01 Haziran 2026 Pazartesi
Recep Çınar
Bayramlar genel manada ferah, mutluluk ve sevinç günü demektir. Kurban Bayramında buna bir de “şükür ve teslimiyet” ifade eden “Kurban kesim ve dağıtımı” ilave edilmektedir.
Bu yıl 27 – 30 Mayıs günlerinde kutladığımız bir Kurban Bayramını daha yaşadık. Kurban’ın ne olduğu Camilerde, TV’lerde bayram öncesi uzun uzun anlatıldı. Maddi gücü yetenler Kurbanlarını kestiler, şartları elverişli olanlar da tatillerini yaptılar.
Maddi güçleri yetersiz olanlar ise eski bir şarkıyı hatırladılar! Neydi o şarkı? “Bayram gelmiş neyime aman aman garibem Kan damlar yüreğime anam anam garibem, Yaralarım sızlıyor aman aman garibem Doktor benim neyime anam anam garibem…”
Asgari ücretin 28 bin, Emekli aylığının da 20 bin TL olduğu, Zenginin daha zengin, Fakirin daha fakirleştiği bir ülkede bayramlar ancak bu kadar olur!
Bu konuda suçu hep iktidara yüklesek de, toplum olarak herhalde “Sütten çıkmış ak kaşık değiliz”!
Rabbimiz (cc) Fussilet Suresi 46. ayette: “Kim sahih amel işlerse kendi iyiliğinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi zararınadır. Yoksa Rabbin kullarına kesinlikle zulmetmez” diyor.
(Salih Amel: Allah Teâlâ’nın ve Resûlü’nün rızasına uygun olan bütün iş, hareket, hayır ve iyilikler: dînî, ferdî ve ahlâkî görevler ve ibadetler “salih amel” adını alır.)
Casiye Suresi 14. Ayette ise; “Kim güzel ve makbul bir iş yaparsa, faydası kendinedir. Kim de kötülük yaparsa, zararı kendinedir. Sonunda hepiniz Rabbinizin huzuruna döndürüleceksiniz” diye uyarıyor! Kurban Bayramı, dinimizin beş temel esasından biri olan HAC ibadeti ile iç içedir. Dolayısıyla aynı günlerde Hac, Bayram ve Kurban üçü birlikte yaşanır. Maddi durumları ve sağlıkları elverişli olanlar Hac ibadetlerini de yaptılar, Kurbanlarını da kestiler. (Allah, kabul etsin).
Eskiden (mesela; 40-50 yıllar öncesi) Bayramlar çok daha hareketli ve renkli geçerdi. Günümüzde birçok şeyin değiştiği gibi Bayram kutlamaları da değişti!
Eskiden genelde 2-3 katı pek geçmeyen binalar kullanılırdı. Şimdi 10-15 aile bir binaya toplandı. Birçoğu komşusunun ismini bile bilmiyor! Komşu komşunun çayını kahvesini bile içmemiş olanlar var! Halbu ki bizim kültürümüzde “komşu komşunun –külüne- muhtaçtır” denirdi! (Komşuların her zaman birbirlerine ihtiyaçları bulunur.)
Kurban Bayramında bizler, yüce yaratıcımıza kurbanlarımızı arz ederek, acziyetimizi dile getiririz. Kurbanlarımızı fakir-fukara, dost ve akraba ile paylaşmamız da bu ibadetimizin hikmetlerindendir. Zira bayram günlerinde sevinç ve mutluluğumuzu paylaşmamız bizleri daha mutlu eder, mutluluk arttıkça da paylaşma artar. Diğer taraftan bu günlerde selam, hal ve hatır sorma daha da yaygınlaşır ve tekbirlerle toplumsal vahdet içerisinde tevhidi yaşarız. “Selam” yaygınlaşınca “Barış” yaygınlaşır! Çünkü “Selam”, “Barış”tır. Bir olmanın huzuru, birlik olmanın dirliğiyle sevincimizi bütün insanlarla paylaşırız ki, sevinç ve mutluluklar paylaşıldıkça çoğalır. Peki, bizi içinde bulunduğumuz bu olumsuzlar bizi hale getiren nedir? Ne olacak ki, kendi medeniyet değerlerimizden kopup, İçinde yaşadığımız kötü ahlak ve sömürü düzeni! Çağdaş sömürünün çağdaş rejimi; Demokrasi!
Bu dünya düzeni zengini daha zengin, fakiri daha da fakir yapan bir düzen! Paylaşımın “adil” yaşanmadığı bir düzen! “Ahlak”ın “dip” yaptığı bir düzen..!
Çözüm mü?; Allah’ın düzeni. ADİL bir DÜZEN!
Rabbimiz (cc) Nisa Suresi 58. Ayette bizi şöyle uyarıyor!; “Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Böylece Allah size ne güzel öğüt veriyor! Doğrusu Allah her şeyi hakkıyla işiten, kemaliyle görendir.”
Peygamberimiz (sas) bir hadislerinde şöyle diyor!: “Siz ne halde iseniz başınıza o şekilde idareciler gelir. Bir topluluk kendini düzeltmedikçe Allah (cc) onlardaki hali düzeltecek değildir.”
Şunu unutmayalım ki, dünyada her şey geçici olduğu gibi Bayramlar da geçicidir. Önemli olan her işimizi Rabbimizin rızası doğrultusunda yapabilmektir. Böyle olursa o zaman gerçek Bayramlara erişiriz!
Gerçek Bayram ise ahrette hesabımızı gönül aklığı ile verip Cennet ve Cemalullah’a kavuştuğumuz sonsuzluktur. Rabbimiz bizleri o somsuz bayrama kavuştursun inşallah.
Dostça kalın…
Recep Çınar
Siyasette toplumlar genelde iki grupta oluşurlar. Biri Sağcı, diğeri de Solcu.
Faşist ve Kapitaliste sağcı, Komünist ve Ateiste de solcu deniyor. Her iki kolun da kurucuları var.
Bu manada Müslüman ne sağcı ne de solcu olamaz! Neden mi? Bize her konuda yol gösteren kitabımız Kur’an-ı Kerimde ve Hadis-i şeriflerde bildirilen sağcılık ve solculuk farklıdır. Sağcılardan kasıt, öldükten sonra amel defteri sağdan verilen ve Cennet’e giden Müslümanlardır. Solcular ise, amel defteri soldan verilip Cehennem’e giden kâfirlerdir. İslam’da Sağın önemi elbette büyüktür. Sağın, sola göre üstünlüğü vardır. Mübarek, şerefli ve temiz işleri yaparken sağdan başlanır. Tuvalete girerken, sümkürürken, taharetlenirken ise soldan başlanır.
Peygamber efendimiz (sas), bir gün elindeki suyu sağında bulunan bir köylüye uzatır. Köylü, “Yâ Resulallah, önce solunuzdaki Ebu Bekir’e niçin vermiyorsunuz? O benden daha faziletli”der. Resulullah (sas), “Suyu sağdan dağıtın!” buyurur. Yine, “Sağ elle yiyip için, sağ elle alıp verin, çünkü şeytan sol eliyle yiyip içer, sol eliyle alıp verir” buyurmuştur. Bir yere giderken, yol ikiye ayrılır, hangisinden gidileceği bilinemez, soracak kimse de bulunmazsa, “Karşınıza iki yol çıkarsa, sağdan yürüyün!” hadis-i şerifine uyulmalıdır.
Sağ’ın şerefi, Kur’an-ı kerimde de bildirilir. Vakıa suresinde (Eshab-ül-meymene = Sağcı) ve (Eshab-ül-meş’eme = Solcu) ifadeleri geçer ve sağcıların (dine uyanların) Cennet ehli, solcuların (dine uymayanların) ise Cehennem ehli olduğu bildirilir. Meymene; sağ, sağ kol, sağ taraf… gibi anlamlara gelir. Eshab-ı meymene, sağcı demektir. Cennet’e gidecek mutlu kişilere denir. Meş’eme; sol, sol kol, sol taraf, uğursuzluk… gibi anlamlara gelir. Eshab-ı meş’eme, solcu demektir. Cehennem’e gidecek bedbahtlara denir. Bunların siyasetteki sağ ve sol ile ilgisi yoktur!
Müslüman ne sağcıdır, ne de solcu. HAK yolcusudur, HAK yolcu!
HAK; Herkese ve her şeye hak ettiği şekilde muamele etmek, doğru hüküm vermek, dengeli ve ölçülü davranmaktır2x2=4 eder. Bu, yazın da 4 eder, kışın da 4 eder. Gece de 4 eder, gündüzde 4 eder! Her türlü şartlarda. Doğru ise, şartlara bağlıdır! Kalorifer kışın, soğukta yakılınca doğrudur. Ama yazın 25-30 derece sıcakta kalorifer yakmak doğru olmaz! Onun için HAK ile DOĞRU’yu ayırmak lazım!
Batıl ise her zaman, her türlü şartlarda yanlış olandır. Buna göre bir kimseye hak ettiğinden fazla vermek, başkalarının hakkını çiğnemek olduğu gibi, eksik vermek de, O’nun hakkına gasbetmek, yani adaleti ihlâl etmektir. Gerçek müminler, böyle bir cürümden (suçtan) son derece sakınırlar. Yani mümin, vicdanen, her hak sahibine hak ettiğini vermek mecburiyetindedir.
Allah’ın belirlediği 2 yol vardır; Birisi HAK, diğeri ise BATIL!
Dünya üzerinde de 2 sistem vardır; Birisi HAK (İslam), Diğeri ise BATIL ise birçoktur, (İzm’ler)!
Rabbimiz (cc) Kur’anda ne diyor: “De ki; Hak geldi, Batıl zail oldu (yıkılıp gitti). Zaten batıl yıkılmaya mahkûmdur.” (İsra S:81).
İSLAM, HAKKI üstün tutar, Diğerleri ise BATIL’ı (yanlış olanları).
İnsanların kendilerine, Allah (cc) tarafından doğuşta verilen „Temel İnsan Hakları” vardır! Bunlar:
a) Yaşama hakkı (nefsi koruma) : can
b) Mülk edinme hürriyeti hakkı (malı koruma): mal
c) Fikir hürriyeti hakkı (aklı koruma) : akıl
d) Irz, namus hakkı (nesli koruma) : nesil
e) İnanç hürriyeti hakkı (dini koruma) : din
Kuvveti üstün tutan BATIL sistemlerde ise HAK 4 ana unsurdan doğar;
1. Kuvvet: Güçlü olduğunu haklı olmak sayıp, hak iddia etme durumudur.
2. Çoğunluk: Çok olmayı haklı olmak durumu sayıp, hak iddia etmek.
3. İmtiyaz: Ayrıcalık ve sınıf ayırımını hak sebebi saymak durumudur.
4. Çıkar/Menfaat: Bir şeyde mücerret menfaatli olmayı haklı olmak zannetme durumudur.
İNSAN, diğer canlılardan farklı olarak 4 temel yeteneğe sahiptir;
Ululazim Peygamberleri her biri, bir konuda insanlığa önder olmuşlardır;
İnsanlık, ancak bu düzeni uygulamakla Dünya ve Ahiret saadetine kavuşur!
Dinimiz (İslam), sadece bazı ibadetlerden ibaret bir “Din” değil, insan hayatını her sahada kuşatan ve yol gösteren bir düzen, sistemdir. Ama bunlar günümüzde ne kadar anlatılıyor!
Dostça kalın…
Recep Çınar
Ülkemizde bir yıl içerisinde 100’den fazla kutlama günleri olur. Kutlama günlerinin en yoğun ay’ı ise Mayıs ay’ı.
Zira Mayıs ayında 20 kutlama günümüz var! Bu yı, 29 Mayıs İstanbul’un fethinin 573’ncü yıldönümü.
“Fetih” deyince bazı emperyalist ülkelerin zannettiği gibi yayılmacı ve istilacı amaçlarla diğer ülkelere karşı açılan savaşlar, yapılan işgaller akla gelmemeli! “İşgal” ile “Fetih” birbirinden farklı olaylar. “Fetih”, Arapçada “feteha”dan gelir. “Miftah” ise aynı kökten türetilmiş “İsm-i alet” anahtar demektir. “Fatiha” da açmak demektir. İşte “Fetih”; insanların Allah’a kul olma yolunda önlerindeki engelleri kaldırma, yolunu açma anlamında kullanılır. Diğer bir ifade ile Fetih, Allah’ın son dini İslam’ın insanlara tebliğinin önünü açmaktır. Fetih hak için yapılır. Ancak fetih için önce inanç gerekir! Fetih işi azim işidir. Asıl fetih gönüllerde olandır. Gönüller ise zorla fethedilmez! Gönüller ikna ile örneklikle, samimiyetle kazanılır. Fetih, kendiliğinden gerçekleşmez. Hiçbir zafer tesadüf değildir. Bir nesil, ruh ve dava ister.
Fetih, bir ayrıcalık değil. ağır bir sorumluluktur. Fetheden adalet dağıtmak zorundadır. Mazlumu korumak zorundadır. Hakkı, Hakikati temsil etmek zorundadır. Aksi takdirde fetih, anlamını yitirir.
Fetih; açmak, Diriltmek, İnşa etmektir. Kapalı kalpleri açmaktır. Fetih Hak için yapılır. Fetih, bir kapıyı
(Hak kapısını) açmaktır. Fetih ruhu kaybolursa, toplum çöker! Günümüzde İslam âlemi bunu yaşıyor! Bugün de fetihlere ihtiyaç var, başta KUDÜS! Zira Kudüs, 3 kutsal (Kudüs – Mekke – Medine) şehrimizden biri!
Aslında Türkiye’nin yeni bir fethe ihtiyacı var! Bu Kapitalist sömürü düzeni ülkemizi yaşanamayacak hale getirdi!
51 milyon 600 bin kişi açlık sınırının altında yaşıyor! Kayıtlı işsiz sayısı 3 milyon civarında. Kayıtsızlar da başka! Onun için bu sömürü düzeninden kurtulup ADİL bir düzene geçilmesi lazım! Bu ise ne SAĞCISI ne de SOLCUSU ile olmaz! Bu ancak bin yıllık medeniyet değerlerine sahip MİLLİ GÖRÜŞ ile olur.
İşgal ise: Güç için yapılır. Ele geçirmek, Sömürmek, Yok etmek demektir!
İslam, ikna dinidir. İddia ve zorlamayı kabul etmez. İstanbul fethedilince, orada yaşayan gayri Müslim halkın, Allah’ın doğuştan her insana verdiği temel haklar olan Can, Din, Akıl, Nesil ve Mal hürriyetine/hakkına hiçbir şekilde müdahale edilmemiş, bilakis bu temel insan hakları gereği gibi korunmuştur.
Ne acıdır ki, birçoğumuz günümüzde Ecdadını (Osmanlı’yı) anlamayan veya anlamak istemeyen, Fatih’i yeterince tanımayan, davasının ne olduğunu bilmeyen bir toplum haline getirildik.
Neyse ki Milli Görüş Lideri merhum Erbakan’ın gayretleriyle yetişmiş tarihine, ecdadına, milli ve manevi değerlerine sahip çıkan “Milli Görüş Gençliği Edirne Şubesi” AGD /MGV (Anadolu Gençlik Derneği), “İstanbul’un Fethi Edirne’den başlar” diyerek bu kutlamayı yıllar önce başlatmış ve geçen yıla kadar devam ettirerek Valiliğimize devam ettirmiştir. Fetihler için fedakârlık da yetmiyor, “adanmışlık” gerekir! Bu emanetlere sahip çıkmak hepimizin görevidir, sorumluluğudur.
İnsanlık tarihinde birçok fetihler yaşanmıştır. Ama İstanbul’un fethi bambaşkadır! Bu fetih ile ecdadımız “çağ açıp, çağ kapamıştır”! İstanbul’un fethi olayı köşe yazılarına değil, kitaplara sığmayacak kadar maddi ve manevi zenginliği ve de fedakârlığı içeren bir konu.
Sayın Valimiz Yunus Sezer, ilk olarak geçtiğimiz yıl bu kutlamayı sahiplenerek programlar düzenledi. Bu yıl daha da zengin programlarlakonuyu ele almış ve 15 Mayıs Cuma günü Selimiye Camiinde Kur’an-ı Kerim Tilaveti, Mevlid-i Şerif ve Helva ikramı ile başlayan kutlama programı, namaz sonrası Selimiye ile Ulu Cami arasındaki Selimiye Meydanda Mehteran Konseri gerçekleştirildi.
16 Mayıs Cumartesi günü ise Atlı Jandarma Birliği, Mehteran Birliği, Temsili fetih ordusu (7. Piyade alayı, Fetih öncesi Edirne’de dökülen Şahi topları) tüm unsurları ile Komando Tabur Komutanlığının 2 birlik ile birçok “Atak Helikopteri” ve binlerce vatandaşın katılımıyla “İstanbul’un fethi Edirne’den başlar” programı kapsamında Şükrü Paşa İlkokulundan başlayan toplu yürüyüşle Selimiye meydanına gelinerek kutlama programı gerçekleştirildi. Bu kutlamada “İHA ve SİHA” gösterileri ise ayrı bir fark oluşturdu!
Bir kutlama programı da Anadolu Gençlik Derneği Genel Merkezi, 13 Haziran’da İstanbul’da düzenleyerek İstanbul’un Fethi’nin 573. yılını kutlayacak.
Bu yıl Kurban Bayram’ı (3’ncü günü) Fetih gününe denk geldiğinden çifte bayram kutluyoruz!
Burada İstanbul’un fethinde yaşanan bir olayı (hikâyeyi) da hatırlatmadan geçemeyeceğim; “Senelerdir beklediği an’ı yakalayan ve arzuladığı emri alan Ulubatlı Hasan, Fetih Sûresi’nden ayetler okuyarak surlara doğru koşuyor. Kalelerden ise oklar, mızraklar yağıyor; yukarıdan atılan taş, yağlı paçavra ve kızgın yağ Hasan’ın sinesine çarpıyordu. Vücudu delik deşik olsa da surlara çıkmış; elindeki mukaddes emaneti (sancağı) layık olduğu en yüksek burca dikmişti. Şanlı sancak müjdeli şehrin semasında nazlı nazlı dalgalanırken vücuduna oklar saplanan Ulubatlı Hasan da son nefeslerini alıp veriyor; kendisine uzatılan şahadet kâsesini dudaklarına götürüyordu. Ulubatlı Hasan
o halinde bile sancağın yere düşmemesi için tedbir alıyor; onu kale duvarıyla kendi vücudu arasına sıkıştırmaya çalışıyordu. Bir rivayete göre; çok geçmeden, O’nu bu haliyle izleyen Fatih Sultan Mehmet de surlara tırmanmıştı! Fatih, kazanılan o zaferi adeta unutmuş; Hasan’ına ulaşmaya çalışıyordu! Sancağın olduğu yere koşuyor, her yanı yara bere içinde kalan bu yiğidini o halde gören Fatih, dizleri üzerine yığılıveriyor ve Ulubatlı Hasan’ı omuzlarından tutup alnına bir bûse/öpücük kondururken ancak bir dostun söyleyebileceği şu sözü hıçkırıklar eşliğinde söylüyordu; “Hasan’ım, İstanbul sana değer miydi?”
İslam’da Cihad, (iyiliklerin yayılması, kötülüklerin kaldırılması) mücadelesi olarak tarif edilir! Bu ibadetin şartları, 3’ü dışında, 3’ü de içindedir. Ulubatlı Hasan, tüm şartları yerine getirdiği gibi, bunlara “adanmışlığı” ilave ediyor! Bunun karşılığı elbette; Cennet ve Cemalullahtır! Allah (cc) Mekânını Cennet, Makamını âli eylesin
Peygamberimiz (sas) bir Hadislerinde; “İstanbul elbette fetholunacaktır; Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, Onu fetheden asker ne güzel askerdir” diyerek fetih müjdesini vermiş!
Allah (cc), Nisa Suresi: 95,96. Ayetlerde; “Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
Kuran’ı Kerimde CİHAD ile ilgili kayıtlı 88 ayet var!
Dostça kalın…
Recep Çınar
“Bir dilin kelimeleriyle düşüncesini sözlü olarak anlatmak” olarak tarif edilen konuşma, insanoğlu için Allah’ın büyük nimetlerindendir. Bir atasözümüzde öyle demiyor mu; “İnsan konuşa konuşa, hayvan koklaşa koklaşa anlaşır!”
Konuşmanın da (dil) birçok çeşitleri var. Bu konuda söylenmiş güzel sözler olduğu gibi birçok Hadis ve Ayetler de var.
Mesela; “İki şey aklın eksikliğini gösterir; konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmak.”(Sadi Şirazi.
Bir Hadiste; “Allah’a ve ahret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun! ” (Buhârî, Edeb, 31, 85).
Kur’an-ı Kerim ise bize en güzel örneklerle açıklama yapıyor!
Kibarca konuş:
“Biz, İsrailoğulları’ndan: “Allah’tan başkasına kul olmayın, ana-babaya, yakınlara (akrabaya), yetimlere ve miskinlere (fakirlere) ihsanda bulunun, insanlara güzel söz söyleyin, namazı (hakkıyla) kılın, zekâtı verin” diye misak (sözleşme) almıştık. Sonra da sizden pek azınız hariç, (misakınızdan geri) döndünüz. Ve siz, yüz çeviren kimselersiniz.” (Bakara:83).
Gerçeği konuş: “Geceyi gündüzün içine sokarsın ve gündüzü gecenin içine sokarsın. Canlıyı ölüden çıkarırsın ve ölüyü canlıdan çıkarırsın. Ve dilediğin kimseyi hesapsız rızıklandırırsın.” (A.İmran:27).
Adaleti konuş: “Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz (düşünür) diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.” (Enam:152)
Zarifçe konuş: “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine “of!” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.” (İsra:23).
Dürüst/Nazikçe konuş: “Eğer Rabbinden umduğun (beklemek durumunda olduğun) bir rahmet için onların yüzlerine bakamıyorsan, hiç olmazsa kendilerine gönül alıcı söz söyle.” (İsra:28).
Yumuşak dilli konuş: “Ona (Firavun’a) yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar.” (Ta-Ha: 44).
Yalansız konuş: “Durum böyle. Her kim, Allah’ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. (Haram olduğu) size okunanların dışında kalan hayvanlar size helal kılındı. O halde, pislikten, putlardan sakının; yalan sözden sakının.” (Hac: 30).
Anlamlı Konuş: “Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” (Mü’mimun: 3).
Düzgün Konuş: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.” (Ahzab: 70).
Bizi, her konuda bilgilendiren ve bize yol gösteren yüce kitabımız, konuşmalarımızda da neye ve nasıl dikkat edeceğimizi, kırıcı değil yapıcı olmamız gerektiğini açıkça bildiriyor. Toplum olarak bu konuda da dil ve üslubumuzdan maalesef uzaklaştık!
Bilhassa son yüzyılda her şeyimiz değişti!
Başta alfabemiz! Yüzyıllarca kullandığımız Arapça alfabemiz.
1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı kanun ile değiştirildi! (Harf Devrimi veya Harf İnkılâbı ile).
Var mı dünyada bizden başka alfabesi değiştirilen bir ülke?
Değiştirildi de ne oldu? Bir anda bütün millet okuma ve yazmadan koparıldı! Bu da yetmedi! Arapça, Farsça ve Türkçe’den oluşan zengin dilimize, pek çok ülkeden kelimeler katıldı. Beykent Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Günay Karaağaç’ın 10 yıllık çalışması sonucunda hazırlanan sözlüğe göre, Türkçede, aralarında Çince, İngilizce, Fransızca, Ermenice, Rumence, Yunancanın da bulunduğu 20 bini aşkın sözcük var..
Halbuki Türkçe’nin imparatorluk dili olmasının, çok sayıda komşu ülkeye sözcük vermesine neden olmuştur.
Şunu iyi bilelim ki;
Arapça, “İlim dili”dir. Kur’an Arapça inmiştir, ilimler de insanlığa onunla bildirilmiştir.
Farsça, Edebiyatta üstündür, Edebiyat dilidir.
Türkçe ise, Konuşmada üstündü! konuşma dilidir.
Bu üç özelliği dilde bir araya toplayan Osmanlı ecdadımız, insanlığa örnek olacak zengin bir dil oluşturmuştur.
Her yıl 13 Mayıs’ta Karaman’da Türk Dili Bayramı kutlanır. Karamanoğlu Mehmet Bey 747 yıl önce Türkçenin ilk kez resmi dil kabul edildiği fermanını vermişti. İyi de şimdi nerede o Türkçe?
Bugün Türkçe’de yaklaşık 5.000 ile 6.000 arasında sadece Fransızca kökenli yabancı kelime bulunmaktadır!
İşte batı hayranlarının yaptıkları. Neyimizi değiştirmediler ki!
Dostça kalın…
Recep Çınar
“Bu gidiş nereye?” ifadesi, Kur’an-ı Kerim’de Tekvin Suresi’nin 26. ayetinde geçen “Fe eyne tezhebun?” ifadesinin Türkçe karşılığıdır. Bu ayet, Allah’ın insanlığa sorduğu bir soruyu ifade eder: “Nereye gidiyorsunuz?”. Ayet adeta bugün nazil olmuş. İslâm ümmetinin gerek bireysel ve ailevî olarak ve gerekse toplumsal bazdaki gidişatı pek hayra alamet değil. Ümmet olarak olağanüstü bir değerler erozyonuyla ve bir savrulma ile karşı karşıyayız. Bireysel ilişkilerde erdemin (ahlaki olarak doğru olan şeyi yapıp yanlış olanı yapmamak) yerini benmerkezcilik (her şeyi kendine dayandırmak) almış. Aile yapılarındaki ahlâki savrulma gözle görülür bir şekilde nüksetmiş vaziyette. Âdeta yeni bir cahiliye dönemi yaşanmakta!
Sevgili Peygamberimizin (s.a.s) Medine’de ikame ettiği ahlâkî ve hukukî değerler bugün ümmet genelinde âdeta unutulmaya yüz tutmuş, cahili örf ve geleneklere doğru bir evrimle (bir biçimden başka biçime dönmek) söz konusu. Bu durum karşısında insanın, “Bu gidiş nereye?” diyesi geliyor. Özellikle son yüz yıl içerisinde İslâm ümmetinin ulus devletlere bölünmesiyle ve yönetim biçimi ve yaşam tarzı olarak Kapitalist Batı’ya entegre (birleştirilmiş) sürecinin başlatılmasıyla zaman ve süreç içerisinde Müslüman ailelerde ve toplumda İslâmî değerlere karşı kayıtsızlık baş göstermiş oldu. Buna son otuz yıldır iletişim aygıtlarının etkisi de eklenince savrulmanın hangi boyutlara ulaştığı daha net görülür.
Toplumun bozulması yönetimlerdeki yanlışlık ve eksiklerdendir. Biz, bin yıllık medeniyetimizden son iki asırdan beri kopa kopa geldik! Bizim medeniyetimiz İSLAM medeniyetidir. DİN’in anlamı “DÜZEN” demektir. Ama nasıl bir düzen? İnsan hayatını her sahada tanzim eden, kurallarını kâinatın yaratıcısının koyduğu bir sistem, ADİL DÜZEN!
Müslümanlar olarak biz bu düzene bağlı yaşadığımız sürece sadece kendimiz için değil dünya insanlığı için barış, huzur ve refah getirdik. Osmanlı toprakları 24 milyon kilometrekareye ulaşmıştı! Bu günkü topraklarımızın 30 misli! Bu noktaya kırıp dökmekle, vurup öldürmekle değil, Adil Düzen ile Adalet ile ulaşılmıştır.
Biz, medeniyet değerlerimizden uzaklaşa uzaklaşa bugünkü hale geldik/getirildik. Kuran-ı Kerime göre, toplumların ve medeniyetlerin yıkılmalarına, Allah (c.c.) koyduğu emir ve yasaklara, kısacası ahlaki kurallara uyulmamasının neden olduğu bildirilmiştir.
Meşhurdur ki, “fisk ile olmaz cihan harap, Eyler ânı müdahane-i âliman harap” demiş, (İzzet Molla)
Ulema (Alimler) ilmiyle doğruları söylerse, Ümera (idareci) Ulemanın gösterdiği yolda adaletle ülkeyi yönetirse, o devlet ebed (sonsuz) müddet payidar olur, maddî ve manevî terakki ile tekâmül eder (gelişir).Ulemanın vazifesi “Emr-i maruf ve nehy-i ani’l-münker”dir (iyilikle emretmek, kötülüklerden alıkoymak.) Bu da en çok Ümeraya (yöneticilere) lâzımdır.
Bu konuda Zenbilli Ali Efendi’nin Yavuz Sultan Selim gibi heybetli idareci ile olan ilişkisi örnek alınabilir. Ali Efendi, Yavuz’un birçok kararını reddetmiş ve icrasını engellemiştir. “Bu devlet işidir. Devlet işine karışma!” diyen Yavuz’a “Mutlaka ölecek Rabbine hesap vereceksin. Benim vazifem sana ahiretini hatırlatmaktır. Hesabını yapmazsan Cehenneme gidersin; saltanatın ve devletin seni azaptan koruyamaz” demiş ve Yavuz’a geri adım attırmıştır.
Ülkemiz bugün gelinen noktada; Ahlak her geçen gün çöküyor, İşsizlik rekor kırıyor, Üniversite bitiren bazı gençler bile asgari ücretle de olsa iş bulamıyor, Her taraf Üniversite dolduruldu. Ama üretim ve istihdama yönelik ne yapıldı? Yaptıkları otoyollar, köprüler, hava limanları … “özelleştirme” adı altında satıldılar! Hatta daha önce yapılanların da çoğu satıldı (özelleştirildi). İthalatımız gittikçe artıyor, ihracatımız ise azalıyor. AKP iktidarı öncesi Tarım ve Hayvancılıkta Dünya’da kendine yeten 7 ülkeden biri iken bugün Ayçiçeği ithalatında bile Dünya birincisi olduk! Borçlar devamlı artıyor (Devletin de, Milletin de), Yaşlılık artıyor, Doğumlar azalıyor, Evlilikler azalıyor/zorlaşıyor. Nüfus yaşlanıyor, İşlenen suçlar artıyor, Dolandırıcılık, Hırsızlık artıyor, İçki-Fuhuş-Kumar artıyor… Daha ne olsun ki? Böyle bir ülke nasıl ayakta durabilir?
Rabbimiz (cc) Kur’an-ı Kerim’de “Fe Eyne Tezhebun?” “nereye gidiyorsunuz?” diye boşuna mı soruyor!
Evet, vahyin diline kulak vermeliyiz. Yüce Rabbimiz şöyle müjde vermektedir: “Ey iman edenler, eğer siz Allah’a (Allah adına İslam’a ve Müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır” diyor,(Muhammed Suresi:7). Ayetten çok açık ve bariz bir şekilde anlaşılan o ki, eğer Müslümanlar topyekûn Allah’ın dinine/düzenine yönelirse, Allah’ın evrensel hükümlerine sarılırsa hiç kuşkusuz hayırlı sonuçlara ulaşılacaklardır. Huzurun, istikrar ve gücün adresi İslâm’dır. İslâm’a ihlâsla, samimiyetle sarılmamız hâlinde iyi sonuç muhakkaktır.
“Şüphesiz iyi akıbet (güzel sonuç) takva sahiplerinindir. (Allah’a karşı kulluk görevlerimizi yerine getirenlerindir.) (Hûd Suresi:49).
Dostça kalın…
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.