eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Ender Bilar

Ender Bilar

12 Şubat 2026 Perşembe

UNESCO DÜNYA MİRASI BİR KENTTE KENTLİ OLABİLMEK: EDİRNE -4

UNESCO DÜNYA MİRASI BİR KENTTE KENTLİ OLABİLMEK: EDİRNE -4
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Prof. Ernst Egli, 1937 yılından itibaren Edirne’nin planlama sürecini resmi olarak üstlenmiş ve kentin modern şehircilik ilkeleri doğrultusunda yeniden düzenlenmesine öncülük etmiştir. Hazırladığı plan kapsamında Selimiye Camii’ni merkez alan güçlü bir mekânsal aks oluşturulmuştur. Edirne-İstanbul yolu genişletilerek paralel ulaşım bağlantıları düzenlenmiştir. Tunca Nehri boyunca önerilen çevre yolu ile doğu-batı yönlü ulaşım güçlendirilmiş, ulaşım sürekliliği nehir geçişleriyle kesintiye uğramayacak biçimde kurgulanmıştır. Kaleiçi bölgesinde mevcut tarihi doku korunurken, sokak sistemi ızgara plan anlayışı çerçevesinde ele alınmıştır. Ana arterler geniş tutulmuş, mahalle içi sokaklar ise daha dar ölçekli tasarlanmıştır. Eski Cami çevresindeki parsel dokusunun korunması ve Karaağaç’tan gelen yolların farklı bağlantı alternatifleriyle Avrupa yoluna entegre edilmesi, planın hem tarihsel sürekliliği hem de ulaşım bütünlüğünü gözettiğini göstermektedir.[1]

Bu mekânsal kararların hayata geçirilmesi ise dönemin yerel ve merkezi yöneticilerinin iş birliğiyle gerçekleşmiştir. 1930 yılında belediye başkanlığı görevine gelen eczacı Ferit Çardaklının yaptığı girişimlerle hızlandırılan imar planı,[2] Edirne Valisi Sâlim Özdemir Günday ve özellikle “Selimiye Merkezli Edirne İmar Planı Uygulaması” dönemin Edirne Belediye Başkanı Ekrem Demiray’la birlikte başlatılmıştı. O günlerde Almanya’dan gelen Prof. Egli Edirne’nin 1/500, 1/1000 ve 1/1200 ölçekli imar planları[3] Edirne Milletvekili olan; Faik Kaltakkıran, Şeref Aykut ve Şakir Kesebir’inde katılımı ile şehir içinde yerinde incelenmişti.[4]

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Edirne’nin kentleşme süreci Egli planları doğrultusunda şekillenirken, 1951 yılında hazırlanan Gündüz Özdeş planları bu planlama yaklaşımını sürdürmüş ve kentin tarihsel kimliğinin korunmasını temel ilke olarak benimsemiştir. Bu süreçte, geçmişten günümüze ulaşan mimari miras aynı sokak ve mahalle dokusu içinde korunarak devam ettirilmiştir. Cumhuriyet dönemi mimari eserleri de bu tarihsel yerleşke içerisinde konumlandırılarak kentsel süreklilik sağlanmıştır.

Kentlerde “koruma alanları” veya “sit alanları” sınırlandırıcı kavramlar yerine, yerleşmeleri sosyo kültürel ve mekânsal bir bütün olarak, tarihsel katmanlarıyla birlikte ele almak “tarihi kentsel peyzaj” kavramının benimsendiği yaklaşımı da gerektirmektedir.[5]

Edirne gibi farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan bir kentte mesele yalnızca “eskiyi korumak” olmamalıdır. Asıl önemli olan, tarihsel sürekliliği kesintiye uğratmadan yeniyi üretebilmektir. Aynı sokakta Osmanlı sivil mimarisi, erken Cumhuriyet dönemi kamu yapıları ve günümüz müdahalelerinin bir arada bulunması bir çelişki değil; doğru planlama ve ölçek anlayışıyla ele alındığında kentin yaşayan tarihini görünür kılan güçlü bir mekânsal anlatıdır. Ancak bu yaklaşım, geçmişi yok sayan ya da yıkan bir müdahale anlayışına dönüşmemelidir.

Bu doğrultuda miras kavramı da zaman içerisinde yalnızca anıtsal ve sivil mimari örnekleri değil, farklı işlevlere sahip yapıları kapsayacak biçimde genişlemiştir. Mirasın kültürel anlamda genişlemesi, “endüstri mirası” kavramının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Edirne Eski Elektrik Fabrikası da döneminin önemli endüstriyel mimari yapılarından biri olarak günümüze ulaşmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında inşa edilen Umumi Müfettişlik Binası, Tarihi Gar Binası, Eski Kapalı Spor Salonu, Edirne Kız Sanat Okulu ve Karaağaç Trakya Köy Öğretmen Okulu gibi yapılar, kentin erken kentleşme sürecinde hayata geçirilen kurumlar olarak Edirne’nin hafızasında önemli bir yer edinmiştir.

Bu yapılar ve plan kararları yalnızca fiziksel çevrede değil, dönemin kamusal tartışmalarında da karşılık bulmuştur. Kentin imar planlarının uygulanma süreci ve bu sürecin nasıl değerlendirildiği konusunda yerel basın önemli bir kaynak niteliğindedir. Nitekim Edirne Postası gazetesi, 19 Kasım 1947 tarihli sayısının ilk sayfasında bu süreci şöyle değerlendirmektedir:

 “….Bilinmediğinden eline bir miktar kireç ve tuğla geçiren vatandaşlar ulu orta inşaat yapmaktadırlar. Kendilerini ikaz eden, yol gösteren bir merci yoktur. Mahalle aralarında ahırlar çoğalmaktadır. Nerede ise gecekondu evleri de meydana çıkmaktadır. Bu hal Edirne’yi geriye, köye götürmek demektedir. Zaman oluyor semt, semt yağ imalathaneleri şehrin mutena yerlerine serpiliyor, istenilen sokakta değirmen yapıldığını görüyoruz. Aklına gelen dilediği yerde mandıra, garaj inşa ediyor. Cadde üstünde yapak tarakları gibi imalathaneler kurulduğu vakidir. Gelişigüzel ve keyfi yapılar yüzünden Edirneliler ileride büyük zararlara uğrayabilirler. Şehrimizin ticaret, sanayi, spor, Pazar, sağlık, banliyö ve eğlence semtlerinin, yeşil sahalarının ve ikametgâh kısımlarının belirtilmesi farzdır. Yoksa bütün emek ve teşebbüslerle harcanan servetlere yazık olur.” [6] şeklindedir.

