eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Recep Çınar

Recep Çınar

08 Ocak 2026 Perşembe

Edirne’de Belediye var mı?

Edirne’de Belediye var mı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Ah ile vah ile bir yılı daha geride bıraktık ve yeni yıla (2026) girdik. Ama nasıl?  ZAM yağmuru ile!

ZAM konusu artık bizim yıllık, aylık değil, günlük konumuz haline geldi. Bu ZAM öyle bir şey ki, her tarafa girmiş! SadraZAM – İntiZAM –  MuntaZAM – CüzZAM – HüzZAM…! Zam, zam, zam!

ZAM’dan kurtulup başka sorunlarımızı pek çözemiyoruz! Neyse, o da geçti! Ama deldi geçti! Bir tarafta merkezi yönetim Hükümet, diğer tarafta da yerel yönetim Belediye! Bu yazıda konumuz Belediye.

Peki, Belediye nedir? “Kurumsal bir yapısı sayesinde ulusal ya da bölgesel kanunlar tarafından kendisinin yönetme hakkı bulunan bir idari birimdir. Aynı zamanda; bir şehir ya da ilçenin aydınlatma, temizlik, su ve elektrik gibi ortak hizmetlerini ve ihtiyaçlarını gören örgüt anlamına gelir” şeklinde tarif edilir.

Belediye, “Kanunlarla belirlenen başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahalle müşterek niteliğine sahip olan her türlü görev ve hizmeti yapar ya da yaptırır. Bunun için gerekli kararları alır, uygular ve denetlemesini yapar.

Belediye, İl’de gerçekleştirilen pek çok faaliyetten sorumludur. Belediyenin en önemli ana görevlerinin arasında imar, ulaşım gibi kentsel alt yapı, su ve kanalizasyon; çevre ve çevre sağlığı gibi hizmetler gelir. Bu hizmetlerin yanında temizlik ve katı atık; zabıta, acil yardım, itfaiye, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik düzeninin sağlanması gibi önemli görevleri de vardır.

Şunun bilinmesi önem arzeder! Nerede ve hangi sahada olursa olsun, İş yaparken Ehemi mühime tercih ederek yani, daha önemli olan bir işi, az önemli olandan önce yapmak gerekir.

Bugün Belediye’mizin yaptıkları şuna benzer; Adamın kalbi durma noktasına gelmiş ve yere yığılmış. Siz O’nu acilen hastaneye götürmeye çalışıyorsunuz, O ise “beni Berber’e götürün, önce traş olayım sonra da hastaneye gidelim” diyor! Bu durumda önce yapılması gereken elbette berbere gitmek değil, hastaneye gitmektir. Belediye’mizin bugün yaptıkları bazı işler de buna benziyor!

Elbette Kasap dükkânı, Lokanta vb. işler de yapılabilir. Ama her işin bir usulü ve önceliği var!  Toplumda aylık geliri/kazancı yüz binlerce lira olan da var, asgari ücretle çalışan veya düşük emekli maaşı alan da. Bunları ayni kefeye koyarak her ikisine ayni yardımı yapmak adalet mi?

Ayni durum, şehir içi ulaşımda da böyle! Zengini de fakiri de 65 yaş üstü bedava yolculuk yapıyor!

Asgari ücretle çalışan veya henüz 65 yaşına ulaşmamış emekliler ise günde 23 TL (gidiş geliş 46) minibüs ücreti ödüyor!

Yardım, tespit yapılarak gerçekten ihtiyaç sahibi (fakir) insanlara yapılır. Adalet bu şekilde sağlanır.

Edirne günümüzde Belediye hizmetleri bakımından da utanç verici bir durumda. Geçenlerde Bulgaristan’dan Edirne’ye gezmeye ve alış verişe gelen bir Türk bana, “Edirne’de Belediye var mı” diye soruyor!

Ben de kendisine fazla bir şey söylemedim, “adı var da kendisi yok” dedim! Belediyecilik hizmetlerinde Bulgaristan kadar bile olamıyoruz. Gerçekten Edirne bunu hak etmiyor!

Belediyeler Su, İmar, Ulaşım ve kanalizasyon, Çevre ve Çevre Sağlığı, Kentsel alt yapı, Üstyapı, Temizlik ve Katı atık, İtfaiye, Zabıta, Acil Yardım, Kurtarma Ve Ambulans, Defin Ve Mezarlıklar… işlerini yapar. Bunun yanında Şehir İçi Trafik, Ağaçlandırma, Konut, Kültür ve Sanat, Turizm ve Tanıtım, Park ve Yeşil Alanlar, Gençlik ve Spor, Sosyal Hizmet ve Yardım, Meslek ve Beceri Kazandırma, Evlendirme, Ekonomi ve Ticaretin geliştirilmesi gibi hizmetleri de Belediyeler yapar ya da yaptırır. Belediye Başkanı Av. Filiz Gencan,

Eylül 2025 Dünya temizlik gününde düzenlenen etkinlikte “Edirne’miz Temiz, Geleceğimiz Temiz” diye beyanat verdi! Şehri bir dolaşsın bakalım temizliğin “T”si var mı? Her taraf çöp, çamur, toz, toprak! Yolllar, yaya kaldırımlar bozuk! Umumi WC’ler zaten yeterli ve bazıları pek kullanışlı da değil, bir de akşam saat 20’lerde kapanıyorlar! Peki, gece 22 – 23’lere kadar çarşılarda az da olsa insan oluyor. Bu insanlar WC ihtiyaçlarını nerede giderecekler?

Bilhassa son 50 yılda berbat imar planları ile şehir mahvedildi. 2 katlı tarihi bina bitişiğine 5-6 katlı ucubeler dikildi. Şu kış mevsiminde bazı semtlerde sular bile akmıyor! Temizlik, Trafik, Tuvalet sorunları gün geçtikçe artıyor! Neymiş, 2026 yatırım yılı olacakmış! Göreceğiz bakalım! Esas yapılması gerekenleri yapmayınca/yapamayınca halkı oyalamak için Kasap dükkânı, Halk Lokantası… açmak Sosyal Belediyecilik anlayışı ile bağdaşır mı! Bunlar teferruat, öncelikli yapılması gereken işler değil. Önemli olan Belediyelerin yapması gereken görevleri gereği gibi yapmaktır. Yapılan yok mu? Tabii ki var. Ama ne kadar? Deve’de kulak! “Olduğu kadar” diyemezsiniz! “Olması gerektiği kadar” yapmak zorundasınız! Kaldırılamayacak taşın altına el sokulmaz! Evet, “Edirne’de gerçekten Belediye var mı, yok mu”!?

Dostça kalın…

Devamını Oku

“Stalin’in Tavuğu”!

“Stalin’in Tavuğu”!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 Recep Çınar

 “Rus Lider Stalin’ın Tavuğu” diye bir hikâye anlatılır! Hikâye, “gerçek veya tasarlanmış olayları anlatan, kısa ve düzyazı şeklindeki bir anlatı türüdür” .şeklinde ifade edilir. 

 Josef Stalin (1878-1953), Sovyetler Birliği’nin lideri iken, 1920’lerin sonlarından 1953’teki ölümüne kadar ülkeyi fiilen yöneten kişi.Yazımın başlığındaki hikâye şöyle anlatılır;

Stalin Ve Yolunmuş Tavuk!

Stalin ve çalışma arkadaşları birlikte toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi.

“Sizler yıllardır devlet için çalışmış, ihtilale emeği geçmiş kişilersiniz. Söyleyin bakayım, halkın yönetime kayıtsız şartsız baş eğmesi için yöneticiler nasıl davranmalıdır?”  Salonda bulunanlar çeşitli fikirler ortaya attılar. İçlerinde haktan, adaletten, demokrasiden, sürgünden, idamdan, hapisten söz edenler oldu. Stalin söylenenleri beğenmedi! 

“Yönetimi eline geçiren en güçlü ve en yücedir. Halkın karşınızda baş eğmesi için ne gerektiğini size bir örnekle göstereyim” dedi.

Hemen çalışanlardan birine buyurdu:Bana hemen bir tavuk getirin!Tavuğu çabukça bulup getirdiler. Stalin salonda oturanların şaşkın bakışları arasında canlı tavuğun tüylerini yolmaya başladı. Tavuğun bütün tüylerini yolup cascavlak bıraktıktan sonra salonun ortasına saldı. Çalışma arkadaşlarına döndü:

Şimdi izleyin bakalım bu şaşkın tavuk nereye gidecek!”  Zavallı tavuk çektiği azaptan kurtulmak için aralık kapıdan dışarı çıkmak istiyor ama soğuktan titriyor. Masaların altına giriyor, masa ayakları canını acıtıyor. Duvar diplerine gidiyor ama her yanı yara bere içinde. Şömineye yaklaşıyor ama tüysüz derisi sıcağa dayanamıyor. Çaresizlikten tüylerini yolan Stalin’in bacakları arasına sığınıyor. Stalin cebinden bir avuç yem çıkarıyor ve yolunmuş tavuğun önüne tane tane atıyor. Yemlenen tavuk, Stalin nereye giderse peşinden ayrılmıyor.! Ağızlarını açmış şaşkınlıkla kendisini izleyen arkadaşlarına gülerek bakan Stalin şöyle diyor: “Gördünüz mü,  HALK dediğiniz topluluk bu TAVUK gibidir.! Tüylerini yolacak ve serbest bırakacaksınız, O zaman yönetmek kolaylaşır.!” Diyorİşte, toplumlar günümüzde bu hale getirildi!

Ne demişler; Anlayana Sivri Sinek Saz, anlamayana Davul Zurna az!

Müslüman bir toplum olarak birçok hastalıklarımız var!

  • Allah’ı biliyoruz, ama emrime uymuyoruz! Hal bu ki Müslüman, Allah’ın emirlerine teslim olan insandır.
  • Kur’ana inanıyoruz, ama onunla amel etmiyoruz!
  • Peygambere inanıyoruz, ama O’nu örnek almıyor, Sünnetine uymuyoruz!
  • Şeytanı biliyoruz, ama kendimize düşman bilmiyoruz!
  • İnsanoğlu o kadar garip bir varlık ki, hidayete ermesi için 124 bin Peygamber yetmedi! Ama “Hak” yolunu kaybedip “Batıl”a yönlenmesi için 1 Şeytan yetti!
  • Cennet’e inanıyoruz, ama ona girmek için emek sarf etmiyoruz! Veya ne kadar sarf ediyoruz?
  • Cehennemden korkuyoruz, ama günahlardan uzaklaşmıyoruz!
  • Ölümü biliyoruz, ama onun için gerekli hazırlığı yapmıyoruz!
  • Kardeşlerimizi ayıplıyoruz, ama onların yaptıklarını biz de yapıyoruz!
  • Allah’ın nimetlerini yiyoruz, kullanıyoruz, ama pek şükretmiyoruz!
  • Vefat eden kardeşlerimizi mezara götürüyoruz, ama ibret almıyoruz!!!

Bu emirlere uyanlarımız elbette var. Ancak ne kadar?

Bizim bugün, Dünyanın değiştiremediği adamlara ihtiyacımız var!

  • Parayı bulunca ahlakını kaybetmeyen!
  • Gücü bulunca adaletini kaybetmeyen!
  • Makamı bulunca merhametini kaybetmeyen!
  • Kalabalığı bulunca kardeşliğini kaybetmeyen, değiştirmeyen Müslümanlara ihtiyacımız var!

Her şeyden önce Müslümanlar olarakEvren’i yaratanın evrensel kurallarını iyi tanımalı ve onlara uymalıyız!

Aksi halde, Dünyamız da Ahretimiz de BERBAT olur!

Ecdadımızı iyi tanıyalım!

Osmanlı, 631 Sene, 3 Kıta, 7 Deniz, 50 Ülke, 219 Sadrazam (Başbakan),  129 Şeyhülislam (dini konularda en yüksek derecede bilgi ve yetkiye sahip olan kimse) ve 36 Padişah!

Osmanlı’nın en güçlü ve hareketli dönemi 15 ve 16. Yüzyıllar olmuştur. Daha sonraki yıllarda kademe kademe kendi medeniyet değerlerinden uzaklaşılınca, çöküş vaki olmuştur!

Bugün yeniden şahlanış, ancak ADİL DÜZEN ile mümkün olur!

Merhum Erbakan Hoca, 28 Haziran 1996’da Başbakan oldu. Meclisten güvenoyu aldı ve Başbakan koltuğuna oturdu. İlk ziyaretine gelen ABD Elçisi oldu. Kendisine şunu söylüyor; “Biz biliyoruz ki sizin davanız İslam’dır. Başbakan oldunuz. Bu bizim hoşumuza gitmedi ama beraber çalışmaya mecburuz. Ben size geldim ve diyorum ki sizinle beraber çalışabiliriz. 6 tane şartımız var!

* Birincisi; İran ile ticari münasebetinizi 50 milyon doların üzerine çıkartmayacaksınız.

* İkincisi; İran’a gitmeyeceksiniz.

* Üçüncüsü; ABD üslerine dokunmayacaksınız.

* Dördüncüsü; diğer Müslüman ülkelerle de ticaretinizi artırmayacaksınız.

* Beşincisi; Çekiç Güç’ü (askeri işgal kuvvetlerimizi) dışarı çıkartmayacaksınız.

* Altıncısı; Irak boru hattını açmayacaksınız.”

Meşhur Sadrazam Ali Paşa’nın bir sözü vardır; “Ben mühim bir iş yapmak istediğim zaman önce Rus Elçisi ile konuşurum. Ne derse tersini yaparım!”  İşte, Erbakan Hoca da ABD Elçisinin söylediklerinin hepsinin tersini yaptı. İlk ziyaretini İran’a yaptı ve sadece Doğalgaz antlaşması 2,5 milyar dolar oldu!

Milli Görüş Lideri 54. Hükümetin Başbakanı Merhum Necmettin Erbakan, ADİL DÜZEN’i özetle şeyle anlatırdı;  “Adil Düzen, ekonomik, sosyal ve siyasal konularda adalet ve hakkı esas alan yeni bir doktrin olarak tanımlanmaktadır.”

Ahlaki ve manevi değerler: Devletin önceliği, ahlaki ve manevi değerlerin korunması ve geliştirilmesidir.  Bunlar;

1. Hak ve adalet: Yönetim, hak ve adalete dayalı bir yönetim anlayışını esas alır. 

2. Şeffaflık ve denetim: Kamu yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanır, iç ve dış denetim mekanizmaları işletilir.

3. Planlı ve programlı hareket: Gelişmelere karşı edilgen değil, etken bir yaklaşım benimsenir, planlı ve programlı hareket edilir.

4. Sosyal devlet anlayışı: Vatandaşların refah seviyesinin yükseltilmesi ve sosyal devlet ilkesinin uygulanması hedeflenir.

5. Güçlü Türkiye: Ülkenin kaynaklarının ve imkânlarının doğru değerlendirilmesiyle güçlü bir Türkiye oluşturulması amaçlanır.

Ayrıca, İslami kimliğin korunması gibi özel ilkeleri de bulunmaktadır.

Günümüzde bu değerlerden ne kadarı var?  İşte çözüm, bu değerlere dönmek ve sahiplenmektir!

Milli Görüş’ün yarım asırdır anlatmaya çalıştığı “Adil Düzen” bir köşe yazısına değil, kitaplara sığmayacak bir konu! Bu değerlere sahip olup hayata geçirmedikçe içinde bulunduğumuz bu “girdap” tan kurtulamayız!

Dostça kalın…

Devamını Oku

“Emekçi’ye”  28 bin, “Vekil”e 230 bin!

“Emekçi’ye”  28 bin, “Vekil”e 230 bin!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Yılın son ayını en fazla meşgul eden konulardan biri, maaşlara yapılan zam artışları(!) oldu. Neticede asgari ücretliler (Emekçiler) yüzde 27 zam ile “taltif”(!)  edildiler! 2026 yılında 28 bin 75 TL maaş alacaklar. “Bozdur bozdur harca”!

Adalet, toplum ve bireyler için hayati öneme sahiptir. Adalet, kanunlardan üstündür! Çünkü hukuk sisteminin temel amacı adaletin sağlanmasıdır.

Adalet, düzenli ve dengeli davranma, her şeyin ve herkesin hakkını verme, haksızlıklardan uzaklaşarak orta yolu tutma, bir şeyi yerli yerine koyma, insaf ve eşitlik anlamında bir terimdir. Geniş kapsamlı bir kavram olan adaletin zıttı ise, zulüm, gadr ve insafsızlık olarak tarif edilir.

İslâm’da adalet, hukuk önünde herkese eşit davranmak, kültür, bilgi ve mevki farklılıklarından dolayı insanlara başka başka davranmamak demektir. İslâm bu anlamda her ferdin ve her toplumun karşılıklı olarak işlerinde değişmez bir ölçü şeklinde yerini almış, istek ve heveslere yer vermemiş, sevgi ve nefretlere uymamış, akrabalık ve yakınlık/yandaşlık bağlarına göre ayarlanmamış, zengin-fakir ayırımı gözetmemiş, kuvvetli ve zayıf farkını göz önüne almış bir adalet anlayışı getirmiştir. Bunun için İslâm, toplum içinde yaşayan bütün kesimlerin birliğini sağlayan prensipler koymuş, ümmetin güvenliğini garanti altına alan bir düzen kurmuştur. Toplum olarak Müslüman’ız ama kimin sistemi ile yönetiliyoruz? Allah’ın koyduğu ölçü ve kurallara günümüzde ne kadar uyuluyor? “Efendim ben Namaz kılıyorum, Oruç tutuyorum, Hacca da gittim… Yetmez! Bir şeyin bir veya birkaç parçası onun kendisi/aslı değildir. İslam sadece bu ibadetlerden ibaret değil ki! A’dan Z’ye hayatımızı kuşatan bir sistem.

Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Adalet ile ilgili pek çok ayetler var! Mesela, Nisa Suresi 58. ayet  bir örnek; “Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğütler veriyor! Doğrusu Allah, her şeyi işiten ve görendir.”

Peygamberimiz (sav) bir Hadislerinde; “Adaletle hüküm verenler, ailesi ve yönetimi altındakilere karşı adaleti gözetenler kıyamet gününde nurdan minberler üzerindedirler.” (Müslim, “İmâre”, 18) der.

54. Hükümetin Başbakanı, Milli Görüş Lideri merhum Erbakan Hoca yarım asır boşuna mı “Adil Düzen” diye haykırdı!

Unutmayalım ki Toplum sevgiyle kaynaşır, adaletle ayakta durur. Herkesi kucaklayan bir adalet uygulaması, fertlerin birbiriyle kaynaşmasına vesile olur. Haksızlık ve adaletsizlik ise huzursuzluğa yol açar. Çünkü hiç kimse bir başkası tarafından hakkının çiğnenmesinden hoşlanmaz. Kurân-ı Kerim’de adalet üzerinde çok durulmuştur. Adaletten yoksun olan kişi ile adaletli kimse bir misalle mukayese edilmiştir. Buna göre adaletten yoksun olan kişi dilsiz, bir şey beceremeyen ve hiçbir şeye yaramayan bir köleye benzetilmiş; böyle bir kişinin, doğru yolda yürüyerek adalet vasfını kazanmış bir kişiyle bir tutulamayacağı bildirilmiştir.

Ülkemizde son çeyrek asrı hep İşsizlik artmakla, Fakirlik artmakla, Bütçe açığı artmakla, Enflasyon artmakla, Faiz artmakla, Ahlaksızlık artmakla, Borçlanma … artmakla geçti! Dünya’daki 205 ülke içerisinde bizden daha kötü olan acaba var mı, varsa kaç tane?

Rabbimiz (cc) öyle diyor; “Bir kavim kendini bozmadıkça Allah onları bozmaz.” (Rad Suresi-13/11)       Peki, bu duruma gelmemizde sadece yöneticiler mi sorumlu? Nasrettin Hoca’nın Eşeğinin çalınması hikâyesinde olduğu gibi! Bir gün Nasrettin Hoca’nın eşeği çalınmış. Can sıkıntısı içinde durumu komşularına anlatınca her kafadan bir ses çıkmaya başlamış.

Birisi: “Hocam demiş niye ahırın kapısına iyi bir kilit takmadın sanki?”

Bir başkası: “Evine hırsız giriyor da senin nasıl haberin olmuyor?” diye konuşmuş.

Bir diğeri de: “Hocam demiş, kusura bakma ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep yine sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok. Nerden baksan dökülüyor.”

Hoca kızmış: “Yahu demiş. İyi, güzel de kabahatin hepsi benim mi? Hırsızın hiç mi suçu yok!?” Bu gün bizim ülke ve toplum olarak bu hale gelmemizden hep yönetenler mi suçlu? Halkın hiç mi suçu yok?

Merak edip parmağını duvardaki deliğe sokan bir insanın parmağı kertenkele tarafından ısırılınca, o insan ayni deliğe parmağını tekrar sokar mı? Ama biz toplum olarak bir – iki defa ısırılmakla yetinmedik,  hala da ayni delikten ısırılmaya devam ediyoruz! Biz, toplum olarak bize değer veren, hakkımızı ve adaletimizi koruyanlara sahip çıkmadık! 

45-50 yaş üzeri olanlar bilirler! Neyi mi? 54. Refah Yol Hükümetinin Başbakanı Milli Görüş Lideri merhum Erbakan Hoca Başbakan iken Memuruna, işçisine, emeklisine, çiftçisine… Yüzde yüz, hatta daha da fazla zam yaptı! Hem de borçlanmadan, fiyatlar artmadan, Enflasyon’un adı bile geçmeden, Fabrika vs. de satmadan… Ama toplum olarak, O’nun kıymetini bilemedik!

Allah (cc), yaratıkların en şereflisi olarak bize; İyi’yi kötü’den, Doğru’yu yanlıştan, Faydalı’yı zararlı’dan, Güzeli Çirkinden, Hakkı, Batıl’dan … ayırma özellikleri/kabiliyetleri vermiş. Acaba bunları gereği gibi kullanabiliyor -muyuz? Burada kendimizi sorgulamakta fayda var!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Ne Noel ne de Yılbaşı!

Ne Noel ne de Yılbaşı!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Güneş takvimine göre 31 Aralık’ı 1 Ocak’a bağlayan gece yılbaşı gecesi olarak belirlenmiştir. Hıristiyanlar bu geceyi, “güya”  Hz. İsa (as)’ın “doğum gecesi” olarak kutlarlar.

“Güya dedim, çünkü Hz. İsa’nın 1 Ocak’ta doğup doğmadığı kesin belli değildir. 24 Aralık ile 1 Ocak tarihleri arasında doğduğu kabul edilmektedir. Bu tarihler arasında Hıristiyan âlemi  “Noel” adı altında yılbaşı eğlencelerine başlarlar. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Hıristiyanlar ayni tarihte mahalli gelenekleri doğrultusunda bu kutlamaları yaparlar. “Noel” Bayramlarında küsleri ve dargınları barıştırırlar. Birbirlerine hediyeler alır, yaşlıları ve hastaları ziyaret ederler. Tabii ki bunlar insani açıdan güzel şeyler. Ancak diğer taraftan da o geceyi “güya” neşeli geçireceğim diye birçok insani ve ahlaki değerleri unutup kendilerinden geçene kadar içki içer, eğlenerek adeta insanlık vasfını kaybederler. Çam ağaçlarını da devirip süsleyerek dükkân vitrinlerine, evlerinin en değerli köşelerine yerleştirirler. Bu ağaca da “Noel Ağacı” derler.  Ayrıca o gün çocuklara oyuncak, şekerleme vb. hediyeler getireceğine inandıkları  “Efsanevi”  şahsa da “Noel Baba” adı verilir.  Batıl İnançlarından kaynaklanan bu eğlenceler, 31 Aralık günü en yüksek düzeye ulaşır. İnsanlar adeta çılgınlaşarak kendilerinden geçerler. Günümüzde Hıristiyanlar tarafından dini bir vecdle (!) (aşk, muhabbet) genel ahlak kurallarıyla bağdaşmayacak şekilde ve çığırından çıkarılmış bir biçimde kutlanmakta olan yılbaşı âdeti, Hıristiyanlığın gelişinden çok önce, hatta “Müşrik Roma” devrinden beri süregelen bir adettir.  Romalıların Hıristiyan olmasından sonra Hıristiyanlık âdetine dönüştürülerek devam ettirilmiştir. Aslında Roma Hıristiyan olmadı, Hıristiyanlığı Romalılaştırdı!

Noel; Fransızca aslı olan “Noël” den alınmış olup bizdeki Bayramlarda yapılan şenlikler anlamında kullanılır.

Hıristiyanlar “Noel”i Hz. İsa’nın doğum yıldönümü olarak kutlarlar. “Noel Ağacı”  ise ilk defa 1605 yılında Almanya’da ihdas edilmiş olup oradan da 19. Yüzyılda “Helene Mecklenburg” tarafından Fransa’ya yayılmıştır. “Noel”i, Protestan ve Katolikler 25 Aralık, Ortodokslar ise 6 Ocak’da kutlarlardı. Daha sonra bazı “Aziz”lerin (kutsal ve tanrısal varlığı sahip kişilerin) çalışmalarıyla aradaki fark kaldırılır. Peygamberin doğum gününde bile içkili, kumarlı… Çılgınca ve ahlaksızca yapılan eğlencelerin gerçek Hıristiyanlıkla hiç mi hiç alakası yoktur. Ne yazık ki, bugün aynı çılgınlıklar Ülkemiz dâhil birçok İslam Ülkesinde ve Müslümanlar tarafından da yapılıyor!

Kur’an-ı Kerim’de, Hz. İsa İle Hıristiyanların (Ahirette)  şöyle yüzleştirileceği anlatılır:

“Allah (cc);  Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, ‘Beni ve Anamı, Allah’tan başka iki tanrı bilin’ diye sen mi dedin, buyurduğu zaman O, ‘hâşâ! Seni tenzih ederim; Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, hâlbuki ben senin zatında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin.” (Maide Suresi:116)

Diğer bir ayette ise; “Ben onlara senin bana emrettiğinden başkasını söylemedim, (dediğim hep şu idi): Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. Fakat ne zaman ki sen beni (içlerinden) aldın, üstlerinde nigenban (gözetleyici) yalnız sen oldun. (Zaten) Sen (her zaman) her şeye hakkıyla şahitsin” diyor, (Maide:117).

 Furkan Suresinin 30. Ayetinde, Son Peygamber Hz. Muhammed ‘in ise şöyle haykıracağı yazar;

“Ey Rabbim! Kavmim bu “Kur’an” ı büsbütün terk ettiler!” 

Tüm insanlığa dünya ve ahret saadetinin teminatı olarak gönderilen yüce dinimiz İslam, Allah katında geçerli olan tek dindir. İslam, bir medeniyet, bir yaşam tarzıdır. İslam, hayatın her sahasını kuşatır. Müslüman’ın her şeyi kendi medeniyet tarzına uyacak;  Siyaseti de, Ticareti de, İnsani ilişkileri de Eğitimi de, Sanatı da, Müziği de, Kutlaması da, Eğlencesi de… Şimdi Ülkemize, hatta önce şehrimize bir bakalım. Yılbaşı geliyor diye çeşitli süslemeler, çam ağaçları dikilmesi, çeşitli kılık kıyafetlere girilmesi… vs. Peki, biz, neyi ve niçin kutluyoruz? Bu kutlamaların bizim inancımızla, kültürümüzle, geleneklerimizle ne alakası var? Bize ne oluyor da müşriklerin batıl kutlamalarına özeniyoruz?  Siz, hiçbir Hıristiyan’ı, “Hicri Yılbaşı” veya “Ramazan Bayramı, Kurban Bayramı” … kutladığını gördünüz mü, duydunuz mu?

Peygamberimiz (Sav) Bir Hadislerinde; “Kim bir kavme benzerse, o da onlardandır” buyurur.                                . Biz, O’nun emirlerinden, medeniyet değerlerimizden uzaklaştıkça yolumuzu şaşırdık!  %98’i Müslüman olduğu söylenen ülkemizde Faiz, Fuhuş, Hırsızlık, Yankesicilik, Adam öldürme, Dolandırıcılık, İçki, Kumar… Kısaca genel ahlaksızlık ve kötülükler zirve yapmışsa, bu kendi Medeniyetimizden, kendi değerlerimizden uzaklaşmış olmamızın kötü sonucundan başka ne olabilir? 

Peki,  Çözüm Ne? Köklü çözüm, yeniden İslam’a / Kuran’a sarılmaktır. Evreni (canlı, cansız tüm varlıkları) yaratan Allah (cc) Evrensel Kuralları da koymuştur. Bize düşen nefislerimize göre kural koymak değil, O’nun kurallarına  göre hayatımızı tanzim etmektir.

Bakara Suresi 2. Ayette: “O kitap (Kur’an); Onda asla şüphe yoktur. O, müttakiler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir “yol gösterici” diyor!  İşte, Müslüman’ın  “Yol Haritası”!

Ahlak’tan Ekonomiye, Eğitim’den, Tarım’a…  tüm bozulmalar kendi ellerimizle işlediklerimizdendir. Allah (cc) Kuran’da: „Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder“ diyor. Şura Suresi 30. Ayet) .

“Bir kâfir, bir söz ile Mümin olduğu gibi, bir Mümin de bir söz söylemekle kâfir olur” der, İmam-ı Birgivi (merhum). Müslüman; Teslim olan insan demektir. Neye? Allah’ın emirlerine! Yani, Allah (cc) neyi emretmişse onu yapmaya çalışan, neleri de yapmamamızı bildirmişse onlardan uzak duran insan demektir. Allah’ın yasakları azdır. Helalleri ise saymakla bitmez! Kaldı ki yasaklar, şu veya bu şekilde zararlı olan şeylerdir.

O Halde, Şöyle Bir Bakalım;

Dinimizde içki haram! Devamlı içenler var, Yılbaşı gecesi içki sel olup akıyor!

Kumar haram! Normalde yıl boyu oynanıyor! Ancak Yılbaşı yaklaşırken  Piyango Bileti (Milli diyemiyorum) alarak heyecan ve ümitlerle Yeni Yıl karşılanıyor! Zavallı halk ümitlerini piyango biletine bağlıyor! Yılbaşı gecesi kutlaması ve eğlenceleri,  bizim değerlerimizle hiç örtüşüyor mu?!

Ülkemizin son zamanlardaki gündemi, futbol sahalarına kadar inen yasa dışı bahis!

Geçtiğimiz günlerde Cumhur Başkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Toplantısı yapıldı. Toplantıda sanal kumar ve yasa dışı bahis konusunun kendisini çok üzdüğünü söyleyen CB. Sayın Erdoğan, “Bu işin kökünü kurutacağız. Aile yapımıza, toplumsal yapıya başlı başına tehdit içeren, zarar veren hiçbir adıma müsaade etmeyeceğiz. Bu siyaset üstü bir mesele, bir Milli güvenlik meselesi. Ne gerekiyorsa yapılması lazım” diyor. 

Tamam da; Son 23 yılda İçki, Kumar, Faiz, Uyuşturucu, Hırsızlık, Dolandırıcılık,  Zina, Adam öldürmeler… hepsi arttı. Neredeydiniz?  Kumar olan piyangonun başına „Milli“ kelimesi konmuş!  Peki, MİLLİ ne demek?                                           

TDK’ya göre MİLLİ: “Milletle ilgili, millete özgü, ulusal“ demektir.

İSLAM’da “MİLLİ” kavramının tarifi ise;  Milletin İslam’a, Şeriata (İslam Hukukuna) ve Din‘e ait olması anlamına gelir. “Milli” olan, İslam’ı ve Şeriatı temsil eden, onunla bağlantılı olan unsurlardır. İslam’da Milli değerler ve adetler, Dinin esasına aykırı olmayan ve toplum içinde kabul görmüş olanlardır. Bu değerler ve adetler, İslam hukuku için önemli kaynaklardan birini oluşturur. Şans oyunlarının başına konan “Milli” ifadesi, İslam’ın evrensel mesajıyla çeliştiği için eleştirilir. Haram olan Kumar‘ın başına „Milli“ kelimesi konularak „haram kazanç“,  „ikram“ gibi gösteriliyor!

İstanbul Valiliğinden örnek bir karar!;Geçtiğimiz günlerde  İstanbul Valiliği, Milli Piyango bileti satışına yönelik yayımladığı genelge ile Cami avlusu, girişleri ve bahçesinde bilet ve diğer şans oyunlarının satışına müsaade edilmeyeceğini bildirdi.

Tebrik etmek lazım! Sayın Vali, yetkileri dahilinde bir kötülüğü/haramı ortadan kaldırma gayreti göstermiş.

Diyanet İşleri Başkanlığı da, 26.12.2025 tarihli Cuma Hutbesinin bir bölümüde şu uyarılarda bulundu; „Tarih sahnesinden silinen milletler, önce yabancı kültürlerin etkisi altına girmişler, sonra kimliklerine yabancılaşmışlardır. Nihayetinde medeniyetlerini ve geleceklerini kaybetmişlerdir. Bugün, insanlık, ahlaki bir yozlaşma ile karşı karşıyadır. Sınır tanımayan bir tarzda gerçekleştirilen eğlencelerle tertemiz yaratılan fıtrat bozulmak istenmektedir. İnsanın; zamanını ve imkânlarını harcadığı ölçüde mutlu olabileceği algısı üretilmektedir. Özüne ve kültürüne yabancı, kimliksiz nesiller oluşturulmaya çalışılmaktadır“ diyerek Noe l-Yılbası vb. kutlamaların dinimizde yerinin olmadığını, yani haram olduğunu açıkladı. Ayrıca, yasalarda serbest olan her şeyin de helal olmadığı da belirtildi!

Özetle;  Ne Noel, Ne de Yılbaşı kutlaması’nın İslam ve Müslümanlar ile alakası yoktur!

Şunu unutmayalım ki biz, havada Geyikle dolaştırılan NOEL BABA‘NIN değil, Karadan Gemileri yürüten SULTAN FATIH’İN torunları,  Son Peygamber HZ. MUHAMMED (sav)‘in Ümmetiyiz!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Kellim kellim la yenfa

Kellim kellim la yenfa
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

CHP Genel Başkanı Özgür Özel geçtiğimiz hafta Cumartesi günü 76. Mitingini Edirne’de Saraçlar Caddesinde yapıldı. Ancak, yılbaşı öncesi ve Pazar günü olması nedeniyle gerek ülke içinden gerekse komşu ülkelerden alış – veriş için her zamanki gibi çok sayıda gelenler oldu. Mitingin Saraçlar Caddesinde yapılması esnafı da çarşıya alış-veriş için gelenler rahatsız ve şikâyetçi oldular! Mitingleri yapanlar genelde “insanları yer almadı, doldu taştı” imajı vermek için geniş meydanlar yerine bu tür mekânları seçerler!

CHP Genel Başkanı Özel konuşmasında, 15 Temmuz FETÖ darbesinden  Selimiye Camii restorasyonuna, Meriç nehrinden Trakya’daki tarım kaybına, Ürün fiyatlarından mazot fiyatlarına,  Yunanistan’da kilosu 350 liraya alınan,  Türkiye’de ise  900 liraya satılan sığır etine, ayrıca gerçekle alakası olmayan Belediye’nin (güya) yaptıkları faaliyet ve  hizmetlere… benzer konulara vurgu yaptı. Halbu ki Edirne Belediyesi, ülkemizde belediyecilikte en sorunlu ve başarısız şehirlerden biri. Edirne Belediyesi, Doğru dürüst Yol mu, Kaldırımı mı, Temizlik mi, Trafik düzenlemesi mi, Araç parkları mı, Yeşil alanların bakım ve düzenlemesi mi, şehre yakışır İmar Planları mı.. yapmış!

Edirne’nin sorunları, yüz yılın birike birike günümüze kadar gelen sorunları! Geçmişteki yüz yılın ilk 27 yılında CHP tek parti olarak iktidarda idi! 1961-65 yılları arasında, 1971-73 yılları arasında ve 1974-80 yılları arasında koalisyonlarla ülke yönetiminde bulundu. Yani, 39 yıl ülkenin yönetiminde bulunmuş bir parti, CHP! Kayda değer ne yaptı?

Son yüz yılda Edirne Belediyesini de en fazla yöneten parti CHP oldu. Peki, bu geçen bir asırlık zamanda CHP ile diğer partiler arasında fark ne oldu? Ne olacak ki, hepsi ayni düzenin (kapitalist) partileri! Partiler arasında tek farklı olan,  son 50 yılda “ADİL DÜZEN”in savunucusu Milli Görüş’ün partileri oldu. Merhum Erbakan Hoca’nın kurduğu ve Genel Başkanı olduğu gerek Milli Selamet Partisi, Gerekse Refah Partisi diğer partilerle koalisyon hükümetlerinde bulunduğu dönemlerde Türkiye’de bir farklılık yaşandı!

Mesela; 54. Refahyol Hükümetinin Sadece 11 ayda yaptıkları;

1. 1996 yılı sonunda 20 milyar dolar olması beklenen bütçe açığı 15 milyar dolara, 45 milyar dolar olması beklenen iç borç ise 22 milyar dolara düşürüldü.

2.  Refah-Yol hükümeti, hükümeti devraldığında % 76‘lar seviyesinde olan repo oranı, Şubat 1997 tarihinde % 50‘ler seviyesine çekildi, fark % 26‘dır.

3.  % 170 seviyelerinde devralınan hazine borçlanma faizi, Şubat 1997 tarihinde % 83‘ler seviyesine düşürüldü, fark % 87‘dir.

4. Enflasyonla mücadelede büyük başarılara imza atıldı.  Zira toplumun tüm gelir gruplarına enflasyon üzerinde

40-50 puanlık bir reel gelir sağlanmıştır.

5.  28 Haziran 1996 tarihinde 550 puan olan borsa endeksi, Şubat 1997‘de 1700 puana yükseltilerek rekor kırıldı.

54. hükümet 26 Haziran 1996 tarihinde kurulmuştu.

6.  Kaynak paketlerden Ocak 1997 itibariyle 11,78 milyar dolar, Nisan 1997 itibariyle 13,33 milyar dolar bir gelir sağlandı. Yani, toplam 25,11 milyar dolar zamsız, vergisiz bir gelirin havuza aktarılması sağlandı.

7. 1995 tarihinde işbaşında bulunan 53. hükümet döneminde bütçeden tarımı desteklemek için ayrılan pay sadece 19 trilyon iken, 1996 yılı içinse önceki hükümet tarafından öngörülen destekleme fonu sadece 38 trilyon TL idi. Refah-Yol, 1996 yılı ikinci yarıda yaptığı hamle ile 1996‘daki desteklemeyi, 60 trilyon TL‘ye çıkardığı gibi, 1997 yılı içinde de 95 trilyona yükseltti. Aradaki fark 57 trilyona ulaştı.

8. TMO 1995 yılında 48 milyon dolarlık hububat alımı yaptığı halde, Sayın Erbakan‘ın Başbakanı olduğu 54. hükümet 329 milyon dolarlık alım yaparak, köylüye 7 misli fazla para ödemek suretiyle yüzünü güldürmüştür.

9.  Köylülere % 50 gübre sübvansiyonunun alımda derhal ödenmesi esası getirildi. Ayrıca, gübre alımında formaliteler azaltıldı.

10.  Et ithalindeki fon, önce % 3‘ten % 30‘a çıkarıldı. Daha sonra da canlı hayvan ve et ithalatı yasaklandı. Böylece hayvancılık sektörü korunmuş oldu.

11. Bağ-Kur emeklilerinin maaşları % 300 artırıldı.

12.  Esnafa verilen krediler 1996‘nın ikinci yarısında 57 trilyondan, 80 trilyon YTL‘ye çıkarıldı. Yani, 53. hükümette 57 trilyon olan esnaf kredisi, 54. hükümette 80 trilyona çıkartıldı. Fark, 23 trilyon.

13.  54. hükümet döneminde fındık üreticisine, buğday üreticisine, pancar üreticisine en yüksek taban fiyatları verildi. Bugüne kadar bu rekorlar kırılamadı!

14.  Fon kredisi imkânı tanınan teşvik belgesi verilmeye başlandı. Böylece, fon kredisinden yararlanmak üzere 8036 KOBİ sahibi müracaatta bulundu. 2.5 trilyon TL kredi kullanıma açıldı.

15.  Asgari ücrette % 100‘den fazla artış sağlandı.

16.  Refah-Yol döneminde memurlara % 102.5 maaş zammı yapıldı. O yıl enflasyon oranı % 65 olarak gerçekleşmişti. Buna göre memurun alım gücü % 37.5 kadar artırılmıştı.

17.  54. hükümet Refah-Yol 1996 tarihinde asgari ücreti 210 dolar olarak tespit etmiş ve işçilere o güne kadar verilen en yüksek asgari ücreti ödemiştir.

18.  Kamu toplu iş sözleşmeleri ilk defa Refah-Yol döneminde, 3 ay gibi kısa bir zamanda sağlandı. Kamu kesimi ortalama giydirilmiş aylık ücretlerinde büyük bir artış sağlanarak, ücretler 50 milyon YTL‘den, 107 milyon YTL’ye, dolar bazında 655 dolardan, 993 dolara çıkartıldı.

19. Bütçeden Bağ-Kur emeklilerine 866 milyar YTL, memur emeklilerine 985 milyar YTL ve işçi emeklilerine de onları mağdur edemeyecek derecede destek sağlandı.

20.  Emeklilerin maaşlarında enflasyonun üstünde % 51 reel artış sağlandı.

21. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Fonunun bütün geliri ilk defa kanunun maksadına uygun şekilde yoksullara tahsis edildi.

22.  Körfez savaşı sonrası Irak‘a uygulanan ambargo sonucu kapalı tutulan “Kerkük-Yumurtalık” boru hattı, Amerika‘nın tehditlerine rağmen, 54. Refah-Yol hükümetinin gayretleriyle açtırıldı. Ekonomiye büyük katkı sağlandı.

23.  50 yıldan beri ilk defa 1997 tarihinde denk bütçe yapılabildi. Bu Refah-Yol hükümetinin övünülecek başarısıdır.

24. 1997 yılı bütçesinde yatırımlar toplam ve reel olarak 20 yıldan beri ilk defa % 40 artırıldı. Böylece devlet yatırım ve kalkınma yapabilen bir devlet haline getirildi.

25. Bedelsiz ithalatla bütçeye 1.5 milyar marklık ek gelir sağlandı.

26. 54. hükümet döneminden önceki hükümetlerde sadece İstanbul dukalığına ve dönme diktasına sunulan kredi ve teşvik imkânları, onların ellerinden alınarak Anadolu‘nun kalkınmasına, yerli ve milli sanayinin oluşmasına aktarıldı.

27. Bütün bu işler yapılırken yeni zam ve vergiler konmadı.

28.  Arsızların hortumları kesildi. Paralar oluşturulan havuza aktarıldı!

29.  ABD, İngiltere, İtalya, Fransa, Japonya, Kanada, Almanya‘nın oluşturduğu G-7‘lerin karşısında, Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Endonezya, Malezya, Mısır ve Nijerya‘yı içine alan D-8‘ler kuruldu. Bu bir nevi İslam ekseninin yeniden oluşması demekti. (14.6.1997 – Çırağan.)

30. Refah-Yol döneminde denk bütçe yapıldı. Faize ödenmesi gereken miktarlar, bir evvelki yılın 18.5 milyar dolarına mukabil, 12 milyar dolara indirildi. Fark, 6.5 milyar dolar.

31. Devletin arazileri sermayedarlara satılmaktan kurtuldu.

32. Özel bankaların devletten uzun vadeli düşük faizli borç alıp, bu parayı devlete yüksek faizle ve kısa vadeli olarak satmasının önüne geçildi. Böylece katrilyonluk korkunç kazançlar devletin kasasında kaldı.

33. Eşel-Mobil sistemi getirilerek, memur ve işçilerin maaş zamları otomatiğe bağlanmış ve onların enflasyon nispetinde maaşları otomatik olarak zamlanmıştır.

34.  İlki 1961, en sonu da 2004 yılını ihtiva eden IMF’nin stand-by anlaşmaları, Necmettin Erbakan hariç kurulan hükümetlerin Başbakanları tarafından (ki Erdoğan da buna dâhildir) imzalanarak, bir nevi milli ekonomi terk edilmiş ve IMF ekonomisine teslim olmuşlardır. Toplam 19 stand-by anlaşması imzalanmıştır.

Görüldüğü gibi, 54. hükümetin Başbakanı merhum Necmettin Erbakan, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş büyük icraatlara imza atmıştır, sadece 11 aylık iktidar döneminde. Türkiye, son yüz yılda bunun haricinde böyle bir yönetim gördü mü?

İşte, böyle bir hükümet iç ve dış mihrakların işine gelmedi, 28 Şubat post-modern darbesi ile iktidardan uzaklaştırıldı. Kısaca, O merhum Erbakan’ın kıymeti bilinmedi! Toplum olarak da sahiplenilmedi! Bu gün Ahlak’tan Ekonomiye, Tarımdan Eğitime… başımıza gelenler de bundandır!

Milli Görüş hareketinin kurucu lideri, eski Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan; Ahlak, İman, Adalet, Bağımsızlık ve insanlığın saadeti vurgusuyla Türkiye siyasi tarihine damga vuran, sözleriyle bugün de yol göstermeye devam ediyor. Erbakan’ın hafızalara kazınan ifadeleri, yalnızca bir dönemin değil, bir davanın ve medeniyet iddiasının özeti niteliğinde. O’nun savunduğu, Evren’i yaratanın koyduğu Evrensel kuralların oluşturduğu düzen idi!                                                                                                                                                                           Diğerleri Faizi, fuhuşu, kumarı mı kaldırdılar! Milleti içkiden, kumardan mı kurtardılar! ABD’ye, AB’ye yaslamayıp İslam Birliğini mi harekete geçirdiler! Dünya’da 2 milyarı aşkın Müslüman, 50 tane de İslam ülkesi mevcut! Bunlar birlik olup her sahada iş birliği yaparak sarsılmaz bir güç olurdu.                                                                                                                                                               Sayın R. Tayyip Erdoğan şöyle demiş, Sayın Özgür Özel böyle demiş, Şu şöyle demiş, Bu böyle demiş…!

“Kellim kellim la yenfa!”  (Konuş konuş boş)!  Birbirlerinden farkları ney ki! Hepsi ayni düzenin savunucuları değiller mi? Millet olarak artık aklımızı başımıza alalım, kendi medeniyet değerlerimize dönelim!

 Dostça kalın…

Devamını Oku
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler