12 Mart 2026 Perşembe
Türkiye genelindeki illerin nüfus oranlarıyla karşılaştırıldığında, özellikle çocukların suça sürüklenmesini önlemeye yönelik çalışmaların sürdürülmesine rağmen kentimizdeki suç oranlarının yüksekliği önemli bir toplumsal sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu tablo, meselenin yalnızca güvenlik başlığı altında değerlendirilemeyeceğini, aynı zamanda toplumsal, ekonomik, eğitim ve sosyo-kültürel boyutlarıyla ele alınması gereken çok yönlü bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu açıkça ortaya koymaktadır.
Çocuk, toplumsal normlara uyum sağlama sürecinde fiziksel, psikolojik ve sosyal açıdan gelişim gösteren bir bireydir. Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan ve Türkiye’nin 1990 yılında imzaladığı Çocuk Haklarına Dair Sözleşmeye göre “on sekiz yaşın altındaki her birey çocuk sayılmaktadır. Çocuklar yaşadıkları toplum içerisinde çevresel faktörlerden etkilenerek davranış sınırlarını belirlemekte; iyi-kötü kavramı, kişisel sınırlar ve suç gibi olgularla erken yaşlardan itibaren karşı karşıya kalmaktadır.[1]
Küreselleşmeyle birlikte, medya, hızlı şehirleşme, göç, eğitim sorunları ve ekonomik-sosyal-siyasal krizler aile yapısı ve çocuklar üzerinde olumsuz etkisini artırmıştır. Bu etkiler il ve ilçelere, mahallelere göre farklılık göstermektedir. Yaşanılan şiddet, suç ve mağduriyetin nedenlerini erken tespit etmek ve buna uygun etkili sosyal politikalar geliştirerek erken ve doğru teşhislere bağlı “etkin sosyal politikalar” geliştirmenin önemi artmaktadır.
Bu bağlamda Edirne, tarihsel ve kültürel zenginliğiyle Türkiye’nin en önemli şehirlerinden biri olmasının yanında, çocukların suça sürüklenme oranlarının ülke ortalamasının üzerinde seyrettiği illerden biri olarak da dikkat çekmektedir. Bu durum, çocukların yalnızca güvenlik perspektifiyle değil, çok daha derin bir sosyal politika anlayışıyla ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Çocuğun yaşamına dokunmak, ancak sorun ortaya çıktıktan sonra değil; daha anne karnından itibaren eğitim, okuma kültürü ve sosyal destek mekanizmalarıyla mümkündür.
Edirne ilinde 2008-2010 yılları arasında çocuk mağduriyeti ve suça karışma durumları incelendiğinde, tekrar eden mağduriyetler dahil edilmediğinde; 2008’de 973 olayda 1.751 çocuk, 2009’da 1.246 olayda 2.140 çocuk ve 2010’da 1.361 olayda 2.346 çocuk mağdur olmuştur.
2008-2010 döneminde toplam 3.580 olayda 6.237 çocuk suç mağduru olmuştur. Mağdur çocuk sayısındaki artış, 2008-2009 yıllarında %22, 2009-2010 yıllarında %10 ve 2008-2010 döneminde toplam %34 olarak gerçekleşmiş ve Edirne, bu dönemde çocuk mağduriyeti açısından ülke genelinde 2. sırada yer almıştır.[2]
2010 yılında Edirne’de suça karışan çocuk sayısı 1.419 olup, ilin 31.666 kişilik çocuk nüfusuna oranlandığında çocuk fail oranı %4,48 olarak hesaplanmıştır. Bu oran Türkiye ortalamasının (%2,90) oldukça üzerindedir ve Edirne’yi çocuk failler sıralamasında 2’nci sıraya taşımaktadır. Aynı yıl, çocukların suça karışma sayısı 2.488 olup, bunlardan 1.069’u tekrar eden suçlardır. Mükerrer suç oranı çocuk nüfusuna oranlandığında %3,38 olup, Türkiye ortalaması (%2,17) ile kıyaslandığında Edirne ülke genelinde 7’nci sıradadır.
2009-2010 yıllarında çocuklar hakkında açılan ceza dava sayısı 991 olup, bu sayının çocuk nüfusuna oranı %3,13’tür. Türkiye ortalaması %2,23 olup, Edirne çocuklar hakkında açılan ceza davaları açısından ülke genelinde 5’nci sırada yer almaktadır. Edirne ili 2010 yılında çocuk suçluluğu haritasında iller arasında 3’ncü sıradadır.[3]
Bu bağlamda, 2012 yılı UYAP verilerine göre Edirne ili, diğer illerle karşılaştırıldığında yetişkin suçluluğunda 8’nci, yetişkin mağduriyeti açısından ise 12’nci sırada yer almıştır. Edirne’de 2010 yılında toplam 18.823 olay meydana gelmişken bu sayı 2012 yılında 23.424’e ulaşmıştır. Suç oranındaki %24’lük artışla Edirne, suç oranı artışının en yüksek olduğu iller arasında 6’ncı sırada yer almıştır.[4]
TÜİK’in 2020 verilerine göre, suçun işlendiği ile göre ceza infaz kurumuna giren ve yüz bin kişi başına düşen hükümlü sayısında ilk beş sırayı Aydın (509,9), Edirne (507,4), Antalya (503,9), Isparta (491,5) ve Denizli (483,7)almaktadır. Bu verilere göre Edirne 2’nci sırada bulunmaktadır.[5]
TÜİK’in yayımladığı son verilere göre ise 2024 yılında güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayısı, bir önceki yıla göre %9,8 artarak 612 bin 651’e ulaşmıştır. TÜİK’in il nüfuslarına göre yaptığı sıralamada Türkiye’de çocuk suç oranının en yüksek olduğu iller Ardahan (binde 7) ile başlarken; Erzincan (binde 6,2), Iğdır (binde 4,2), Yalova (binde 4,2), Karaman (binde 4,1), Niğde (binde 4,0), Düzce (binde 3,8), Bartın (binde 3,8), Edirne (binde 3,8) ve Nevşehir (binde 3,8) illeri izlemektedir. Bu verilere göre Edirne, çocuk suç oranlarında Türkiye genelinde 9’ncı sırada yer almaktadır.[6]
Öte yandan, Kültür Üniversitesi tarafından hazırlanan 2024 Türkiye Şiddet Haritası çalışmasında da şehir bazında suç olaylarının sayıları incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre 411 olay (%31,6) ile İstanbul ilk sırada yer alırken, Çorum 82 olayla (%6,3) ikinci, Edirne ise 70 olayla (%5,4) üçüncü sırada bulunmaktadır.[7]
2025 yılında Türkiye’de toplam 1.764 kasten öldürme olayının 266’sı suça sürüklenen çocuklar tarafından işlenmiştir. Ahmet Minguzzi ve Atlas Çağlayan cinayetlerinde olduğu gibi birden fazla 18 yaş altı failin kasten öldürme olayına karıştığı görülmüştür.[8]
Edirne özelinde konuya bakıldığında, 2024–2025 yılları arasında 9 kadının eski eşleri ve/veya erkek arkadaşları tarafından işlenen cinayetlerle öldürülmesi,[9]´[10] kentteki şiddet vakalarının ciddi bir risk oluşturduğunu ve alarm verici bir tabloya işaret ettiğini göstermektedir. Aynı dönemde iki kız çocuğunun henüz 15 yaşında olmalarına rağmen farklı tarihlerde ve ayrı okul bahçelerinde ateşli silahla öldürülmesi, kentte şiddet olaylarının ulaştığı boyutu ve toplum güvenliği açısından yarattığı kaygıyı daha da artırmaktadır.
Adalet Bakanlığı verileri Türkiye’de son yıllarda suça sürüklenen çocuklar konusunda dikkat çekici bir artış olduğunu gözler önüne seriyor. Verilere göre, 2015’te suça sürüklenen çocuk sayısı 158.560, 2016’da 146.737, 2017’de 145.210, 2018’de 157.096, 2019’da ise 161.378 olarak kayıtlara geçti. Türkiye’de suça sürüklenen çocuk sayısı 2022’de 176.128’e, 2023’te 177.174’e ulaştı.
Son 10 yılın istatistikleri arasında en yüksek suça sürüklenen çocuk sayısı 188.926 olarak 2024’te kayıtlara geçerken, bu sayı 2025’te 186.256 oldu.[11]
İçişleri Bakanlığı tarafından suça sürüklenen çocuklar hakkında hazırlanan rapora göre, 2025 yılında çocukların %71’nin 15-17 yaş, %29’unun ise 12-14 yaş aralığında olduğu belirlendi. 2020-2025 yılları arasında kasten öldürme olaylarında suça sürüklenen çocukların karıştığı olay sayısının, toplam olay sayısının ortalama %15’ini oluşturduğu belirtildi.[12]
Bu veriler, çocukların suça sürüklenmesinin artık görmezden gelinemeyecek bir toplumsal gerçek haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor.
Görünen o ki mesele sadece suç değil, bir neslin geleceği…
….Devam Edecek
[1] Erten, M., & Ertay, Y. (2023). TÜİK verilerine göre suça sürüklenen çocuklar ve sıklıkla işlenen suç türleri. International Journal of Düzce Educational Sciences, 1(2), s.92 -91-113.
[2] Solak, Adem (2013) Çocuk Odaklı Sosyal Risk Haritası, İstanbul: Hegem Yayınları : 39, s.;87
[3] a.g.a.e, s.;135
[4] a.g.a.e, s.;136
[5] Eren, Mustafa (2021) “Uyuşturucu” suçları 10 yılda 7 kat arttı.-24 Kasım 2021.- https://m.bianet.org/bianet/insan-haklari/253819-uyusturucu-suclari-10-yilda-7-kat-artti (Erişim: 5 Nisan 2023)
[6] Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Haber Üsküdar (2024) Suça sürüklenen çocuklar;.., 31.12.2025, Erişim Tarihi: 02.01.2026 (https://haberuskudar.com/suca-suruklenen-cocuklar-guvenlik-birimlerine-gelen-cocuk-sayisi-yuzde-98-artti)
[7] Erbay, Albay (2025) İstanbul Kültür Üniversitesi Yayın No: 329, s.20
[8] https://www.cnnturk.com/video/turkiye/icisleri-bakanligindan-suca-suruklenen-cocuk-raporu-2394125
[9] https://www.edirnegazetesi.com.tr/2-yilda-edirneli-8-kadin-cinayete-kurban-gitti/44142/
[10] https://www.evrensel.net/haber/584838/edirnede-kadin-cinayeti-komsusu-tarafindan-vurulan-turkan-demirci-yasamini-yitirdi
[11] Anadolu Ajansı (2026) Dosya: Küçük Yaş, Büyük Suç) 2.2.2026, (https://www.aa.com.tr/tr/dosya-haber/dosya-kucuk-yas-buyuk-suc/3817551)
[12] CNN Türk (2026) İçişleri Bakanlığından Suça sürüklenen suç raporu, 9.2.2026, (https://www.cnnturk.com/video/turkiye/icisleri-bakanligindan-suca-suruklenen-cocuk-raporu-2394125)
Kentlerin kaderi çoğu zaman planların varlığıyla değil, o planlara ne kadar sadık kalındığıyla belirlenmektedir. Edirne’nin tarihi çekirdeğinde yaşanan betonlaşma baskısı, yalnızca fiziksel bir dönüşüm değil hafızanın, kimliğin ve mekansal sürekliliğin aşınması anlamına gelmektedir. Bu nedenle Edirne’nin yaşadığı dönüşüm, geçmişin bir eleştirisi olmanın ötesinde, bugün “kentli olabilme” bilincinin de temel sorgulama alanını oluşturmaktadır.
Bu uyarılar ve kaygılar, 1990’lı yıllardan itibaren kentte somut adımların atılmasına zemin hazırlamıştır. Milli Saraylar kayıtlarında ören yeri olarak yer alan Edirne Sarayı’nın Kazancıgil’in yayımladığı “Edirne Sarayı ve Yerleşim Planı” adlı eseriyle yeniden gündeme gelmesinin ardından “Edirne Sarayı İhya ve İnşa Vakfı”nın kurulması ve 25–27 Kasım 1995’te I. Edirne Sarayı Sempozyumu’nun düzenlenmesi, ardından kazı ve restorasyon çalışmalarının başlatılması kentin kültürel mirasına yönelik kurumsal bir farkındalık döneminin başladığını göstermesi bakımından önemlidir.
Bu girişimler, kültürel mirasın yalnızca geçmişe ait bir değer değil, geleceğe taşınması gereken bir sorumluluk olduğunun anlaşılmaya başlandığını ortaya koymuştur.
Bu bağlamda Trakya Üniversitesi Senatosu’nun 19 Mart 1997 tarihli kararıyla Rektörlük Merkez Örgütü’nün Karaağaç’taki Gar Binası’na taşınması ve birimlerin 1998’de restore edilen yapıya yerleşmesi, tarihî bir yapının kamusal yaşama yeniden kazandırılması açısından dikkat çekicidir. Aynı şekilde II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi’nin 23 Nisan 1997’de özel müze statüsünde açılması ve Lozan süreciyle Türk topraklarına katılan Karaağaç Mahallesi’nde Lozan Anıtı ve Meydanı’nın düzenlenmesi, kentin kültürel yaşamını canlandırmıştır. Bu adımlar, Edirne’nin geçmişini korumakla kalmayıp onu kamusal yaşamın aktif bir unsuru hâline getirmeye başladığını göstermektedir.
Trakya Üniversitesi’nin 2004’te onaylanan Ergene Havzası Çevre Düzeni Planı da, Edirne’nin çevre ve arazi planlamasında rehber olmuş ve doğal kaynakların korunması ile tarımsal alanların değerlendirilmesine katkı sağlamıştır. Ancak yapılan revizyonlar, planın uygulama aşamasındaki hedeflerinin gerçekleşmesini sınırlamıştır.
Geleneksel miras bağlamında, Kırkpınar Yağlı Güreşleri 1361 yılında Edirne’nin fethiyle şehit olan 40 akıncının anısına Semavine de başlamıştır. 1924 yılından bugüne de Edirne Sarayiçi Er Meydanı’nda sürdürülmektedir. Yağlı Güreşin olimpiyatı olarak kabul edilen Kırkpınar, 2010 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne “Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali” adıyla dahil edilmiştir. Öte yandan, Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” olarak nitelendirdiği Selimiye Camii ve Külliyesi, 2011 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınarak kentin evrensel değerini tescillemiştir. Bunun yanı sıra “Türk Süsleme Sanatı: Ebru” (2014) ve “Bahar Kutlaması: Hıdırellez” (2017) UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne kaydedilmiştir. Böylece Edirne, dört farklı unsuruyla bu listelerde temsil edilir hâle gelmiştir. Sultan II. Bayezid Külliyesi ile Uzunköprü Köprüsü ise aday listede yer almaktadır. Tüm bu gelişmeler, Edirne’nin hem somut hem de somut olmayan kültürel miras açısından uluslararası düzeyde tanınan ve kültürel sürekliliği güçlü bir kimliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
Kentte yürütülen restorasyon çalışmaları bu süreci belirli dönemlerde desteklemiştir. Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün 2002–2018 yılları arasında gerçekleştirdiği restorasyon çalışması, Sayın Yunus Sezer’in Edirne Valisi olarak atanmasıyla birlikte tekrar hız kazanmıştır. Edirne Sarayı’nın İhyası, Gazi Mihal Hamamı, Şeyh Şücaeddin ve Kasım Paşa Camileri ile Makedonya Kulesi ve Edirne Mevlevihanesi gibi kültür varlıklarının ayağa kaldırılması, Saraçlar Caddesi Sağlıklaştırma Projesi’nin genişletilerek hayata geçirilmesi ve Meriç Nehri’nin Türkiye’nin ilk ve tek doğal kürek parkuru haline getirilerek kentin kültür turizmine kazandırılması bu çabaların başlıca örnekleridir.
Kentin gastronomi ürünlerinin tanınırlığının artırılmasında coğrafi işaret tescili önemli bir rol oynamaktadır. Coğrafi işaret, ürünün belirli bir yöreye özgü niteliklerini koruyarak kalite güvencesi sağlamaktadır. Bu sayede hem tüketici güvenini artırmakta hem de kentin ulusal ve uluslararası düzeyde marka değerini güçlendirmektedir.[1] Kentin gastronomi değerleri korunmalı ve geleceğe taşınmalıdır.
Gerek coğrafi işaret alımı gerekse fiziksel restorasyon çalışmalarının yanı sıra Meriç Nehri’nde gerçekleştirilen uygulamaların bilimsel temele dayandırılarak yürütülmesi, projelerin sürdürülebilirliği açısından çok önemlidir.
Bununla birlikte, fiziksel müdahaleler tek başına koruma sürecini başarıya ulaştırmamaktadır. Koruma bilincinin toplumsal düzeyde benimsenmesi ve içselleştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda kent kültürü ve kentlilik bilincinin geliştirilmesi temel bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Toplumun eğitim düzeyi ise bu sürecin en belirleyici unsurlarından biri olduğu da unutulmamalıdır.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Edirne’de 2024 yılı itibarıyla 6 yaş ve üzeri toplam nüfus 392.037 kişidir. Bu nüfusun 103.499’u ilkokul mezunu, 6.832’si okuma yazma bilmeyen, 26.327’si ise herhangi bir okul mezunu olmayan bireylerden oluşmaktadır. Ayrıca 1.681 kişinin eğitim durumuna ilişkin veri bulunmamaktadır. [2] Sözkonusu gruplar birlikte değerlendirildiğinde, 6 yaş ve üzeri nüfusun %35.29’unu oluşturmaktadır. Bu oran, kentteki eğitim düzeyine ilişkin önemli yapısal sorunlara işaret etmektedir.
Ortaya çıkan tablo, kentlilik bilinci ve koruma kültürünün gelişimini doğrudan etkileyebilecek sosyo-eğitsel bir yapıyı göstermektedir. Nitekim kentlilik bilinci yalnızca bireysel farkındalıkla değil, aynı zamanda kentin fiziksel ve tarihsel yapısının doğru okunması ve içselleştirilmesiyle de ilişkilidir.
Bu çerçevede fiziksel ve kültürel restorasyon çabaları, kentin tarihsel dokusundaki değişimleri de anlamak açısından önemlidir. Mahalle yapısındaki tarihsel değişim de bu dönüşümün önemli bir göstergesidir. 16. ve 17. yüzyıllarda 145–290 arasında değişen mahalle sayısı, zamanla birleşmeler, afetler ve göçler nedeniyle azalmış; 1980’de 82’ye düşmüş, 1989’da 172 mahallenin birleşmesiyle 82 mahalle ve 20 muhtarlık yapısı oluşmuştur.[3] Daha sonraki düzenlemelerle mahalle sayısı önce 24’e, Ocak 2023’te 28’e yükselmiştir.[4] Bu süreç, kentli olmanın yalnızca mevcut idari yapıyı değil, tarihsel mahalle kimliklerini de anlamayı gerektirdiğini göstermektedir.
Mahallelerin geçirdiği bu dönüşüm, sosyal yapıdaki farklılaşmalarla birlikte değerlendirilmelidir. 2005 tarihli revizyon imar planı açıklama notuna göre, yerli nüfus ve kamu görevlileri daha heterojen bir yapı sergilerken, göçle gelen gruplar, özellikle Menzilahır, Yıldırım Beyazıt, Yıldırım Hacısarraf ve Yeni İmaret mahallelerinde daha homojen ve içe dönük bir sosyal yapı göstermektedir.
Bu grupların kurduğu hemşehri derneklerinde öne çıkan “kültür” vurgusu, göçle gelenlerin kendi yerel kimliklerini Edirne’ye taşımalarını yansıtır. Bu durum ise kentin özgün kent kimliğinin bütüncüllüğü açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir durumu ortaya koyar.
UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak tescillenmiş bir kentte yaşamak, yalnızca uluslararası bir unvana sahip olmak değildir. Bu mirası koruma ve gelecek kuşaklara aktarma sorumluluğunu taşımak anlamına gelmektedir. Ancak Edirne örneği, unvan ile bilinç arasında zaman zaman mesafe oluşabildiğini göstermektedir.
Kentimizin kentselleşme sürecinde yaşadığı; Selimiye Camii ve kütüphanesine yönelik müdahalelere karşı gelişen sessizlik, Edirne Büyük Sinagogu’nun uzun süre kaderine terk edilmesi, Kaleiçi Mahallesi’ndeki tarihî konakların yok oluşu ve Balaban Paşa Mescidi’nin tescilli yerinden taşınması gibi örnekler, “kentlilik bilinci”nin yalnızca hukuki koruma kararlarıyla değil, toplumsal duyarlılıkla da şekillendiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, Edirne tarihi kent merkezi bir bütün olarak korunmalıdır. Anıtsal yapıların kent silüetine kazandırdığı kimlik ile doğal ve yapısal çevrenin oluşturduğu görsel nitelik titizlikle gözetilmelidir.[5] Kentin her mahallesinde yaşayanların bilgi, kültür ve sanatla buluşabilmesi için kültür evleri kurulmalıdır. Kişiye özel uygulamalarla imar planları revize edilmemelidir.
UNESCO Dünya Mirası unvanı Edirne’ye verilmiş bir ödül değildir. Her kuşağın taşıması gereken bir sorumluluktur. Kentlilik bilinci, tarihî yapıları yalnızca seyretmekle değil, onları koruma iradesini ortak bir kültüre dönüştürmekle mümkün olacaktır.
BİTTİ.
[1] Ekici, F. G. (2021). Türkiye’de Coğrafi İşaret Kavramı ve Trb1 Bölgesi İncelemesi. Fırat Üniversitesi Uluslararası İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 5(1), 159-176.
[2] Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İllere göre bitirilen eğitim durumu, 2023-2024
[3] Kazancıgil, Ratip (1992) Edirne Mahalleleri Tarihçesi 1361-1990.-Edirne: Türk Kütüphaneciler Derneği Edirne Şubesi Yayınları, No:7, s.
[4] Edirne Belediye Başkanlığı
[5] Erdoğan, E.; Kuter N.; (2010) Edirne Kenti Kültür Varlıklarının Kent Estetiği Açısından Değerlendirilmesi, Tekirdağ Ziraat Fakültesi Dergisi 7, (3) s.;144.
İmar planlarının sahadaki yansımaları incelendiğinde, planlama kararlarının kâğıt üzerinde ortaya koyduğu koruma ilkeleri ile uygulama sürecinde karşılaşılan gerçeklikler arasındaki uyumsuzluğun belirginleştiği görülmektedir. Koruma amaçlı düzenlemelerin sınırları, kapsamı ve uygulama biçimine ilişkin belirsizlikler; yatırımcılar ile mülk sahiplerinin beklentilerinin farklılaşmasına yol açmış, bu farklılaşma ise yerel yönetim, müteahhit ile mülk sahipleri arasında yeni gerilim alanlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Nitekim Kaleiçi’nin sit alanı olarak ilan edilmesinin ardından müteahhitler ile arsa sahipleri arasında anlaşmazlıklar yaşanmıştır. Çatı katı olarak inşa edilip daire şeklinde satılan bölümlerin belediyeden ruhsat alamaması birçok vatandaşı zor durumda bırakmıştır. Vatandaşlar ise “Madem ruhsat verilmeyecekti, neden inşaat izni verildi?” sorusunu basın yoluyla yetkililere iletmeye çalışmıştır.[1]
Bu sorunların çözümü amacıyla Edirne Belediye Başkanlığı, Anıtlar Yüksek Kurulu’nun kararını yeniden değerlendirmesi için Belediye Başkanı nezdinde girişimlerde bulunmuştur. Edirne inşaatçılar Derneğiyle birlikte yapılan değerlendirmeler ışığında Anıtlar Yüksek Kurulu Edirne Belediyesinin çağırısı üzerine 13-15 Temmuz 1979 tarihleri arasında Edirne’de toplantı yaparak problemli 300 dosya incelenmiştir.
Sorunlu yapıların 1070 daireyi kapsaması nedeniyle bu konuda Belediye Başkanı Güngör Mazlum’un özel gayretleri ile Anıtlar Kurulu bu yapılara iskan ve ruhsat verilmesini onaylamıştır. Yapılan bu toplantıların ardından Anıtlar Yüksek Kurulu, yeni şehir koruma planının Kaleiçi dahil olmak şartıyla genişletilmesi kararlaştırılmıştır.[2] Anıtlar Yüksek Kurulu’nun hazırladığı rapor doğrultusunda Kaleiçi semtinde imara uygun yapılmayan binalar ile ilgili imar affı sağlanmıştır.[3]
Çıkan af ile birlikte Edirne müteahhitleri ve bunun yanında çekme katları tam kat yapılan inşaatlardan daire alan fakat bir türlü içine giremeyen veya ruhsat alamayan vatandaşlar rahat bir nefes almıştır.[4] Ancak yine imar planına uymayanlar ödüllendirilmiş ve kentin yaşayan tarihi hançerlenmiştir.
Edirne’de dar gelirli vatandaşların konut sahibi olabilmeleri, gecekondu faaliyetlerini önleyebilmek adına sosyal konut projeleri geliştirilmiştir. İmar İskan Bakanlığınca 500 konutun yapımına başlanılmıştır.[5] Yine bu amaç doğrultusunda Sosyal Sigortalar Kurumunun Edirne’de yapmayı planladığı toplu konutların inşaatına, kat izniyle ilgili yaşanan değişiklik beklentileri nedeniyle bir türlü başlanamamıştır. Önceden belediye tarafından üç kat olarak verilen izin daha sonra beş kata çıkarılmıştır.[6]
Edirne’de 1980’li yıllardan itibaren hazırlanan imar planları, yalnızca kentsel büyümeyi yönlendirmeyi değil, aynı zamanda kentin zengin kültürel mirasını koruyarak gelecek kuşaklara aktarmayı da amaçlamıştır.
1985 yılında onaylanan Koruma İmar Planı ile özellikle Selimiye Camii, Eski Camii ve Üç Şerefeli Camii çevresindeki yapı grupları sit alanı ilan edilmiştir. Birçok yapı “Eski Eser” olarak tescillenmiştir. Plan doğrultusunda, sit alanı içerisinde planla bütünleşecek şekilde koruma politika ve kararlarını içeren “Edirne Kentsel Sit Alanı Koruma İmar Planı İmar Yönetmeliğinin Bazı Maddelerinden Değişiklik Yapılarak Düzenlenmiş Ek İmar Yönetmeliği” hazırlanıp 1991 yılında yürürlüğe konmuştur.Böylece bu alanlarda uygulanacak koruma ilke ve kararları yasal bir çerçeveye kavuşturulmuş ve tarihsel çevrenin plan bütünlüğü içinde korunması hedeflenmiştir.[7]
1960’lı yıllarda planların uygulamaya yeterince yön verememesi ve sık değişikliklere uğraması nedeniyle 1984’ten itibaren daha kapsamlı nazım ve uygulama imar planları hazırlanmıştır. 1986–1990 yılları arasında etaplar hâlinde onaylanan planlar; tarım topraklarının korunması, doğal ve tarihsel değerlerin sürdürülebilirliği, kontrollü ulaşım, maliyetlerin azaltılması ve toplumsal bütünleşme gibi hedefler doğrultusunda kentsel gelişimi yönlendirmiştir.
1990’lı yıllarda Türkiye genelinde başlatılan konut kooperatifçiliği Edirne’de imara açılan bölgelerde uygulamaya konulmuştur. Bu uygulama alanı da Kooperatif Evleri bölgesi olarak adlandırılmış ve I. Murat Mahallesi, Koca Sinan ve Fatih Mahallelerinde kentleşmenin hızlı gelişmesini sağlamıştır.
1994 İlave Nazım İmar Planı ve 2003 ile 2005 Revizyon İmar Planları ise artan nüfus ve yeni gelişme alanları doğrultusunda kentin mekânsal yapısını yeniden düzenlemiştir. 2017 yılı Eylül ayı meclis toplantısında alınan karar gereği de Kimyalar, Dörtkaya ve Kavgaz mevkilerinde ilave ve revizyon imar planları gerçekleştirilmiştir. Edirne Belediyesinin en son aldığı koruma amaçlı imar planı revizyonu meclisin 03.12.2025 tarihli Aralık ayı toplantısında 24.11. tarih ve 1128 sayılı kurul kararıyla onaylanan Edirne Merkez Kentsel Sit alanı Etkileme Geçiş Sahası planıdır. Onaylanan imar planı, 1. ve 3. derece arkeolojik sit alanı 1/5000 ve 1/1000.ölçekli revizyon koruma amaçlı imar planı olup söz konusu “Koruma Amaçlı Revizyon İmar Planı” Belediye ilan panosunda, internet sitesinde ve imar şehircilik müdürlüğünde 04.12.2025-02.01.2026 tarihleri arasında askıya çıkarılmıştır.[8]
Edirne Merkez Yeniimaret Mahallesi’nde Şubat 2023’te başlatılan Sosyal Konut Projesi (İlk Evim Arsa Projesi) kapsamında yapılan incelemeler ve alınan kurum görüşleri doğrultusunda, 08.10.2010 tarihli Edirne İli 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda “Fuar Alanı” olarak belirlenen parseller; plan değişikliği ile “Kentsel Gelişme Alanı”, “Kentsel ve Bölgesel Sosyal Altyapı Alanı”, “Kentsel ve Bölgesel Yeşil ve Spor Alanı” ve “Mesire Alanı” olarak yeniden düzenlenmiştir.[9]
Gerçekleştirilen bu planlarda konut, sanayi, ticaret, sosyal donatı ve yeşil alan dengesi kurulmaya çalışılmıştır. Park, spor, rekreasyon ve mesire alanlarına yer ayrılmıştır. Bu bağlamda hazırlanan imar planlarıyla kentsel büyümeyi kontrollü ve sürdürülebilir biçimde yönlendirmek, tarihî ve kültürel mirası koruyarak kent kimliğini güçlendirmek hedeflenmiştir.
Bu planlama yaklaşımı yalnızca mekânsal düzenlemelerle sınırlı kalmamıştır. Kültür varlıklarının korunmasını fiziksel bir müdahale olmaktan çıkararak toplumsal bir bilinç oluşturma sürecine dönüştürmeyi amaçlamıştır. Böylece kent halkında tarih bilinci ve aidiyet duygusunun gelişmesiyle kent kültürünün güçlenmesine katkı sağlayan bütüncül bir planlama anlayışı ortaya konmuştur.
Bununla birlikte, uygulama sürecine yakından bakıldığında bazı yapısal sorunların varlığı dikkat çekmektedir. Edirne’de imar planları hazırlanırken kentin tüm tarihsel ve mekânsal dinamikleri her zaman yeterince dikkate alınmamıştır. Nitekim uzun süre sit alanı dışında kalan Karaağaç Mahallesi’nde ancak 2014 yılında kentsel sit alanı belirleme çalışmaları başlatılmıştır.
Ayrıca imar planlarının uygulama sürecinde parsel bazlı ve kişiye özel plan değişiklikleri plan bütünlüğünü zedelemiş, kamu yararı ilkesini tartışmalı hâle getirmiştir. Bu durum, kültürel mirası koruma hedefi taşıyan planların ancak bütüncül, katılımcı ve kamu yararını esas alan bir anlayışla etkin biçimde uygulanabileceğini göstermektedir.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, 1947’de yerel basında dile getirilen kaygıların yalnızca döneme özgü olmadığını görüyoruz. Kentlerin kaderi çoğu zaman planların varlığıyla değil, o planlara ne kadar sadık kalındığıyla belirlenmektedir. Edirne’nin tarihi çekirdeğinde yaşanan betonlaşma baskısı, aslında yalnızca fiziksel bir dönüşüm değil; hafızanın, kimliğin ve mekânsal sürekliliğin de aşınması anlamına gelmektedir.
Oysa bir kenti geleceğe taşıyacak olan geçmişini yok sayarak yükselen beton bloklar değil; tarihsel katmanlarıyla birlikte var olabilen bilinçli ve kararlı bir planlama anlayışıdır.
Devamı Var…
[1] Apartmanlarda çatı katı olanlar ruhsat alamıyor. (1978) Edirne Gazetesi, 21 Ağustos 1978, Yıl:16, Sayı:4644, s.1.
[2] Anıtlar Yüksek Kurulu Edirne’deki toplantısını tamamlayarak gitti. (1979) Edirne Gazetesi, Yıl:17, Sayı:4919, sf.1
[3] Halkımıza bayram hediyesi olarak müjdelendi (1979) Edirne Gazetesi, 23 Ağustos 1979, Yıl:17, No:4951, s.1
[4] İmar affı çıktı. Edirne müteahhitler rahat nefes aldı. (1978) Edirne Gazetesi, 4 Ekim 1978, Yıl:16, Sayı:4677, s.1.
[5] 500 konut tahsisi için ilan yapılmadıkça müracaatlar dikkate alınmayacak. (1978) Edirne Gazetesi, 27 Şubat 1978, Yıl:15, Sayı:4494, s.1.
[6] SSK’nın toplu konut fiyatları için 3 kat müsaadesi 5 kata çıkarıldı.(1978) Edirne Gazetesi, 21 Kasım 1978, Yıl:16, Sayı:4715, s.1
[7] Yaş, Hakan; Çetin, Can (2019) Edirne’nin Kentsel Genişlemesinin İmar Planları Üzerinden İncelenmesi, Kentleşme ve Yerelleşme sürecinde Edirne monografisi kitabın içinde s.134 (Editörler: Mahmut Güler, Seyhan Bilir Güler).-İstanbul: Marmara Belediyeler Birliği Yayınları, s.135
[8] Edirne Belediye Başkanlığı
[9] T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (2023) Edirne İli, Merkez İlçesi, Yeni İmaret Mahallesi, 1 Nolu Gecekondu Önleme Bölgesine İlişkin Çevre Düzeni Planı Değişikliği Plan Açıklama Raporu, s.28
Bir önceki yazımızı şu soruyla bitirmiştik: Edirne, kendi hafızasıyla birlikte büyümeyi başarabildi mi?
Bu yazıda, söz konusu soruya kent tarihimizde iz bırakan somut örnekler üzerinden yanıt aramaya çalışalım.
Kurtuluş Savaşı sonrasında harap bir kent görünümünde olan Edirne’de halk yorgun ve bitkindir. Yoksulluğun ve eğitimsizliğin belirgin biçimde hissedildiği bu dönemde yöneticiler, sınırlı imkânlarla kenti yeni imar planları doğrultusunda geleceğe hazırlama çabası sürdürürken diğer taraftan da kentin gastronomi değerlerini ekonomiye dönüştürme çabası içine girmişlerdir.
Ancak bu süreçte, Osmanlı döneminden kalan yapı kalıntılarının taşlarının yol yapımında kullanıldığı, arsa alanlarının ise özel kişilere satışa çıkarıldığı görülmektedir. Bugünkü ifadeyle bu uygulamalar, kamusal varlıkların tasfiyesi ve özelleştirilmesi niteliğindedir.
Kentin içinden geçen üç nehrin verimli topraklarında yetişen sebze ve meyveleri ekonomiye kazandırmak amacıyla Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan konserve ve şarap fabrikalarının ömrü kısa olmuş, sürdürülebilirlikleri sağlanamamıştır. Bir dönem ülkenin aranan markalarından olan Edirne Beyaz Peyniri’nin de bugün geldiği nokta üzüntü verici durumdadır.
Kentin kale dışında gelişen ilk mahallelerinden biri olan Balaban Paşa’nın yaptırdığı Balaban Paşa Mescidi bu sürecin dikkat çekici örneklerindendir. Yapının taşlarının kaldırım inşaatında kullanıldığı; Edirne Vakıflar Müdürlüğü’nün 1 ve 21 Ağustos 1926 tarihli 227 ve 241 sayılı kararlarıyla “yıkıntı” olarak satışına karar verildiği belgelerde yer almaktadır. Ayrıca mescid arsasının da 28 Eylül 1940 tarihli 78 sayılı kararla satışa çıkarıldığı ve 16 Aralık 1940 tarihli 88 sayılı kararla metrekaresi 33 kuruştan Edirne Belediyesi ambar memuru ve merkez tahsildarı Osman Türkkan’a satıldığı anlaşılmaktadır.[1]
Bu dönemde bu tür örnekler sıkça görülmektedir. Buna karşın, aynı dönemde kentin sosyal yaşamında dikkat çekici bir hareketlilik de söz konusudur. Kadim kent Edirne’de 1940’lı yıllarda 10’un üzerinde tenis kortunun bulunması, farklı kültürlerden oluşan toplulukların kentin kültürel ve sosyal gelişimine yaptığı katkının somut bir göstergesidir.
1950’den sonra Edirne’de birçok değerli eser yıkıma uğramıştır. Bunun nedeni, Gündüz Özdeş’in Selimiye’yi merkez alan planına aykırı yapılaşmalardır. Özdeş, Selimiye’nin mimarisi kadar şehircilik anlayışının da korunması gerektiğini vurgulamıştır. Ancak plana rağmen, eski Askeri Rüştiye binasının yerine Selimiye önüne ruhsatsız bir Orduevi yapılmıştır. Kaleiçi temelindeki çalışmaların ardından 1966’da ilk uygulama planı hazırlanmış ve 1968 yılında da Selimiye çevresine yönelik mekânsal düzenleme planı yapılmıştır.[2]
Edirne 1969 yılında “kalkınma öncelikli iller” kapsamına alınmasıyla birlikte[3] kentte hızlı bir betonlaşma süreci başlamıştır. Ancak o güne kadar kentin genişlemesine yönelik yeni imar planlarının geliştirilememiş olması, bu sürecin kentin ilk şehirleşme çekirdeğini oluşturan “Tarihi Kaleiçi” alanında başlamasına neden olmuştur.
Bu bağlamda Kaleiçinde ilk kooperatifleşme hareketi 1962 yılında başlamıştır. Edirne Mahdut Mesuliyetli İşçi Evleri Yapı Kooperatifi Kaleiçi’nin Yangınlık semtinde inşa ettirdiği 12 hanelik evlerin inşaatını 1962 yılının Ağustos ayında bitirerek düzenlenen törenle ev sahiplerine anahtarları dağıtılmıştır.[4] Edirne’de 1975 yılında ilk kooperatifleşme olarak planlanmış yerleşme alanı da Binevler bölgesidir.[5]
Belediye, bir taraftan bölgedeki inşaatları kontrol ederek ruhsata aykırı hareketlere ceza uygularken diğer taraftan da imar planına aykırı yapılan çıkıntıları yıktırmaktaydı.[6]
Tarihi konutların yıkılarak yerlerine betonarme ve çok katlı yapıların inşa edilmeye başlanması, Anıtlar Kurulu’nu harekete geçirmiştir. Anıtlar Yüksek Kurulu, Kaleiçi’ni sit alanı ilan ederek Eylül 1977’de bölgede üç kattan fazla bina inşa edilmesini yasaklamıştır.[7]
Edirne Belediye Başkanı Güngör Mazlum, müteahhitler ile yapmış olduğu toplantı da inşaatçıların dilek ve şikâyetlerini dinleyerek, Anıtlar Yüksek Kurulunca son alınan ve bu bölgedeki inşaatları çok kısıtlayan bu karar eleştirilmiş ve kararın değiştirilmesi yolunda Belediye’nin işe müdahalesi talep edilmiştir. Bu bağlamda belediye tarafından yaptırılmakta olan imar planı revizyonu ve tarihi çevreyi koruma planının yapım ve onarımı işinin çabuklaştırılmasının elzem olduğu ileri sürülmüştür.[8]
1966 yılında kabul edilen 775 sayılı Gecekondu Kanunu, kentsel hizmetlerin daha düzenli ve etkili bir biçimde sunulmasını sağlamak ve şehirlerde altyapının planlı şekilde geliştirilebilmesine imkân tanımak amacıyla yürürlüğe girmiştir. Bu kanun, özellikle hızlı kentleşmenin ortaya çıkardığı sorunlara çözüm üretmeyi ve gecekondulaşmayı yasal bir çerçeve içinde ele almayı hedeflemiştir.[9]
Edirne’de sanayileşme hareketliliğiyle birlikte kentin önemli problemlerinden biri de gecekondu meselesi olmuştur. Şehrin değişik bölgelerinde gelişen gecekondu yapılaşmasından Yıldırım semtindeki ermeni mezarlığı da nasibini almıştır.[10] Şehir nüfusunun giderek yoğunlaşmasıyla birlikte gecekondu sorunu önem kazanmış olup sorunun çözümü için sosyal konut inşaatı gelişmeye başlamıştır.[11]
1970’li yıllarda Edirne için önemli bir kalkınma hamlesi olarak değerlendirilen ve kurulması planlanan organize sanayi bölgesi girişimleri, çeşitli ekonomik ve idari nedenlerle istenilen sonuca ulaşamamıştır. Nitekim söz konusu organize sanayi bölgesi çalışmaları 1978 yılında da başarıya ulaşamamış ve proje hayata geçirilememiştir.[12]
Edirne Belediye Başkanlığı almış olduğu imar kararları içinde ağırlık noktasını gecekondu yapımını önlemek gayesi ile plan geliştirilmesi kararı teşkil etmiştir. Daha önceki şehir planına ek olarak Hacılar ezanı mevkiinde düzenlenen DSİ kanalları arasında kalan 400 m. genişliğinde ve İstanbul asfaltına paralel bir sahanın da planlanmasını meclis kabul etmiştir.[13]
Bu bağlamda Edirne Belediyesi kentin sorunlarına çözüm üretmek amacıyla dört komisyon kurmuştur. Bu komisyonlar “Edirne’nin Konut Sorunu Komisyonu”, “İmar Planı ve Tarihi Çevreyi Koruma Planının Tartışılması ve Kısa ve Uzun Vadeli Ulaşım Sorunu Komisyonu, “Edirne’de Kırkpınar Alanının Değerlendirilmesi ve diğer Park Yerleri Sorunu Komisyonu” ile Edirne’nin Turistik Gelişme Olanaklarını Araştırma Komisyonundan oluşmuştur.[14]
Ancak tüm bu planlama çalışmaları ve komisyon kararlarına rağmen, kentin imar ve koruma sürecinde yeni tartışmalar da gündeme gelmiştir. Özellikle tarihi dokunun korunmasına yönelik alınan kararlar, uygulama aşamasında müteahhitler ve vatandaşlar açısından çeşitli sorunları beraberinde getirmiştir.
Devamı Var..
[1] Kazancıgil, Ratip (1992) Edirne Mahalleleri Tarihçesi (1361-1990).-Edirne: Türk Kütüphaneciler Derneği Edirne Şubesi Yayınları No:7, s.36
[2] Yaş, Hakan; Çetin, Can (2019) Edirne’nin Kentsel Genişlemesinin İmar Planları Üzerinden İncelenmesi, Kentleşme ve Yerelleşme sürecinde Edirne monografisi kitabın içinde s.134 (Editörler: Mahmut Güler, Seyhan Bilir Güler).-İstanbul: Marmara Belediyeler Birliği Yayınları, s.135
[3] İzmen, Ümit (2014) Bölgesel Kalkınma Dinamikleri.- Trakya Kalkınma Ajansı, s.17
[4] Kooperatif evleri törenle tevzi edildi.(1962) Edirne Sesi Gazetesi, 3 Ağustos 1962, Yıl:2, Sayı:60, ss.1-4.
[5] Erdoğan, Nevnihal (2006)Edirne kentinde konut yerleşimlerinin fiziksel ve sosyal yapısının kültür bağlamında değerlendirilmesi.-Edirne: Trakya Üniversitesi yayınları no;67, s.27
[6] Edirne Sesi Gazetesi 1977) Belediye inşaatları kontrol ederek ruhsata aykırı hareketlere cezalar veriyor, 31 Ağustos 1977, Yıl:17, Sayı:5523, sf;1
[7] Edirne Sesi Gazetesi (1977) Anıtlar kurulu Edirne imar planını altüst etti. 5 Eylül 1977, Yıl:17, Sayı:5526, s.1
[8] Belediye Başkanı Güngör Mazlum bu defada müteahhitlerle bir toplantı yaptı.(1977) Edirne Gazetesi, 22 Aralık 1977, Yıl:15, Sayı:4445, s.1.
[9] Resmî Gazete Tarihi: 30.07.1966 Resmî Gazete Sayısı: 12362
[10] Ermeni mezarlığı gecekondularla doldu. (1978) Edirne Gazetesi, 26 Ağustos 1978, s.2
[11] Gecekondu önleme bölgesinde gecekondu inşaatlarına izin verilmeyecek (1978) Edirne Gazetesi, 8 Şubat 1978, Yıl:15, Sayı:4476, s.1
[12] Yöremizde kurulacak organize sanayi bölgesi çalışmaları durdu. (1978) Edirne Gazetesi, 21 Ağustos 1978, Yıl:16, Sayı:4644, s.1
[13] Belediye meclisi ek planın genişletilmesini kabul etti. (1978) Edirne Gazetesi, 25 Şubat 1978, Yıl:15, Sayı:4493, s.1
[14] Belediye Başkanı dört komisyon oluşturdu. (1978) Edirne Gazetesi, 19 Nisan 1978, Yıl:15, Sayı:4538, s.1.
Prof. Ernst Egli, 1937 yılından itibaren Edirne’nin planlama sürecini resmi olarak üstlenmiş ve kentin modern şehircilik ilkeleri doğrultusunda yeniden düzenlenmesine öncülük etmiştir. Hazırladığı plan kapsamında Selimiye Camii’ni merkez alan güçlü bir mekânsal aks oluşturulmuştur. Edirne-İstanbul yolu genişletilerek paralel ulaşım bağlantıları düzenlenmiştir. Tunca Nehri boyunca önerilen çevre yolu ile doğu-batı yönlü ulaşım güçlendirilmiş, ulaşım sürekliliği nehir geçişleriyle kesintiye uğramayacak biçimde kurgulanmıştır. Kaleiçi bölgesinde mevcut tarihi doku korunurken, sokak sistemi ızgara plan anlayışı çerçevesinde ele alınmıştır. Ana arterler geniş tutulmuş, mahalle içi sokaklar ise daha dar ölçekli tasarlanmıştır. Eski Cami çevresindeki parsel dokusunun korunması ve Karaağaç’tan gelen yolların farklı bağlantı alternatifleriyle Avrupa yoluna entegre edilmesi, planın hem tarihsel sürekliliği hem de ulaşım bütünlüğünü gözettiğini göstermektedir.[1]
Bu mekânsal kararların hayata geçirilmesi ise dönemin yerel ve merkezi yöneticilerinin iş birliğiyle gerçekleşmiştir. 1930 yılında belediye başkanlığı görevine gelen eczacı Ferit Çardaklının yaptığı girişimlerle hızlandırılan imar planı,[2] Edirne Valisi Sâlim Özdemir Günday ve özellikle “Selimiye Merkezli Edirne İmar Planı Uygulaması” dönemin Edirne Belediye Başkanı Ekrem Demiray’la birlikte başlatılmıştı. O günlerde Almanya’dan gelen Prof. Egli Edirne’nin 1/500, 1/1000 ve 1/1200 ölçekli imar planları[3] Edirne Milletvekili olan; Faik Kaltakkıran, Şeref Aykut ve Şakir Kesebir’inde katılımı ile şehir içinde yerinde incelenmişti.[4]
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Edirne’nin kentleşme süreci Egli planları doğrultusunda şekillenirken, 1951 yılında hazırlanan Gündüz Özdeş planları bu planlama yaklaşımını sürdürmüş ve kentin tarihsel kimliğinin korunmasını temel ilke olarak benimsemiştir. Bu süreçte, geçmişten günümüze ulaşan mimari miras aynı sokak ve mahalle dokusu içinde korunarak devam ettirilmiştir. Cumhuriyet dönemi mimari eserleri de bu tarihsel yerleşke içerisinde konumlandırılarak kentsel süreklilik sağlanmıştır.
Kentlerde “koruma alanları” veya “sit alanları” sınırlandırıcı kavramlar yerine, yerleşmeleri sosyo kültürel ve mekânsal bir bütün olarak, tarihsel katmanlarıyla birlikte ele almak “tarihi kentsel peyzaj” kavramının benimsendiği yaklaşımı da gerektirmektedir.[5]
Edirne gibi farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan bir kentte mesele yalnızca “eskiyi korumak” olmamalıdır. Asıl önemli olan, tarihsel sürekliliği kesintiye uğratmadan yeniyi üretebilmektir. Aynı sokakta Osmanlı sivil mimarisi, erken Cumhuriyet dönemi kamu yapıları ve günümüz müdahalelerinin bir arada bulunması bir çelişki değil; doğru planlama ve ölçek anlayışıyla ele alındığında kentin yaşayan tarihini görünür kılan güçlü bir mekânsal anlatıdır. Ancak bu yaklaşım, geçmişi yok sayan ya da yıkan bir müdahale anlayışına dönüşmemelidir.
Bu doğrultuda miras kavramı da zaman içerisinde yalnızca anıtsal ve sivil mimari örnekleri değil, farklı işlevlere sahip yapıları kapsayacak biçimde genişlemiştir. Mirasın kültürel anlamda genişlemesi, “endüstri mirası” kavramının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Edirne Eski Elektrik Fabrikası da döneminin önemli endüstriyel mimari yapılarından biri olarak günümüze ulaşmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında inşa edilen Umumi Müfettişlik Binası, Tarihi Gar Binası, Eski Kapalı Spor Salonu, Edirne Kız Sanat Okulu ve Karaağaç Trakya Köy Öğretmen Okulu gibi yapılar, kentin erken kentleşme sürecinde hayata geçirilen kurumlar olarak Edirne’nin hafızasında önemli bir yer edinmiştir.
Bu yapılar ve plan kararları yalnızca fiziksel çevrede değil, dönemin kamusal tartışmalarında da karşılık bulmuştur. Kentin imar planlarının uygulanma süreci ve bu sürecin nasıl değerlendirildiği konusunda yerel basın önemli bir kaynak niteliğindedir. Nitekim Edirne Postası gazetesi, 19 Kasım 1947 tarihli sayısının ilk sayfasında bu süreci şöyle değerlendirmektedir:
“….Bilinmediğinden eline bir miktar kireç ve tuğla geçiren vatandaşlar ulu orta inşaat yapmaktadırlar. Kendilerini ikaz eden, yol gösteren bir merci yoktur. Mahalle aralarında ahırlar çoğalmaktadır. Nerede ise gecekondu evleri de meydana çıkmaktadır. Bu hal Edirne’yi geriye, köye götürmek demektedir. Zaman oluyor semt, semt yağ imalathaneleri şehrin mutena yerlerine serpiliyor, istenilen sokakta değirmen yapıldığını görüyoruz. Aklına gelen dilediği yerde mandıra, garaj inşa ediyor. Cadde üstünde yapak tarakları gibi imalathaneler kurulduğu vakidir. Gelişigüzel ve keyfi yapılar yüzünden Edirneliler ileride büyük zararlara uğrayabilirler. Şehrimizin ticaret, sanayi, spor, Pazar, sağlık, banliyö ve eğlence semtlerinin, yeşil sahalarının ve ikametgâh kısımlarının belirtilmesi farzdır. Yoksa bütün emek ve teşebbüslerle harcanan servetlere yazık olur.” [6] şeklindedir.
Bu ifadeler, imar planlarının uygulama sürecinde yaşanan denetimsizlikleri ve işlevsel bütünlüğün sağlanamamasına yönelik kaygıları açık biçimde ortaya koymaktadır. Gazetede dile getirilen eleştiriler, kent mekânında rastlantısal ve bireysel müdahalelerin artmasının, planlı gelişim anlayışıyla çeliştiğini göstermektedir. Özellikle ticaret, sanayi, konut ve sosyal donatı alanlarının belirlenmesine yapılan vurgu, dönemin kentleşme politikalarında farklı kullanım alanlarının ayrı bölgelerde planlanmasına dayanan bütüncül yaklaşımın, yerel ölçekte de uygulanmaya çalışıldığını ortaya koymaktadır.
Görüldüğü gibi, 1930’lu yıllarda başlayan imar planlarının geçen süre içinde uygulamada aksaklıklar yarattığı ve plan kararlarına her zaman uyulmadığı belirtilmektedir. Peki, bugüne geldiğimizde durum gerçekten farklı mı? Kentin yeni yerleşim alanlarında apartmanların altına açılan dükkânlar, otoparksız inşa edilen apartman ve siteler, plansız kentleşmenin güncel örnekleri değil midir?
Soru şu: Edirne, kendi hafızasıyla birlikte büyümeyi başarabildi mi?
Devamı Var.
[1] Gökşen, Tuğba Yüce (2017) Erken Cumhuriyet Döneminde Edirne’de Kentsel Gelişim.- Edirne: Trakya Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Mimarlık Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, s.75
[2] Yaş, Hakan; Çetin, Can (2019) Edirne’nin Kentsel Genişlemesinin İmar Planları Üzerinden İncelenmesi, Kentleşme ve Yerelleşme sürecinde Edirne monografisi kitabın içinde s.134 (Editörler: Mahmut Güler, Seyhan Bilir Güler).-İstanbul: Marmara Belediyeler Birliği Yayınları, s.130
[3] Edirne Milli Gazete (1934) Edirne’nin imarı ve su işleri hakkında, 31.5.1934, Yıl:7, Sayı:514, s.1
[4] Ağırgan, Mehmet (2012) Cumhuriyet döneminde Edirne Valileri.-Edirne: Edirne Valiliği Yayınları, s.59.
[5] Dinçer, İ. (2013). Kentleri dönüştürürken korumayı ve yenilemeyi birlikte düşünmek: “Tarihi Kentsel Peyzaj” kavramının sunduğu olanaklar. Iconarp International Journal of Architecture and Planning, 1(1), 22-40.
[6] Edirne Postası (1947) Edirnemizin imar meselesi, Edirne Postası Gazetesi, 19.11.1947, Yıl:23, Sayı: 1515, s.1