eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Recep Çınar

Recep Çınar

14 Mayıs 2026 Perşembe

Fe Eyne Tezhebun? (Bu Gidiş Nereye?)

Fe Eyne Tezhebun? (Bu Gidiş Nereye?)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

“Bu gidiş nereye?” ifadesi, Kur’an-ı Kerim’de Tekvin Suresi’nin 26. ayetinde geçen “Fe eyne tezhebun?” ifadesinin Türkçe karşılığıdır. Bu ayet, Allah’ın insanlığa sorduğu bir soruyu ifade eder: “Nereye gidiyorsunuz?”.  Ayet adeta bugün nazil olmuş. İslâm ümmetinin gerek bireysel ve ailevî olarak ve gerekse toplumsal bazdaki gidişatı pek hayra alamet değil. Ümmet olarak olağanüstü bir değerler erozyonuyla ve bir savrulma ile karşı karşıyayız. Bireysel ilişkilerde erdemin (ahlaki olarak doğru olan şeyi yapıp yanlış olanı yapmamak) yerini benmerkezcilik (her şeyi kendine dayandırmak) almış. Aile yapılarındaki ahlâki savrulma gözle görülür bir şekilde nüksetmiş vaziyette. Âdeta yeni bir cahiliye dönemi yaşanmakta!

Sevgili Peygamberimizin (s.a.s) Medine’de ikame ettiği ahlâkî ve hukukî değerler bugün ümmet genelinde âdeta unutulmaya yüz tutmuş,  cahili örf ve geleneklere doğru bir evrimle (bir biçimden başka biçime dönmek) söz konusu. Bu durum karşısında insanın, “Bu gidiş nereye?” diyesi geliyor. Özellikle son yüz yıl içerisinde İslâm ümmetinin ulus devletlere bölünmesiyle ve yönetim biçimi ve yaşam tarzı olarak Kapitalist Batı’ya entegre (birleştirilmiş) sürecinin başlatılmasıyla zaman ve süreç içerisinde Müslüman ailelerde ve toplumda İslâmî değerlere karşı kayıtsızlık baş göstermiş oldu. Buna son otuz yıldır iletişim aygıtlarının etkisi de eklenince savrulmanın hangi boyutlara ulaştığı daha net görülür.

Toplumun bozulması yönetimlerdeki yanlışlık ve eksiklerdendir. Biz, bin yıllık medeniyetimizden son iki asırdan beri kopa kopa geldik! Bizim medeniyetimiz İSLAM medeniyetidir. DİN’in anlamı “DÜZEN” demektir. Ama nasıl bir düzen? İnsan hayatını her sahada tanzim eden, kurallarını kâinatın yaratıcısının koyduğu bir sistem, ADİL DÜZEN!

Müslümanlar olarak biz bu düzene bağlı yaşadığımız sürece sadece kendimiz için değil dünya insanlığı için barış, huzur ve refah getirdik.  Osmanlı toprakları 24 milyon kilometrekareye ulaşmıştı! Bu günkü topraklarımızın 30 misli! Bu noktaya kırıp dökmekle, vurup öldürmekle değil, Adil Düzen ile Adalet ile ulaşılmıştır.

Biz, medeniyet değerlerimizden uzaklaşa uzaklaşa bugünkü hale geldik/getirildik. Kuran-ı Kerime göre, toplumların ve medeniyetlerin yıkılmalarına, Allah (c.c.) koyduğu  emir ve yasaklara, kısacası ahlaki kurallara uyulmamasının neden olduğu bildirilmiştir.

Meşhurdur ki, “fisk ile olmaz cihan harap, Eyler ânı müdahane-i âliman harap” demiş, (İzzet Molla)

Ulema (Alimler) ilmiyle doğruları söylerse, Ümera (idareci)  Ulemanın gösterdiği yolda adaletle ülkeyi yönetirse, o devlet ebed (sonsuz) müddet payidar olur, maddî ve manevî terakki ile tekâmül eder (gelişir).Ulemanın vazifesi “Emr-i maruf ve nehy-i ani’l-münker”dir (iyilikle emretmek, kötülüklerden alıkoymak.) Bu da en çok Ümeraya (yöneticilere) lâzımdır. 

Bu konuda Zenbilli Ali Efendi’nin Yavuz Sultan Selim gibi heybetli idareci ile olan ilişkisi örnek alınabilir. Ali Efendi, Yavuz’un birçok kararını reddetmiş ve icrasını engellemiştir. “Bu devlet işidir. Devlet işine karışma!” diyen Yavuz’a “Mutlaka ölecek Rabbine hesap vereceksin. Benim vazifem sana ahiretini hatırlatmaktır. Hesabını yapmazsan Cehenneme gidersin; saltanatın ve devletin seni azaptan koruyamaz” demiş ve Yavuz’a geri adım attırmıştır.

Ülkemiz bugün gelinen noktada; Ahlak her geçen gün çöküyor, İşsizlik rekor kırıyor, Üniversite bitiren bazı gençler bile asgari ücretle de olsa iş bulamıyor, Her taraf Üniversite dolduruldu. Ama üretim ve istihdama yönelik ne yapıldı? Yaptıkları otoyollar, köprüler, hava limanları … “özelleştirme” adı altında satıldılar! Hatta daha önce yapılanların da çoğu satıldı (özelleştirildi). İthalatımız gittikçe artıyor, ihracatımız ise azalıyor. AKP iktidarı öncesi Tarım ve Hayvancılıkta Dünya’da kendine yeten 7 ülkeden biri iken bugün Ayçiçeği ithalatında bile Dünya birincisi olduk!  Borçlar devamlı artıyor (Devletin de, Milletin de), Yaşlılık artıyor, Doğumlar azalıyor, Evlilikler azalıyor/zorlaşıyor. Nüfus yaşlanıyor, İşlenen suçlar artıyor,  Dolandırıcılık, Hırsızlık artıyor, İçki-Fuhuş-Kumar artıyor… Daha ne olsun ki? Böyle bir ülke nasıl ayakta durabilir?

Rabbimiz (cc) Kur’an-ı Kerim’de “Fe Eyne Tezhebun?” “nereye gidiyorsunuz?” diye boşuna mı soruyor!

Evet, vahyin diline kulak vermeliyiz. Yüce Rabbimiz şöyle müjde vermektedir: “Ey iman edenler, eğer siz Allah’a (Allah adına İslam’a ve Müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır” diyor,(Muhammed Suresi:7). Ayetten çok açık ve bariz bir şekilde anlaşılan o ki, eğer Müslümanlar topyekûn Allah’ın dinine/düzenine yönelirse, Allah’ın evrensel hükümlerine sarılırsa hiç kuşkusuz hayırlı sonuçlara ulaşılacaklardır. Huzurun, istikrar ve gücün adresi İslâm’dır. İslâm’a ihlâsla, samimiyetle sarılmamız hâlinde iyi sonuç muhakkaktır.

“Şüphesiz iyi akıbet (güzel sonuç) takva sahiplerinindir. (Allah’a karşı kulluk görevlerimizi yerine getirenlerindir.)  (Hûd Suresi:49).

Dostça kalın…

Devamını Oku

Bekleyin!

Bekleyin!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Mevsimlik bayramlardan biri olan Hıdırellez, Türkiye’nin birçok şehrinde kutlanır. Bunların başında da Edirne, Kırklareli, Antalya, İzmir ve Ankara’nın köyleri gelmektedir. Ancak bu tür kutlamaların İslam dinine uygun olup olmadığı tartışılmaktadır.

Peki, Hıdırellez nedir? Hıdırellez’in tarihi nedir?

Hızır ve İlyâs isimlerinin halk ağzında aldığı şekilden ibaret olan hıdırellez, kökü İslâm öncesi eski Orta Asya, Ortadoğu ve Anadolu yaz bayramlarına dayanan, Hızır yahut Hızır ve İlyas kavramları etrafında dinî bir muhtevaya bürünmüş halk bayramının adı olduğu söylenir. Bu bayram, merkezini özellikle Anadolu ve Balkanlar’ın, Kırım, Irak ve Suriye’nin teşkil ettiği Batı Türkleri arasında, bugün kullanılmakta olan Gregoryen takvimine göre 6 Mayıs (eski Jülyen takvimine göre 23 Nisan) günü kutlanmaktadır.  

Kakava ise, Roman kültüründe ise Hıdırellezin kutlama biçimi! Kakava şenlikleri’nin kökeni Mısır ve Ön Asya’dan gelmektedir.

Hıdırellez, halk arasında ölümsüzlük sırrına erdiklerine ve biri karada, diğeri denizde darda kalanlara yardım ettiklerine inanılan Hızır ve İlyâs Peygamberlerin yılda bir defa bir araya geldikleri gün olarak kabul edilir. Ancak bu beraberlikte, ismi yaşatılmasına rağmen uygulamada İlyas’ın şahsiyeti tamamıyla silinerek Hızır motifi öne çıkarılmıştır. Dolayısıyla bu bayramda icra edilen bütün merasimler Hızır’la ilgilidir. Bunun temel sebebi, İslâm öncesi devirlerde üç büyük kültürün hâkim olduğu alanda bu yaz bayramı vesilesiyle kültürleri kutlanan insanüstü varlıkların daha ziyade Hızır’ın şahsiyetine uygun düşmesi ve onunla özdeşleşmesidir.

Osmanlı Devleti’nde 6 Mayıs (23 Nisan) halk arasında yaz mevsiminin başlangıç tarihi sayılmaktaydı. Nitekim eski takvimde yıl ikiye ayrılmış olup 23 Nisan’dan (6 Mayıs) 26 Ekim’e (8 Kasım) kadar süren 186 gün “Hızır günleri” adıyla yaz mevsimini, 23 Nisan’a kadar devam eden 179 gün de “Kasım günleri” adıyla kış mevsimini oluşturuyordu. Hıdırellez de kışın sona erip yazın başladığı gün olarak kutlanmaktadır.

Müslümanlarca Hızır ve Hıristiyanlarca Aziz Yorgi adına kutlanmasına rağmen doğrudan doğruya İslâm’la da Hıristiyanlıkla da ilgisi olmayan, Ortadoğu ve Balkanlar’da hem Müslümanların hem de Hıristiyan halkların kutladığı bu yaz bayramının kökü, İslâm ve Hıristiyanlık öncesi İlkçağ Anadolu, Mezopotamya ve Orta Asya kültürlerinde aranmıştır.

Hıdırellez İslamiyette var mı, kutlamak günah mı?

Hıdırellez merasimlerinin icrası ve bu esnada yeşillik ve su kavramlarıyla ilgili birtakım uygulamalar, bu halk bayramının putperest köklerini çok daha belirgin bir şekilde ortaya koymaktadır. Nitekim İslâm âlimleri bu durumun farkına vararak bu konuda yasaklayıcı fetvalar bile vermişlerdir. Osmanlı Devleti’nde de Hıdırellez kutlamalarının dinî açıdan sakıncalı olup olmadığının tartışıldığı,16. yüzyılda Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi’nin fetvalarından anlaşılmaktadır. Ebüssuûd Efendi, böyle bir günün kutsallığına inanmamak şartıyla sadece İslam’ın ölçülerine göre eğlenmenin, yiyip içmenin sakıncalı olmadığını söylemektedir (Düzdağ, s. 117).

Bilhassa Edirne’de son yıllarda Hıdırellez kutlamaları öyle bir hal aldı ki, ne İslam’a, ne de Hıristiyanlığa uyar! Bu tür ahlaksızca kutlamalara birçok dinsizler bile razı olmazlar! Her şeyin bir ölçüsü var. Son yıllarda bu konuda da ölçüler kaçırıldı! Kadınları adeta çırıl çıplak soyarak oynatmak mı Kadın Hürriyeti? Bu tür kutlamalar hangi ahlaka sığar?

“Müslüman’ım” diyenler kitabını hiç mi okumazlar? (Arapça bilmeye gerek yok, Kur’an-ı Türkçe okuma imkânı var!). Geçmişte nice kavimler ahlaken bozulup yoldan çıkınca başlarına gelenleri hiç mi okumuyoruz, hiç mi duymadık?Allah (cc) ibret alalım diye Kur’an-ı Kerim’de helak edilmiş kavimleri anlatır! Mesela;

Nuh Kavminin Helakı: Nuh kavmi, küfür içindeydi. Peygamberlerini, haşri ve neşri inkâr ediyorlardı. Putlara tapıyor ve şirki teşvik ediyorlardı. Hz. Nuh, kavmini putperestlikten uzaklaştırıp tevhid inancına döndürmek için gönderilmişti. Bu kavim Tufan ile helak edildi!

Nemrud Kavminin Helakı: Dünya saltanatı ile kibir ve gurura sürüklenen Nemrud ve bedbaht kavim, bütün insanlığa ibret olmak üzere toz hâlindeki sinekler tarafından kanları emilerek “insan kuruları” hâline geldiler!

Ad Kavminin Helakı: İnkârcı kavim şiddetle Allah’a kulluk etmekten kaçınıyordu. Yüz çevirmeleri hırçınlıklarını daha da artırdı. Felaketlerini kendileri hazırlıyordu. Önce akan sular çekildi. Meşhur İrem bağları sararıp soldu. Kuraklık ortalığı kasıp kavurdu. Güçlü, kuvvetli insanlar yiyecek ekmeğe, içecek suya muhtaç oldular! 

Semud Kavminin Helakı: Semud kavmi, helâk edilişleri dillere destan olan bir kavimdir. Kur’ân-ı Kerîm’in çeşitli surelerinde, iman etmedikleri ve sayısız azgınlıklarla haddi aştıkları için helâk edilen bu kavimden ibretle bahsedilmektedir.

Lut Kavminin Helakı: Bu kavimde iffet, hayâ ve namus unutulmuş, hayvan topluluklarında bile rast­lanmayan bir denâet (alçaklık, âdîlik) baş göstermiş ve Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulan, “bel-hüm edall: hayvandan daha aşağı” bir seviyeye düşürülmüştü. Bunların da helak sebebi; Putlara tapmak. Livâta yapmak (erkeğin erkeğe yaklaşması). Livâta ile öldürmek. Sodomlular, iffetsizliklerini alenî işlerlerdi. İffetli kimseleri de ayıplarlardı.       O kadar alçalmışlardı ki, yellenmelerini bile alenî bir eğlence vasıtası yapar­lardı! Yol kesmek; çakıl taşlarını yoldan geçenlerin üzerine atmak. Koğuculuk (söz taşımak). Cimrilik.

Allah (cc) Mümin Suresi 75. Ayette; “Bu duruma düşmenizin sebebi; dünyada harama-helâle, hakka-hukuka dikkat etmeden zevklere dalıp şımarmanız ve küstahça böbürlenip durmanızdır” diyor!

(Kavimlerin Helakı ile ilgili detaylı bilgiler Kur’an mealinden okunabilir!)

Her yıl olduğu gibi bu yıl da bir zamanlar şehirler Sultanı olarak anılan Edirne’mizde 6 Mayıs günü Hıdırellez kutlamaları yapıldı. Ama nasıl? Basılı ve görsel medyada izlemişsinizdir! Bu çeşit kutlamalar Müslüman bir topluma yakışıyor mu? Yoksa biz de geçmişteki kavimlerin başlarına gelenleri mi talep ediyoruz!

Rabbimiz (cc) Kur’an-ı Kerim’de bunları hikâye olsun diye değil, ders olsun diye anlatıyor!

Edirne genelinde 300 bin şehit olduğu söyleniyor. Bunların 20 bini ise Hıdrıellez kutlamasının yapıldığı Sarayiçi meydanının altında yatıyor! Bu ne ile izah edilebilir? İslam için, Vatan için, Halkı için canını vermiş bu insanların mezarları üzerinde bu tür kutlamaların yapılması caiz mi?

İşin garip tarafı toplumdaki bu ahlaki yozlaşmaya ne İktidarı, ne Belediyesi, ne Diyanet, ne de STK’lardan bir ses çıkmıyor!

7 Mayıs 2026 tarihli yerel basında sadece, “Ölçüsüz eğlence anlayışı kabul edilemez” başlığı altında Yeniden Refah Partisi Edirne İl Başkanı Sayın Hakan çalışkan etkililere çağrıda bulundu.

Ancak bu başlık CHP’yi rahatsız etmiş! İl Başkanı, ölçünün ne olduğunu soruyor. Önce şunu bilelim ki, bu toplum Müslüman. Hayatta her şey bir ölçü ile yaratılmıştır. Pazarda Tezgâhın başına giden “bana bir litre domates ver” demiyor. Neden? Çükü domatesin ölçüsü “litre” değil “Kg.”! Müslüman’ın ölçüsü de Allah’ın son gönderdiği kitap Kur’an ve son Peygamber Hz. Muhammed’in Sünnetidir. Müslüman isek, her şeyden önce yaşam tarzımızı öğrenmeliyiz. Dinde kimse kimseyi zorlayamaz! Ama, Müslüman bir toplum içerisinde genel ahlak kurallarımızı çiğnemeye kimsenin hakkı yok!

Allah (cc) Hud Suresi 122. Ayette;  “Ve (olacak olanı) bekleyin; doğrusu, biz de bekleyeceğiz!” diyerek bizleri uyarıyor!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Savaş mı, Barış mı?

Savaş mı, Barış mı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Bugün dünyanın dört bir yanında hala silahlar susmuyorsa, bu insanlığın değil, hırsın ve körleşmiş egoların eseridir. Tarihin hangi sayfasına baksak, savaşın kanlı izlerini görürüz Toprak için, ideoloji için, güç için!…

İnsanlık savaşla yoğrulmuş bir geçmişe sahip. Fakat her savaş, ardından bir sessizlik, bir yıkım ve büyük bir pişmanlık bırakmıştır. O zaman sormak lazım; gerçekten kazanan kimdir? Yoksa herkes biraz eksilir mi?

Savaş, kahramanlık destanlarıyla yüceltilse de, aslında arkada bıraktığı yetim çocukların gözyaşlarıdır. Bir annenin oğluna son kez sarılamayışıdır! Gençliğini cephelerde kaybedenlerin sessiz çığlıklarıdır! Hiçbir savaş, barışın huzurunu getirmemiştir. Zafer ilen edenler bile, içlerinde kayıpların acısını taşırlar!

Savaş, şöyle tarif edilir;  “Çeşitli anlamlarda kullanılan bir sözcük; bağımsızlık ve savunma yönünde yapılan mücadelelerin, evrensel değerlerin üstüne titreyerek verilen uğraşın tanımı olduğu kadar, saldırganlıkların tariflerini de içine alan bir ad.”

Barış ise sessizdir, gösterişsizdir. Belki nutuklarla kutlanmaz ama kalpleri onarır. İnsanları bir arada tutar, yaraları sarar. Bir çocuğun sabah güvenle okula gidebilmesi, bir annenin evladına korkusuzca sarılabilmesi, bir gencin hayal kurabilmesi barışla mümkündür.  Elbette adaletin olmadığı bir barış, sessiz bir zulüm olabilir! Ama adil bir barış, savaşın en ihtişamlı zaferinden daha kıymetlidir. Çünkü savaş, insanı öldürür; barış ise insanı yaşatır.

Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde hala silahlar susmuyorsa, bu insanlığın değil, hırsın ve körleşmiş egoların eseridir. Oysa dünya, herkese yetecek kadar büyük; paylaşmayı bilirsek, anlamayı ve sevmeyi öğrenirsek…

Herkes kendisine şu soruyu sormalı; Savaş mı, Barış mı? Bu sorunun cevabı aslında vicdanlarımızda gizli! Yıkım mı istiyoruz, umut mu? Mezarlar mı kazalım, geleceği mi inşa edelim? Bunun cevabı net; Barış, her zaman daha zor olandır ama daima daha değerlidir.

İslam’da Savaş Sebepleri Ve Allah’ın Yardımı! (Ayetler şöyle);

  • “Allah insanları en güzel şekilde ve Cennet’e yükselebilecek kıvamda ama en ağır çirkinlikleri yapabilecek ve de Cehennem’e yuvarlanabilecek biçimde yaratmıştır.” (Şems Suresi 7-10).
  • “Onlara ebedi yaşam takdir ettiği için de verdiği nimetler ve emirleri-yasakları ile kulluk denemesine uğratmaktadır.” (Mülk Suresi 2).
  • “Son elçisi kıldığı Hz. Muhammed’e  indirdiği Kur’ân ile  bildirdiği emirler ve yasaklarına uymak O’na ibadettir. İbadet, biz insanların yaratılış sebebi ve ölüm gelinceye kadar ana görevidir. (Zariyat 56; Hıcr 99).
  • Biz hayatımızı ibadetleştirirsek Rabbimiz olan Allah bizim problemlerimize çıkış yolu yaratacağını, bizi beklemediğimiz yollardan rızıklandıracağını, işlerimizi kolaylaştıracağını, bizimle beraber olacağını vaat ettiği gibi bize değişik şekillerde yardım edeceğini vaat etmektedir. (Talak Suresi 2-4; Nal 128)

Allah’ın Yardım Va’di Ve Şartı!  Kur’ânda yer alan bir yardım vadi de şöylece bildirilmektedir:                                                                                                                  

  • “ Ey şanlı Elçi! Biz senden önce de nice Peygamberleri kendi toplumlarına mesajımızı ileten elçiler olarak göndermiştik de, onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat zalimler onları şiddetle reddettiler, müminlere baskı ve işkenceler yaptılar. Biz de müminleri kurtardık ve suçlulardan, zulmettikleri masum insanların intikamını aldık.   Çünkü Bizim yolumuzda mücadele eden müminlere yardım etmek, üzerimizde bir hak ve mutlaka yerine getirilmesi gereken bir söz, bir sorumluluk idi. “ (Rûm Suresi 47) Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere bu yardımlar şartlıdır! Bizim kulluğumuza, çok yönlü ibadetlerimize bağlıdır. Rabbimiz bu gerçeği şöylece açıklamaktadır:

“ Ey İman edenler! Siz Allah’a yardım ederseniz Allah da size yardım eder, sizi dirençli kılar.” (Muhammed Suresi 7).Barış Asıl, Savaş İse Geçicidir!

Yardım hayatımızın bütününü kuşatırsa da biz konumuz gereği savaşta yardım mevzuuna eğileceğizAncak bundan önce savaş konusuna bakalım.

Barış asıl, Savaş ise ârızidır. Zalim ve sömürücü kişiler, topluluklar ve devletler var olacağı için, yüce Allah yeryüzünde sosyal düzeni korumak için savaşı meşru kılmıştır. Kılmasaydı yeryüzünde kaos olur, doğal denge bozulurdu.

  • “Eğer Allah insanların bir kısmıyla diğer bir kısmını bertaraf etmemiş olsaydı, yani adaleti gerçekleştirmek isteyen iyi insanlara, zalimlere karşı savaşma yetki ve görevini vermeyip insanları birbirlerine karşı savunmasız bırakmış olsaydı, dünyada haksızlık ve zulüm egemen olur, yeryüzü fesada boğulurdu. Fakat Allah, tüm varlıklara karşı lütuf sahibidir. Bu lütfunun tecellilerinden biri de, Hak ve Adaletin egemen olması için zalimlere karşı savaşa izin vermesidir.” (Bakara Suresi 251).
  • İnsan doğasında adalet ve merhamet gibi korku da yer aldığı için Kur’ân’da işaret edildiği üzere savaş sevilmez ama zalimlerin egemenliğine karşı savaşılmasında insanlığın hayrı olduğu için savaş onaylanır.                                                  
  • “ Ey inananlar! Gerçi hoşunuza gitmese de, savaş size farz kılındı. Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey, hakkınızda iyi olabilir ve yine hoşlandığınız bir şey de sizin için kötü olabilir. Allah bilir, ama siz bilmezsiniz bu gerçekleri.” (Bakara Suresi 216).

Düşmanla karşılaşıp savaşmayı istemeyiniz” buyuran Peygamberimizin yönlendirmesi doğrultusunda savaş istenmemeli ama gerçekleştiğinde sabır gösterilmelidir. Zaten Rabbimiz de böyle buyurmaktadır:

  • “Ey iman edenler!Savaşta düşman askerlerinden bir topluluk ile karşılaştığınız zaman, asla gevşekliğe kapılmayın! Onlar karşısında kararlı, sağlam durun ve Allah’ı çokça anın ki, dünya ve ahirette kurtuluşa erişesiniz.” (Enfal Suresi 45). 

Savaşta yardımın gelebilmesi için olmazsa olmaz şart, savaşın meşru (İslam Hukuku) kılıcı temellere dayanmasıdır.

Savaş Sebepleri;

  • Dinimiz Ve Yurdumuzun  Korunması Ve Şer Güçlerin Dağıtılması.
  • Fiilen Saldırıya Uğramak.
  • Mazlumların Yardım Çağrısı.
  • Saldırgan Müminlere Karşı Çıkmak.

İslam’da  savaşın   meşruiyet  sebepleri;

İslâm dini, hayatın her alanına müdahale eden, Allah-u Teâlâ’nın arzında her türlü fitne, kötülük ve zulmü bertaraf etme iradesini ortaya koyan bir dindir, düzendir. İslâm dini, kültürel, siyasal, ekonomik ve hukuksal alanlara ilişkin düzenlemeler getirmiş, hayatın her alanını kontrol ve müdahale eden yapısıyla İslâmî bir devlet sistemi öngörmüş,

bu yolla yeryüzünün tamamında Allah-u Teâlâ’nın arzını her türlü fitneden arındırmayı temel gaye edinmiştir.

Temel gaye Allah-u Teâlâ’nın arzını yaşanabilir hale getirmek olunca, bunun için ne yapmak gerekiyorsa onu yerine getirmek, o gayreti icra etmek de müminlerin üzerine vazifedir.

Hele zulmün zirveye çıktığı günümüzde Allah yolunda cihat etmek, Müslümanlara karşı açıkça savaş ilan eden zalimlere karşı kuvvet hazırlamak, güç elde etmek ve savaşmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerimde;

  • “Siz de düşmanlara karşı gücünüzün yettiği kadar her türlü kuvvet ve cihat için, bağlanıp beslenen atlar (araçlar) hazırlayın ki, bununla Allah düşmanını, kendi düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmeyip de Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız, onun sevabı eksiksiz size ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız” (Enfal Suresi 60.) buyurmaktadır. 

Dünün savaş atlarının, bugünün tankı, roketi, füzesi, helikopteri, savaş uçağı vb. olduğu açık ve nettir.

Ayet-i kerimede askeri yatırıma verilen önemden bahsedildikten sonra bu uğurda yapılan harcamaların sevap ve mükâfatının Allah-u Teâlâ tarafından verileceği anlatılmaktadır. Halkı Müslüman olan ülkelerdeki yöneticiler (ve onları destekleyen halk kitleleri), ayet-i kerimede anlatılan manayı idrak edebilse ve askeri yatırımlara gerekli bütçeyi ayırabilse ancak o zaman yeryüzünde yaşanan zulme dur diyecek özgüvene ve kuvvete ulaşabilirler.

Kur’an-ı Kerim’de savaşın meşruiyeti, düşmana karşı kuvvet hazırlamanın önemi, yeri geldiği zaman kâfirlere karşı güç ve kuvvet kullanmak gerektiği, kâfirlerin ancak güçten anladığı ve en önemlisi yeryüzünde hâkimiyet tesis etmek gerektiği üzerinde durulmakta; bu konuda Müslümanların kavli (sözlü)  duanın yanında fiili duaya da müracaat etmesi gerektiği anlatılmaktadır. En önemlisi de yeryüzündeki bütün kötülüklerin bizim (Müslümanların) elimizle düzeltilmesi gerektiği hatırlatılarak şöyle buyrulmaktadır: Kur’an-ı Kerim’deki,

  • “Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle onları cezalandırsın, onları rüsvay (rezil, maskara  etsin; onlara karşı size yardım ve zafer nasip etsin ve (baskı ve zulüm altındaki) mümin toplulukların gönüllerini ferahlatsın” (Tevbe Sur. 14).

 Allah-u Teâlâ’nın kötülükleri bizim elimizle düzeltmek istediğinin çok açık delilidir.

Savaşta dahi zulüm ve haddi aşmak yoktur. Savaşta, kadınlar, çocuklar, hastalar ve savaşa takati olmayan kimseler öldürülmez ancak haddi aşan zalimlere karşı sertlik ve kuvvetli olmak, güç göstermek ve onları cezalandırarak mazlumların üzerindeki zulmü bertaraf etmek gereklidir. Unutulmamalıdır ki zalimler ancak güçten anlarlar!                                                                                                                                                                                                          

Peki, İslam’da barış ne anlama geliyor?

Barış dini ifadesi, genellikle İslam dini için kullanılır ve bu dinin barışa verdiği önemi vurgular. İslam’da barışın anlamı şu şekilde özetlenebilir:

1. İslam Kelimesinin Kökeni: İslam kelimesi, “silm” (barış) ve “selam” (esenlik, güvenlik) kelimelerinden türemiştir. 

2. Kur’an’da Barış: Kur’an-ı Kerim’de, ideal toplumun “barış yurdu” anlamına gelen “daru’s-selam” olduğu belirtilir. 

3. Peygamberin Görevi: Hz. Muhammed’in, evrensel barışı sağlamak için gönderildiği ifade edilir. 

4. Savaşın Amacı: Savaş, sadece haklı sebeplerle ve zulmü ortadan kaldırmak için meşru kılınmıştır.

Müslüman’ın Özellikleri ise: Müslüman, Allah’ın emirlerine teslim olan ve çevresine güven telkin edendir.

Netice olarak, İslam’ın tüm insanlığa bir çağrısı da barıştır!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Sosyal Medya!

Sosyal Medya!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Günümüz insanının anlaşma, haberleşme ve iletişim kurma araçlarından biri de medyadır. Medya insanların, olaylar ve diğer insanlarla kurduğu bir iletişim ortamıdır. Bu ortamda ise Gazete, Televizyon, Dergi, İnternet… gibi araçlar aracılığı ile iletişim sağlanmaktadır.

Sosyal Medya ise; İletişim araçları ve platformlar üzerinden oluşturulan sosyal etkileşim ve paylaşım ortamları demektir. Teknolojinin insan hayatına getirdiği yenilik ve kolaylıkların yanı sıra, birçok zararlarının da olduğu bir gerçektir. İnsan bu zararlardan kendisini ve ailesini koruyamaz ise ağır bedeller ödeyebilir!

Bu zararların bazılarını şöyle sıralayabiliriz.

Zihin kirliliğine ve bilgi dezenformasyonuna (doğru olmayan veya kasıtlı olarak çarpıtılmış bilgilerin yayılması) sebep olması!

Bazı araştırmalara göre modern teknolojinin insan hayatına getirdiği yenilik ve kolaylıkların yanı sıra, kişinin zihni meşguliyetini artırdığı gösterilmiştir. Daha çok görmeye dayalı bu dijital sosyal ağların hafıza kirliliği oluşturduğu, sözlü öğrenme becerisini zayıflattığı, unutkanlığı artırdığı, dinleme becerisini bozduğu, empati kurma becerisini azalttığı, zihni sürekli meşgul ettiği için (gelen mesajlar, iletişimler ve gereksiz diyaloglarla) kişideki zararı büyüttüğü ortaya konmuş ve giderek bu zararın arttığı dillendirilmiştir.

İnternet, bilgiyi çok hızlı ve kolay erişilebilir hale getirdi. Ancak bu durum insanların doğru bilgiye ulaşabildikleri anlamına gelmiyor! İnsan çok farklı alanlardan, çok fazla bilgi ile karşı karşıya kalıyor.

Bir konuyu araştırmak üzere harcanan emeğin yerini arama motorları aldı. Araştırılan konuya ilişkin bilgiler herkesin sorgulamaksızın kabul ettiği bilgi kaynağı haline geldi. Çok az insan internetteki bilgi kirliliğinin içerisinden doğru bilgiyi süzebiliyor. Kaynağı belirsiz, doğrulanmamış pek çok yalan haber ya da dedikodu internet üzerinden ve sosyal medya aracılığı ile çok kısa bir süre içinde yayılabiliyor. Yanlış bilgi üzerine inşa edilen kanaatler ve kararlar, insanı farklı yanlışlıklara sürükleyebiliyor.

Bir takım odaklar ise kendi çıkarları doğrultusunda çarpıtılmış verileri ya da yalan haberleri çok hızlı biçimde dolaşıma sokabilmektedirler. İslam coğrafyasında planlanan operasyonların zemini, bu tür bilgi dezenformasyonları ile ayrıca sosyal medya etkin bir şekilde kullanılarak, yalan ve kasıtlı haberlerle oluşturulmaktadır.

Hucurat Suresindeki şu ayet Müslümanlar için ilke mesabesindedir;

“Ey iman edenler! Eğer bir fasık (Allah’ın yasaklarını bilerek çiğneyen) size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hcurat S. :6) Yalan söylemek, İslam dininde büyük günah olarak kabul edilir ve bu konuda birçok hadis bulunmaktadır. Peygamberimiz (sas) bir hadislerinde; “Yalan, imanın karşıtıdır. Kişi yalan söyledikçe, imanı o kadar azalır” diyor.

Kendi kültür, örf ve adetlerimize uymayan, hele hele dinimizin bize tanıdığı meşru (İslam Hukuku) dairenin dışında kalan davranışların başkaları tarafından fark edilmesi, açıkça bilinmesi sosyal hayatımız için son derece zararlıdır.

Rabbimiz (cc), Kamer Suresi 49. Ayette ise: “Şüphesiz Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık” diyor!

(Ayet, Allah’ın tüm varlıkları hikmet, düzen ve ölçüye uygun olarak yarattığını ifade eder. Ayette        geçen “ölçü” kavramı, yaratılışta düzen, denge ve planlı bir sistem olduğunu vurgular. Bu, Allah’ın kudretinin ve ilminin bir göstergesidir; her şey belirli bir kader ve ölçüye göre yaratılmıştır.)

Müslüman’ın her yaptığı işte ölçüsü,  “Kur’an ve Sünnet” olmalıdır!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Laikliği ne zaman anlayacağız?

Laikliği ne zaman anlayacağız?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Şunu diyebiliriz ki, Sağcısıyla, Solcusuyla, Laik olanıyla hiç kimse bu meseleyi gerçek yüzüyle ortaya koyamıyor. Sanki gizli bir el elinizi tutmuş, dilinizi kesmiş, İzanımızı/anlayışımızı kontrol altına almış da Laiklik’in üzerine varamıyoruz! Bir korku, ya da çekinme psikozu her yanımızı sarmış, bir merkezkaç mantığıyla kaçıyoruz ve bizi sömürmekte olan bu laiklik hegemonyasını görmek istemiyoruz. Hegemonya ise, her gün biraz daha acımasız olmakta, sömürü düzenini sürdürebilmek için Bizans’ı aratmayacak entrikalar çevirmektedir. Laiklik adına bu ülkede oynanan bazı senaryolar sergilenmektedir.

İnsanlarımızın her biri laikliği ayrı değerlendirmede ve bu ayrı değerlendirme sonucunda da değişik sınıflar ortaya çıkmaktadır. Kendilerine Laik diyenler iki sınıftır;

1. Samimi Laikler; Sayıları 10’u bile geçmeyen ve Laiklik üzerine kafa yorarak ona inanmış olanlar.

2. Samimi olmayan Laikler: Bu tür Laikler; tohumları Tanzimat’la atılmış, Meşrutiyet ile yeşermiş, Cumhuriyetle hegemonlarını kurmuş olan menfaatçi Laikçilerdir. İşte tehlike arz eden, yıllardır bizleri sömüren, uzlaşmayı değil, diyalogu bile reddeden; Devlet adına saltanat süren, Cumhuriyet adına Demokrasiyi katleden, Laiklik adına da –başka bir din’le değil- sadece İslam’la mücadele eden Laikçiler bunlardır!

Müslümanlar arasına sokulduğu günden şimdiye dek, Müslümanlara zarardan başka bir şey getirmemiş olun bu Laiklik ucubesi nedir? Laiklik bir dindir!

Evet biz, Laikliği bir din olarak kabul ediyoruz. Belli öğretileri ve de akideleri olan, müntesiplerine “Laik” denilen çağda bir din. Bu dine göre de haramlar/yasaklar olduğu gibi, yapılması gerekenler/farzlar, mubahlar var. Neyin haram/yasak ve neyin farz/ilke olduğunu ortalıkta görünmeyen Laikçi güçler saptar, uygulamasını da Laikçi Hocalar yürütür! Devletin dini de Laiklik olduğu için yasa gereği, bu dinin değiştirilmesi ve yerine başka bir dinin, örneğin İslam’ın konması teklif bile edilemez! Dikkat edilirse Laikçiler, “Laik” kelimesini her kullandıklarında, mutlaka ona demokrasiyi de eklerler! Oysa ki demokrasinin bile uygulanması bir yana, doğru dürüst tarifi bile yapılamadı! Sadece şu çarpıcı örneği vermek bile yeter; “Bütün Türkiye eğitiminin başı sayılan Sabık YÖK Başkanı İhsan Doğramacı, şöyle tarif ediyor demokrasiyi; “Üniversite rektörlerinin öğretim üyelerince seçilmesi demokratik değildir! Ancak onları ben, yani YÖK tayin ettiği takdirde, demokratik olmuş olur! Çünkü benim ilkelerim, bunu amirdir”. İşte ülkede uygulanan Demokrasi ve Laiklik saltanatının en samimi ve güzel tarifi budur.

Türkiye’de Laikliğin anlaşılamamasının baş sebebi, Laik Devlet Bakanlığına bağlı olan Diyanet İşleri Başkanlığıdır! “Din-Devlet işlerinin birbirinden ayrı olduğu ve hiç birinin diğerine karışmadığı sistem” olarak tarif edilen ve bu uydurmaca tekerlemeyle Müslümanları çok güzel uyutan Laiklik, biraz basiret sahibi olanlar açısından, hiç de öyle değil! Alaturka (yani Türk usulü) Laiklik, Dinin (İslam’ın) hiçbir şekilde devlet işlerinde karışamadığı, Devletin ise Din’e karışması bir yana, onu tasarrufu altına aldığı bir Laikliktir, Dindir, Rejimdir…

Bu şu demektir;: Dini temsil eden Diyanet İşleri Başkanı, hiçbir şekilde Devletin bir işine karışamaz! Mesela, Diyanet İşleri Başkanı çıkıp, “Beni Diyanet İşleri Başkanlığı’na tayin eden Devlet Bakanı, bu seçimi yapacak derecede İslam’ı bilmediği gibi, takvası, ilmi yeteneği, böylesi önemli bir makama adam tayin etmeye kâfi değil” diyemez! Buna karşın ilgili Devlet Bakanı, “canımın istediğini Diyanet İşleri Başkanı yaparım” diyebiliyor ve istediğini o makama tayin eder!

Laikliğin anlaşılamamasının en büyük nedenlerinden birisi de, okullarda uygulanmakta olan din eğitiminin şeklidir. Çünkü tedrisatta kullanılan “din”le ilgili kitaplar, sivil hocalar tarafından değil, Laik Bakanlığın tayin ettiği ve de uygun gördüğü resmi hocalardır. Bu hocalar tayin edilmiş olmalarına rağmen bağımsız olmayıp, kendilerine verilmiş olan ilke ve inkılâplar mantığıyla din’i yorumlama durumundadırlar. Dolayısıyla Din, yani İslam, Kur’an ve Sünnet’ten ziyade, ilke ve inkılâplara dayandırılarak veya en azından, seçilecek olan ayet ve hadislerin, bu ilke ve inkılâplara ters düşmeyecek şekilde yorumlanarak empoze edilmesi koşul olarak verilmekte, Müslümanlara dinleri bu

şekilde öğretilmektedir. Bunun böyle olduğunu görmek isteyenlerin Din Dersi Kitaplarına göz atmaları yeterlidir!

Böylece görüyoruz ki, Laiklik ilkesine göre, Din’e karışmaması gereken Devlet, karışmak bir yana, onu istediği gibi ve de cebren insanlara öğretmekte ve zavallı Müslümanlar, Laik Devlet’in istediği tipte Müslüman olma zorunda kalmaktadırlar!

Kimsenin, Allah’ın Dinin’e (İslam’a) alternatif dinler üretmeye hakkı yoktur! Hem Müslüman’ım deyip hem de adı ne olursa olsun kurallarını insanların koydukları dinleri/sistemleri/ İzm’leri kabul etmesi, Allah indinde asla kabul edilmez! İslam dini, ölçü ve kurallarını Allah’ın koyduğu, dünya hayatımızı her sahada düzenleyen sistemdir. Müslüman ise Allah’ın Dinine/Sistemine teslim olanlar/uyanlardır. Müslüman, LAYIK olur, LAİK olmaz!  Dünyada 3 ülke Anayasa’sında laiklik var. Fransa, İrlanda, bir de Türkiye… Tarifi de yok, İsteyen, istediği gibi bunu yorumluyor!

LAİK, din işlerini devlet işlerinden ayıran ve kamu düzeninin din kurallarına değil, akıl, bilim ve hukuk kurallarına göre yönetilmesini savunan kişi, görüş veya sistemdir.

LAYIK ise, İslam’da bir kişinin Allah tarafından kabul edilen ve kabul edilecek olan bir statüdür. 

( Prof. İhsan Süreyya Sırma’nın “Nasıl Sömürüldük” adlı kitabından istifade edilmiştir.) 

Dostça Kalın…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
beylikdüzü escort esenyurt escort avcılar escort avcılar escort avcılar escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort esenyurt escort şirinevler escort avrupa escort
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler