eşya depolama
hoşgeldin bonusu yeni bonus veren siteler casino siteleri
DOLAR 38,0106 0.26%
EURO 41,8015 -0.56%
ALTIN 3.782,85-0,36
BITCOIN 32007410,83%
Edirne
14°

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Recep Çınar

Recep Çınar

03 Nisan 2025 Perşembe

“Ah” ile “Vah” ile bir bayramı daha bıraktık geride!

“Ah” ile “Vah” ile bir bayramı daha bıraktık geride!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Başı rahmеt, ortası mağfirеt, sonu cеhеnnеm atеşindеn kurtuluş olan 11 ayın sultanı bir  “Ramazan” ayını daha geride bıraktık ve bayramı kutladık.

Ama nasıl? Ah ile Vah ile! Kimi, 15 bin TL emekli maaşla, kimi de 22 bin TL asgari ücretle! Çarşı Pazar’da bayram için bir şeyler satın almak istediklerine bakıyorlar, bir de etiketlere! “Şimdilik kalsın, bu bayram da böyle geçsin” dedi çokları!  Ülkemizde insanların birçoğu ekonomik sıkıntı içerisinde hayatı yaşamaya çalışırken, başta Filistin/Gazze’de olmak üzere bazı İslam ülkelerinde zulüm “sistematik” olarak devam ediyor. İslam âlemi bayram yaparken, Gazze’de Müslümanların üzerine mermiler yağdırıldı. Sadece son 10 gün içinde 322 Gazzeli Müslüman şehit edildi.

Geçtiğimiz günlerde Ulusal basında yer alan bir haberde, son zamanlarda İsrail’in Müslümanlara yaptığı zulümden cesaret alan Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin Türkiye düşmanlığı da kabardı! Rumlar son zamanlarda İsrail ile kurulan askeri ve ekonomik ittifaklar sonrası daha ahlaksız bir hal aldı. Rum isyanının yıl dönümünde Atina’nın göbeğinde düzenlenen resmigeçit töreninde Rum askeri korteji Türklere ağza alınmayacak küfürler ederken, Güney Kıbrıs’ta da Türklere soykırım için sosyal medyadan örgütlenmeye başladılar. Yani, Rum’un biti yine kanlandı! Bütün bu ahlaksızlıkları aleni bir şekilde, 85 milyonun gözüne sokarcasına yapmaları, Rumların ve askerlerinin tiniyetini bir kez daha göstermiş oldu.

Gazze’deki vahşi katliamlarının en büyük destekçisi Amerikan Devlet Terörü ise Filistin’deki insan hakları ihlallerini kamuoyunda gündeme getiren Amerikan vatandaşlarına ağır bir şiddet ve “mobbing” uyguluyor. Trump yönetimi aldığı yeni bir kararla, Filistin protestolarına katılan yabancı üniversite öğrencilerini de “deport” etmeye (zorla ülkeyi terk ettirme) başladı. Bu öğrencilerden biri de ABD’nin Massachusetts Eyaletindeki Tufts Üniversitesi’nde doktora eğitimi gören Türkiye  vatandaşı Rümeysa Öztürk. Rümeysa Öztürk, Gazze’deki mağdur Müslümanlara destek verdiği için vizesi iptal edilip ABD ile ilişkileri kesilecek ve Türkiye’ye geri gönderilecek! İşte Amerika’nın sözde medeniyeti! Bu yapılan devlet terörü değil de nedir?

Hala mı Amerika? Hala mı Birleşmiş Milletler? Hala mı Avrupa Birliği? 2 Milyar nüfusa sahip 60 Müslüman ülke ne zaman uyanacak? Ne zaman bir araya gelecek?  Kur’an-ı okumuyorlar mı?

Rabbimiz (cc) Al-i İmran 103. Ayette; “Hep birlikte Allah’ın ipine (Kuran’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz” demiyor mu? Ecdat Osmanlı bu günkü ülke topraklarımızın 25 katı bir coğrafyada 6 asır nasıl hükmetti? Müslümanların birlik ve beraberliği, Hak – Hukuk – Adalet ile.  Hangi ırk ve dinden olursa olsun herkesin Can – Mal – Akıl – Nesil ve Din hürriyetlerini koruyarak. Osmanlı, kendisini “Cihan Devleti” yapan değerlerden uzaklaşınca da çöküş hâsıl oldu!

Yaşanmış bir hikâyede şunlar anlatılır; Almanya’da Ramazanı Şerif ayında bir fabrikada çalışan Türk işçilerini papazın birisi evine iftar yemeğine davet eder. Bazıları mazeret belirtip davete katılmazlar, bazıları da Papazı kırmamak adına davete icabet ederler ve iftar saatinde Papazın evine misafir olurlar. Papaz Efendi elinde bir Kuran’ı Kerim ile işçilerin yanına gelir ve onlara, “ben Kuran okunurken dinlemekten büyük zevk alırım, biriniz okusa da ben mutfakta uğraşırken bir yandan da Kuran dinlesem” der ve Kuran’ı Kerim-i masanın üzerine bırakıp mutfağa geçer.

Bu arada odada sanki buz gibi bir hava esmektedir! Herkes bir ümitle diğerinin gözünün içine bakar ama nafile! Kimse Kuran okumayı bilmemektedir! İçlerinden birisi “Yahu içinizde ezbere Fatiha Suresini okumasını bilen yok mu, açsın Kuran’ı Fatiha’yı okusun, Papaz nerden anlayacak ki” der.

Bir tanesi, “ver, ben biliyorum der ve rastgele bir sahife açıp başlar ezbere Fatiha suresini okumaya. Bu esnada Papaz odaya gelmiştir. Bakar, Kuran okunuyor fakat ortadan bir sayfa ve hemen müdahale eder!

“Bir dakika, sen Kuran okumuyorsun. Çünkü okumakta olduğun sure Fatiha’dır ve o da Kuran’ın başındadır” der ve devam eder, “aslında ben sizleri buraya denemek için çağırdım! Nasıl oldu da altı asır adaletle dünyaya hükmeden Osmanlı’nın torunları bu gün bize hizmet eder hale geldiler” diyerek, “merak ediyordum, sizler benim sorumun cevabı oldunuz! Sizin ecdadınız Osmanlı dinine sımsıkı bağlı olduğu için dünyaya hükmetti, sizler ise Kuran’dan uzaklaştınız ve bu gün başkalarına hizmet eder hale geldiniz” der.

Evet, bu tespiti Hıristiyan bir din adamı yapıyor! (alıntı)

Allah (cc), Müslümanlara birlik, beraberlik ve ŞUUR versin!” Ne diyelim!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır; BAYRAM ne kadar hoş, ne şetaretli zamandır!

Âfâk bütün hande, cihan başka cihandır; BAYRAM ne kadar hoş, ne şetaretli zamandır!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

(Ufuklar hep gülmekte, dünya başka dünyadır; Bayram ne kadar hoş, ne neşeli bir zamandır!)

Recep Çınar

Recep, Şaban, Ramazan… derken Bayram da geldi! Bir ay boyunca tutulan oruç ve yoğun ibadetle birlikte dün akşam da bin aydan daha hayırlı “Kadir Gecesi”ni kutladık. Pazar günü (2 gün sonra) de Ramazan Bayram’ını kutlayacağız, inşallah. Yazımın başlığı, Milli Şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy’un “Bayram şiirinin” ilk satırları! 

Bayramlar sevinç, mutluluk ve paylaşmanın zirveye ulaştığı günlerdir. Zira sevinç ve mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır, üzüntü ve  kederler  ise paylaşıldıkça azalırmış.

Ramazan Bayramı (şeker bayramı değil!), yoğun ibadetle geçirilen Ramazan ayının sonunda bir bakıma Rabbimizin bize bir lütuf ve armağanıdır.

İnsanların bireysel bir yaşama yönlendirildiği, aşırı şekilde dünyevileştirildiği günümüzde bayramlarımızın önemi bir kat daha artmaktadır. Bu bakımdan çoluk – çocuğumuzla,  hısım – akrabalarımızla, komşu ve dostlarımızla bayram günleri ziyaretleşmek, buluşmak  bayramlara ayrı bir anlam katar. Sadece telefon ederek veya mesaj atarak ziyaret eylemini hafife almamalıyız. Tabii ki aradaki mesafeler aşırı uzak değilse!

Ayrıca dargın olanların, bayramı beklemeyip hemen barışması hem Rabbimizi, hem de Peygamberimizi memnun eder. En azından bayram buluşmasını fırsata çevirip dargınlıklar sona erdirilmeli. Allah’ı (cc)  ve Peygamber’i (sav) seven kimseler, insanların kusurlarına bakmaz affedici, hoşgörülü olur. İyi insan yani mümin, herkesle iyi geçinir. Başkalarına sıkıntı vermediği gibi, onlardan gelecek bazı eziyetlere de katlanır.

Peygamberimiz (sav) bir hadislerinde, “Din kardeşiyle üç günden fazla küs durmak caiz değildir. Üç gün sonra, onunla karşılaşırsa, O’na selam verip hatırını sormalıdır. O kimse selamını alırsa, birlikte sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa, almayan günaha girer. Selam veren de küs durma mesuliyetinden kurtulmuş olur” buyurmaktadır. 

Elbette İslam coğrafyasında yaşanan zulüm, kıyım ve mağduriyetler karşısında “bayramlar ne derece sevinç ve mutluluk verir” diye düşünebiliriz. Maalesef İslam âlemi ağız tadı ile Bayram dahi yapamaz hale geldi/getirildi. Ama herşeye rağmen bayramımızı yapacağız, bayramın sevinç ve mutluluğundan yoksun olanları unutmayarak, sevinç ve mutluluğu paylaşma çemberimizi biraz daha genişleterek onları da çemberin içine alacağız. Sadece mutluluk ve sevincimizi değil, lokmamızı da onlarla paylaşmaya gayret edeceğiz. Zekât, fitre ve yardımlarımızla ve de dualarımızla onların yanında olacağız. İşte, kâmil mümin olmanın özelliği bu!

Sevgili Peygamberimiz, “Doğudaki Bir Müslüman’ın ayağına diken batsa, Batıdaki Müslüman aynı acıyı hissetmiyorsa kamil bir mümin olamaz” demiyor mu?

Unutmayalım ki, dünya bir imtihan yeridir. İmtihanın türünü ise Rabbimiz belirliyor. Bize düşen sabırdır, kulluğumuzu gereği gibi yerine getirmek ve kusur etmemeye çalışmaktır.

Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de; “Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir” buyurur, (Bakara:153).

Bakara 155. Ayette ise; “Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele”  diyerek bizi rahatlatıyor ve maneviyatımızı güçlendiriyor.

Rabbimiz, geride bıraktığımız Ramazan ayını, Ramazan içinde ihya ettiğimiz Kadir Gecesini ve de idrak edeceğimiz Ramazan Bayramını tüm Müslümanların kurtuluşuna, dünya ve ahiret saadetine vesile kılsın.  Bizleri, iki cihanda gerçek bayramlara eriştirsin, inşallah.

Bugün toplumumuzun birçoğu eskiden çokça söylenen türküyü hatırlar! Neydi o türkü?

“Bayram gelmiş neyime, aman anam garibem. Kan damlar yüreğime, aman anam garibem…”

Halkımızın alım gücü dip yaptı. Peki, mutlu olan kim? Onlar da belli!

Toplum olarak gerçek bayramlara erişmek istiyorsak!

Adil bir Düzen” kurarak Adalet, barış, huzur ve refahın sağlanması gerekir. Bu da gayret ve fedakârlıkla olur.

Ahirette ise; Cennet ve Cemalullah’a kavuşmakla!

Ama her şeyin bir bedeli var! Cennet’in bedeli de yaratılmışlara değil, Allah’a kul olmaktır. Allah’a kul olmak ise O’nun emirlerini yerine getirmek, yasaklarından uzaklaşmakla olur. Aksi halde bu kısır döngüden kurtulamayız.

Rabbimiz Kur’an-ı Kerim Saff Suresi 11. Ayette; “Allah’a ve Resulüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad/mücadele edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır” uyarısında bulunuyor!

Aslında Allah (cc) bizden fazla bir şey istemiyor, verdiklerinin bir kısmını! Unutmayalım ki, bize malı da, canı da veren O (cc)! 

Rabbimizin bizleri gerçek bayramlara kavuşturması niyazıyla Pazar günü idrak edeceğimiz  RAMAZAN BAYRAMIMIZ MÜBAREK OLSUN…

Dostça kalın…  

Devamını Oku

Nisan 1 şakası mı, hile günü mü?

Nisan 1 şakası mı, hile günü mü?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Gelecek hafta Salı günü Nisan ayına gireceğiz. Yani 1 Nisan… 1 Nisan, birçok ülkede (Türkiye dahil) “şaka günü” olarak kutlanır. 1 Nisan, dünyada çeşitli ve ilginç şakaların yapıldığı gündür.

 Aslında 1 Nisan şakasının “kanlı bir hile/aldatma günü” olduğunu söylesek bilmem inanır mısınız?

Hem bu günün öyle şaka yapılacak, gülünecek bir yanı olmadığı gibi, ağlanacak, üzülecek yanı çok!

1 Nisan,  Hıristiyanlar arasında “Hile/aldatma günü” olarak kutlandığını kaçımız biliyor?

Geçmiş tarihe bakalım! Endülüs, Şam Emevili Komutan Târık bin Ziyâd, emrindeki dört gemi ve yedi bin mücâhid ile 711 (H. 92) (Cebeli Tarık boğazından) Afrika’dan Endülüs’e geçerek İslam’ın tebliğ eder.  Daha sonra yine Şam Emevilerinden 1. Abdurrahman, İspanya’ya (Endülüs) geçerek oradaki Müslüman toplulukları örgütleyip 756 yılında Endülüs İslam Devletini kurar ve Endülüs bir “Dünya Cenneti” haline getirilir.

Birçok insanımızın maalesef İslam tarihinde olup bitenlerden yeterince haberi yok. Endülüs’ü üç defa ziyaret etme fırsatı buldum. Endülüs Müslümanlarının gerçekten ibret alınacak tarihleri ve acı bir sonları var. Ayrıca insanlığa pek çok ilmi buluşlar miras bırakmışlar. Bu gün Avrupa ülkelerinde eğer bir nebze olsun bizim anladığımız manada medeniyet varsa, onu da Endülüs Müslümanlarından aldılar.

1 Nisan olayı nerede ve ne zaman yaşandı?

Endülüs Bölgesi İspanya’nın güneyinde 87 bin km karelik bir bölge. 711 yılında Şam Emevilerinden Târık bin Ziyâd komutasındaki Müslüman askerler ile fethedilen ve 736 yıl hüküm süren bir İslâm medeniyeti. 711-1492 yılları arasında her türlü gelişimi ile çok büyük bir ihtişama sahne olan topraklar: “Endülüs Emevi Devleti”.

İlimde zirve olmasının yanı sıra mimarî anlamda da günümüzde kendisine hayran bırakan bir medeniyet Endülüs!

275 yıl devam eden Endülüs Emevi Devleti, farklı etnik devlet adamlarının arasındaki mücadelelerin sonucu çıkan iç karışıklıklar nedeniyle zayıflaması sonucu 1031 yılında parçalara bölünerek irili ufaklı 20 kadar müstakil idari birlik oluştururlar. Bu şehir devletleri arasında ileri gelenleri: Batalyus, Belensiye, Mursiye idi.

1492 yılına gelindiğinde 736 yıllık medeniyet Avupadaki Hıristiyan ülkelerin birleşerek Kastilya Krallığı tarafından çeşitli hile ve katliamlarla son bulmuştur. Muhteşem bir Medeniyet kurmuş olan Endülüs Müslümanlarının yaşadığı acı sonu tarihte pek az topluluk yaşamıştır.

Peki, 1 Nisan “HİLE GÜNÜ” nedir?

1492 yılında Haçlı ordusu Endülüs Müslümanlarının son kalesini (Gırnata/ Granada) kuşatır. Uzun süren bir kuşatma olmasına rağmen, kış aylarının da çetin geçmesiyle kale korunabilmektedir. Durumun zorluğunu anlayan Haçlı ordusunun komutanı değişik hileler düşünmektedir.  En sonunda öyle bir hile bulur ki, Müslümanları ancak bu şekilde alt edeceğine inanır. 31 Mart’ı 1 Nisan’a bağlayan gece Kalenin önüne giderek bir elinde Kur’an bir elinde diğerinde İncil şöyle seslenir: “Şu iki kitaplar üzerine yemin ederim ki, teslim olursanız bu akşam size bir şey yapmayacağım” der.

Bunun üzerine gerekli görüşmelerden sonra canlarının kurtarılması karşılığında Müslümanlar kaleyi teslim ederler. 

Ancak… Ertesi sabah, yani 1 Nisan sabahı, Haçlı ordusu komutanı bütün Müslümanların öldürülmesi için emir verir! Bunun üzerine Müslümanlar, “Yemin etmiştiniz, bize söz vermiştiniz” dediklerinde Haçlı ordusu komutanı, “Benim sözüm size dün akşam içindi, bu gün için size bir sözüm yoktur” diye cevap verir ve bütün Müslümanları oracıkta katlederek şehit ederler. İşte o gün bu gündür 1 Nisan, Hıristiyanlar arasında “Hile/aldatma günü” olarak kutlanmaktadır.

1498 yılından sonra Endülüs’te zulüm daha da artırıldı. Ya dinlerini, ya da vatanlarını terk etme ihtarları yapıldı. Bu hususta beyannameler yayınlandı. Hıristiyan olmadıkları takdirde öldürülecekleri bildiriliyordu. O devirde tarihçiler Endülüs’te 6 milyon Müslüman yaşadığını, Hıristiyanlar ülkeyi istila ettikten sonra bunların yarısının kılıçtan geçirilerek veya yakılarak öldürüldüğünü, diğer yarısının ise çeşitli, akla hayale gelmez işkencelerle Hıristiyanlaştırıldığını kaydediyorlar. Bazı tarihçiler ise, birkaç yüz bin kadarının o zaman İspanya’nın sömürgesi durumunda olan Arjantin ve Brezilya’ya sürüldüğünü, yine bir kısım Müslüman’ın da Kuzey Afrika’ya geçtiğini belirtiyorlar.

Bugün bazılarımızın özenip örnek aldığı Batı, Endülüs medeniyetinden elde ettiği ilim ile Teknik ve Teknolojide güçlenmiş, ancak bu gücü insanlığın barış, huzur ve saadeti için değil sömürü için kullanarak zulüm yapmaktadır.

Ne acıdır ki, günümüzde birçok Müslüman, geçmişte onca Müslüman’ın katliam günü olan 1 Nisan’ları, bir şaka günü olarak bilinçsizce kutlamaktadır! Bu bilgilere sahip olduktan sonra gelin hep beraber,  1 Nisan’ı Hile Gününü kutlamayı tarihe gömelim!  Onun için uyarımı bir hafta önceden yapıyorum!  

“Yeniden Diriliyor Endülüs”  (şiirinden bir kısım)

Hangi İmanlı gönüller de Endülüs unutulur
Unutulur acımıdır Endülüs yarası,
Değil asırlar binlerce yıl geçse de üzerinden
Yanar tutuşur bağrımda hicranlı hatırası…
(Erzurumlu Hayrettin KIZILOĞLU )

Dostça kalın… 

Devamını Oku

Edirne’de “Kentsel Dönüşüm” müjdesi!

Edirne’de “Kentsel Dönüşüm” müjdesi!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Başlık, 06.03.2025 tarihli mahalli basındaki bir haberden.

Edirne Belediye Başkanı Av. Filiz Gencan Akın haberde,  Büyükçekmece Belediyesi’nin kentsel dönüşüm çalışmalarını takip ettiklerini ve örnek aldıklarını ifade ederek, “Edirne olarak, kentsel dönüşüme önem veriyoruz. Çünkü tarihi bir şehirde yaşıyoruz” diyor.

13 Şubat 2025 tarihli köşe yazımda, “Edirne altın çağına mı giriyor” demiştim.

Zaman zaman medyada da haberlerini okuruz, son bir yıldır Edirne’de bir şeyler olduğunu!

“Büyükçekmece Belediyesi, yaklaşık 15 yıldan beri kentsel dönüşümde örnek bir çalışma yapıyormuş. Büyük Çekmece Belediye yetkilileri ile Edirne Belediyesi geçtiğimiz günlerde kentsel dönüşüm konusunda yaptıkları ortak çalışmanın ardından Büyük Çekmece Belediyesinden örnek alarak Başkan Av. Filiz Gencan Akın’ın talimatıyla yıkım çalışmalarını yerinde inceleyen ve kendisi de İnşaat Mühendisi olan Edirne Belediye Meclis Üyesi Mehmet Muranlı, Büyükçekmece Belediyesi’nin deneyimlerinden faydalandıklarını belirterek, “Bizler Büyükçekmece Belediye Başkanımız Dr. Hasan Ak gün’ün yıllara dayanan tecrübesini örnek alıyoruz. Edirne olarak, kentsel dönüşüme önem veriyoruz. Çünkü tarihi bir şehirde yaşıyoruz” diyor. Beklenen bir başlangıç, hayırlı olsun. Valiliğimizin bir süre önce başlattığı Saraçlar Caddesi ve çevresindeki cadde ve sokaklardaki çalışmalar da devam ediyor, güzel de oluyor.

Bu arada Belediye Başkanı Sayın Filiz Gencan Akın, Belediyede 3 ismi görevden aldı. Demek ki, Kentsel Dönüşüm konusunda da niyeti ciddi! Edirne’de şehircilik konusunda yapılan bir asırlık yanlışlar/hatalar var. Tabii ki bunların telafisi pek kolay olmaz. Her şeyden önce liyakatli ve dürüst kadrolar gerekir! Belediye Başkanı Sayın Akın, şehrimizde güzel hizmetler yapmak istiyor. Geçtiğimiz günlerde yeşil alanları da kentliye kazandıracaklarını söyleyerek,  “sözlerimiz var, yeşil alanları kentliye kazandıracağız. Ama öncesinde hukuksal işlemleri tamamlamalıyız. Şehrimizi sevdim seviyorum. Buradan ayrılınca özlüyorum. Bu nedenle bu kenti seven ve emek veren herkesle birlikte kentimizi geleceğe taşımalıyız” diyerek yeşil alanlarımıza daha sağlıklı donatılar eklenmesine ve yeşil alanların amacına uygun kullanılması gerektiğine dikkat çekiyor. Niyet güzel, bize düşen “inşallah” demektir. Bugüne kadar yapılan eksiklik ve yanlışlıkları görmek ve onları konu edinmek bile bir hünerdir. Yeşil alanlar konusuna daha önce de köşemde değinmiştim. Edirne’mizde, bilhassa merkezde yeşil alan normalin oldukça altında. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şehirlerde kişi başına düşen yeşil alanın en az  9 metrekare olması gerektiğini, 10 ila 15 metrekarenin ise ideal olduğunu belirtmektedir. Gelişmiş bazı ülkelerde kişi başına düşen yeşil alan ortalama 20 metrekare civarındadır. Bazı şehirlerinde ise 50 metrekare olanlar da var! 

”Maalesef Edirne kent merkezinde kişi başına standartlara uygun yeşil alan düşen mahalle yok! Bazılarında 2,5 metrekare, en fazlası ise 9,7 metrekare. Yeşil alanlar halkın ücretsiz kullanacakları mekânlar olması gerekirken bizde mevcut yeşil alanların birçoğu ranta dönüştürüldü! Fotoğrafta görüldüğü gibi düzensizlikleri ve bakımsızlıkları da ayrı bir konu! Bunlar yılların birikimi. Umarız, yeşil alanlarımız konusu ele alınıp amacına uygun düzenlenerek halkın hizmetine sunulur. Sayın Başkan Akın da verdiği sözü yerine getirmiş olur!

Diğer bir konu ise alt ve üst yapının ele alınarak düzenlenmesi! Kentsel dönüşümde bu konuya  herhalde öncelik verilmesi gerekir!  Belediye’nin ilgili birim görevlileri şehri gezip şöyle bir kontrol ettikleri var mı? Tarihi semtlerde 100 yıldır yollara üst üste atılan asfalt veya döşenen taşlarla, zemini en az bir metre yükseltilmiş durumda! Birçok tarihi binanın zemin katı yol izahında iken şimdi enaz bir metre derinde kaldı! Yani, “yarı bodrum” haline dönüştüler. Yüksekliği 10-12 Cm olması gereken kaldırımlar, bazı yerlerde sıfırlamış, bazı yerlerde de 30 Cm yükselmiş! 

Kaç ülkede böyle bir yapılaşma var? Bunlar dikkate alınmalı.

Burada, şuna da değinmeden geçemeyeceğim! Ağaçlandırma konusu!

Ağaçlandırma, Kentsel Tasarımın olmazsa olmazlarındandır. Ağaçlar havayı temizler. Ağaçlar kenti ve sokakları serinletir, oksijen üretir. Buna benzer onlarca faydaları vardır. Edirne’de her geçen gün ağaç konusunda yoksullaşma oluyor! Zaman zaman bazı fidanlar dikilse de, bakımsızlık ve ilgisizlikten kuruyor veya gelişmiyor.  Fotoğrafların ikisi Bulgaristan’dan.  96 bin nüfuslu Haskova şehrinden. Fotoğrafların birinde, ağaçlar adeta “tünel” oluşturmuş iki tarafı ağaçlı cadde! (Eskiden Karaağaç mahallesine giden yol buna benzerdi. Bakımsızlıktan, ilgisizlikten o da eski halini kaybetti!) Diğer 2 fotoğraf da Edirne’mizden!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Her işe burnunu sokmak!

Her işe burnunu sokmak!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Yazının başlığı, kendisini ilgilendirmediği, halde her işe karışanları ifade eder. Yani, bilip, bilmediği halde her işe burnunu sokan, başını derde sokarmış!

8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlenen bir programda verilen beyanatta birisi, “erken yaşta evlilikleri engellemek amacıyla” görev aldım” diyor!

Erken yaşta evlilik derken acaba neyi, hangi yaşları kastediyor? Kâinatı yaratan her şeyin ölçüsünü, kanununu, kuralını koymuştur. Herkesin kendi aklına göre ölçü, kanun, kural koymaya yok!

 Erken yaşta evlilikle ilgili bu açıklama iyi niyetle söylenmiş olabilir. Ama bir Alman atasözünde öyle der; “Cehenneme giden yol iyi niyet taşları ile döşelidir!”

Toplumumuzun yüzde 98’inin Müslüman olduğu söylenir. Müslüman, teslim olan insan demektir. Teslimiyet ise kâinatın yaratıcısı Allah’adır, O’nun emirlerinedir. Allah’ın dini, insan hayatını tanzim eden bir sistemdir. Müslümanlar olarak bize düşen doğumdan ölüme her sahada O’nun kurallarına uyarak dünya hayatımızı yaşamaktır. Hal böyle iken herkes, sorumlu olduğu işlerde kendi görevini usul ve şartlarına göre ifa etmesi en doğrusudur.

Kitabımız Kuran’a göre evlenme yaşı, ergenlik mi yoksa ergenlikle beraber rüşde de ermek mi?    – Bazı kitaplarda, Kuran’da evlilik için belirli bir yaş belirtilmediği, sadece zifafa girebilmek için ergenlik çağına girmiş olmanın belirtildiği görülür.
– Fakat Nisa Suresi 6. Ayette; “Nikâh Çağı” diye bir kavram var. Kuran Nikâh Çağı kavramını kullanarak evlilik için bir nevi belli bir yaş koymuş, bu yaş ise kişiden kişiye göre değişebilen Ergenlik yaşıdır. Yani Kuran bir insanın evlenebilmesi için o kişinin ergenlik çağına girmiş olması gerektiğini söylüyor.
– Nisa 6. ayette, evlenmek için hem ergenliğe ulaşması hem de rüştüne ermesi şartı getirilmiştir. Şimdi, “Kuran’da evlenmek için belli bir yaş konulmamıştır” demek, Kuran’daki Nikâh Çağı kavramını inkâr etmek, Kuran’da nikâh çağı diye bir kavram olmadığını söylemek değil midir?
– Yani “Kuranda evlilik için belli bir yaş belirtilmemiştir” diyerek Kuran’daki Nikâh Çağı kavramı inkâr edilmiş olmuyor mu?
– Bu da Allah korusun dinden çıkarır, çünkü Kuran’da yazan bir şey inkâr edilirse dinden çıkılır. Hüküm bu!

Evlenme yaşının gelmesi; 

Müçtehitlere göre bu, on beş – on dokuz yaşları arasında değişmekte, bazılarına göre kızlarla erkek çocuklar için farklı yaşlar öngörülmektedir. Devlet, içtihatlar arasından birini seçerek kanunlaştırma ve uygulamayı buna göre yapma imkânına sahiptir. (Sorularla İslamiyet’ten alınmıştır.) 

Bu ülkede “Diyanet İşleri Başkanlığı” diye bir kurum var. Ve bu kurumda sahasında uzman ilim insanları mevcut. Bunlar niçin var? Dini konularda halka yol göstermek, yön vermek, yanlış yapmamaları için. Bilip bilmeden herkes kendi kafasına göre fetva vermeye çalışırsa, o zaman Allah’ın (cc), Peygamber ve Kitap göndererek bize “düzen/sistem”  koymasının (âşa) ne manası var!

Öyle derler; “Herkes kendi işine baksın, gemisini kurtaran kaptandır!”

Görevimiz, gerekli bilgiye sahip olmadığınız konularda “fetva” vermek değil, kendi işinize/görevinizi lâyık-ı veçhile yapmaktır. Evlilik konusunda Dinimiz kaynakların Kur’an ve Sünnette inceden inceye her türlü bilgiler verilmiştir.  Geçerli bir evliliğin yapılabilmesi o evlilikte birtakım unsur ve şartların bir araya gelmesi ile mümkün olur. Buna göre, evlenmenin unsurları nelerdir? Evlenmenin kuruluş şartları nelerdir? Evlenmenin bağlayıcılık şartları nelerdir? Evlenmenin yürürlük şartları nelerdir?  Evlenmenin geçerlilik şartları nelerdir? Şartlara uymamanın sonucu nedir?.. gerekli bilgiler verilmiştir.

Toplum olarak bize düşen (Müslüman’sak) gerek evlilik konusunda gerekse diğer konularda Kur’an ve Sünnet ölçülerine uygun hareket etmektir.

Dostça kalın… 

Devamını Oku
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler