06 Ocak 2026 Salı
İlişkilerde pek çok roller olduğunu devam yazılarından artık biliyoruz. Kontrolcü, kurban rolü gibi dikkati çeken bir diğer rol ise “Aşırı Uyum Sağlayan” rolü. Literatürde “People Pleaser” olarak karşımıza çıkar.
Aşırı uyum sağlayan rolde kişiler, ilişkiyi ve karşı tarafın memnuniyetini korumak için kendi ihtiyaçlarını, sınırlarını ve duygularını kolayca geri plana atabilirler. “Hayır” demekte zorlanma, başkalarını kırmaktan, üzmekten aşırı korkma, sürekli uyum sağlama hali, kendi ihtiyaçlarını dile getirememe, onaylandığında rahatlama aksi durumda kaygılanma gibi temel özellikler gözlenir.
Bu rol, psikolojik açıdan çok katmanlı bir zemine dayanır. Bahsedilen rol sadece kibar olmak değil, çoğunlukla öğrenilmiş bir hayatta kalma stratejisidir. Elbette temelleri geçmiş deneyimlere dayanır. “Hayır dersem sevilmem,” “Duygularımı anlatırsam yük olurum” gibi onay, kabul ihtiyacı ve terkedilme kaygısının eşlik ettiği bir roldür.
Hayır diyemediğimizde duyguları bastırma, öfkeyi dışa vuramama ve bunu içselleştirmeye neden olur. Sonucunda ise, yorgunluk, psikosomatik ağrılar, pasif agresyon, kendi algımızda silikleşme ve içsel bir tükenmişlik gözlenebilir. Bunlarla ilişkili olarak ilişkinin dinamikleri de olumsuz anlamda etkilenir.
Hayır demek; reddetmek, ilişkiyi bitirmek, sevilmeyi riske atmak, bencillik değildir. Aksine kendini ilişkide görünür kılmaktır. Benim de duygularım, düşüncelerim ve tercihlerim var demektir. Hayır diyebilmeye başladığımızda, kendimizi yok etmeden ilişki kurmayı da öğrenebiliriz.
Uyum sağlamaya çalışmak başlangıçta güven verebilir ama sürekli uyum sağlamak kendimizi, kimliğimizi yok eder. Benlik algımız silikleşmeye başladığında hayır diyebilecek gücümüzü de kaybetmiş oluruz. Bu nedenle öncelikle kendi kimliğimizi görünür kılmakla hayır diyebilme sürecine başlayabiliriz.
Hayır diyememenin bedeli hem kendimize hem de ilişkilerimize yansır. Bu nedenle küçük ama etkili ilk adımları atmak için biraz güç toplamaya ihtiyacımız olabilir. Hayır demeye minik adımlarla başlamak için birkaç öneri sıralayabilirim;
Duyguyu Fark Etmek: Hayır demeden önceki sinyali yakaladığımızda, bu iç sıkışması, gerginlik gibi hisler, hızlıca “Tamam” deme dürtüsünü tetikleyebilir. Fark edersek dönüştürebiliriz.
Otomatik “Evet”i Erteleyebilmek: Hemen cevap vermek zorunda değiliz. “Şu an net değilim”, “Düşünüp sonra döneyim” gibi cümleler ile sınır koymanın ilk güvenli basamağını geçebiliriz.
Açıklamasız “Hayır” Pratiği: Aşırı uyum sağlayanlar genelde uzun uzun gerekçe sunarlar. İlk hedef kısa ve net cümleler kullanabilmek olmalı. Örneğin. “Şu an bunu alamam”, “Bugün uygun değilim” cümleleri yeterlidir. Açıklamak zorunda değiliz.
Suçluluğu Davranıştan Ayırabilmek: Suçluluk duygusu geldiğinde, “Bu bir duygu, talimat değil” diyebiliriz.
Küçük Riskli Alanlarda Başlayabilmek: Hayır pratiğine güvenli kişilerle, düşük riskli durumlarla, gündelik tercihlerde deneyerek başlanabilir.
İçsel Onayı Dışsal Onayın Önüne Koyabilmek: Evet dediğimiz şeyi, gerçekten istediğim için mi yoksa karşımdaki bozulmasın diye mi yapıyorum? Bu soru otomatikleşmiş uyumu durdurabilir.
Kendini Yönet, Tepkiyi Değil: Karşı tarafın vereceği üzülme, şaşırma, sessizleşme tepkileri senin sorumluluğun değil. Senin sorumluluğun net ve saygılı olmak olabilir.
Hayırdan Sonra Kalabilmeyi Öğrenebilmek: En zor adım hayır dedikten sonrasıdır. Açıklama eklememek, geri adım atmamak, rahatsızlıkta biraz kalabilir olmak sinir sisteminin bunu yeniden öğrenmesine fırsat verir.
Hayır diyebilmek ilişkilerimizi bozmaz aksine kendimizle olan ilişkimizi onarır. Hayır dediğinizde bozulabilen bir ilişkiniz varsa o ilişkinin dinamikleri sorgulanabilir.