06 Ocak 2026 Salı
Uzm. Psk. Nergis ÖZDİNÇ
Atlı karınca hepimiz için tanıdık bir semboldür. Bizi çocuklukta tutar. Güvenli bir döngüdür, korkutmaz. Nereye gideceği bellidir. Her hareketin ilerlemek olmadığını anladığımızda ise inmek isteriz. Yönümüzü kendimizin belirlediği başka bir sistem hayal ederiz.
Bazılarımız ise atlı karıncada dönmeyi hayatın akışı zanneder. “Bir tur daha” derken hayat akıp gider. Hareket vardır ama ilerlemez. Aynı manzara defalarca görünür. Başta eğlenceli, sonra baş döndürücü olur. İnmek mümkündür ama bilinçli bir karara ihtiyaç vardır. Belki de bunun için büyümek gerekir.
İlişkilerde de bazılarımız tam olarak bunu yaşar. Bazen inmek istesek de adım atmaya cesaret edemeyiz. Çünkü inmek belirsizliktir, yas tutmaktır, kaygıdır, “Ya yapamazsam” korkusudur. Tüm bunlar ve daha fazlası ile baş edebilmek elbette zordur.
Çok dönen, hareketli, aynı zamanda çok yoran ilişkiler atlı karınca gibidir. Bu tarz ilişkiler konfor alanıdır ancak bizi bir yere götürmez. Daha hızlı dönmek ise sadece biraz hareketlilik katar ancak tekrarlanan manzarayı değiştirmez.
Atlı karıncada herkes aynı ata binmez. Hangisindeyiz hiç düşündük mü? Her defasında aynı atı mı tercih ediyoruz? Yoksa her döngüde seçtiğimiz değişiyor mu? Bunu neden yapıyoruz? Seçtiğimiz atın bir adı olsa ne olurdu hiç düşündünüz mü? Umut atı, korku atı, güven atı, hangisi seninki?
Atlı karıncadan inebilmek için, bir ilişkide tekrar eden döngüyü fark edip bunu bilinçli olarak durdurmayı seçebilmeliyiz. Bunun için önce fark etmek ve sonrasında güçlenmek gerek. Buradaki güçlenmek, duygusal dayanıklılık demek. Bu olmadan atlı karıncayı durdurup inmek mümkün olmaz. Döngü biz tükenene kadar devam eder.
Peki atlı karınca döngüsünden inmeyi engelleyen şey nedir? Korku mu, alışkanlık mı yoksa başka bir şey mi? Bu soruya vereceğimiz cevap güçlendirmemiz gereken alanımız olmalı.
Atlı karıncadan inmek, vazgeçmek değildir. Sadece aynı yönde dönmeyi bırakmaktır. Konfor alanından çıkıp kendi yönümüzü bulmaktır.