eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Ender Bilar

Ender Bilar

16 Temmuz 2026 Perşembe

KIRKPINAR: BİR GÜREŞTEN ÇOK DAHA FAZLASI

KIRKPINAR: BİR GÜREŞTEN ÇOK DAHA FAZLASI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir kenti kent yapan yalnızca caddeleri, meydanları ya da tarihî ve mimari yapıları değildir. Kentlerin asıl kimliği o kentte yaşayan insanların kuşaktan kuşağa aktardıkları geleneklerde, anılarda ve ortak hafızada saklıdır.

İşte Kırkpınar da Edirne’nin en önemli yağlı güreş organizasyonu olmasının yanında yüzyıllardır yaşayan en güçlü kültürel hafızasıdır.

İnsanlık, var olduğu günden bu yana yaşadığı çevreye yalnızca evler ve şehirler kurmadı. Aynı zamanda ortak değerler, gelenekler ve yaşam biçimleri de inşa etti. Kuşaklar birbirlerine sadece taş binaları değil, sevinçlerini, acılarını, ritüellerini ve kültürel miraslarını da bıraktılar. Bugün “kent kimliği” dediğimiz olgu da işte bu ortak belleğin ürünüdür.

Her insan yaşamı boyunca edindiği bilgi ve deneyimleri hafızasında taşır. Ancak bireysel hafızalar paylaşıldıkça toplumsal belleğe dönüşür. Toplumsal hafıza varlığını sürdürür ve tutarlı bir insan topluluğu temelinden güç alır; ancak hatırlayanlar, grup üyeleri olarak bireylerdir.[1]

Kentlerin ruhu da bu ortak hafızayla yaşar. Bu nedenle bir kentin kimliğini yalnızca tarihî eserleriyle açıklamak mümkün değildir. Onu özgün kılan; örf ve adetleri, törenleri, halk oyunları, mutfağı, müziği, el sanatları ve yaşattığı geleneklerdir.[2]

Dolayısıyla kentlerin kimliği ve anlamı, yalnızca fiziksel yapılarla değil, toplumun mekânla kurduğu ilişkiler, yaşanmışlıklar ve ortak hafıza aracılığıyla oluşmaktadır. Kentin kamusal alanları ise bu pratikler için tam manasıyla bir sahne görevi görmektedir. Kolektif belleği olmayan toplumlar aidiyet hissinin duyulmadığı bir sosyal çevreye işaret etmektedir. Dolayısıyla toplumsallaşmanın en üst noktada gerçekleştiği kentsel kamusal alanlarda kolektif belleğin gücü de en yüksek seviyededir.[3]

Kırkpınar da işte böyle bir mirastır.

Bugün onu yalnızca yağlı güreşlerle özdeşleştiriyoruz. Oysa Kırkpınar, Türk milletinin Rumeli’deki tarihini, kahramanlıklarını ve ortak kültürünü yaşatan en önemli sembollerden biridir.

Bunu en güzel anlatan isimlerden biri de gazeteci ve yazar Eşref Şefik’tir. Cumhuriyet Gazetesi’nde 1948 yılında yayımlanan “Kırkpınar’a Giderken” başlıklı yazısında şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

Orası alelade bir güreş müsabakasının yapıldığı meydan değil, kahramanlık tarihimizin efsanevi ve emsalsiz sahnesidir.

Aslında bu tek cümle bile Kırkpınar’ın anlamını özetlemektedir.

Eşref Şefik’e göre Kırkpınar günleri yaklaştığında bütün Rumeli’nin çehresi değişirdi. Davullar ve zurnalar yalnızca güreş için değil, serhat türkülerini yeniden yaşatmak için çalardı. İnsanlar er meydanına gelirken yolları üzerindeki gazi mezarlarını ziyaret eder, geçmişlerine saygılarını sunarlardı.

Yazarın aktardığı ilginç geleneklerden biri de yol tarifleridir. Keşan’dan gelenler “Keşan’dan geldim.” demez, “Paşayiğit tarafından gelirim ağa.” derlerdi. Kırklareli yönünden gelenler ise “Koca Cafer semtinden geliriz.” cevabını verirlerdi. Böylece yalnızca geldikleri yönü değil, o topraklara adını veren kahramanları da hatırlatırlardı.[4]

Bu anlatımlar bize gösteriyor ki Kırkpınar, yalnızca pehlivanların güreştiği bir alan değildir. Aynı zamanda tarihî hafızanın canlı tutulduğu, kahramanların unutulmadığı ve ortak kültürün yeniden üretildiği büyük bir buluşmadır.

Kurtuluş Savaşı’nın ardından ilan edilen Cumhuriyet döneminde de bu kadim geleneğin yaşatılması amacıyla önemli bir adım atıldı. Daha önce de çeşitli dönemlerde güreşlere ev sahipliği yapan Osmanlı Sarayı’nın Hasbahçesi, yani bugünkü Sarayiçi, 1924 yılından itibaren Kırkpınar’ın yeni er meydanı oldu.

Bu tercih tesadüf değildi.

Sarayiçi, Osmanlı döneminde padişahların güreşleri, okçuluk yarışmalarını ve çeşitli sportif gösterileri izlediği önemli bir mekândı. Aynı zamanda halkın da kullandığı geniş bir mesire alanıydı. Arşiv belgeleri, 1924 yılından önce de burada güreşlerin yapıldığını göstermektedir. Hatta 1868 tarihli bir belgede Sarayiçi’nin düzenlenerek halkın kullanımına açılmasından duyulan memnuniyet açıkça ifade edilmektedir.[5]

Bu tarihî süreklilik, Cumhuriyet döneminde de Kırkpınar’ı yaşatırken geçmişle bağını koparmadığını, aksine onu yeni şartlar içinde yaşatmaya devam ettiğini göstermektedir.

Bugün Kırkpınar Er Meydanı’nın başka bir alana taşınması 665. Kırkpınar’da yüksek sesle Bakan, Vali ve Federasyon Başkanı nezdinde dile getirilirken organizasyon ve mekanın sahibi belediyenin sessizliği ise sürmektedir. Başkan konu ile ilgili sessizliğini sürdürmüş olsa da konuyla ilgili çalışma yaptığını biliyorum. Son kararı Edirne belediye meclisi verecektir.

Bu bağlamda kuşkusuz her tarihî mekânın çağın ihtiyaçlarına uygun biçimde iyileştirilmesi, seyirci konforunun artırılması ve fiziki eksikliklerinin giderilmesi önemlidir. Taşkın alan içinde kalması sorun ise aynı sorunu yaşayan “Edirne Sarayı” tarihi mekanında restorasyonu sürdürülmektedir. Er meydanının taşınacağı olarak belirtilen alanın da 18. Yüzyıl haritalarında[6] göl yatağı içinde bulunması gelecekte ayrı bir sorun yaratmayacak mı?

Eğer Balkan Savaşı nedeniyle yaşanılan olaylar dan ise 1939 yılında alanda yapılan şehitlik abidesi konuya açıklık getirmiyor mu? Ya Kırkpınar’ın başlangıç hikayesi…

Unutulmamalıdır ki Sarayiçi Er Meydanı yalnızca güreşlerin yapıldığı bir alan değildir. Burası, yüzyılı aşkın süredir Kırkpınar’ın yaşadığı; pehlivanların dualarla kispet giydiği, cazgırların sesinin yankılandığı, davul ve zurnanın ritmiyle kuşakların aynı heyecanı paylaştığı yaşayan bir mekânsal hafızadır.

Kentlerin belleği yalnızca arşivlerde ya da kitaplarda yaşamaz. Olayların yaşandığı mekânlarla birlikte anlam kazanır. Sarayiçi de Edirne’nin ve Kırkpınar’ın ortak hafızasının en güçlü taşıyıcısıdır. Bu nedenle yapılması gereken, Kırkpınar’ı tarihsel bağlamından koparacak yeni bir alan arayışına girmek değil, Sarayiçi Er Meydanı’nı özgün kimliğini koruyarak, bilimsel koruma ilkeleri doğrultusunda yerinde iyileştirmek ve gelecek kuşaklara aktarmaktır.

UNESCO’nun 2003 tarihli Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi, somut olmayan kültürel mirası tanımlarken yalnızca gelenekleri ve uygulamaları değil, bunlarla ilişkili kültürel mekânları da bu mirasın ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmektedir. Bu yaklaşım, kültürel mirasın yalnızca ritüellerin sürdürülmesiyle değil, onların yaşandığı ve kuşaktan kuşağa aktarıldığı mekânların korunmasıyla da varlığını sürdürebileceğini göstermektedir.

Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’nde yer alması da bu geleneğin evrensel değerini ortaya koymaktadır. Bu evrensel değerin en önemli taşıyıcısı ise yüzyılı aşkın süredir Kırkpınar’a ev sahipliği yapan Sarayiçi Er Meydanı’dır. Çünkü Kırkpınar’ı Kırkpınar yapan yalnızca altın kemer mücadelesi değildir. Bütün bu ritüellerin aynı mekânda kuşaktan kuşağa yaşatılmasıdır. Mekân değiştiğinde yalnızca güreş alanı değişmez. Bir kentin mekânsal hafızası, tarihsel sürekliliği ve kültürel kimliğinin önemli bir parçası da zayıflama tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Bu nedenle Sarayiçi Er Meydanı’nın korunması, yalnızca fiziksel bir alanın korunması değil, Kırkpınar’ın ruhunun ve Edirne’nin ortak hafızasının yaşatılması anlamına gelmektedir.

Tam da bu anlayıştan hareketle, Edirne Kent Kültürü ve Bilincini Geliştirme Merkezi Derneği öncülüğünde, Sarayiçi Er Meydanı’nın yerinde iyileştirilerek mekânsal hafızasının korunması mı, yoksa başka bir alana taşınması mı gerektiğine ilişkin bir anket çalışması başlatılmıştır.

Kamuoyunun katılımına açılan anket, yalnızca bir mekân tercihine ilişkin görüşleri değil, aynı zamanda Kırkpınar’ın tarihsel kimliği ve mekânsal belleğine yönelik toplumsal yaklaşımı da ortaya koyacaktır.

Ankete katılmak ve görüşlerini paylaşmak isteyenler, Edirne Kent Kültürü ve Bilincini Geliştirme Merkezi Derneği’nin sosyal medya hesapları ile resmî internet sitesi (www.edirnekultur.com) üzerinden oylamaya katılabileceklerdir. Kırkpınar’ın geleceğine ilişkin alınacak kararlarda toplumun her kesiminin görüşü değerlidir.

Çünkü bu miras yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların da ortak emanetidir.


[1] Halbwachs, M. (1992). On collective memory (L. A. Coser, Ed. & Trans.). University of Chicago Press. s.;.22.

[2] Oğuz, M. Ö. (2009). Somut olmayan kültürel miras ve kültürel ifadelerin korunması. Millî Folklor, 21(82), 6–12.

[3] Mutlu, E., & Tanrıverdi Kaya, A. (2019). Kent kimliğinin korunması ve kolektif bellek mekânlarının tespiti. Düzce Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Dergisi, 7(1), 118–129.

[4] Şefik, Eşref (1948) Kırkpınar’a giderken, Cumhuriyet Gazetesi, 21 Mayıs 1948, s.4

[5] BOA. (1868, 3 Mayıs). A. MKT. MHM., 21-7. H. 10-06-1285 (M. 3 Mayıs 1868)

[6] Bayatlı, Altay (2019) 18. ve 19. yüzyıla ait arşivlerden Edirne haritaları ve planları kuşbakışı Edirne.- Edirne Belediyesi, s.27

Devamını Oku

UNESCO’NUN KORUMA ALTINA ALDIĞI MİRASI BİZ DEĞİŞTİRİYORUZ!

UNESCO’NUN KORUMA ALTINA ALDIĞI MİRASI BİZ DEĞİŞTİRİYORUZ!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” sözü, kültürün bir millet için ne ifade ettiğini en özlü biçimde anlatır. Devletler sınırlarla korunabilir; fakat milletler ancak kültürleriyle yaşayabilir. Dilini, geleneklerini, törenlerini, ortak hafızasını kaybeden bir toplumun siyasi varlığını sürdürmesi mümkün olsa bile, millet olma vasfını koruması mümkün değildir.

Bugün küreselleşme adı verilen süreç, yalnızca ekonomileri değil, kültürleri de birbirine benzetmektedir. Toplumu, izledikleri, okudukları ve oynadıkları dijital oyunlar gibi kültürel mecralar aracılığıyla istenen kalıba sokabilmek ve bunu sürekli bir propaganda aracı olarak sürdürebilmek, küresel kültür olgusu ile mümkün olabilmektedir. Küresel kültür kavramının yaratıcısı Giddens, küreselleşmeyi sadece teknolojiye bağlamamakta, bununla birlikte kültürel, ideolojik, ekonomik ve siyasal bir süreç olarak tanımlamaktadır.[1]

Küreselleşme süreciyle birlikte dünyanın birçok yerinde çok uluslu markalar, benzer yaşam tarzları, tüketim alışkanlıkları ve kültürel kodlar yaygınlaşmaktadır. Dolayısıyla küreselleşme, toplumları milli kültüründen uzaklaştırmaya ve tek tipleştirmeye doğru götürmektedir.[2]

İşte UNESCO’nun 2003 tarihli Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi tam da bu tehlikeyi görerek hazırlanmıştır. “Somut Olmayan Kültürel Miras” toplulukların, grupların ve kimi durumlarda bireylerin, kültürel miraslarının bir parçası olarak tanımladıkları uygulamalar, temsiller, anlatımlar, bilgiler, beceriler ve bunlara ilişkin araçlar, gereçler ve kültürel mekânlar anlamına gelir.[3] Bir milleti ayakta tutan yalnızca tarihî ve mimari yapılar veya anıtlar değildir. Asıl koruma altına alınması gereken insanların yaşama biçimleri, ritüelleri, törenleri, sözlü gelenekleri, el sanatları, müzikleri, oyunları ve bütün bunların yaşadığı kültürel mekânlardır.[4]

Aslında bu noktaya gelinmesi bile önemli bir özeleştirinin sonucudur. Uzun yıllar boyunca başta UNESCO olmak üzere pek çok uluslararası kültür politikası daha çok “somut mirası” korumaya odaklanmış, tarihî yapılar restore edilirken, hanlar, hamamlar ve konaklar gibi mimari yapılar koruma altına alınmıştır. Ancak çoğu zaman o yapıların içinde yaşatılan kültür göz ardı edilmiştir.

Bunun sonucunda Türkiye’nin birçok tarihî kentinde olduğu gibi Edirne’de de aynı manzarayla karşılaştık. Önce restorasyon yapıldı, ardından o mekânlar restoranlara, kafelere ve turistik işletmelere dönüştürüldü. Binalar korundu; fakat onların temsil ettiği kültür kayboldu. Örneğin Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı birkaç kez restore edildi; ancak kuruluş amacını yaşatan bir kültür mekânına dönüştürülemedi. Savaşlara, göçlere ve kervan yollarına tanıklık eden bu yapı, Edirne’nin hafızasını anlatan yaşayan bir “Göç Müzesi” olabilirdi. Mekân kaldı; fakat onu anlamlı kılan hikâye yaşatılamadı.

Oysa kültürel miras yalnızca taştan, ahşaptan veya tuğladan ibaret değildir. Bir hıdırlık, bir bayram yeri, bir kent meydanı, bir panayır alanı veya bir er meydanı; ancak içinde yaşatılan ritüellerle anlam kazanır. Ritüeller ortadan kalktığında mekân da sıradanlaşır.

Tam da bu nedenle Kırkpınar’a yalnızca yağlı güreş gözüyle bakmak büyük bir eksikliktir.

Kırkpınar yalnızca dünyanın en eski spor organizasyonlarından biri değildir. Türk milletinin Rumeli’ndeki tarihî yürüyüşünün yaşayan hafızasıdır. Geleneksel anlatıya göre doğuşu, Rumeli’nin fethi sırasında şehit düşen kırk akıncının hatırasına dayanır. Sultan I. Murad döneminde Edirne’nin fethiyle birlikte devlet geleneğine dönüşen bu şölen, asırlar boyunca Hıdırellez mevsiminde Türk töresini, fetih ruhunu ve toplumsal dayanışmayı yaşatan en önemli kültürel miraslardan biri olmuştur.[5]

Bu nedenle Kırkpınar yalnızca bir güreş organizasyonu değildir.

Kırkpınar, Edirne’nin kültürel kimliğidir. Rumeli’nin hafızasıdır. Türk töresinin yaşayan temsilidir. Fetih ruhunun kültüre dönüşmüş hâlidir.

Osmanlı Devleti’nin başkentlerinden biri olan Edirne’de inşa edilen Edirne Sarayı’nın önemli bölümlerinden biri olan Has Bahçe (bugünkü Sarayiçi), padişahların güreş, okçuluk ve cirit gibi sportif faaliyetlerin, çeşitli kültürel etkinliklerin ve halkla buluşmaların gerçekleştirildiği önemli bir kamusal mekân olarak kullanılmıştır. 1868 yılından itibaren halkın sosyal ve kültürel etkinliklerine de açılan Sarayiçi, Kurtuluş Savaşı’nın ardından, bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Samona’da düzenlenen Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin 1924 yılında buraya taşınmasıyla güreşlere ev sahipliği yapmaya başlamıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze kadar bu köklü kültür geleneği aynı Er Meydanı’nda yaşatılmayı sürdürmüştür. Bu nedenle Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin Cumhuriyet döneminde Sarayiçi’ne taşınması, yalnızca bir mekân değişikliği değil, tarihsel sürekliliği ve kültürel mirası simgeleyen önemli bir dönüm noktasıdır.

Dolayısıyla Edirne Sarayı’nın Has Bahçesi’nde bulunan Er Meydanı’na çıkan pehlivan, cazgırın duasıyla yalnızca rakibiyle değil, bu vatan uğruna canlarını feda edenlerin kanlarıyla sulanan topraklarda yüzyıllardır yaşatılan töreyle de buluşur.

Sarayiçi Er Meydanı, bu tarihî atmosferi bir asrı aşkın süredir gelenekleriyle güreş severlere yaşatarak geleceğe taşıyan tarihi ortak hafızadır. UNESCO’nun korumaya çalıştığı da işte bu bütündür.

Bu nedenle Kırkpınar’ın geleceği yalnızca güreş kurallarıyla ilgili bir mesele değildir. Somut olmayan kültürel miras, yalnızca yapılan işi değil; onu kuşatan sembolleri, ritüelleri, dili, kıyafeti, mekânı ve temsil biçimlerini de kapsar.

Kültürel erozyon çoğu zaman büyük kırılmalarla başlamaz. Bazen bir kelimeyle, bazen bir kıyafetle, bazen de unutulan bir ritüelle başlar.

Bugün Edirne’nin Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine tanıklık ederek mimari ve sanatsal eserlerini taçlandıran tarihî bir alanında “Anıt Kafe” adıyla bir işletme açılması ve mekana Atatürk görselinin konulması ilk bakışta sıradan bir tercih gibi görülebilir. Ancak bu tercih bile dilimizde ve kültürel zihniyetimizde yaşanan dönüşümün küçük bir yansımasıdır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Atatürk’ün öncülüğünde yürütülen dil politikalarının temel amacı, Türkçeyi milletin ortak hafızasının güçlü bir taşıyıcısı hâline getirmek değil miydi? Bugün tarihî ve millî mekânlarımızı adlandırırken yabancı kökenli kelimeleri doğal karşılıyor, bunun üzerinde bile durmuyoruz. Kültürel değişim çoğu zaman önce kelimelerde başlar.

Benzer bir durum Kırkpınar’ın temsil unsurlarında da görülmektedir. Ağalık makamı, kişisel beğenilerin veya dönemsel modanın sergilendiği bir alan değildir. Ağa, kendisini değil; yüzyılların oluşturduğu ortak kültürü temsil eder. Bu nedenle geleneksel ağa kıyafetinin moda anlayışına göre değiştirilmesi ya da tarihsel gelenekte yer almayan kişisel, dini sembollerle yeniden yorumlanması, bireysel bir tercih olmanın ötesinde ortak kültürel temsilin değişmesi anlamına gelir. UNESCO’nun korumaya çalıştığı miras da tam olarak bu temsil sürekliliğidir.

Bugün ise Kırkpınar’da peş peşe değişikliklere tanık oluyoruz. Kırmızı dipli mum daveti ve usulü,   güreşin yüzyıllardır süregelen yapısını etkileyen pehlivan katılımı, yeniş süresi, puanlama sistemi ve cazgır, hakem ve diğer görevli kıyafetleri, tartışılan diğer düzenlemeler tek başına değerlendirildiğinde idari tercihler olarak görülebilir. Ancak bunlar birlikte değerlendirildiğinde ister istemez şu soru akla geliyor:

UNESCO’nun Korumaya Çalıştığı Mirası Gerçekten Biz Koruyor Muyuz?

Cumhuriyet’in ilk yıllarında nüfusun büyük çoğunluğu köylerde yaşıyordu. Bugün kentlerde yaşıyor. Geniş aile yerini çekirdek aileye bıraktı; mahalle kültürü zayıfladı; çocukların kültürel eğitiminde aile kadar okul, kreş ve dijital medya belirleyici hâle geldi.

Çocuklarımıza kültürel kodları, çocuk oyunları vd. okullarda öğretmedik. Kültürün aktarımını büyük ölçüde ailelere bıraktık. Kentleşme ve çalışma hayatı değiştikçe bu aktarım da zayıfladı.

Kültürel hafızada oluşan boşluğu artık aile değil, okul değil, dijital platformlar ve küresel popüler kültür doldurmaktadır. [6]

Bunlar yalnızca kültürel tercihler değildir. Kültürel hafızanın yön değiştirmesidir. Kırkpınar tartışmasını da işte bu büyük resim içinde değerlendirmek gerekir.

Elbette gelenekler değişebilir. UNESCO da kültürel mirası donmuş bir yapı olarak görmemektedir. Ancak değişim ile kültürel çözülme aynı şey değildir. Değişim, geleneğin özünü koruyarak yaşamasını sağlar. Kültürel çözülme ise onu diğerlerinden ayıran ritüelleri, sembolleri ve anlam dünyasını ortadan kaldırır. Ardından güreşin yüzyıllardır süregelen usulleri ve kuralları değiştirilir.

Sonra tarihî mekân tartışma konusu olur.

En sonunda geriye yalnızca “Kırkpınar” adı kalır.

UNESCO’nun korumaya çalıştığı şey ise tam da bunun önüne geçmektir. Çünkü somut olmayan kültürel miras; bir organizasyonun adı değil, bir milletin hafızasıdır.

Bugün sorulması gereken soru şudur:

Biz, UNESCO tarafından koruma altına alınan Kırkpınar’ı geleneksel kimliğiyle gelecek kuşaklara aktarabiliyor muyuz, yoksa onu çağın beklentilerine uyarlama uğruna yeniden mi şekillendiriyoruz?

Bu soruya vereceğimiz cevap yalnızca Kırkpınar’ın geleceğini değil, Edirne’nin kültürel kimliğini ve Türk milletinin tarihî hafızasını belirleyecektir.

Çünkü Kırkpınar’ı yaşatmak, yalnızca bir festivali sürdürmek değildir. Fetihle başlayan bir medeniyet yürüyüşünü, Rumeli’de kök salan Türk kimliğini ve yüzyılların ortak kültürünü geleceğe taşımaktır.


[1] Ölçekçi, H. (2020). Küreselleşme ve İletişimin Millî Kültürlere Etkileri. Gazi Türkiyat, 26, 79-97

[2] Turhan, S., & Saral, E. (2018). Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Bağlamında Türkiye’de Eğitim Alanında Yapılan Bilimsel Çalışmalar Üzerine Bir Bibliyografya Denemesi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 5(1), 68-78

[3] UNESCO. (2003). Somut olmayan kültürel mirasın korunması sözleşmesi. UNESCO Türkiye Millî Komisyonu. Türkçe metin

[4] Oğuz, M.Ö.(2013) Terim Olarak Somut Olmayan Kültürel Miras, Millî Folklor, 2013, Yıl 25, Sayı 100 s.;5-13

[5] Bilar, E.(2024) İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası:Kırkpınar.- İstanbul, Hiperyayın, s.26.

[6]Oğuz, M.Ö. (2008) Türkiye’nin somut olmayan kültürel mirası.-Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, s.7-27.

Devamını Oku

EDİRNE GELECEĞE HAZIR MI?

EDİRNE GELECEĞE HAZIR MI?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Edirne’nin İnsan Sermayesi -3

Edirne’den 2009-2025 yılları arasında göç edenlerin eğitim durumları incelendiğinde dönem içinde toplam 253.693 kişinin göç ettiği görülmektedir. Göç edenlerin eğitim durumlarına göre oranlarını incelediğimiz de İlkokul düzeyinin altında olanların oranının %24, ortaokul veya dengi meslek ortaokul mezunu olanların %6, lise ve dengi meslek okulu mezunlarının da %36. fakülte/yüksekokul mezunu olanlarında %31 oranında olduğunu görüyoruz.

Edirne’ye 2009-2025 yılları arasında göç edenlerin de 272.056 kişi olduğu görülmektedir. Edirne’ye göç edenlerin eğitim durumlarına göre oranlarını incelediğimizde de %25’inin ilkokul ve düzeyinin altında olduğu, ortaokul ve dengi meslek ortaokulu mezunlarının oranının %6, lise ve dengi meslek okulu mezunlarının %46, fakülte/yüksekokul mezunlarının da %21 olduğu görülmektedir.

2009–2025 döneminde Edirne, 272.056 kişi göç alırken 253.693 kişi göç vermiş ve net olarak 18.363 kişilik göç kazancı elde etmiştir. Eğitim düzeyine göre değerlendirildiğinde, kente gelenlerin büyük bölümünü lise ve dengi meslek okulu mezunları %46 oluştururken, kentten ayrılanlarda bu oran %36’dır. Buna karşılık fakülte/yüksekokul mezunlarının oranı göç edenlerde %31 iken, göç edenler arasında %21’de kalmaktadır.

Bu durum, Edirne’nin ortaöğretim düzeyindeki nüfusu çekme konusunda başarılı olmasına rağmen yükseköğrenim mezunları açısından net kayıp verdiğini göstermektedir. Başka bir ifadeyle kent, sayısal olarak göç kazancı elde etse de nitelikli ve yüksek eğitimli iş gücünün bir kısmını daha fazla istihdam ve kariyer fırsatı sunan merkezlere kaptırmaktadır. Dolayısıyla Edirne’nin göç profili, orta eğitim düzeyindeki nüfusu çeken ancak yüksek eğitimli nüfusu elde tutmakta zorlanan bir kent yapısına işaret etmektedir.

Bir kentin eğitim düzeyinin değerlendirilmesinde nüfusun tamamladığı eğitim kademelerinin yanı sıra okullaşma oranları da önemli bir gösterge olarak kabul edilmektedir. Okullaşma oranları, belirli yaş gruplarındaki nüfusun eğitim sistemine katılım düzeyini ortaya koyarak gelecekteki beşerî sermayenin niteliği hakkında bilgi vermektedir. Bu nedenle Edirne’nin eğitim yapısının analizinde, nüfusun eğitim durumu verileri ile birlikte okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim düzeylerindeki okullaşma oranlarının incelenmesi, kentin mevcut ve gelecekteki eğitim profilinin daha kapsamlı biçimde değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır.

Edirne’nin net okullaşma oranlarını 2007-2024 yılları arasındaki TÜİK’in verileri ile incelediğimizde; ilköğretim düzeyindeki okullaşma oranının 2007 yılında %98,7 olduğu, bu oranın 2011 ve 2013 yıllarında %100’e ulaştığı, ancak 2024 yılında %96,4’e gerilediği görülmektedir.

İlkokul düzeyinde ise okullaşma oranı 2012 yılında %98,5 iken 2013 yılında %99,7’ye yükselmiş, 2024 yılında ise %94,9’a gerilemiştir.. Ortaokul düzeyinde okullaşma oranı 2012 yılında %93,9 iken 2013 yılında %95,4’e yükselmiş, 2024 yılında ise %90,8’e düşmüştür. Ortaöğretim (lise) düzeyinde ise okullaşma oranı 2007 yılında %71,2 iken 2013 yılında %90,5’e ulaşmış, ancak 2024 yılında %80,9’a gerilemiştir.

Yukarıdaki okullaşma oranları tablosu incelendiğinde, tüm eğitim kademelerinde 2013 yılına kadar genel olarak artış eğiliminin sürdüğü, ancak sonraki yıllarda düşüşlerin yaşandığı görülmektedir. 2024 yılı itibarıyla tüm kademelerde gözlenen gerileme, eğitime erişimin ve eğitimde devamlılığın sağlanmasına yönelik yeni politikaların geliştirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Ayrıca, okulların deprem riski nedeniyle yıkılarak yeniden inşa edilmesi sürecinde yaşanan gecikmeler de kentte kaliteli eğitime erişimini olumsuz etkilemektedir.

Bu bağlamda, özellikle Edirne’nin kenar mahallelerinde yaşayan çocukların, eğitim sürecinin önemli tamamlayıcı unsurları olan ve sosyal-kültürel gelişimlerine katkı sağlayan bilgi ve kültür evlerinden yoksun olması dikkat çekmektedir. Bu durum, çocukların bilgiye ve kültürel olanaklara eşit düzeyde erişimini sınırlandırmaktadır. Ayrıca bilgi ve kültür evlerinin yaygınlaştırılamaması, yalnızca çocukların değil, 6 yaş ve üzerindeki bireylerin de bilgiyle buluşma ve yaşam boyu öğrenme olanaklarından yeterince faydalanmalarını engellemektedir.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) ülkelerine ait en güncel veri yılı olan 2024 yılına göre, 25-34 yaş arası nüfusta yükseköğretim mezunlarının oranı incelendiğinde OECD ortalaması %48,7 iken, Türkiye ortalaması %44,9 olduğu görülmektedir. OECD ülkeleri arasında yükseköğretim mezunu oranının en yüksek olduğu ülke %70,6 ile Güney Kore, en düşük olduğu ülke %29,1 ile Meksika’dır. Türkiye ise OECD ortalamasında 22. sırada yer almaktadır. [1] Balkanların Başkenti, Avrupa kenti, kültür-sanat kenti olarak tanımladığımız üniversite kenti olan Edirne’nin ortalaması ise 9.2’dir.

Bu bağlamda Türkiye’nin en yüksek IQ ortalamasına sahip il sıralamasını incelendiğinde sıralanan listede Edirne 26’ncı sırada yer alırken, Bartın 21, Tekirdağ 13, Kırklareli 10, Çanakkale 5 ve Eskişehir de 1’nci sırada yer almıştır.[2]

Tüm bu verilerin yanında yıllar içerisinde eğitim sisteminde yapılan sık ve kapsamlı değişiklikler de eğitimde istikrarı zedeleyen unsurlar arasında yer almaktadır. Sürekli değişen sınav sistemleri, müfredatlar ve eğitim politikaları; öğrencilerin, ailelerin ve eğitimcilerin uyum sağlamasını zorlaştırmakta, eğitimde kalitenin ve sürekliliğin sağlanmasını güçleştirmektedir.

Avrupa’nın birçok ülkesinde ortalama eğitim süresi 13–14 yıl düzeyindedir. Eğitim alanında ilerleme kaydedilmesine rağmen, ülkemizde ortalama eğitim süresi hala lise mezuniyet düzeyinin altındadır.[3] Edirne gibi eğitim ve üniversite kenti olarak anılan bir ilde dahi ortaya çıkan veriler, eğitim politikalarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, çocuklarımızın eğitimden kopmadığı, bilgiye erişimde fırsat eşitliğinin güçlendirildiği, göçün eğitim üzerindeki etkilerinin doğru yönetildiği ve eğitim sisteminin bilimsel temeller üzerinde istikrar kazandığı bir anlayışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.

İçinde bulunduğumuz dönem, yalnızca dijital araçların çeşitlendiği bir çağ değildir. Yeni iş modellerinin, yönetim anlayışlarının ve toplumsal yapıların aynı anda değiştiği dijital ve yeşil dönüşüm dönemidir. Teknolojinin baş döndürücü hızla ilerlediği bu yeni düzende, asıl sorun teknolojinin kendisinde değil; birey ve kurumların da öğrenmeyi reddetmesidir.[4] Oysa geleceğin en değerli becerisi, öğrenme gereksinimini merak duygusuyla canlı tutarak değişime uyum sağlayacak yaşam boyu öğrenme alışkanlığını geliştirebilmektir.

Bu nedenle eğitim, artık sadece bilgi aktarımı değildir. Bireylerin eleştirel düşünme, uyum sağlama ve sürekli kendini yenileme kapasitesini güçlendiren toplumsal dönüşümün altyapısı ve en stratejik kaldıraç noktası haline gelmiştir.[5]

Dolayısıyla Edirne’nin geleceğe hazırlanabilmesi yalnızca eğitim göstergelerinin iyileştirilmesine değil, değişen dünyanın ihtiyaçlarına cevap verebilecek, öğrenmeyi yaşam boyu sürdüren ve nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesine bağlıdır.

Atatürk’ün yıllar önceki sözü bugün de yol göstericiliğini korumaktadır: “Eğitimdir ki; Bir Milleti Ya Hür, Bağımsız, Şanlı, Yüksek Bir Topluluk Halinde Yaşatır. Ya da Esaret ve Sefalete Terk Eder.”

Sonuç olarak bu veriler, Edirne’nin köklü tarih ve kültür birikiminin sürdürülebilirliğinin nitelikli insan kaynağına bağlı olduğunu; kentin beşerî sermayesini güçlendirecek eğitim yatırımlarının ise geleceğin Edirne’sini şekillendirecek en stratejik unsur olduğunu göstermektedir.

Eğitime yapılan her yatırım, yalnızca bireylerin yaşam kalitesini artırmakla kalmayacaktır. Edirne’nin kültür turizmindeki değerini dolayısıyla kentin ekonomik rekabet gücünü, toplumsal dayanışmasını ve değişen dünyanın koşullarına uyum kapasitesini de belirleyecektir.

Bu nedenle eğitim, Edirne için bir kamu hizmetinin ötesinde, geleceğe yapılan en değerli yatırım olarak değerlendirilmelidir.

BİTTİ


[1] Türkiye İstatistik Kurumu (2026) Ulusal Eğitim İstatistikleri (2025) Haber Bülteni, 2 Haziran 2026 (Erişim Tarihi: 3 Haziran 2026 – https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58002)

[2] https://www.zekatestimerkezi.com/istatistikler.php

[3] Türkiye İstatistik Kurumu (2026) Ulusal Eğitim İstatistikleri (2025) Bülteni, 2 Haziran 2026.

[4] Aras, Bahar Biçen (2026) Bilgi Çağında Hayatta Kalmanın ve Mutluluğun Formülü: Hayat Boyu Öğrenme, Kütüphaneler ve Kütüphaneciler, İstinyepost, 8 Haziran 2026, (Erişim Tarihi: 9 Haziran 2026- https://post.istinye.edu.tr)

[5] a.g.a.e.

Devamını Oku

EDİRNE GELECEĞE HAZIR MI?

EDİRNE GELECEĞE HAZIR MI?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Edirne’nin İnsan Sermayesi -2

Ortalama eğitim süresini etkileyen faktörler yalnızca eğitim politikaları ve ekonomik gelişmelerle sınırlı değildir. Doğurganlık oranları, net göç hızı ve nüfus artış hızı ile birlikte kente göç eden veya kentten göç edenlerin eğitim durumları gibi göstergeler de eğitim düzeyinin şekillenmesinde önemli rol oynamaktadır.

Bu göstergeler nüfusun yaş yapısını, eğitim hizmetlerine olan talebi ve beşerî sermayenin mekansal dağılımını etkileyerek ortalama eğitim süresi üzerinde dolaylı etkiler yaratabilmektedir.

Edirne’nin doğum hızının düşüklüğünün yanında aldığı göç, kentin sosyal, kültürel ve eğitim yapısını önemli ölçüde etkilemiştir. Nitekim aşağıdaki tabloda da görüleceği gibi 2008 yılında Edirne’nin yıllık nüfus artış hızı binde -4.6 iken 2020 yılında -14.95’e gerilemesi ve 2025 yılında 2.82 olarak gerçekleşmesine tabloda görülen net göç hızı ile birlikte kaba doğum hızı ve doğurganlık hızı verileri etkili olmaktadır.

Bu bağlamda 2007 yılında kentin net göç hızı -7.69 olarak gerçekleşirken 2020 yılında bu veri -4.92’ye, 2025 yılında da 2.09 olarak gerçekleşmiştir. Edirne ili TÜİK’in 2025 yılı verilerine göre kaba doğum hızında Binde 7,2 en düşük 5’nci il olurken toplam doğurganlık hızında da 1,12 çocuk ile en düşük 6’ncı il olmuştur. Bu bağlamda Edirne’de gerçekleşen doğumlarda ortalama anne yaşı 27,6 olurken bu oran ile 28. sırada yer almıştır.[1]

Edirne’nin demografik göstergeleri, kentin eğitim düzeyiyle ilişkilendirildiğinde önemli sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Tabloda görülen düşük kaba doğum ve toplam doğurganlık hızları, genellikle eğitim seviyesinin yükselmesiyle birlikte görülen bir demografik özelliktir. Özellikle yükseköğrenim mezunlarının ve eğitim süresinin artması, evlilik ve çocuk sahibi olma yaşını yükselterek doğurganlık oranlarının düşmesine neden olmaktadır. Edirne’de toplam doğurganlık hızının 2009 yılında 1,43 iken 2025 yılında 1,12’ye gerilemesi, eğitim düzeyinin yükselmesi ve modern yaşam tercihleriyle ilişkilendirilebilir.

Ayrıca kentte bulunan yükseköğretim kurumu, özellikle üniversite öğrencileri ve mezunları aracılığıyla nüfus hareketliliğini artırmakta, bazı yıllarda görülen pozitif net göç değerlerine katkı sağlamaktadır. Buna karşın eğitimli genç nüfusun daha fazla iş ve kariyer fırsatı sunan büyük şehirlere yönelmesi, nüfus artış hızındaki dalgalanmaların ve göç hareketlerinin nedenlerinden biri olarak değerlendirilebilir.

Bu nedenle Edirne’nin demografik yapısı, eğitim düzeyinin görece yüksek olduğu, doğurganlığın düşük seyrettiği ve nüfus değişiminde göçün belirleyici rol oynadığı bir kent profiline işaret etmektedir.

EDİRNE’NİN DEMOGRAFİK GELİŞİMİ
YILLARYıllık nüfus artış hızı (binde)Net göç hızı (binde)Nüfus yoğunluğu (kilometrekareye düşen kişi sayısı)Kaba doğum hızı (binde)Toplam doğurganlık hızı (çocuk sayısı)
2008-4,6-7,6964,62 
20092,075,7664,7510,41,43
2010-12,81-2,0863,9310,11,39
201122,51-0,2465,3810,41,45
20120,982,8565,4510,71,51
2013-2,82-1,8765,2610,51,49
20144,25-1,6965,5410,21,46
20155,623,2965,9110,61,54
2016-2,08-1,4165,7710,11,49
201712,757,7166,629,81,47
201811,423,9767,389,61,44
20195,750,2567,778,81,34
2020-14,95-4,9266,778,81,35
202110,628,8367,488,61,32
20226,298,4867,98,61,32
202312,4612,2268,7681,23
20243,172,468,9781,23
20252,822,0969,177,21,12

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Edirne’de yabancı uyruklu nüfus 2020-2025 döneminde düzenli bir artış eğilimi göstermiştir. 2020 yılında 5.526 olan yabancı uyruklu nüfus, 2021 yılında 5.900’e, 2022 yılında 7.035’e, [2]  2024 yılında 7.969’a ve 2025 yılında 8.229’a yükselmiştir. Böylece beş yıllık dönemde yabancı uyruklu nüfus 2.703 kişi artmış ve yaklaşık %49 oranında büyümüştür.

2024 yılı itibarıyla Edirne’nin toplam nüfusu 421.247 kişidir. Bu nüfusun 413.278’i Türk vatandaşı, 7.969’u ise yabancı uyruklulardan oluşmaktadır. Aynı yıl Edirne’ye toplam 1.361 kişi göç etmiş olup bunların 543’ü Türk vatandaşı, 818’i yabancı uyrukludur. Buna karşılık, Edirne’den göç edenlerin sayısı 881 kişi olup bunların 454’ü Türk vatandaşı, 427’si yabancı uyrukludur. Bu hareketlilik sonucunda ilin net göçü 480 kişi olarak gerçekleşmiştir.

2025 yılı itibarıyla Edirne’nin toplam nüfusu 422.438 kişiye yükselmiştir. Bu nüfusun 414.209’u Türk vatandaşı, 8.229’u ise yabancı uyruklulardan oluşmaktadır. Aynı dönemde Edirne 1.253 kişi göç almış; bunların 448’i Türk vatandaşı, 805’i yabancı uyruklu olmuştur. Edirne’den göç edenlerin sayısı ise 934 kişi olup bunların 489’u Türk vatandaşı, 445’i yabancı uyrukludur. Böylece 2025 yılında ilin net göçü 319 kişi olarak gerçekleşmiştir. [3]

TÜİK’in verileriyle Edirne 2020-2025 döneminde yabancı uyruklu nüfusunu önemli ölçüde artırırken net göç alan iller arasında yer almaya devam etmiştir. Bununla birlikte, net göç miktarının 2024 yılında 480 kişi iken 2025 yılında 319 kişiye gerilemesi, ilin göç almaya devam etmekle birlikte net göç hızında bir yavaşlama yaşandığını göstermektedir. Öte yandan, her iki yılda da göç alan nüfus içinde yabancı uyrukluların Türk vatandaşlarından daha fazla olması ve yabancı nüfusun beş yılda yaklaşık %49 oranında artması, Edirne’nin sınır ili olmasının da etkisiyle uluslararası nüfus hareketliliği açısından önemini koruduğunu ortaya koymaktadır.

Bu bağlamda, kentte yaşanan göçün eğitim boyutunun etkin biçimde planlanması ve özellikle çocukların eğitim sistemine tam ve sürdürülebilir katılımını destekleyecek politika ve programların hayata geçirilmesi kritik bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır.

Eğitim çağındaki her çocuğun okulla buluşturulamaması, devamsızlıkların önlenememesi ve eğitim süreçlerine etkin katılımın sağlanamaması, köy okullarının kapatılarak taşımalı eğitimin olumsuzlukları gibi süreçler uzun vadede eğitim göstergelerini olumsuz etkileyebilmektedir.

Devamı Var


[1] TÜİK-Edirne Basın ve Yayın Hizmetleri (basinedirne@tuik.gov.tr), 21 Mayıs 2021, kişisel iletişim, Edirne İli Doğum İstatistikleri, 2025.

[2] Türkiye İstatistik Kurumu, (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=49685)

[3] Türkiye İstatistik Kurumu TÜİK, İllere ve vatandaşlığa göre Türkiye’ye gelen ve giden göç (2024-2025)

Devamını Oku

EDİRNE GELECEĞE HAZIR MI?

EDİRNE GELECEĞE HAZIR MI?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Edirne’nin İnsan Sermayesi -1

Birey ile toplum arasında bir köprü işlevi gören eğitim politikaları, toplumu oluşturan bireylerin bilgi, beceri ve yetkinliklerinin geliştirilmesinde birincil düzeyde etkili olmaktadır. Dolayısıyla toplumsal dönüşüm ve gelişimde yaşamsal bir rol üstlenmektedir.[1]

Bu bağlamda, dünya genelinde bireylerin eğitim düzeylerinin yükselmesi, hem bireysel gelişimin desteklenmesine hem de toplumsal kalkınmanın hızlandırılmasına önemli katkılar sağlamaktadır.

Eğitim seviyesindeki artış ile ekonomik büyüme, gelir dağılımında iyileşme, çocukların eğitim olanakları, teknoloji kullanımı, yenilikçilik kapasitesi ve buna bağlı olarak beşerî sermayenin gelişimi arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır.[2]

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de ortalama eğitim süresi 2025 yılında 9.6 olarak gerçekleşirken bu süre Edirne’de 9.2’dir.

Edirne’nin 2011-2025 yılları arasındaki ortalama eğitim sürelerini incelediğimizde aşağıdaki tablo ortaya çıkmaktadır. 2011 yılında 7.1 olan eğitim süresinin 2016 yılında 7.9, 2021 yılında 8.7, 2025 yılında da 9.2’e ulaştığı görülmektedir.

EDİRNE’NİN ORTALAMA EĞİTİM SÜRELERİ (2011-2025)
YILLARORTALAMA EĞİTİM SÜRESİYILLARORTALAMA EĞİTİM SÜRESİ
20117.120198.4
20127.220208.5
20137.720218.7
20147.520228.8
20157.720239
20167.920249.1
2017820259.2
20188.2  

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu[3]

Yukarıdaki tablo da Edirne’de 14 yıllık dönemde ortalama eğitim süresinin 2,1 yıl arttığını göstermektedir. Artış oranı yaklaşık %29,6’dır. Artışın Türkiye ortalamasının altında kalması, özellikle lise ve yükseköğretime devam oranlarının daha da artırılması gerektiğini göstermektedir. Eğitim süresinin çift haneli seviyelere (10–12 yıl arası) ulaşması, ilin sosyal ve ekonomik gelişimi açısından daha güçlü bir gösterge olacaktır.

Edirne’de 6 yaş ve üstü grubun bitirilen eğitim durumuna göre nüfusa oranlarını 2008 – 2024 yılı itibariyle incelediğimizde de; şu tablo karşımıza çıkmaktadır.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Edirne’de 6 yaş ve üzeri nüfusun eğitim düzeyinde 2008-2025 döneminde önemli iyileşmeler yaşanmıştır. 2008 yılında 24.719 olan okuma yazma bilmeyen kişi sayısı, 2025 yılı sonunda 6.523’e gerilemiştir. Benzer şekilde, okuryazar olmakla birlikte herhangi bir okul bitirmemiş nüfusun sayısı da 58.317’den 25.403’e düşmüştür. Bu gelişmeler, bu seviyedeki eğitim düzeyinin yükseldiğini ve temel eğitim göstergelerinde kayda değer bir ilerleme sağlandığını ortaya koymaktadır.[4]

Okuma yazma bilmeyen ve herhangi bir okul bitirmemiş nüfusun sayısındaki azalış, ilkokul ve altı eğitim düzeyinde bulunan nüfusun toplam nüfus içindeki payının gerilemesinde de açık biçimde görülmektedir. 2008 yılında 6 yaş ve üzeri nüfusun %72’si ilkokul ve ilköğretim altı eğitim düzeyinde yer alırken, bu oran 2013 yılında %64,8’e, 2018 yılında %51,5’e, 2023 yılında %42’ye ve 2025 yılında %41’e gerilemiştir.

Bu bağlamda 21. yüzyılın bilgi toplumunda sürdürülebilir kalkınma, yenilikçilik ve rekabet gücünün temel belirleyicisi nitelikli insan kaynağıdır. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, Edirne’de eğitim göstergelerinde önemli iyileşmeler sağlanmış olmakla birlikte, 2025 yılı itibarıyla 6 yaş ve üzeri nüfusun %41’inin halen ilkokul ve altı eğitim düzeyinde bulunması, bilgi toplumunun gerektirdiği beşerî sermaye yapısına ulaşılması açısından eğitim alanındaki gelişmelerin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğini göstermektedir. Özellikle ortaöğretim, mesleki eğitim ve yükseköğretime erişimin artırılması ile yaşam boyu öğrenme olanaklarının güçlendirilmesi, ilin beşerî sermayesinin geliştirilmesine önemli katkı sağlayacaktır.

Bu bağlamda, 2009 yılında Edirne nüfusunun %5’i ortaokul ve dengi meslek okulu mezunuyken, 2025 yılında bu oran %14’e yükselmiştir. Benzer şekilde, 2009 yılında %19 olan lise ve dengi meslek okulu mezunlarının oranı 2025 yılında %25’e çıkmıştır. Yüksekokul/fakülte mezunlarının oranı ise aynı dönemde %7’den %16’ya yükselmiştir.

Buna rağmen Edirne, bir üniversite kenti olmasının yanı sıra tarihsel olarak da eğitim ve kültür alanında öncü kentlerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, eğitim düzeylerinde kaydedilen ilerlemeye karşın nüfusun önemli bir bölümünün halen düşük eğitim seviyelerinde bulunması dikkat çekicidir ve bu durumun nedenleri üzerinde daha ayrıntılı değerlendirmeler yapılması gerekmektedir.

Bilgi ekonomisinin ve teknoloji odaklı kalkınmanın belirleyici olduğu günümüzde, yükseköğretim mezunlarının oranının artmaya devam etmesi beklenmektedir. Özellikle bir üniversite kenti olarak Edirne’nin sahip olduğu potansiyel düşünüldüğünde, mevcut artış olumlu olmakla birlikte daha yüksek oranlara ulaşılması mümkündür.

Türkiye’de ortalama eğitim süresini etkileyen süreçler incelendiğinde, bu göstergenin tarihsel olarak eğitim politikaları, ekonomik gelişmeler ve toplumsal dönüşümler tarafından şekillendirildiği görülmektedir.

Bu kapsamda zorunlu eğitimin uzatılması, kentleşme ve göç hareketleri, ekonomik kalkınma, kadınların eğitimdeki konumunun güçlenmesi, bölgesel eşitsizlikler ve demografik dönüşüm gibi faktörler öne çıkmaktadır.

Bununla birlikte ortalama eğitim süresi yalnızca bireylerin okula kayıt olmasıyla değil, eğitim kademelerini başarıyla tamamlamalarıyla da yakından ilişkilidir. Bu nedenle okul terk oranları, eğitimde devamlılık ve mezuniyet düzeyleri de ortalama eğitim süresinin belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır. Söz konusu süreçlerin birlikte değerlendirilmesi, Türkiye’deki eğitim düzeyinde meydana gelen değişimlerin ve farklılıkların daha kapsamlı biçimde anlaşılmasına katkı sağlamaktadır.

Devam Edecek…


[1] Yıldız, S., & Gültekin-karakaş, D. (2019). Türkiye’de Eğitim Eşitsizliğinin Farklı Yüzleri. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi19(2), 271-292.

[2] Yıldız Aybek, H. S., Kılınç, H., İbileme, A. İ., & Fırat, M. (2017). Türkiye Ulusal Eğitim Düzeylerinin 2010-2015 Yılları Arasındaki Değişiminin İncelenmesi. Yükseköğretim ve Bilim Dergisi3, 601-610

[3]https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/databrowser/tuik/categories/4/4_4/TR,DF_ORTALAMA_EGITIM_SURE,1.0

[4] Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Veritabanları (MEDAS)

Devamını Oku
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
beylikdüzü escort esenyurt escort avcılar escort avcılar escort avcılar escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort esenyurt escort şirinevler escort avrupa escort
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler