05 Ekim 2026 Pazartesi
Kurtulmuş’un konuşması her şeyi açıklıyor
Anlamını Kaybeden Sinemanın Hikâyesi
19 MAYIS 1919 VE ÖNEMİ
İş Dünyasının Geleceğinde Çalışan Refahının Önemi
Öğrencilerden meme kanseri farkındalık etkinliği
KIRKPINAR: BİR GÜREŞTEN ÇOK DAHA FAZLASI
Sabah uyandığınızda günü mü planlıyorsunuz, yoksa günün getirdiği karmaşanın içinde savrulup gidiyor musunuz? Çoğumuz hayatı bir yolcu koltuğunda, pencereden akıp giden manzarayı izleyerek yaşıyoruz. Başımıza gelen olumsuzluklarda hava durumunu, trafiği, ekonomiyi ya da yöneticimizi suçlamak işin en kolay kısmı. Ancak asıl soru şu: Hayatınızın direksiyonunda gerçekten kim var? İşte bu noktada karşımıza o sihirli ve dönüştürücü kavram çıkıyor: Proaktif olmak.
Modern yönetim gurusu Stephen Covey’nin de belirttiği gibi proaktif olmak, sadece inisiyatif almaktan çok daha ötesidir; kendi yaşamımızın sorumluluğunu üstlenmektir. Proaktif bireyler, eylemlerinin dış koşulların bir sonucu değil, kendi bilinçli seçimlerinin bir ürünü olduğunu bilirler. Karşı tarafta ise ‘reaktif’ yani tepkisel insanlar yer alır. Reaktif bir insan, hava kapalı olduğunda enerjisini kaybeder, sosyal çevresinden kötü bir tepki aldığında tüm günü mahvolur. Oysa proaktif bir insan için kendi ‘hava durumu’ kendi içindedir; onun pusulası hava şartları değil, değerleridir.
Peki, günlük hayatın keşmekeşinde nasıl proaktif kalabiliriz?
Hayatı reaktif yaşamak, rüzgarın önündeki kuru bir yaprak gibi savrulmaktır. Proaktif olmak ise o rüzgara karşı yelkenleri doğru açıyla açabilme cesaretidir. Unutmayın, perdeleri açmadığınız sürece güneşin doğmasının sizin için hiçbir anlamı yoktur. Bugün bir değişiklik yapın; bahaneleri bir kenara bırakın, sorumluluğu elinize alın ve kendi hayat hikayenizin figüranı değil, başrol oyuncusu olun.
Sisli bir havada, iki tane savaş gemisi rötar yaparlar. Oldukları yerde dönmektedirler. Komutan güvertede, asker iskelede etrafı gözlemektedir.
Birden asker seslenir: Gidiş yönümüzde bir ışık var!
Komutan: ‘Hareketli mi, durağan mı?’ diye sorar.
Asker: ‘durağan efendim’ diye cevap verir.
Komutan: ‘Hemen mesaj gönderin. Yönünü yirmi derece değiştirsin.’ der.
Mesaj gönderilir. ‘Yönünüzü yirmi derece değiştirin.’ Karşıdan hemen mesaj gelir. ‘Yönünüzü yirmi derece değiştirin!’
Komutan kızar ve ‘Ben Amiralim, yönünüzü yirmi derece değiştirin!’ diye mesaj gönderir. Karşıdan hemen mesaj gelir. ‘Ben deniz onbaşıyım, yönünüzü yirmi derece değiştirin.’
Komutan çok kızar ‘Biz savaş gemisiyiz, yönünüzü yirmi derece değiştirin.’ diye mesaj gönderir.
Karşıdan mesaj gelir: ‘Ben deniz feneriyim!’
Komutan hemen emir verir: ‘Yönümüzü yirmi derece değiştirin.’
Hayatta bazı ilkeler vardır ki, eğer durmaz üstüne giderseniz geminizi batırabilir. Hayatınıza çok büyük zararlar verebilirsiniz. Eğer o ilkeler doğrultusunda hareket ederseniz. Tüm evren size gittiğiniz yolda yardım edebilir.
Sevgi, hoşgörü, saygı, adalet, özgürlük, emeğin hakkını verme bunlardan bazılarıdır…
Eğer ilke merkezli bir hayat sürüyorsak, kendimizi maddelere ve kişilere değil temel değerlere bağlarız. Bu temel değerler, her yol ayrımında, bize yol gösterir. Yolumuz karardığında, zihnen ve duygusal olarak zayıf düştüğümüzde, bizi geliştirir ve güçlendirir.
Herkesin hayattan öğrendikleri vardır. Ailesinden, çevresinden, okuldan…
Bu öğrendiklerimizin içinden, geçerli olanları seçeriz ve onlara göre yaşarız. Zamanla bunlar bizim hayattan çıkardığımız temel değerlere ve ilkelere dönüşür.
Benimde hayattan çıkardığım iki temel ilkem var. Bu ilkler yukarıda yazdıklarımın hepsini içinde barındırıyor. Hayatımı bu ilkelere göre şekillendiriyorum ve yaşıyorum. Böylece herkesin kazandığı, kimsenin kaybetmediği bir sereç yaşamama ve severek sevilerek bir hayat sürmeme olanak sağlıyor.
Bunları sizinle paylaşmak istedim, çünkü bu şekilde bir yaşam muazzam bir huzur ve mutluluk verici.
Bu ilkeler nedir? diye soruyorsunuzdur. Şimdi benim hayatımın çokta birbirlerinden ayrı olmayan iki temel ilkesini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Hani bir söz vardır ‘Herkez evinin önünü temizlese, sokak tertemiz olur.’ diye. İşte tamda öyle bir şey. Bulunduğumuz yeri hem fiziksel hemde psikolojik olarak güzelleştirdiğimizde (ki bu büyük bir emek gerektirir) siz çok güzel bir ortamda hayatınızı yaşayacaksınız. Sizinle aynı ortamda bulunan diğer insanlar da aynı güzelliği yaşayacak ve tadacak. Sizin emek ve özveriniz diğer insanlara değer verdiğinizi gösterecektir. Sosyal bir varlık olan insan, önem verilmeyi ve kendini değerli hissetmeyi ister. Bulunduğu yeri güzelleştiren insanlarda, o ortamdaki diğer insanlara değer verdiğini göstermiş ve hissettirmiş olur. İnsanlar ayna gibidir, onlara nasıl bakarsanız onlarda size öyle bakar. Sizin bulunduğunuz yeri güzelleştirme çabanız ve dokunuşlarınız, diğer insanlarda da karşılını bulacak ve sokak tertemiz ve güzel olacaktır. Neden daha güzel bir ortamda hayat sürmeyelim ki…
Hepimiz bir amaç için doğduk. O amaç, bizden sonraki nesilleri (çocuklarımızı ve torunlarımızı) daha güzel bir dünyada yaşatmak. Burda illa kan bağı olmasına gerek yok. Tüm çocuklar, bizim çocuklarımız. Bizden sonraki nesilleri daha güzel bir dünyada yaşatma çabası aynı zamanda bizim dünyamızıda güzelleştirecektir. Bunu elele verip, toplu bir hareketle başarabiliriz. Herkesin çok daha güzel bir dünyada yaşamak istediğine eminim. İşte bunu insanlara faydalı olarak gerçekleştirebiliriz. İnsanlara faydalı oldukça, mutluluklarını tadar ve bizde mutlu oluruz. Daha çok sever ve seviliriz. Böyle bir yaşam, güzel bir yaşamdır. Gönül kredisi açtığımız insanlar, hep birlikte bizden sonraki nesillere daha güzel bir yaşam bırakmak için bizimle elele verip, gönül birliğiyle aynı yolda yürüyeceklerdir. Bu yol ne güzel bir yoldur. Şimdi bize düşen bu yolda sapmadan yürümektir.
Temel ilkeler doğrultusunda bir hayat sürmek, (sapmadan, yalpalamadan) yolumuzu görmemizi sağlayacaktır. Herkesin kazandığı bir yolda gidiyorsak, tüm evren bize yardım edecektir…