Bu ifadeler, imar planlarının uygulama sürecinde yaşanan denetimsizlikleri ve işlevsel bütünlüğün sağlanamamasına yönelik kaygıları açık biçimde ortaya koymaktadır. Gazetede dile getirilen eleştiriler, kent mekânında rastlantısal ve bireysel müdahalelerin artmasının, planlı gelişim anlayışıyla çeliştiğini göstermektedir. Özellikle ticaret, sanayi, konut ve sosyal donatı alanlarının belirlenmesine yapılan vurgu, dönemin kentleşme politikalarında farklı kullanım alanlarının ayrı bölgelerde planlanmasına dayanan bütüncül yaklaşımın, yerel ölçekte de uygulanmaya çalışıldığını ortaya koymaktadır.

Görüldüğü gibi, 1930’lu yıllarda başlayan imar planlarının geçen süre içinde uygulamada aksaklıklar yarattığı ve plan kararlarına her zaman uyulmadığı belirtilmektedir. Peki, bugüne geldiğimizde durum gerçekten farklı mı? Kentin yeni yerleşim alanlarında apartmanların altına açılan dükkânlar, otoparksız inşa edilen apartman ve siteler, plansız kentleşmenin güncel örnekleri değil midir?

Soru şu: Edirne, kendi hafızasıyla birlikte büyümeyi başarabildi mi?

Devamı Var.


[1] Gökşen, Tuğba Yüce (2017) Erken Cumhuriyet Döneminde Edirne’de Kentsel Gelişim.- Edirne: Trakya Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Mimarlık Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, s.75

[2] Yaş, Hakan; Çetin, Can (2019) Edirne’nin Kentsel Genişlemesinin İmar Planları Üzerinden İncelenmesi, Kentleşme ve Yerelleşme sürecinde Edirne monografisi kitabın içinde s.134 (Editörler: Mahmut Güler, Seyhan Bilir Güler).-İstanbul: Marmara Belediyeler Birliği Yayınları, s.130

[3] Edirne Milli Gazete (1934) Edirne’nin imarı ve su işleri hakkında, 31.5.1934, Yıl:7, Sayı:514, s.1

[4] Ağırgan, Mehmet (2012) Cumhuriyet döneminde Edirne Valileri.-Edirne: Edirne Valiliği Yayınları, s.59.

[5] Dinçer, İ. (2013). Kentleri dönüştürürken korumayı ve yenilemeyi birlikte düşünmek: “Tarihi Kentsel Peyzaj” kavramının sunduğu olanaklar. Iconarp International Journal of Architecture and Planning, 1(1), 22-40.

[6] Edirne Postası (1947) Edirnemizin imar meselesi, Edirne Postası Gazetesi, 19.11.1947,  Yıl:23, Sayı: 1515, s.1

Devamını Oku

UNESCO DÜNYA MİRASI BİR KENTTE KENTLİ OLABİLMEK: EDİRNE -3

UNESCO DÜNYA MİRASI BİR KENTTE KENTLİ OLABİLMEK: EDİRNE -3
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Edirne’nin tarihsel süreçte yaşadığı doğum, ölüm ve göçlere bağlı olarak nüfus yapısındaki değişim, kentin tarihsel kimliğiyle kurduğu bağın zayıflama riskini de doğurmaktadır. Bu durum, gelenek, görenek ve yerel değerlerin kent halkının günlük yaşamındaki görünürlüğünü ve sürekliliğini de azaltacaktır. Özellikle sözlü kültürün yeni kuşaklara aktarılmadan kaybolma riskini de artıracaktır.

Göçlerle birlikte kente yerleşen farklı kökenlere sahip grupların hemşehri dernekleri etrafında örgütlenmesi, kentle kurulan aidiyet ilişkisinin zayıflamasına yol açma potansiyelini de taşımaktadır. Bu durum, kültürel bağların büyük ölçüde köken mekâna yönelmesi olasılığını da güçlendirmektedir. Söz konusu dernekleşmeler bireylerin kültürel süreklilik arayışına yanıt verse de, Edirne’de kent kültürünün bütünleşmesini zorlaştırabilecek ve paralel sosyal ve kültürel alanların oluşması riskini barındırabilecek bir yapı ortaya koyabilecektir.

Bu nedenle kentte yaşanan göç süreciyle birlikte kimlik ve kültür dönüşürken, kültürel mirasın geleceğe aktarılma sürecinin nasıl yönetildiği de önemli bir konu haline gelmektedir.

Kentler sadece insanların bir arada yaşadığı fiziksel mekanlar değildir. Aynı zamanda günlük hayatlarındaki davranışları ve düşünce biçimleri, politik tercihleri, sosyal ilişkileri gibi kente özgü sosyal, siyasal ve kültürel özellikleri barındırır. Bunun yanında kentlerin mimarisi, estetik anlayışı, ölçeği ve yaşam hızı da onları diğer kentlerden ayırmaktadır.[1]

Bu bağlamda asıl önemli olan, kentte yaşayan bireylerin aynı kültürel değerlere sahip olması değil, kent kültürünü ve kentlilik bilincini paylaşabilmesidir. Kentlilik bilinci, kente göç eden ya da kentte yaşayan bireylerin zaman içinde kentsel yaşama uyum sağlayarak geliştirdiği aidiyet duygusunu ifade etmektedir.[2] İnsanlar, kırsal alanlarda farklı ekonomik ve sosyo-kültürel yaşam biçimine sahiptir. Dolayısıyla kültürel mirasın korunması yalnızca fiziksel yapıların muhafazasıyla sınırlı kalmamalıdır. Yaşayan kültürün, toplumsal ve mekânsal bellekle birlikte ele alınması ve kentli aidiyetini kapsayan bütüncül bir yaklaşım benimsenmelidir.

Traklardan Bizans İmparatorluğu’na, Bizans İmparatorluğu’ndan Osmanlı İmparatorluğu’na ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan da Türkiye Cumhuriyeti dönemine uzanan süreçte Edirne; mimari, kültürel ve sanatsal değerleriyle tarihsel gelişim sürecinde şekillenen zengin kültürel mirasını günümüze kadar taşımayı büyük ölçüde başarmıştır.

Edirne, yalnızca farklı uygarlıkların egemenlik kurduğu bir coğrafya değil; her dönemin kendinden önceki mirası dönüştürerek yaşattığı nadir kentlerden biri olmuştur. Trak yerleşimlerinden Roma ve Bizans’ın sınır ve geçiş kenti kimliğine, oradan Osmanlı’nın başkentlik tecrübesine uzanan süreç, kenti farklı uygarlıklara ev sahipliği yapan bir şehri hâline getirmiştir. [3] Bu yapı, mimaride anıtsallık, kent dokusunda süreklilik ve kültürel bellekte derinlik olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tarihsel ve kültürel birikim, Edirne’nin mirasını yalnızca yerel ölçekte değil, uluslararası kültürel koruma anlayışı içinde de önemli bir konuma taşımıştır.[4]

Bu mirasın bir sonucu olarak Edirne, günümüzde UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dört eserini kaydettirmiş ayrıca iki eserini de aday listeye dâhil ettirmiştir. Kentlerin kültür turizmi açısından en önemli unsurlarından biri olan kültürel miras, bir yandan kentlerin kimliğini, imge ve simgelerini belirlerken, diğer yandan turizm potansiyelini artırarak kent halkı için önemli bir ekonomik kaynak oluşturmaktadır.

Türkiye’de erken Cumhuriyet Dönemi’nde milli mimari anlayışı iki dönemde ele alınmıştır. 1900-1930 yılları arasında etkili olan Birinci Ulusal Mimarlık Akımı, Osmanlı ve Selçuklu mimarisini temel alan “milli üslup” yaklaşımını savunmuş ve bu süreçte Osmanlı’nın farklı kültürlerden oluşan kimliği ile yeni Türk kimliği arasında bir karşıtlık ortaya çıkmıştır. 1930-1950 yılları arasındaki İkinci Ulusal Mimarlık Akımı ise fonksiyonellik ve rasyonelliği ön plana çıkararak hızlı ve ekonomik yapım yöntemlerini benimsemiş, yabancı mimarların da etkisiyle daha sade, geometrik ve süslemelerden uzak bir mimari anlayış gelişmiştir.[5]

Edirne’de de bu süreci gözlemlemek mümkündür. Kentin ilk şehirleşme hareketleri kale dışında gerçekleşirken, imaretler, külliyeler, camiler, hamamlar ve medreseler dönemin mimari özelliklerini yansıtan ilk yapılar olarak kent dokusunun oluşumunda önemli rol oynamıştır. Bu yapılar, Osmanlı kültürünün, iktidar ilişkilerinin ve dinsel yaşamın mekân aracılığıyla yeniden üretimini simgeleyen toplumsal temsil alanları niteliğindedir.[6]

Cumhuriyet döneminde kentleşme politikaları 1930’dan itibaren çıkarılan yasalarla planlı hale getirilmeye çalışılmış, ancak plancı eksikliği, bütçe sorunları ve yerel yönetim yetersizlikleri nedeniyle birçok proje uygulanamamıştır. Edirne’de Umumi Müfettiş Kazım Dirik öncülüğünde turizm, endüstri ve ulaşım stratejileri geliştirilmiş; otel, gar, gazino gibi yapılarla turizm desteklenmiş, sanayi tesisleriyle İstanbul’a bağımlılık azalmış ve ulaşım ağlarının güçlenmesi kentin gelişimini hızlandırmıştır.[7]

Edirne’nin Cumhuriyet sonrası imar planları, 1931 yılında ilk olarak mimar Burhan Arif den sonra 1937 yılında Prof. Egli ve 1951 yılında da Gündüz Özdeş tarafından hazırlanan[8] kente ait imar planları düzenlenerek haritalar üzerinde belirlenmiştir.

Edirne’nin imar planlarıyla ilgili olarak 1934 yılında Belediye encümeninin almış olduğu kararlar şunlar olmuştur; 1-Merkezi Selimiye Camii olmak üzere Köprübaşı-Selimiye, İstanbul Yolu-Selimiye, Saraçhanebaşı-Selimiye ve Gazimihal-Selimiye Caddelerinin açılması, 2- Abacılar başına Üç Şerefeli ile Darülfünun parkı arasındaki sahanın (Cumhuriyet Meydanı) ittihaz[9] edilmek üzere istimlaki, 3- Mihveri Selimiye Kubbesinin alemi olmak üzere çevrilecek 13 metrelik daire dahilindeki ev ve arsaların mezkür eserin meydana çıkması için keza istimlaki, 4-Bunlara ait haritaların belediye encümenine tevdii için keyfiyetin heyeti fenniyeye havalesi, 5-Belediye’nin mali vaziyeti nazarı itibara alınarak evvel emirde köprübaşı-Selimiye caddesinin 100 metre genişliğinde ve (Cumhuriyet Medyanı) ittihaz olunacak Üç Şerefeli ile Darülfünun parkı arasındaki sahanın istimlak muamelesinin icrası[10] olarak belirlenmiştir. Belediye encümeninden geçen bu kararlar Edirne imar planının ana hatlarını çizmiştir.

Sonuçta Edirne’nin imar planının Profesör Egli tarafından yapılacağı Atatürk’ün onayı ile 1 Eylül 1937 tarihli kararnamede kesinlik kazanmıştır. Bu doğrultuda Prof. Earnst Arnold Egli davet edilerek Edirne’nin imar planları üzerinde çalışmalara başlanmıştır.[11]

                                                                                                                                     Devamı Var…


[1] Kaya, Erol (2007) Kentleşme ve Kentlileşme.-İstanbul: Okutan yayınları, s.35

[2] Özkök, Mete Korhan; Yenen, Zekiye (2023). Pietro Del Massaio’nun Planına Göre 15. Yüzyılda Edirne’nin Kentsel Mekân Değerlendirmesi. Belleten, 87(), 853-888.

[3] Gökbilgin, M. T. (1994). Edirne. TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt:10, ss.;425-431

[4] Eyice, Semavi (1994) Edirne. TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt:10, ss.;431-442

[5] Çubukçu, Emre (2021) Erken Cumhuriyet Dönemi Mimarisinde Ulusal Kimlik Arayışı: Ankara’daki Kamu Yapıları.- Kültür Araştırmaları Dergisi, 2021, 9: s.363.

[6] Velet, Ayşe Değerli; Yavuzcan, Gaye (2025) . Bizans’tan Osmanlı’ya Kentsel Dönüşüm ve İktidar-Mekân İlişkisi: İstefe Örneği. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 35, 1, s.328.

[7] Gökşen, Tuğba Yüce (2017) Erken Cumhuriyet Döneminde Edirne’de Kentsel Gelişim.- Edirne: Trakya Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Mimarlık Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, s.122.

[8] Yaş, Hakan; Çetin, Can (2019) Edirne’nin Kentsel Genişlemesinin İmar Planları Üzerinden İncelenmesi, Kentleşme ve Yerelleşme sürecinde Edirne monografisi kitabın içinde s.134 (Editörler: Mahmut Güler, Seyhan Bilir Güler).-İstanbul: Marmara Belediyeler Birliği Yayınları, s.304.

[9] İttihaz: Kabul etmek, Benimsemek.

[10] Edirne Milli Gazete (1934) Edirne’nin imarına doğru, 28 Haziran 1934, Yıl:2, Sayı:522, sf.1-2

[11] Akansel,Sennur (2023) Edirne’de Mimari ve Sanat Tarihi -Edirne’nin Kentsel Gelişiminde İmar Planlarının Rolü, Edirne Araştırmaları kitabı içinde, s.;308. (Editörler:Yüksel Topaloğlu, Metin Ünver):Edirne: Trakya Üniversitesi Yayınları No:306.,s.662.

Devamını Oku

UNESCO DÜNYA MİRASI BİR KENTTE KENTLİ OLABİLMEK: EDİRNE -2

UNESCO DÜNYA MİRASI BİR KENTTE KENTLİ OLABİLMEK: EDİRNE -2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, savaşların kentte bıraktığı yıkım imar planı çalışmalarını hızlandırmıştır. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yapılan imar planı, kentin bugüne ulaşan kentleşme sürecinin şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.

Kentin bugünkü yerleşiminin ana çekirdeği, Roma dönemine uzanmaktadır. Şehir savunma amaçlı olarak nehir kıvrımında kurulmuştur. Şehrin çekirdeğini Tunca Nehri çevresindeki Kaleiçi bölgesi oluşturmuştur. Bu alan, surlarla çevrili ve kare planlı Roma şehir tipine uygun bir yerleşim düzenini göstermektedir.

Edirne’nin ilk imar planlarını hazırlayan mimar Burhan Arif Ongun[1] yayınladığı makalesinde Edirne’yi şöyle anlatmaktadır; “Edirne’nin yerleşimi, topoğrafyası ve gelişimi Roma şehir tipine uygundur. Fetih sonrası Türkler şehri sur dışına taşıyarak özellikle manzaralı tepelere doğru genişletmiş, burada nitelikli Türk konut mimarisi ve güçlü bir şehircilik anlayışı geliştirmiştir. Koca Sinan devrinde bu anlayış Selimiye Camii ve çevresinde zirveye ulaşmıştır. Edirne’nin gelecekteki gelişiminde, 17. yüzyılın olgun şehir dokusunun ve tarihî anıtların korunması, Selimiye siluetinin bozulmaması temel ilke olmalıdır.”[2] diyerek kentin şehircilik esaslarını özetlemiştir.

Edirne’de demografik ve kültürel dönüşüm sürecinin daha iyi anlaşılabilmesi için kentin Cumhuriyet dönemi boyunca yaşadığı nüfus değişimlerinin tarihsel seyri büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda, şehrin Cumhuriyet’in ilanından itibaren geçirdiği nüfus artış ve azalışlarının sayısal veriler ışığında incelenmesi, günümüzdeki demografik yapının oluşumunu açıklayıcı niteliktedir.

20. yüzyılın başlarında savaş, istila ve taşkınlar nedeniyle olumsuz koşullar yaşayan Edirne, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte oluşan huzur ortamında nüfus ve alan bakımından büyüme göstermiştir. Edirne’ye ait en güvenilir nüfus verileri Cumhuriyet dönemindeki sayımlarla elde edilmiştir. Edirne ilinin en yüksek yıllık nüfus artış hızı binde 61.5 ile 1935-1940 döneminde gerçekleşirken en düşük yıllık nüfus artış hızı ise binde -47.5 ile 1940-1945 döneminde olmuştur.[3]

21. yüzyılda teknoloji, sanayileşme, nüfus artışı, göç ve kentleşme gibi süreçler dünya genelinde önemli toplumsal dönüşümlere yol açmıştır. Sanayileşmenin getirdiği kentleşmeyle birlikte artan göçler, kent nüfusunun büyümesine neden olurken ekonomik, sosyal ve kültürel sorunları da beraberinde getirmiştir. Türkiye’de 1950’lerden itibaren köyden kente göç, özellikle büyükşehirlerin fiziksel yapısında kalıcı olumsuz etkiler yaratmıştır. 2011’de başlayan Suriye savaşı ve Afganistan’daki gelişmeler Türkiye’ye yönelik göçü artırmış, 6 Şubat 2023 depreminin ardından ise deprem riski düşük kentlere yeni göç dalgaları oluşmuştur.

Tarihsel olarak göç alan kentlerden biri olan Edirne, bu süreçlerden etkilenmiş ve 2023 Haziran verilerine göre konut fiyatları en fazla artan şehirlerarasında %160’lık artışla ikinci sırada yer almıştır.[4]

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2013-2025 yılları arasında Edirne’de gerçekleşen konut sayılarını incelediğimizde 2013 yılında 7.200 konut satışı gerçekleşirken, 2015 yılında bu sayı 8.040’a ulaşmıştır. Bu dönem içinde en düşük veri 2014 yılında 6.175 konut olurken 2025 yılında gerçekleşen konut sayısı 8.037 olmuştur.  Bu yıllar arasında aylara göre en fazla konut Aralık 2021’de 1.257 konut satılırken, Aralık 2025 de ise 1.244 konut satışı gerçekleşmiştir.

Konut satışlarının sürekli yüksek olmasının önemli bir sebebi kentin göç hareketliliğinin sürekli artış yönünde olmasıdır. Nitekim TÜİK’in illere göre il/ilçe merkezleri ile belde ve köy nüfusları ve yıllık nüfus artış hızları incelendiğinde, Edirne ili genelinde nüfus artış hızının 2018–2019 döneminde ‰ 5,8, 2019–2020 döneminde ‰ -14,9, 2020–2021’de ‰ 10,6, 2022–2023’te ‰ 12,5 ve 2023–2024 döneminde ise ‰ 3,2 olarak gerçekleştiği görülmektedir.

2024 yılında Edirne’nin ilçelerine göre nüfus artış hızları incelendiğinde ise; Enez’de ‰ -9,1, Havsa’da ‰ -20,1, İpsala’da ‰ -19,7, Keşan’da ‰ -0,6, Lalapaşa’da ‰ -21,7, Meriç’te ‰ -27,4, Süloğlu’nda ‰ -54,0 ve Uzunköprü’de ‰ -4,4 olduğu, buna karşın Edirne Merkez ilçede nüfus artış hızının ‰ 17,5 olarak gerçekleştiği görülmektedir.

Bu veriler, Edirne’nin ilçelerinde nüfus artış hızlarının negatif değerlerde seyrettiğini, yani göç verdiğini buna karşılık merkez ilçenin pozitif ve yüksek bir artış hızına sahip olduğunu ortaya koymaktadır.

Edirne Merkez ilçede nüfus artış hızının 2010 yılında ‰ -20.46, 2020 yılında ise ‰ -24.61 olarak gerçekleşmiş olması, doğum hızının düşük olması kentin nüfus artış hızını olumsuz etkilediğini göstermektedir.

Ancak son yıllarda yaşanan salgın hastalık süreci, yaşanılan deprem sonrası diğer kentlerden alınan göçler, köy okullarının kapatılması ve sınır ötesinde yaşanan isyan ve savaşlar sonucunda Türkiye’ye yönelen göç hareketleri Edirne’yi de etkilemiştir.

Edirne’de doğum hızının düşük oluşunun yanında ölüm oranın da yüksek oluşu Edirne nüfusu içindeki Edirne doğumlu kişilerin sayısını da etkilemektedir.

1935 yılında Edirne’de yaşayan Edirne doğumlu kişiler nüfusun %61,67’sini oluştururken 1975 yılında bu oran %84,82’e yükselmiştir. 2021 yılında ise Edirne’de yaşayan Edirne doğumluların oranı %66,9 olmuştur. İkamet edilen ile göre nüfus kütüğüne kayıtlı olan verileri incelediğimizde de, Edirne’nin 2008 yılındaki nüfusunda 304.163 kişi Edirne ikametgâhlı iken 2015 yılında bu sayı 293.869, 2021 yılında 287.312, 2022 yılında 285.649, 2023 yılında 285.016 ve 2024 yılında 283.110’a düşmüştür. Dolayısıyla 2008 yılında ikamet edilen ile göre Edirne nüfus kütüğüne kayıtlı kişilerin oranı ‰ 77.16 iken 2024 yılında bu oran ‰ 68.5’e düşmüştür.

TÜİK verilerine göre, Edirne son on yılda doğu ve güneydoğu illerinden de göç almaktadır. Diğer yandan Irak, Suriye, Afganistan ve Ukrayna bölgelerindeki olumsuz koşullardan dolayı göç edenlerin bir kısmının da kentimizde yaşadığı bilinmektedir.

Bu gelişmelerin etkisiyle Edirne merkez ilçenin nüfus artış hızı 2021 yılında ‰ 30,08, 2022’de ‰ 26,2, 2023’te ‰ 18,22 ve 2024 yılında ‰ 17,47 olarak gerçekleşmiştir.[5]

2008–2023 yılları arasında Edirne’de ikamet eden nüfusun, nüfus kütüğüne kayıtlı olunan illere göre dağılımı incelendiğinde bazı illere kayıtlı kişilerin sayısında dikkat çekici artışlar olduğu görülmektedir. Bu dönemde Edirne’de ikamet eden Hakkari nüfusuna kayıtlı kişilerin sayısı %192,31 oranında artarak en yüksek artışı göstermiştir. Hakkari’yi sırasıyla Van (%186,20), Ağrı (%125,13), Muş (%114,36), Mardin (%94,55), Kars (%91,41), Iğdır (%89,69), Adıyaman (%86,40), Bitlis (%84,35), Diyarbakır (%68,02), Sinop (%63,57), Malatya (%59,68), Batman (%59,23) ve Kahramanmaraş (%58,78) takip etmiştir. Bu artış, Edirne’ye yönelik göç hareketlerinin etkili olduğunu düşündürmektedir. Ancak artışın yalnızca göçle değil, doğal nüfus artışı ve kayıt güncellemeleri gibi etkenlerle birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yine TÜİK verilerine göre 2024 yılı itibarıyla Edirne’de ikamet eden nüfus ile nüfus kütüğüne kayıtlı olunan iller karşılaştırıldığında, Edirne nüfusu içerisinde Trakya Bölgesi illerine kayıtlı kişilerin oranının görece yüksek olduğu görülmektedir. Buna göre Kırklareli nüfusuna kayıtlı olanların oranı %2,30, Tekirdağ %2,19, İstanbul %2,24 ve Çanakkale %0,99’dur. Diğer illerle karşılaştırıldığında ise Ağrı (%0,86), Kars (%0,92), Ordu (%0,87), Tokat (%0,81), Samsun (%0,71), Erzurum (%0,67), Van (%0,66), Malatya (%0,63), Sivas (%0,59), Trabzon (%0,52), Diyarbakır (%0,42) ve Şanlıurfa (%0,42) oranında nüfusuna kayıtlı kişilerin Edirne’de yaşadığı görülmektedir.

Tüm veriler ışığında ikamet edilen ile göre nüfus kütüğünde kayıtlı veriler incelendiğinde 2008 yılında Edirne’de Edirne nüfus kütüğüne kayıtlı 304.163 kişi var iken 2024 yılında bu sayı 283.110 düşerken değişim oranı % -6.92 olarak gerçekleştiği görülmektedir.

Dolayısıyla gerçekleşen göçler, Edirne’nin kent kimliği ve kültüründe dinamik, sürekli dönüşen bir yapıya dönüştürme potansiyeline sahiptir. Bu dönüşüm sürecini, doğru planlama ve etkin yönetim mekanizmalarıyla yönlendirilemediği takdirde, kent kültürü, kent kimliği ve kültürel mirasın korunarak geleceğe aktarılması sürecinde olumsuz sonuçlar da doğurabilecektir. Bunu da unutmamalıyız.

Devamı Var…


1- Mete Korhan Özkök, Zekiye Yenen (2023). Pietro Del Massaio’nun Planına Göre 15. Yüzyılda Edirne’nin Kentsel Mekân Değerlendirmesi. Belleten, cilt: 87 (310), 853-888.

2 Bilsel, Cana (2016) Kent Tarihi Araştırmalarında Mekân Bilimsel Bir Yaklaşım: Batı’da ve Türkiye’de Kentsel Morfoloji Çalışmalarının Öncülleri.- Türkiye Kentsel Morfoloji Sempozyumu – Temel Yaklaşımlar ve Teknikler-, 22-23 Ekim 2015, Bildiriler Kitabı içinde, Editörler: Yener Baş, Sinan Burat (s.59-77) .- Mersin: Mersin Üniversitesi Yayınları no: 44, Akdeniz Kent Araştırmaları Merkezi Yayınları no: 5, s.590.

3 Onan, Burhan Arif (1931) Edirne’nin İmarı, Mimarlık Dergisi, Yıl:1, Sayı:10, ss.;317-318

4 DİE (2002) 2000 Genel Nüfus Sayımı, Nüfusun sosyal ve ekonomik nitelikleri il/Edirne.-Anka ra: T.C. Başbakanlık Devlet İstatistik Enstitüsü, s.35.

5 Bilar, Ender (2024) Edirne nüfusunda değişim rüzgarı.- Tarih, Kültür-Sanat Kenti Edirne -2 kitabı içinde (sf.83.) İstanbul: Hiperyayın, Araştırma Dizisi: 1055, s.440.

6 TÜİK MEDAS Veri tabanı, Edirne Merkez İlçe Yıllık Nüfus Artış Hızı (Binde)

Devamını Oku

UNESCO DÜNYA MİRASI BİR KENTTE KENTLİ OLABİLMEK: EDİRNE -1

UNESCO DÜNYA MİRASI BİR KENTTE KENTLİ OLABİLMEK: EDİRNE -1
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kentleşme dar anlamıyla, kentlerin sayısının ve bu kentlerde yaşayan nüfusun artmasını ifade eder. Kentsel nüfus, doğum oranlarının ölüm oranlarından fazla olmasıyla doğal olarak artarken, aynı zamanda köy ve kasabalardan ve diğer kentlerden gerçekleşen göçler yoluyla da büyür.

Dolayısıyla kentleşme olgusu, bir toplumun ekonomik ve toplumsal yapısında meydana gelen değişimlerin sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle kentleşmeyi tanımlarken, nüfus hareketlerine yol açan ekonomik ve toplumsal dönüşümleri de dikkate almak büyük önem taşır. [1]

Bu bağlamda her kentin kendine özgü özellikleri ve ayırt edici nitelikleri, ona belirli bir kimlik kazandırır.  Kent kimliğini oluşturan en önemli unsurlar kültür ve tarihtir. Her şehrin kendine ait bir “hikâyesi” bulunur. Bu hikâye, kentin tarihsel geçmişini ve zaman içinde geçirdiği kimlik oluşumu ile dönüşümünü yansıtır.

Bir şehre tarihsel açıdan yaklaşmak, onun tarih boyunca geçirdiği evreleri ve dinamik yapısını daha iyi anlamamızı sağlar. Aynı zamanda bu yaklaşım, şehrin kimliğinin zaman içinde nasıl değiştiğini de açıkça ortaya koyar.[2]

Edirne, tarih boyunca farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmış; farklı sınıf ve karakterlere sahip[3] bireylerin kültürel, sanatsal ve sosyal yaşam hikâyelerini geçmişten günümüze taşıyarak kadim kent algısını güçlü bir biçimde besleyen, çok katmanlı bir tarihsel belleğe sahip olmuştur.

Toplumsal süreçlerle biçimlenen yapısı sayesinde, barındırdığı uygarlıkların da mekânsal izlerini günümüze kadar aktarmayı başarmıştır.

Tarihi süreçte Bizans İmparatorluğu döneminde İstanbul’u koruyan kent konumunda iken Osmanlı döneminde İstanbul’u fetheden kent konumuna gelmesi, kentin mekânsal konumunun stratejik önemini göstermektedir.

Bu bağlamda Edirne’nin tarihsel süreç içerisinde biriktirdiği değerler, kentin yalnızca fiziksel bir yerleşim alanı olmanın ötesinde; sosyal, kültürel ve mekânsal unsurların iç içe geçtiği dinamik bir yapı sergilediğini ortaya koymaktadır.

Zaman içerisinde farklı uygarlıkların izleriyle biçimlenen bu yapı, kentin sürekli bir dönüşüm geçirmesine karşın geçmişle olan bağını koparmadan özgün bir karakter kazanmasını sağlamıştır. Bu noktada, tarihsel süreklilik ile mekânsal ve toplumsal dönüşümün kesişimin de yer alan kent kimliği kavramı, kentin nasıl algılandığını ve anlamlandırıldığını açıklamada önemli bir çerçeve sunmaktadır.

Kent kimliği, bir kenti diğer kentlerden ayıran; ona özgünlük, tanınırlık ve anlam kazandıran fiziksel, kültürel, tarihsel ve sosyal özelliklerin bütünüdür. [4] Bu özellikler, kentin ruhunu ve karakterini oluşturarak kimliğini tamamlamaktadır. Kentleri geçmişten geleceğe taşıyan değerler, kentin “kim olduğunu” ortaya koyan temel belirleyiciler olup tarihsel ve kültürel birikimi, fiziksel ve mekânsal özellikleri, toplumsal yapısı, ekonomik ve işlevsel nitelikleri ile kente özgü simge ve imgeleri kapsamaktadır.

Ancak kentleşme süreçleri ele alınırken çoğu zaman kentlerin fiziksel ve demografik özellikleri ön plana çıkarılmaktadır. Toplumun sahip olduğu kültürel kimlik ve sosyal değerler ikinci plana itilmektedir. Oysa kentleri asıl şekillendiren ve onlara ruh kazandıran temel unsurlar, göz ardı edilen bu kültürel ve sosyal değerlerdir.[5] Kentleşmenin yalnızca nüfus artışı ve mekânsal büyüme üzerinden değerlendirilmesi, kentin kültürel ve toplumsal boyutlarının göz ardı edilmesine yol açmaktadır. Bu süreçle birlikte ortaya çıkan en önemli olgulardan biri ise kentli olma bilinci; yani bireyin kentle kurduğu kültürel, tarihsel ve toplumsal bağdır.

Bir kentteki yapılar, sokaklar, meydanlar ve kamusal alanlar aracılığıyla geçmişle kurulan ilişkiler, mekânsal hafızanın oluşumunda belirleyici rol oynamaktadır. Bu hafızanın korunması ya da tahrip edilmesi, kent kimliği üzerinde doğrudan ve derin etkiler yaratacaktır. Bu etkiler kentin tarihsel sürekliliği ve özgünlüğünün sürdürülebilirliğini de etkileyecektir.

Bu noktada kent kültürü ve kent kimliği, kentin geçmişi ile bugünü arasında kurulan bağın temel unsurları olarak öne çıkmaktadır. Kültürel miras ise bu bağın hem somut hem de somut olmayan değerlerinin sembolik taşıyıcısıdır. Özellikle UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan kentlerde, kültürel mirasın korunması ve yaşatılması, kentli bilincinin ve aidiyet duygusunun oluşmasında belirleyici bir rol üstlenmektedir. Bu bağlamda kentleşme, kent kültürü ve kent kimliği arasındaki ilişkinin, kültürel mirasın algılanma ve sahiplenilme biçimleri üzerindeki rolü büyük önem taşımaktadır.

Bu nedenle bireyin yaşadığı kenti algılayabilmesi ve anlamlandırabilmesi, kentteki tarihî yapılar, kamusal alanlar ve kültürel değerler gibi ipuçlarının çeşitliliğiyle doğrudan ilişkilidir.[6] Bu ipuçları, kent kimliğinin içselleştirilmesine ve bireyin kente yönelik aidiyet duygusunun gelişmesine katkı sağlamaktadır.

Bu kuramsal çerçeve, Edirne’nin tarihsel gelişim süreci üzerinden somut biçimde izlenebilmektedir. Edirne’nin nüfus yapısı, fetih sonrası dönemde başlayan yerleştirme politikaları ve göç hareketleriyle şekillenmiş, uzun süre çok kültürlü bir kent kimliği taşımıştır. Sultan I. Murat döneminde Anadolu’dan getirilen Türk nüfusun yanı sıra bazı Hıristiyan grupların da kente yerleştirilmesiyle başlayan bu süreç, II. Bayezid döneminde İber Yarımadası, İtalya ve Akdeniz adalarından sürülen Musevilerin Edirne’ye yerleşmesiyle daha da çeşitlenmiştir. Bu gelişmeler sonucunda Edirne, Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerin bir arada yaşadığı kozmopolit bir şehir hâline gelmiş ve bu çok kültürlü yapı 19. yüzyıla kadar büyük ölçüde korunmuştur. Ancak 19. yüzyılda yaşanan işgaller ve savaşlar, özellikle 1828–1829 Osmanlı-Rus Savaşı ve Balkan Savaşları, kentin demografik, sosyal ve ekonomik dengelerini önemli ölçüde sarsmıştır. Bu dönemlerde yaşanılan göç ve nüfus mübadeleleri Edirne’nin nüfusunu azaltmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kentte yaşayan Musevi nüfusun büyük bir bölümü İsrail Devleti’ne göç etmiş, Balkan ülkelerinde komünist rejimlerin kurulmasıyla birlikte bu ülkelerden Türkiye’ye yönelen Türk nüfusun bir kısmı Edirne’ye yerleşmiştir.[7]

Bu süreçler, Edirne’nin tarihsel çok kültürlü yapısını yeniden şekillendirirken, Cumhuriyet döneminde iç göçlerin de etkisiyle kent nüfusu yeniden artış göstermiştir. Son yıllarda ise Edirne, aldığı göçlerle birlikte demografik ve kültürel yapısında yeni bir dönüşüm sürecine girmiştir.                                                                                                                                

Devam edecek…


[1] Keleş, Ruşen (2020) Kentleşme politikası, 17. Baskı.-İstanbul: İmge kitabevi, sf.45.

[2] Kaya, Erol (2007) Kentleşme ve kentlileşme.-İstanbul: Okutan yayınları, s.36

[3] Lynch, Kevin (2022) Kent İmgesi, çev:İrem Başaran, 16. Basım.im-İstanbul: İş Bankası Yayınları, s.2

[4] Güler, T.; Şahnagil, S.; Güler, H.; Kent kimliğinin oluşturulmasında kültürel unsurların önemi: Balıkesir üzerine bir inceleme: PARADOKS Ekonomi, Sosyoloji ve Politika Dergisi, Aralık 2016, C:11, Özel Sayı, s.86

[5] Es, Muharrem; Ateş, Hamza. (2010). Kent Yönetimi, Kentlileşme ve Göç: Sorunlar ve Çözüm Önerileri. Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, Yıl:2004, Sayı:(48). s.;240

[6] Lynch, Kevin (2022) Kent İmgesi, çev:İrem Başaran, 16. Basım.im-İstanbul: İş Bankası Yayınları, s.8

[7] Erdoğan, Nevnihal (2019) Osmanlı Payitahtı Edirne –mimarı, tarihi, kültürel kent rehberi-. İstanbul: Yem Yayın, s.16

Devamını Oku

MESELE KIRKPINAR MI, YOKSA MEKÂNIN HAFIZASI MI?

MESELE KIRKPINAR MI, YOKSA MEKÂNIN HAFIZASI MI?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hiç düşündünüz mü, bir şehrin sesi nasıl duyurulur? Ya da bir geleneğin kalbi nerede atar? İşte Edirne’nin kalbi, her yaz Sarayiçi’nde, Kırkpınar er meydanında atar. Buradan yükselen ses de dünyanın dört bir yanındaki güreşseverlere ulaşır.

Nasıl ki insan ruhu duygularla, anılarla ve değerlerle şekilleniyorsa; şehirlerin ruhu da aynı şekilde oluşur. Bir şehrin ruhunu tarihinden mimarisine, musikisinden edebiyatına, yetiştirdiği insanlardan folkloruna kadar pek çok unsur besler. Kentin kültürel kimliği de bu şekilde oluşur.

Eğer bu değerleri kaybedersek, elimizde sadece taş yığınlarından ibaret bir boşluk kalır. Ve hiçbir taş, yitip giden bir geleneğin yasını tutamaz; onu yaşatamaz. Çünkü kentleri geçmişten günümüze yaşatan ve anlamlandıran, insanların yaşam kültürleriyle geleceğe taşıdıkları miraslarıdır.

Yağlı güreş ve Kırkpınar Yağlı Güreşleri yalnızca bir spor dalı değildir; yağlı güreşin çevresinde şekillenen köklü bir kültürel bütünlüğün yaşayan bir temsilidir. Bu bağlamda yağlı güreş, sadece bedenlerin mücadelesi değil, geçmişten bugüne aktarılan güçlü bir kültür zinciridir. Bu zincirin en özel halkası ise Kırkpınar’dır. Çünkü Türkiye’nin Başpehlivanı, Edirne Sarayiçi Er Meydanı’nda belirlenmektedir.

Kırkpınar Yağlı Güreşleri, Osmanlı’nın Rumeli’ye geçişinde yaşanan destansı bir efsaneden doğmuştur. 1361 yılında Edirne’yi fetheden I. Murat Han’ın emriyle fethin ardından başlatılan bu kültürel miras, yalnızca Edirne’nin değil; başta Türk milleti olmak üzere tüm insanlığın ortak değeridir. İşte bu nedenledir ki UNESCO, Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali’ni yalnızca bir spor etkinliği olarak değil, asırlardır süregelen insanlığın somut olmayan kültürel mirası olarak tescillemiştir.

Tarihinde kırk yiğidin kahramanlığını ve Edirne’nin fetih ruhunu barındıran Kırkpınar Yağlı Güreşleri; geleneksel Türk sporunu, edep, erdem, sabır ve saygı gibi toplumsal değerlerle birlikte yaşatan eşsiz bir kültürel mirastır.

Osmanlılar tarafından 1361 yılında fethedilen ve 1922’de Kurtuluş Savaşı sonunda düşman işgalinden kurtarılan Edirne, bugün Yunanistan sınırları içinde kalan Samona er meydanında başlayan bu köklü geleneği, 1924’ten itibaren Sarayiçi olarak adlandırılan Edirne Sarayı’nın bitişiğindeki Has Bahçe’de yaşatmayı sürdürmektedir.

Edirne Sarayı’nın tekrar ihya edilmesi çalışmalarıyla birlikte UNESCO’nun Somut Olmayan Kültür Miras Listesinde yer alan Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali’nin bir asrı aşkın süredir sürdürüldüğü makamından başka bir alana taşınacağı söylentileri artık bir projeye dönüştüğü görülmektedir.

Edirne Sarayı’nın yeniden ihya edilmesine yönelik çalışmalar elbette büyük önem taşımaktadır. Ancak UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer alan Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali’nin, bir asrı aşkın süredir gerçekleştirildiği Sarayiçi Er Meydanı’ndan başka bir alana taşınmasının gündeme gelmesi, ciddi bir kültürel erozyon riski doğurmaktadır. Çünkü Kırkpınar’ı anlamlı kılan unsur yalnızca güreşler değil; bu geleneğin aynı mekânda, aynı ritüellerle ve kesintisiz biçimde yaşatılmış olmasıdır.

Nitekim Sarayiçi’nde yer alan Has Bahçe, Osmanlı döneminde de padişahların halkla buluştuğu; güreşlerin, ok atışları gibi spor faaliyetlerinin ve sosyal-kültürel etkinliklerin gerçekleştirildiği bir alan olarak kullanılmıştır. Bununla ilgili belgeler arşiv kayıtlarında yer almaktadır. Dolayısıyla Kırkpınar’ın 1924 yılında burada başlatılarak sürdürülmesi bir tesadüf değil, tarihsel sürekliliğin doğal bir sonucudur.

Kültür, mekânın biçimlenmesinde temel bir belirleyici olarak ortaya çıkarken; mekân da kültürel değerlerin korunması, yaşatılması ve kuşaktan kuşağa aktarılmasında etkin bir araç işlevi görmektedir.

Kültürel mirası korumak, onu başka bir yere taşımakla değil; hafızasını, mekânını, ruhunu, kimliğini ve ritüellerini birlikte yaşatmakla mümkündür.

Edirne Sarayı’nı ihya ederken yapılması gereken de tam olarak budur. Çünkü Kırkpınar gibi yaşayan ve UNESCO listesinde yer alan bir dünya mirasını tarihsel bağlamından koparmak, yalnızca geçmişe değil, geleceğe karşı da büyük bir sorumsuzluktur.

Unutmamak gerekir ki UNESCO yalnızca tescil eden bir kurum değildir. Aynı zamanda koruyan, izleyen ve gerektiğinde müdahale eden uluslararası bir yapıdır. Dolayısıyla Kırkpınar’ın yerinin değiştirilmesi, makamsal bir kopuş yaratacak ve uluslararası sözleşmelerin ruhuna açıkça aykırı bir durum ortaya çıkaracaktır.

UNESCO’nun yakın süreçte sözleşme koşullarına uymadığından Umman’daki Arap Oryx Koruma Alanı ve Dresden Elbe Vadisi ile Liverpool’un tarihi merkezi ve liman bölgesini Dünya Kültür Mirası Listesinden çıkardığını da unutmamalıyız.   

Dolayısıyla Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali, bir asrı aşkın süredir sürdürüldüğü Sarayiçi alanından koparılamaz. Çünkü Kırkpınar artık dünyanın kültür mirasıdır. UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’nde yer almasının en önemli nedenlerinden biri de bir asırdır aynı mekânda sürdürülebilir olmasıdır.

Edirne Belediye Başkanlığı tarafından “Kırkpınar Er Meydanı Yenilenme Projesi” hazırlanmış; bu proje 2017 yılında Kalkınma Bakanlığı’nın devlet yatırım programına resmî olarak alınmış ve Kırkpınar Er Meydanı, 25 yıllığına şartlı olarak Gençlik ve Spor Bakanlığı’na tahsis edilmiştir. Hazırlanan proje, hem ilgili bakanlık hem de federasyon tarafından uygun bulunmuştur.

Ancak geçen süre içinde bu proje rafa kaldırılmış ve er meydanının Sarayiçi alanından çıkarılması yönünde görüşler ortaya atılmıştır. Proje incelendiğinde, Er Meydanı’nın Kırkpınar’a ve güreşen kırk yiğide ithafen tasarlanan 40 çadırın bir araya getirilmesiyle oluşturulduğu; güreşen insan figürünün soyutlanarak çadır ve kispet imgelerinin öne çıkarıldığı, tarihsel geleneği yaşatan özgün bir mimari anlayış benimsendiği görülmektedir.

Bugün Sarayiçi olarak anılan ve geçmişte Hasbahçe adıyla bilinen alanın doğal zenginliğinin korunması, geyik beslenmesi ve fuar alanı olarak kullanılması planlanıyorsa, kültürel mirasın bu alandan kaldırılmasını gerekli kılan düşünce nedir? Oysa Er Meydanı’nın yenilenmesi sürecinde yapılacak tasarım, gerekli düzenlemelerle bu projeleri de kapsayacak biçimde genişletilebilir.

Dolayısıyla Er Meydanı yerinde yenilendiğinde, alanın yağlı güreş eğitim merkezi, Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali Müzesi ve çeşitli kültürel–sportif etkinliklere ev sahipliği yapan; doğa, tarih ve kültürü bir araya getiren yaşayan bir merkez hâline gelmesi mümkün olacaktır.

Unutulmamalıdır ki, geçmişte kişisel ve siyasi çıkarlar uğruna Kaleiçi semtindeki tarihî konakların yok edilmesine nasıl seyirci kalındıysa, bugün de kentimizi temsil eden UNESCO Dünya Mirası alanlarını tehdit eden unsurlara benzer şekilde kayıtsız kalınmaktadır.

Selimiye Camii restorasyonu sürecinde yaşananlar karşısında yeterli tepki verilememesi ve Balaban Paşa Mescidi’nin tescilli alanından alınarak eski elektrik fabrikası önüne taşınması açık örneklerdir. Edirne Şehir Stadyumu ile ilgili süreci de unutmayalım.

Sonuç olarak, Kırkpınar Yağlı Güreş Festivali de zamanın ruhu; geçmişin erdemlerini bugünün bilinciyle yoğurup geleceğe taşıma sorumluluğudur. Bu ruh, er meydanında ter döken her bir pehlivanda, yükselen her alkışta, tutulan her peşrevde ve seyircinin yüreğinde yeniden hayat bulmaktadır.

Bir asrı aşkın süredir cazgırların salavatları eşliğinde Sarayiçi er meydanına salınan pehlivanların peşrevleri ve oyunları; davul-zurnanın coşturan ezgileri ve güreşseverlerin alkışlarıyla birleşerek yalnızca bir güreşi değil, bir milletin tarih, kimlik ve hafızayla yoğrulmuş kültürel mirasının kendi mekânında sürdürülebilirliğini sağlamaktadır.

Kırkpınar gibi asırlık bir geleneği yaşatmak, geçmişten bugüne olduğu kadar geleceğe karşı da sorumluluk üstlenmektir. Bu sorumluluğu hep birlikte; akıl, emek ve vicdanla taşımak zorundayız. Gerekirse Yaşayan Kırkpınar’ın taşınmaması için bilimsel, idari, hukuki ve kültürel mücadele verilmelidir.

Mesele 30, 100, 1000 metre ileriye taşıma meselesi değildir.

Mesele; kültürel hafızaya sahip çıkma bilinci ve sorumluluğudur.

Devamını Oku
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler