kent konumuna gelmesi, kentin mekânsal konumunun stratejik önemini göstermektedir.

Bu bağlamda Edirne’nin tarihsel süreç içerisinde biriktirdiği değerler, kentin yalnızca fiziksel bir yerleşim alanı olmanın ötesinde; sosyal, kültürel ve mekânsal unsurların iç içe geçtiği dinamik bir yapı sergilediğini ortaya koymaktadır.

Zaman içerisinde farklı uygarlıkların izleriyle biçimlenen bu yapı, kentin sürekli bir dönüşüm geçirmesine karşın geçmişle olan bağını koparmadan özgün bir karakter kazanmasını sağlamıştır. Bu noktada, tarihsel süreklilik ile mekânsal ve toplumsal dönüşümün kesişimin de yer alan kent kimliği kavramı, kentin nasıl algılandığını ve anlamlandırıldığını açıklamada önemli bir çerçeve sunmaktadır.

Kent kimliği, bir kenti diğer kentlerden ayıran; ona özgünlük, tanınırlık ve anlam kazandıran fiziksel, kültürel, tarihsel ve sosyal özelliklerin bütünüdür. [4] Bu özellikler, kentin ruhunu ve karakterini oluşturarak kimliğini tamamlamaktadır. Kentleri geçmişten geleceğe taşıyan değerler, kentin “kim olduğunu” ortaya koyan temel belirleyiciler olup tarihsel ve kültürel birikimi, fiziksel ve mekânsal özellikleri, toplumsal yapısı, ekonomik ve işlevsel nitelikleri ile kente özgü simge ve imgeleri kapsamaktadır.

Ancak kentleşme süreçleri ele alınırken çoğu zaman kentlerin fiziksel ve demografik özellikleri ön plana çıkarılmaktadır. Toplumun sahip olduğu kültürel kimlik ve sosyal değerler ikinci plana itilmektedir. Oysa kentleri asıl şekillendiren ve onlara ruh kazandıran temel unsurlar, göz ardı edilen bu kültürel ve sosyal değerlerdir.[5] Kentleşmenin yalnızca nüfus artışı ve mekânsal büyüme üzerinden değerlendirilmesi, kentin kültürel ve toplumsal boyutlarının göz ardı edilmesine yol açmaktadır. Bu süreçle birlikte ortaya çıkan en önemli olgulardan biri ise kentli olma bilinci; yani bireyin kentle kurduğu kültürel, tarihsel ve toplumsal bağdır.

Bir kentteki yapılar, sokaklar, meydanlar ve kamusal alanlar aracılığıyla geçmişle kurulan ilişkiler, mekânsal hafızanın oluşumunda belirleyici rol oynamaktadır. Bu hafızanın korunması ya da tahrip edilmesi, kent kimliği üzerinde doğrudan ve derin etkiler yaratacaktır. Bu etkiler kentin tarihsel sürekliliği ve özgünlüğünün sürdürülebilirliğini de etkileyecektir.

Bu noktada kent kültürü ve kent kimliği, kentin geçmişi ile bugünü arasında kurulan bağın temel unsurları olarak öne çıkmaktadır. Kültürel miras ise bu bağın hem somut hem de somut olmayan değerlerinin sembolik taşıyıcısıdır. Özellikle UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan kentlerde, kültürel mirasın korunması ve yaşatılması, kentli bilincinin ve aidiyet duygusunun oluşmasında belirleyici bir rol üstlenmektedir. Bu bağlamda kentleşme, kent kültürü ve kent kimliği arasındaki ilişkinin, kültürel mirasın algılanma ve sahiplenilme biçimleri üzerindeki rolü büyük önem taşımaktadır.

Bu nedenle bireyin yaşadığı kenti algılayabilmesi ve anlamlandırabilmesi, kentteki tarihî yapılar, kamusal alanlar ve kültürel değerler gibi ipuçlarının çeşitliliğiyle doğrudan ilişkilidir.[6] Bu ipuçları, kent kimliğinin içselleştirilmesine ve bireyin kente yönelik aidiyet duygusunun gelişmesine katkı sağlamaktadır.

Bu kuramsal çerçeve, Edirne’nin tarihsel gelişim süreci üzerinden somut biçimde izlenebilmektedir. Edirne’nin nüfus yapısı, fetih sonrası dönemde başlayan yerleştirme politikaları ve göç hareketleriyle şekillenmiş, uzun süre çok kültürlü bir kent kimliği taşımıştır. Sultan I. Murat döneminde Anadolu’dan getirilen Türk nüfusun yanı sıra bazı Hıristiyan grupların da kente yerleştirilmesiyle başlayan bu süreç, II. Bayezid döneminde İber Yarımadası, İtalya ve Akdeniz adalarından sürülen Musevilerin Edirne’ye yerleşmesiyle daha da çeşitlenmiştir. Bu gelişmeler sonucunda Edirne, Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerin bir arada yaşadığı kozmopolit bir şehir hâline gelmiş ve bu çok kültürlü yapı 19. yüzyıla kadar büyük ölçüde korunmuştur. Ancak 19. yüzyılda yaşanan işgaller ve savaşlar, özellikle 1828–1829 Osmanlı-Rus Savaşı ve Balkan Savaşları, kentin demografik, sosyal ve ekonomik dengelerini önemli ölçüde sarsmıştır. Bu dönemlerde yaşanılan göç ve nüfus mübadeleleri Edirne’nin nüfusunu azaltmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kentte yaşayan Musevi nüfusun büyük bir bölümü İsrail Devleti’ne göç etmiş, Balkan ülkelerinde komünist rejimlerin kurulmasıyla birlikte bu ülkelerden Türkiye’ye yönelen Türk nüfusun bir kısmı Edirne’ye yerleşmiştir.[7]

Bu süreçler, Edirne’nin tarihsel çok kültürlü yapısını yeniden şekillendirirken, Cumhuriyet döneminde iç göçlerin de etkisiyle kent nüfusu yeniden artış göstermiştir. Son yıllarda ise Edirne, aldığı göçlerle birlikte demografik ve kültürel yapısında yeni bir dönüşüm sürecine girmiştir.                                                                                                                                

Devam edecek…


[1] Keleş, Ruşen (2020) Kentleşme politikası, 17. Baskı.-İstanbul: İmge kitabevi, sf.45.

[2] Kaya, Erol (2007) Kentleşme ve kentlileşme.-İstanbul: Okutan yayınları, s.36

[3] Lynch, Kevin (2022) Kent İmgesi, çev:İrem Başaran, 16. Basım.im-İstanbul: İş Bankası Yayınları, s.2

[4] Güler, T.; Şahnagil, S.; Güler, H.; Kent kimliğinin oluşturulmasında kültürel unsurların önemi: Balıkesir üzerine bir inceleme: PARADOKS Ekonomi, Sosyoloji ve Politika Dergisi, Aralık 2016, C:11, Özel Sayı, s.86

[5] Es, Muharrem; Ateş, Hamza. (2010). Kent Yönetimi, Kentlileşme ve Göç: Sorunlar ve Çözüm Önerileri. Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, Yıl:2004, Sayı:(48). s.;240

[6] Lynch, Kevin (2022) Kent İmgesi, çev:İrem Başaran, 16. Basım.im-İstanbul: İş Bankası Yayınları, s.8

[7] Erdoğan, Nevnihal (2019) Osmanlı Payitahtı Edirne –mimarı, tarihi, kültürel kent rehberi-. İstanbul: Yem Yayın, s.16

Devamını Oku

MESELE KIRKPINAR MI, YOKSA MEKÂNIN HAFIZASI MI?

MESELE KIRKPINAR MI, YOKSA MEKÂNIN HAFIZASI MI?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hiç düşündünüz mü, bir şehrin sesi nasıl duyurulur? Ya da bir geleneğin kalbi nerede atar? İşte Edirne’nin kalbi, her yaz Sarayiçi’nde, Kırkpınar er meydanında atar. Buradan yükselen ses de dünyanın dört bir yanındaki güreşseverlere ulaşır.

Nasıl ki insan ruhu duygularla, anılarla ve değerlerle şekilleniyorsa; şehirlerin ruhu da aynı şekilde oluşur. Bir şehrin ruhunu tarihinden mimarisine, musikisinden edebiyatına, yetiştirdiği insanlardan folkloruna kadar pek çok unsur besler. Kentin kültürel kimliği de bu şekilde oluşur.

Eğer bu değerleri kaybedersek, elimizde sadece taş yığınlarından ibaret bir boşluk kalır. Ve hiçbir taş, yitip giden bir geleneğin yasını tutamaz; onu yaşatamaz. Çünkü kentleri geçmişten günümüze yaşatan ve anlamlandıran, insanların yaşam kültürleriyle geleceğe taşıdıkları miraslarıdır.

Yağlı güreş ve Kırkpınar Yağlı Güreşleri yalnızca bir spor dalı değildir; yağlı güreşin çevresinde şekillenen köklü bir kültürel bütünlüğün yaşayan bir temsilidir. Bu bağlamda yağlı güreş, sadece bedenlerin mücadelesi değil, geçmişten bugüne aktarılan güçlü bir kültür zinciridir. Bu zincirin en özel halkası ise Kırkpınar’dır. Çünkü Türkiye’nin Başpehlivanı, Edirne Sarayiçi Er Meydanı’nda belirlenmektedir.

Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Osmanlı’nın Rumeli’ye geçişinde yaşanan destansı bir efsaneden doğmuştur. 1361 yılında Edirne’yi fetheden I. Murat Han’ın emriyle fethin ardından başlatılan bu kültürel miras, yalnızca Edirne’nin değil; başta Türk milleti olmak üzere tüm insanlığın ortak değeridir. İşte bu nedenledir ki UNESCO, Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali’ni yalnızca bir spor etkinliği olarak değil, asırlardır süregelen insanlığın somut olmayan kültürel mirası olarak tescillemiştir.

Tarihinde kırk yiğidin kahramanlığını ve Edirne’nin fetih ruhunu barındıran Kırkpınar Yağlı Güreşleri; geleneksel Türk sporunu, edep, erdem, sabır ve saygı gibi toplumsal değerlerle birlikte yaşatan eşsiz bir kültürel mirastır.

Osmanlılar tarafından 1361 yılında fethedilen ve 1922’de Kurtuluş Savaşı sonunda düşman işgalinden kurtarılan Edirne, bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Samona er meydanında başlayan bu köklü geleneği, 1924’ten itibaren Sarayiçi olarak adlandırılan Edirne Sarayı’nın bitişiğindeki Has Bahçe’de yaşatmayı sürdürmektedir.

Edirne Sarayı’nın tekrar ihya edilmesi çalışmalarıyla birlikte UNESCO’nun Somut Olmayan Kültür Miras Listesinde yer alan Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali’nin bir asrı aşkın süredir sürdürüldüğü makamından başka bir alana taşınacağı söylentileri artık bir projeye dönüştüğü görülmektedir.

Edirne Sarayı’nın yeniden ihya edilmesine yönelik çalışmalar elbette büyük önem taşımaktadır. Ancak UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali’nin, bir asrı aşkın süredir gerçekleştirildiği Sarayiçi Er Meydanı’ndan başka bir alana taşınmasının gündeme gelmesi, ciddi bir kültürel erozyon riski doğurmaktadır. Çünkü Kırkpınar’ı anlamlı kılan unsur yalnızca güreşler değil; bu geleneğin aynı mekânda, aynı ritüellerle ve kesintisiz biçimde yaşatılmış olmasıdır.

Nitekim Sarayiçi’nde yer alan Has Bahçe, Osmanlı döneminde de padişahların halkla buluştuğu; güreşlerin, ok atışları gibi spor faaliyetlerinin ve sosyal-kültürel etkinliklerin gerçekleştirildiği bir alan olarak kullanılmıştır. Bununla ilgili belgeler arşiv kayıtlarında yer almaktadır. Dolayısıyla Kırkpınar’ın 1924 yılında burada başlatılarak sürdürülmesi bir tesadüf değil, tarihsel sürekliliğin doğal bir sonucudur.

Kültür, mekânın biçimlenmesinde temel bir belirleyici olarak ortaya çıkarken; mekân da kültürel değerlerin korunması, yaşatılması ve kuşaktan kuşağa aktarılmasında etkin bir araç işlevi görmektedir.

Kültürel mirası korumak, onu başka bir yere taşımakla değil; hafızasını, mekânını, ruhunu, kimliğini ve ritüellerini birlikte yaşatmakla mümkündür.

Edirne Sarayı’nı ihya ederken yapılması gereken de tam olarak budur. Çünkü Kırkpınar gibi yaşayan ve UNESCO listesinde yer alan bir dünya mirasını tarihsel bağlamından koparmak, yalnızca geçmişe değil, geleceğe karşı da büyük bir sorumsuzluktur.

Unutmamak gerekir ki UNESCO yalnızca tescil eden bir kurum değildir. Aynı zamanda koruyan, izleyen ve gerektiğinde müdahale eden uluslararası bir yapıdır. Dolayısıyla Kırkpınar’ın yerinin değiştirilmesi, makamsal bir kopuş yaratacak ve uluslararası sözleşmelerin ruhuna açıkça aykırı bir durum ortaya çıkaracaktır.

UNESCO’nun yakın süreçte sözleşme koşullarına uymadığından Umman’daki Arap Oryx Koruma Alanı ve Dresden Elbe Vadisi ile Liverpool’un tarihi merkezi ve liman bölgesini Dünya Kültür Mirası Listesinden çıkardığını da unutmamalıyız.   

Dolayısıyla Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali, bir asrı aşkın süredir sürdürüldüğü Sarayiçi alanından koparılamaz. Çünkü Kırkpınar artık dünyanın kültür mirasıdır. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer almasının en önemli nedenlerinden biri de bir asırdır aynı mekânda sürdürülebilir olmasıdır.

Edirne Belediye Başkanlığı tarafından “Kırkpınar Er Meydanı Yenilenme Projesi” hazırlanmış; bu proje 2017 yılında Kalkınma Bakanlığı’nın devlet yatırım programına resmî olarak alınmış ve Kırkpınar Er Meydanı, 25 yıllığına şartlı olarak Gençlik ve Spor Bakanlığı’na tahsis edilmiştir. Hazırlanan proje, hem ilgili bakanlık hem de federasyon tarafından uygun bulunmuştur.

Ancak geçen süre içinde bu proje rafa kaldırılmış ve er meydanının Sarayiçi alanından çıkarılması yönünde görüşler ortaya atılmıştır. Proje incelendiğinde, Er Meydanı’nın Kırkpınar’a ve güreşen kırk yiğide ithafen tasarlanan 40 çadırın bir araya getirilmesiyle oluşturulduğu; güreşen insan figürünün soyutlanarak çadır ve kispet imgelerinin öne çıkarıldığı, tarihsel geleneği yaşatan özgün bir mimari anlayış benimsendiği görülmektedir.

Bugün Sarayiçi olarak anılan ve geçmişte Hasbahçe adıyla bilinen alanın doğal zenginliğinin korunması, geyik beslenmesi ve fuar alanı olarak kullanılması planlanıyorsa, kültürel mirasın bu alandan kaldırılmasını gerekli kılan düşünce nedir? Oysa Er Meydanı’nın yenilenmesi sürecinde yapılacak tasarım, gerekli düzenlemelerle bu projeleri de kapsayacak biçimde genişletilebilir.

Dolayısıyla Er Meydanı yerinde yenilendiğinde, alanın yağlı güreş eğitim merkezi, Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali Müzesi ve çeşitli kültürel–sportif etkinliklere ev sahipliği yapan; doğa, tarih ve kültürü bir araya getiren yaşayan bir merkez hâline gelmesi mümkün olacaktır.

Unutulmamalıdır ki, geçmişte kişisel ve siyasi çıkarlar uğruna Kaleiçi semtindeki tarihî konakların yok edilmesine nasıl seyirci kalındıysa, bugün de kentimizi temsil eden UNESCO Dünya Mirası alanlarını tehdit eden unsurlara benzer şekilde kayıtsız kalınmaktadır.

Selimiye Camii restorasyonu sürecinde yaşananlar karşısında yeterli tepki verilememesi ve Balaban Paşa Mescidi’nin tescilli alanından alınarak eski elektrik fabrikası önüne taşınması açık örneklerdir. Edirne Şehir Stadyumu ile ilgili süreci de unutmayalım.

Sonuç olarak, Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali de zamanın ruhu; geçmişin erdemlerini bugünün bilinciyle yoğurup geleceğe taşıma sorumluluğudur. Bu ruh, er meydanında ter döken her bir pehlivanda, yükselen her alkışta, tutulan her peşrevde ve seyircinin yüreğinde yeniden hayat bulmaktadır.

Bir asrı aşkın süredir cazgırların salavatları eşliğinde Sarayiçi er meydanına salınan pehlivanların peşrevleri ve oyunları; davul-zurnanın coşturan ezgileri ve güreşseverlerin alkışlarıyla birleşerek yalnızca bir güreşi değil, bir milletin tarih, kimlik ve hafızayla yoğrulmuş kültürel mirasının kendi mekânında sürdürülebilirliğini sağlamaktadır.

Kırkpınar gibi asırlık bir geleneği yaşatmak, geçmişten bugüne olduğu kadar geleceğe karşı da sorumluluk üstlenmektir. Bu sorumluluğu hep birlikte; akıl, emek ve vicdanla taşımak zorundayız. Gerekirse Yaşayan Kırkpınar’ın taşınmaması için bilimsel, idari, hukuki ve kültürel mücadele verilmelidir.

Mesele 30, 100, 1000 metre ileriye taşıma meselesi değildir.

Mesele; kültürel hafızaya sahip çıkma bilinci ve sorumluluğudur.

Devamını Oku

TARİHİ EDİRNE VALİ KONAĞI’NIN YAŞAM ÖYKÜSÜ

TARİHİ EDİRNE VALİ KONAĞI’NIN YAŞAM ÖYKÜSÜ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Edirne’nin ilk yerleşim merkezi olan Kaleiçi semtinde bulunan “Eski Vali Konağı”,  Dilaver Bey Mahallesi, Balık Pazarı Caddesi üzerinde yer almaktadır. Yapı, kentin yöresel sivil mimari örneklerinin nadir temsilcilerindendir.

Edirne’de yaşayan Rumlar tarafından 1890 yılında inşa edildiği düşünülen tarihi konak,[1] Kaleiçi’nde yer alan diğer yapılar gibi 1903 yılında çıkan “Hariki Kebir” adı ile anılan “Büyük Edirne” yangınında tamamen yanmış ve 1905 yılında dönemin Belediye Başkanı Cezzarzade Dilaverbey tarafindan yeniden imar planı yapılarak inşa edilmiştir.

1927 yılında Edirne Valisi Velayet Bey tarafından 3.500 TL’ye satın alınarak Vali Konağı yapılan bina 1991 yılına kadar hizmet vermiştir. [2]

Vali Koru Engin döneminde yapılan tadilat çalışmalarının ardından tarihi konak, 1 Temmuz 1992 günü düzenlenen törenle Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Galerisi Müdürlüğü’nün kullanımına açılmıştır.[3] Yapı, 25 Kasım 2000 tarihine kadar kent halkını kültür ve sanatla buluşturan bir mekân olarak hizmet vermiştir.

Rahmetli Fahri Yücel’in 10 Ağustos 2000 tarihinde Edirne Valisi olarak göreve başlamasıyla birlikte kentin kültür mirasının ayağa kaldırılmasına yönelik çalışmalar hız kazanmıştır. Bu çalışmaların ilki, Eski Vali Konağı’nın restorasyonu için 25 Kasım 2000’de başlatılan ihale süreciyle hayata geçirilmiştir.[4]

19. yüzyıl Neoklasik mimari özellikler taşıyan tescilli ve korunması gerekli kültür varlığı niteliğindeki yapının restorasyonuna Ağustos 2002 yılında başlatıldı. Edirne Valiliği İl Özel İdare Müdürlüğü bütçesiyle gerçekleştirilen onarım programı, 11 Ekim 2003 günü tamamlanarak Devlet Konuk Evi olarak hizmete açıldı.[5]

Yöresel sivil mimarlığın güzel bir örneği olan yapı, plan olarak “karnıyarık” tipinin özelliklerini taşımaktadır. Orta sofanın iki yanında odalar, diğer kenarlarında ise merdiven ve balkon yer almaktadır. Yapının ana girişi kuzeydendir ve güney doğrultusunda bahçe ile bağlantı kurulmuştur. Giriş katı ile üst katın planları aynıdır. Zemin kattan uzanan bir koridor aracılığıyla mutfak ve hamam bölümlerine geçiş sağlanmaktadır.

Konağın taşıyıcı sistemi ahşap karkastır ve duvarlar hımış dolgu tekniğiyle yapılmıştır. İç duvar yüzeyleri “Bağdadi Sıvalı” olup üzerlerinde barok üslupta süslemeler bulunmaktadır. Bu tekniğin belirgin özelliği gölgeli kalem işi bezemelerdir. Dış duvarlar klasik biçimde ahşap kaplıdır; duvarların iç boşlukları ise kerpiç ve harman tuğlası ile doldurulmuştur. İç bölme duvarlarının iki yüzü de bağdadi sıvalıdır. Konağın her bağımsız bölümünün duvarları farklı desenlerle bezenmiştir. Tavan barok bezemeler içlerine yağlı boya tablolara yer verilmiştir.[6]

Vali Hasan Duruer döneminde Eski Vali Konağı’nın otantik ”Edirne Evi” şeklinde düzenlenerek, film ve dizi yapımcılarının hizmetine sunulacağı[7] konusunda çalışmalar yapılmışsa da hayata geçirilememiştir. [8]

Edirne Valiliği’nin mülkiyetinde olan “Eski Vali Konağı”, Edirne Valisi Dursun Ali Şahin döneminde, Edirne Belediyesi’ne ait Makedon Kulesi bitişiğindeki Doğu Roma dönemine ait şehir surları kazı alanı ile yapılan takas sonucu Edirne Belediyesi’nin mülkiyetine geçmiştir. Valilik ile Belediye arasındaki bu takasın devir-teslim imzaları, 27 Ağustos 2015 tarihinde Kaleiçi semtinde bulunan konağın önünde, dönemin Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan ile Vali Dursun Ali Şahin tarafından karşılıklı olarak atılmıştı.[9]

Edirne Belediye Başkanlığı mülkiyetine geçen tarihi yapı Edirne Belediye Başkanlığı Kadın Merkezi olarak düzenlenerek 8 Mayıs 2016 günü hizmete açıldı. Cumhuriyet döneminde seçilmiş Edirne’nin ilk kadın milletvekili olan Dr. Fatma Şakir Memik’in de adını taşıyan tarihi konak “Dr.Fatma Şakir Memik Kadın Merkezi” adıyla Edirne’nin kadınlarına ve ailelerine destek olma amacıyla kuruldu.  Merkez, Edirne Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü’nün ana hizmet binası olarak toplumsal dayanışma ve eşitlik ilkeleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürdü. 

Merkezde kadınlara yönelik psikolojik destek, evlilik ve aile danışmanlığı ile beslenme danışmanlığı hizmetleri verilmekteydi. Ayrıca Kadın Dayanışması toplantı odası ve kütüphane gibi alanlar da bu binada yer alıyordu. Kişisel gelişim kurslarının Edirne Akademi bünyesinde yürütüldüğü merkez, bu tarihi binada hizmetlerini 25 Mart 2021 tarihine kadar sürdürdü. Bu tarihten itibaren Edirne Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü Dr. Fatma Şakir Memik Kadın Merkezi, Kaleiçi semtindeki ikiz evler konağına taşınarak faaliyetlerine burada devam etmeye başladı. Taşınmanın ardından tarihi konak işlevselliğini yitirdi.

Yaklaşık dört yılın ardından Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan da binayı tekrar kentin kültür yaşamına kazandırmak amacıyla Ağustos 2025 ayında çalışmalar başlatmıştı. Yapılan çalışmaların ardından tarihi konak 5 Aralık 2025 günü düzenlenen törenle “Kadın Edirne” temasıyla “Konak Edirne” adıyla hizmete açıldı.

“Konak Edirne” bünyesinde; kadınlara yönelik sosyal destek birimleri, çocuklar için atölye ve gelişim alanları, toplantı ve etkinlik salonları, doğum günü ve özel gün organizasyonlarına uygun alanlar,  mutfak atölyeleri, sevgi market gibi dayanışma odaklı sosyal hizmet birimleri ile küçük ölçekli sinema/etkinlik salonu gibi farklı fonksiyonlar yer almaktadır. Verilecek olan bu hizmetlerle Edirneli kadınların kendilerini güvende, değerli ve desteklenmiş hissedeceğinin hedeflendiği belirtilmektedir.

Açılışı yapılan bina ile birlikte, Edirne Belediye Başkanlığı bünyesinde kadın merkezi olarak hizmet verecek iki yapının aynı mahallede, birbirine yakın iki farklı tarihi konakta bulunmasının uygunluğu farklı görüşlere konu olabilmektedir.

Aslında kadim kent Edirne’nin değişik topluluklarının kültür, sanat ve yaşam izlerini taşıyan böylesi tarihi konakların Safranbolu, Beypazarı ve Odunpazarı örneğinde olduğu gibi kentin yaşam kültürünü anlatan “Konak Müzesi”ne[10] dönüştürülerek Edirne’nin kültür turizmine kazandırılması daha akılcı olacağını düşünmekteyim. Bir kadın üretim ve yaşam merkezini başka bir bina da açabilirsiniz. Ama kentin kültür, sanat ve yaşam kültürünü anlatan bir müzeyi her binada yaşatarak anlatamazsınız.

Çünkü bu konak, yalnız konumu ve mimari özellikleriyle değil, özellikle tavan bezemeleri ve kalem işlerinin nitelikli örnekleriyle kentin geçmişten günümüze ulaşabilmiş en seçkin yapıları arasında yer almaktadır.

Dolayısıyla; Bir kentin kültür turizmi, ancak kültürel mirası ile kültürel kimliğinin doğru biçimde değerlendirilip işlevlendirilerek kentin kültür yaşamına kazandırılmasıyla filizlenir ve gelişir.


[1] Göksu, Gülşah (2012) Eski Vali Konağı’na Rötuş, Hudut Gazetesi, 20 Kasım 2012, s.7

[2] Turhan, Hasan (2002) Eski Vali Konağı Restorasyonu, Edirne Dergisi, Yıl:2002, Sayı:9, s.17

[3] Edirne Hudut Gazetesi, 1 Temmuz 1993, s.1

[4] Ağırgan, Mehmet (2012) Cumhuriyet döneminde Edirne Valileri.-Edirne: Edirne Valiliği Yayınları, s.160

[5] Edirne Valiliği Dergisi, Mayıs 2004,  Sayı:12, s.20

[6] Turhan, Hasan (2002) Eski Vali Konağı Restorasyonu, Edirne Dergisi, Yıl:2002, Sayı:9, s.17

[7] https://www.oncevatan.com.tr/tarihi-vali-konagi-film-studyosu-olacak

[8] https://www.oncevatan.com.tr/tarihi-vali-konagi-film-studyosu-olacak

[9] https://www.edirnegazetesi.com.tr/tarih-el-degistirdi/10549/

[10] Şengül, Enver (2016) Eski Vali Konağı Kadın Merkezi mi Olmalıydı?, Edirne Haber Gazetesi, 16 Mayıs 2016

Devamını Oku

EDİRNE’NİN KURTULUŞU VE ATATÜRK’ÜN KURTULUŞ MESAJI

EDİRNE’NİN KURTULUŞU VE ATATÜRK’ÜN KURTULUŞ MESAJI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Serhad kent Edirne, tarihi süreç içinde stratejik ve jeopolitik önemiyle Balkanların en önemli şehri, Osmanlının da ikinci başkenti olmuştur. Edirne Bizans döneminde İstanbul’u koruyan kent konumunda iken Osmanlı döneminde de İstanbul’u feth eden kent olmuştur.

Çağdaş Cumhuriyetin aydınlık yüzü olan bu kent dört kez işgal görmüştür. Gördüğü bu işgaller sonucunda kent halkı birçok göçlere, zulüm ve işkencelere tanıklık etmiştir.

Bugün düşman işgalinden kurtuluşunun 103. yıl dönümünü kutlayan Serhat Kenti Edirne, 25 Kasım 1922 günü Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının ülkemizi düşman işgalinden kurtarmak için yaktığı kurtuluş meşalesiyle tekrar bağımsız ve özgürlüğüne kavuşmuştur.

19 Mayıs 1919 da M. Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla başlayan bu hareket ülke sathına yayılmış, birçok cephede verilen mücadeleler sonunda kazanılmıştır.

Bu zaferlerin ardından 11 Ekim 1922 tarihinde Birleşik Krallık ile Ankara hükûmeti arasında Mudanya’da imzalanan ateşkes antlaşması üç gün sonra 14 – 15 Ekim 1922 günü gece yarısı yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin yürürlüğe girmesiyle 15 gün içinde Yunan ordusunun Meriç’in batısına çekilmesi ve bir ay sonra da Doğu Trakya’nın tamamen BMM Hükûmeti’ne teslimine karar verilmiştir. Trakya’yı teslim almak üzere İzmir Mebusu Refet Paşa görevlendirilmiştir.1 

Mudanya antlaşması gereği de  Yunanlı askerlerinin tamamı şehrin teslim tutanağının imzalandığı 25 Kasım 1922’nin dört beş gün öncesinde şehri tahliye etmişti. Ant-laşma gereği de Fransız polisi Yunan askerlerinin geçeceği caddelerde gerekli tedbirleri almıştı.

Ancak Yunanlılar çekilince yönetimi üstlenecek kimse kalmadığından, birçok tehlikeyi göze alarak tahliyeden önce şehre giren Lütfi Arif Bey Edirne’deki bazı kişilerin katılımıyla geçici bir hükûmet kurmuş ve Türk ordusu şehre girinceye kadar yönetimi üstlenmişti.

Bu geçici hükûmet askerleri karşılamak için hazırlıklar yapmış, gelecek heyetlere yer hazırlamış ve güvenliğin teminine çalışmıştı. Yunanlılar şehirde kırmızı kumaş bırakmadıklarından Lütfi Arif Bey ve arkadaşlarının yardımıyla bazı çarşaflar ve patiskalar kırmızıya boyanarak yeterli derecede bayrak hazırlanmış ve her tarafa zafer takları dikilmişti.2 

Fransız mıntıkasında bulunan Edirne’nin devir ve teslimi için hazırlanan heyet, 22 Kasım sabahı saat 08.10’da Bahriye Mektebi Bando ekibinin çaldığı “Ey Gaziler” türküsü ve alkışlar arasında trenle Sirkeci’den hareket etti. Heyet Edirne’ye götürmek üzere “İstanbul’un Edirne’ye Hediyesi” ibaresini içeren ve 5 metre uzunluğundaki ipekten yapılmış şanlı bir sancağı yanlarına almıştı.

24 Kasım 1922 Cuma sabahı dönemin Edirne Valisi Şakir Kesebir ve Edirne milletvekilleri Şeref Aykut ile Faik Kaltakkıran ile birlikte diğer heyette bulunan kişiler şehre giriş yaparak hükümet binası önünde kurulan takın önüne gitmişlerdir.

Burada düzenlenen törende de Türk Bayrağı göndere çekilmiştir. 25 Kasım’da imzalanan tesellüm tutanağıyla da şehir geri alınmıştı. Kazanılan bu özgürlüğün coşkusunu halkımız her yıl 25 Kasım günü kutlayarak tarih yapraklarında izler bırakmıştır.

Bir asrı aşkın süren Edirne’nin Kurtuluş günü kutlamaları kentin ve ülkemizin yerel ve ulusal belleği olan gazetelerin tozlu sayfalarında  yer almaktadır.

Bunları incelediğimizde çok ilginç bilgiler karşımıza çıkmaktadır;

Edirne’nin düşman işgalinden kurtuluşunun birinci yıldönümü kutlamaları 25 Kasım 1923 günü yapılmıştır. Edirne’nin kurtuluşunun birinci yıldönümü nedeniyle Ankara’dan gelen  Fethi Bey Başkanlığındaki Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyeti, 24 Kasım 1923 akşamı Edirne’ye ulaşmıştır. 

Heyet, 25 Kasım sabahı Edirne Belediye Binası balkonundan yapılan konuşmaların ardından Selimiye Camii önünde elli bin kişinin katılımıyla düzenlenen törende Edirne Belediye Başkanı İbrahim Bey ve Ankara’dan gelen heyet başkanı Fethi Bey, Kazım Karabekir ile birlikte protokol konuşmaları yapılmıştır.

Türkiye Reis-i Cumhuru Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Ankara’dan Edirne’ye gelen Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyet Başkanı Fethi Bey ile törende okunmak üzere bir kutlama mesajı göndermiştir.

Dönemin Belediye Başkanı İbrahim Zağra Bey, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün Edirne’ye gelen heyet ile gönderdiği kutlama mesajını okumak için kürsüye çıkarak Edirne halkına şu mesajı iletmiştir;

“Edirne Belediye Riyaset-i Âliyesine Davetnamenizi memnuniyet-i mahsusa ile aldım.

Düşman elinde bulunduğu felaketli günlerde elem ve hüznü candan ve derinden hissettiğimiz sevgili Edirne’mizin halas gününe tesadüf eden yevm-i mesudda aranızda bulunmayı cidden arzu ederdim.

Hasbelmazere bu şereften mahrumiyetimden dolayı pek müteessirim. Meclis-i Millimizden izam buyurulan Heyet-i Mebusenin reisi Fethi Beyefendinin benim de vekilim olarak kabul buyurulmasını rica eder ve güzel şehrinizin muhterem ahalisi için ebedi refah ve saadet temenni eylerim efendim.

Türkiye Reis-i Cumhuru Gazi Mustafa Kemal”

Şehrin değişik yerlerinde kurulan takların halkımıza verdiği ayrı heyecan ve coşkuyla Edirne’nin düşman işgalinden kurtuluşunun birinci yıl dönümü üç gün kutlanmıştır. Kutlamalar amacıyla kentimize gelen TBMM Heyeti de 27 Kasım sabahı Edirne’den törenle uğurlanarak ayrılmıştır.3 

Yaptığım araştırmalar da, savaşın etkilerini henüz bütünüyle üzerinden atamamış olan kentin ilk kurtuluş kutlamalarının 1923 yılında üç gün süreyle gerçekleştirilirken diğer yıllarda ise kutlama süresinin bir haftaya çıkarıldığı görülmektedir.

Günümüzde ise kutlamaların yalnızca bir günle sınırlandırıldığı görülmektedir. Bu bağlamda son yıllarda kentimizde düzenlenen etkinliklerin zaman içerisinde kültürel erozyona uğraması, tarihî, kültürel ve sanatsal kimliğiyle öne çıkan serhat kenti Edirne’nin özgün kültürel dokusu, kimliği ve değerleriyle örtüşmemektedir.

 İşte M. Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde doğan güneşin ışığı, cumhuriyetin değer ve devrimleriyle yüz yılı aşkın ülkemizi aydınlatmayı sürdürmektedir.

Bizlere bu vatanı emanet eden başta M. Kemal Atatürk ve Arkadaşları ile tüm şehitlerimizi, rahmet ve minnetle anıyoruz.

Kentimizin düşman işgalinden kurtuluşunun 103. Yılı kutlu olsun.

Kaynaklar

1- Çetin, Nurten (2023) Milli Mücadele Döneminde Edirne, Milli Mücadele’nin Yerel tarihleri 1923-2023, Cilt:10 kitabı içinde (s.1-103).- Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi Bölüm Sayfaları: 29/(10.Cilt)

2- Tuna, Serkan (2021) Edirne’nin ilk kurtuluş yıldönümü töreni ve TBMM Heyeti, Troyacademy, 6 (2), 620-642.

3- Tuna, Serkan (2021) Edirne’nin ilk kurtuluş yıldönümü töreni ve TBMM Heyeti, Troyacademy, 6 (2), 620-642

Devamını Oku
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler