eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Recep Çınar

Recep Çınar

21 Mayıs 2026 Perşembe

İstanbul’un Fethi!

İstanbul’un Fethi!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Ülkemizde bir yıl içerisinde 100’den fazla kutlama günleri olur. Kutlama günlerinin en yoğun ay’ı ise Mayıs ay’ı.  

Zira Mayıs ayında 20 kutlama günümüz var! Bu yı, 29 Mayıs İstanbul’un fethinin 573’ncü yıldönümü.

“Fetih” deyince bazı emperyalist ülkelerin zannettiği gibi yayılmacı ve istilacı amaçlarla diğer ülkelere karşı açılan savaşlar, yapılan işgaller akla gelmemeli! “İşgal” ile “Fetih” birbirinden farklı olaylar. “Fetih”, Arapçada “feteha”dan gelir. “Miftah”  ise aynı kökten türetilmiş “İsm-i alet” anahtar demektir. “Fatiha” da açmak demektir. İşte “Fetih”;  insanların Allah’a kul olma yolunda önlerindeki engelleri kaldırma, yolunu açma anlamında kullanılır. Diğer bir ifade ile Fetih, Allah’ın son dini İslam’ın insanlara tebliğinin önünü açmaktır. Fetih hak için yapılır. Ancak fetih için önce inanç gerekir! Fetih işi azim işidir. Asıl fetih gönüllerde olandır. Gönüller ise zorla fethedilmez! Gönüller ikna ile örneklikle, samimiyetle kazanılır. Fetih, kendiliğinden gerçekleşmez. Hiçbir zafer tesadüf değildir. Bir nesil, ruh ve dava ister.

Fetih, bir ayrıcalık değil. ağır bir sorumluluktur. Fetheden adalet dağıtmak zorundadır. Mazlumu korumak zorundadır. Hakkı, Hakikati temsil etmek zorundadır. Aksi takdirde fetih, anlamını yitirir.

Fetih; açmak, Diriltmek, İnşa etmektir. Kapalı kalpleri açmaktır. Fetih Hak için yapılır. Fetih, bir kapıyı

(Hak kapısını) açmaktır. Fetih ruhu kaybolursa, toplum çöker! Günümüzde İslam âlemi bunu yaşıyor! Bugün de fetihlere ihtiyaç var, başta KUDÜS! Zira Kudüs, 3 kutsal (Kudüs – Mekke – Medine) şehrimizden biri!

Aslında Türkiye’nin yeni bir fethe ihtiyacı var! Bu Kapitalist sömürü düzeni ülkemizi yaşanamayacak hale getirdi!

51 milyon 600 bin kişi açlık sınırının altında yaşıyor! Kayıtlı işsiz sayısı 3 milyon civarında. Kayıtsızlar da başka! Onun için bu sömürü düzeninden kurtulup ADİL bir düzene geçilmesi lazım! Bu ise ne SAĞCISI ne de SOLCUSU ile olmaz! Bu ancak bin yıllık medeniyet değerlerine sahip MİLLİ GÖRÜŞ ile olur.

 İşgal ise: Güç için yapılır. Ele geçirmek, Sömürmek, Yok etmek demektir!

 İslam, ikna dinidir. İddia ve zorlamayı kabul etmez.  İstanbul fethedilince, orada yaşayan gayri Müslim halkın, Allah’ın doğuştan her insana verdiği temel haklar olan Can, Din, Akıl, Nesil ve Mal hürriyetine/hakkına hiçbir şekilde müdahale edilmemiş, bilakis bu temel insan hakları gereği gibi korunmuştur.  

Ne acıdır ki,  birçoğumuz günümüzde Ecdadını (Osmanlı’yı) anlamayan veya anlamak istemeyen, Fatih’i yeterince tanımayan, davasının ne olduğunu bilmeyen bir toplum haline getirildik.  

Neyse ki Milli Görüş Lideri merhum Erbakan’ın gayretleriyle yetişmiş tarihine, ecdadına, milli ve manevi değerlerine sahip çıkan “Milli Görüş Gençliği Edirne Şubesi” AGD /MGV (Anadolu Gençlik Derneği), “İstanbul’un Fethi Edirne’den başlar” diyerek bu kutlamayı yıllar önce başlatmış ve geçen yıla kadar devam ettirerek Valiliğimize  devam ettirmiştir. Fetihler için fedakârlık da yetmiyor, “adanmışlık” gerekir! Bu emanetlere sahip çıkmak hepimizin görevidir, sorumluluğudur.

İnsanlık tarihinde birçok fetihler yaşanmıştır. Ama İstanbul’un fethi bambaşkadır! Bu fetih ile ecdadımız “çağ açıp, çağ kapamıştır”! İstanbul’un fethi olayı köşe yazılarına değil, kitaplara sığmayacak kadar maddi ve manevi zenginliği ve de fedakârlığı içeren bir konu.

Sayın Valimiz Yunus Sezer, ilk olarak geçtiğimiz yıl bu kutlamayı sahiplenerek programlar düzenledi. Bu yıl daha da zengin programlarlakonuyu ele almış ve 15 Mayıs Cuma günü Selimiye Camiinde Kur’an-ı Kerim Tilaveti, Mevlid-i Şerif ve Helva ikramı ile başlayan kutlama programı, namaz sonrası Selimiye ile Ulu Cami arasındaki Selimiye Meydanda Mehteran Konseri gerçekleştirildi.

16 Mayıs Cumartesi günü ise Atlı Jandarma Birliği, Mehteran Birliği, Temsili fetih ordusu (7. Piyade alayı, Fetih öncesi Edirne’de dökülen Şahi topları) tüm unsurları ile Komando Tabur Komutanlığının 2 birlik ile birçok “Atak Helikopteri” ve binlerce vatandaşın katılımıyla “İstanbul’un fethi Edirne’den başlar”  programı kapsamında Şükrü Paşa İlkokulundan başlayan toplu yürüyüşle Selimiye meydanına gelinerek kutlama programı gerçekleştirildi. Bu kutlamada “İHA ve SİHA” gösterileri ise ayrı bir fark oluşturdu!

Bir kutlama programı da Anadolu Gençlik Derneği Genel Merkezi, 13 Haziran’da İstanbul’da düzenleyerek İstanbul’un Fethi’nin 573. yılını kutlayacak.

Bu yıl Kurban Bayram’ı (3’ncü günü) Fetih gününe denk geldiğinden çifte bayram kutluyoruz!

Burada İstanbul’un fethinde yaşanan bir olayı (hikâyeyi) da hatırlatmadan geçemeyeceğim; “Senelerdir beklediği an’ı yakalayan ve arzuladığı emri alan Ulubatlı Hasan, Fetih Sûresi’nden ayetler okuyarak surlara doğru koşuyor. Kalelerden ise oklar, mızraklar yağıyor; yukarıdan atılan taş, yağlı paçavra ve kızgın yağ Hasan’ın sinesine çarpıyordu. Vücudu delik deşik olsa da surlara çıkmış; elindeki mukaddes emaneti (sancağı) layık olduğu en yüksek burca dikmişti.  Şanlı sancak müjdeli şehrin semasında nazlı nazlı dalgalanırken vücuduna oklar saplanan Ulubatlı Hasan da son nefeslerini alıp veriyor; kendisine uzatılan şahadet kâsesini dudaklarına götürüyordu. Ulubatlı Hasan

o halinde bile sancağın yere düşmemesi için tedbir alıyor; onu kale duvarıyla kendi vücudu arasına sıkıştırmaya çalışıyordu. Bir rivayete göre; çok geçmeden, O’nu bu haliyle izleyen Fatih Sultan Mehmet de surlara tırmanmıştı! Fatih, kazanılan o zaferi adeta unutmuş; Hasan’ına ulaşmaya çalışıyordu! Sancağın olduğu yere koşuyor, her yanı yara bere içinde kalan bu yiğidini o halde gören Fatih,  dizleri üzerine yığılıveriyor ve Ulubatlı Hasan’ı omuzlarından tutup alnına bir bûse/öpücük kondururken ancak bir dostun söyleyebileceği şu sözü hıçkırıklar eşliğinde söylüyordu; “Hasan’ım, İstanbul sana değer miydi?”

İslam’da Cihad, (iyiliklerin yayılması, kötülüklerin kaldırılması) mücadelesi olarak tarif edilir! Bu ibadetin şartları, 3’ü dışında, 3’ü de içindedir. Ulubatlı Hasan, tüm şartları yerine getirdiği gibi, bunlara “adanmışlığı ilave ediyor! Bunun karşılığı elbette; Cennet ve Cemalullahtır! Allah (cc) Mekânını Cennet, Makamını âli eylesin

Peygamberimiz (sas) bir Hadislerinde; “İstanbul elbette fetholunacaktır; Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, Onu fetheden asker ne güzel askerdir” diyerek fetih müjdesini vermiş!

Allah (cc), Nisa Suresi: 95,96. Ayetlerde; “Mü’minlerden özür sahibi olmaksızın (cihattan geri kalıp) oturanlarla, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, cihattan geri kalanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah (mü’minlerin) hepsine de en güzel olanı (cenneti) va’detmiştir. Ama mücahitleri büyük bir mükâfat ile kendi katından dereceler, bağışlanma ve rahmet ile cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

Kuran’ı Kerimde CİHAD ile ilgili kayıtlı 88 ayet var!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Konuşmak, ama nasıl?

Konuşmak, ama nasıl?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

“Bir dilin kelimeleriyle düşüncesini sözlü olarak anlatmak” olarak tarif edilen konuşma, insanoğlu için Allah’ın büyük nimetlerindendir. Bir atasözümüzde öyle demiyor mu; “İnsan konuşa konuşa,  hayvan koklaşa  koklaşa anlaşır!”

Konuşmanın da (dil) birçok çeşitleri var. Bu konuda söylenmiş güzel sözler olduğu gibi birçok Hadis ve Ayetler de var.

Mesela; “İki şey aklın eksikliğini gösterir; konuşulacak yerde susmak, susulacak yerde konuşmak.”(Sadi Şirazi.

Bir Hadiste; “Allah’a ve ahret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun! ” (Buhârî, Edeb, 31, 85).

Kur’an-ı Kerim ise bize en güzel örneklerle açıklama yapıyor!

Kibarca konuş:
“Biz, İsrailoğulları’ndan: “Allah’tan başkasına kul olmayın, ana-babaya, yakınlara (akrabaya), yetimlere ve miskinlere (fakirlere)  ihsanda bulunun, insanlara güzel söz söyleyin, namazı (hakkıyla) kılın, zekâtı verin” diye misak (sözleşme) almıştık. Sonra da sizden pek azınız hariç, (misakınızdan geri) döndünüz. Ve siz, yüz çeviren kimselersiniz.” (Bakara:83).

Gerçeği konuş: “Geceyi gündüzün içine sokarsın ve gündüzü gecenin içine sokarsın. Canlıyı ölüden çıkarırsın ve ölüyü canlıdan çıkarırsın. Ve dilediğin kimseyi hesapsız rızıklandırırsın.” (A.İmran:27).

Adaleti konuş: “Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz (düşünür) diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.” (Enam:152)

Zarifçe konuş: “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine “of!” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.” (İsra:23).

Dürüst/Nazikçe konuş: “Eğer Rabbinden umduğun (beklemek durumunda olduğun) bir rahmet için onların yüzlerine bakamıyorsan, hiç olmazsa kendilerine gönül alıcı söz söyle.” (İsra:28).

Yumuşak dilli konuş: “Ona (Firavun’a) yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar.” (Ta-Ha: 44).

Yalansız konuş: “Durum böyle. Her kim, Allah’ın emir ve yasaklarına saygı gösterirse, bu, Rabbinin katında kendisi için daha hayırlıdır. (Haram olduğu) size okunanların dışında kalan hayvanlar size helal kılındı. O halde, pislikten, putlardan sakının; yalan sözden sakının.” (Hac: 30).

Anlamlı Konuş: “Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” (Mü’mimun: 3).

Düzgün Konuş: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve doğru söz söyleyin.” (Ahzab: 70).

Bizi, her konuda bilgilendiren ve bize yol gösteren yüce kitabımız, konuşmalarımızda da neye ve nasıl dikkat edeceğimizi, kırıcı değil yapıcı olmamız gerektiğini açıkça bildiriyor. Toplum olarak bu konuda da dil ve üslubumuzdan maalesef uzaklaştık!

Bilhassa son yüzyılda her şeyimiz değişti!

Başta alfabemiz! Yüzyıllarca kullandığımız Arapça alfabemiz.

1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı kanun ile değiştirildi! (Harf Devrimi veya Harf İnkılâbı ile).

Var mı dünyada bizden başka alfabesi değiştirilen bir ülke?

Değiştirildi de ne oldu? Bir anda bütün millet okuma ve yazmadan koparıldı! Bu da yetmedi! Arapça, Farsça ve Türkçe’den oluşan zengin dilimize, pek çok ülkeden kelimeler katıldı. Beykent Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Günay Karaağaç’ın 10 yıllık çalışması sonucunda hazırlanan sözlüğe göre, Türkçede, aralarında Çince, İngilizce, Fransızca, Ermenice, Rumence, Yunancanın da bulunduğu 20 bini aşkın sözcük var..

Halbuki Türkçe’nin imparatorluk dili olmasının, çok sayıda komşu ülkeye sözcük vermesine neden olmuştur.

Şunu iyi bilelim ki;

Arapça, “İlim dili”dir. Kur’an Arapça inmiştir, ilimler de insanlığa onunla bildirilmiştir.

Farsça, Edebiyatta üstündür, Edebiyat dilidir.

Türkçe ise,  Konuşmada üstündü!  konuşma dilidir.

Bu üç özelliği dilde bir araya toplayan Osmanlı ecdadımız, insanlığa örnek olacak zengin bir dil oluşturmuştur.

Her yıl  13 Mayıs’ta Karaman’da  Türk Dili Bayramı kutlanır. Karamanoğlu Mehmet Bey 747 yıl önce Türkçenin ilk kez resmi dil kabul edildiği fermanını vermişti. İyi de şimdi nerede o Türkçe?

Bugün Türkçe’de yaklaşık 5.000 ile 6.000 arasında sadece Fransızca kökenli yabancı kelime bulunmaktadır!

İşte batı hayranlarının yaptıkları. Neyimizi değiştirmediler ki!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Fe Eyne Tezhebun? (Bu Gidiş Nereye?)

Fe Eyne Tezhebun? (Bu Gidiş Nereye?)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

“Bu gidiş nereye?” ifadesi, Kur’an-ı Kerim’de Tekvin Suresi’nin 26. ayetinde geçen “Fe eyne tezhebun?” ifadesinin Türkçe karşılığıdır. Bu ayet, Allah’ın insanlığa sorduğu bir soruyu ifade eder: “Nereye gidiyorsunuz?”.  Ayet adeta bugün nazil olmuş. İslâm ümmetinin gerek bireysel ve ailevî olarak ve gerekse toplumsal bazdaki gidişatı pek hayra alamet değil. Ümmet olarak olağanüstü bir değerler erozyonuyla ve bir savrulma ile karşı karşıyayız. Bireysel ilişkilerde erdemin (ahlaki olarak doğru olan şeyi yapıp yanlış olanı yapmamak) yerini benmerkezcilik (her şeyi kendine dayandırmak) almış. Aile yapılarındaki ahlâki savrulma gözle görülür bir şekilde nüksetmiş vaziyette. Âdeta yeni bir cahiliye dönemi yaşanmakta!

Sevgili Peygamberimizin (s.a.s) Medine’de ikame ettiği ahlâkî ve hukukî değerler bugün ümmet genelinde âdeta unutulmaya yüz tutmuş,  cahili örf ve geleneklere doğru bir evrimle (bir biçimden başka biçime dönmek) söz konusu. Bu durum karşısında insanın, “Bu gidiş nereye?” diyesi geliyor. Özellikle son yüz yıl içerisinde İslâm ümmetinin ulus devletlere bölünmesiyle ve yönetim biçimi ve yaşam tarzı olarak Kapitalist Batı’ya entegre (birleştirilmiş) sürecinin başlatılmasıyla zaman ve süreç içerisinde Müslüman ailelerde ve toplumda İslâmî değerlere karşı kayıtsızlık baş göstermiş oldu. Buna son otuz yıldır iletişim aygıtlarının etkisi de eklenince savrulmanın hangi boyutlara ulaştığı daha net görülür.

Toplumun bozulması yönetimlerdeki yanlışlık ve eksiklerdendir. Biz, bin yıllık medeniyetimizden son iki asırdan beri kopa kopa geldik! Bizim medeniyetimiz İSLAM medeniyetidir. DİN’in anlamı “DÜZEN” demektir. Ama nasıl bir düzen? İnsan hayatını her sahada tanzim eden, kurallarını kâinatın yaratıcısının koyduğu bir sistem, ADİL DÜZEN!

Müslümanlar olarak biz bu düzene bağlı yaşadığımız sürece sadece kendimiz için değil dünya insanlığı için barış, huzur ve refah getirdik.  Osmanlı toprakları 24 milyon kilometrekareye ulaşmıştı! Bu günkü topraklarımızın 30 misli! Bu noktaya kırıp dökmekle, vurup öldürmekle değil, Adil Düzen ile Adalet ile ulaşılmıştır.

Biz, medeniyet değerlerimizden uzaklaşa uzaklaşa bugünkü hale geldik/getirildik. Kuran-ı Kerime göre, toplumların ve medeniyetlerin yıkılmalarına, Allah (c.c.) koyduğu  emir ve yasaklara, kısacası ahlaki kurallara uyulmamasının neden olduğu bildirilmiştir.

Meşhurdur ki, “fisk ile olmaz cihan harap, Eyler ânı müdahane-i âliman harap” demiş, (İzzet Molla)

Ulema (Alimler) ilmiyle doğruları söylerse, Ümera (idareci)  Ulemanın gösterdiği yolda adaletle ülkeyi yönetirse, o devlet ebed (sonsuz) müddet payidar olur, maddî ve manevî terakki ile tekâmül eder (gelişir).Ulemanın vazifesi “Emr-i maruf ve nehy-i ani’l-münker”dir (iyilikle emretmek, kötülüklerden alıkoymak.) Bu da en çok Ümeraya (yöneticilere) lâzımdır. 

Bu konuda Zenbilli Ali Efendi’nin Yavuz Sultan Selim gibi heybetli idareci ile olan ilişkisi örnek alınabilir. Ali Efendi, Yavuz’un birçok kararını reddetmiş ve icrasını engellemiştir. “Bu devlet işidir. Devlet işine karışma!” diyen Yavuz’a “Mutlaka ölecek Rabbine hesap vereceksin. Benim vazifem sana ahiretini hatırlatmaktır. Hesabını yapmazsan Cehenneme gidersin; saltanatın ve devletin seni azaptan koruyamaz” demiş ve Yavuz’a geri adım attırmıştır.

Ülkemiz bugün gelinen noktada; Ahlak her geçen gün çöküyor, İşsizlik rekor kırıyor, Üniversite bitiren bazı gençler bile asgari ücretle de olsa iş bulamıyor, Her taraf Üniversite dolduruldu. Ama üretim ve istihdama yönelik ne yapıldı? Yaptıkları otoyollar, köprüler, hava limanları … “özelleştirme” adı altında satıldılar! Hatta daha önce yapılanların da çoğu satıldı (özelleştirildi). İthalatımız gittikçe artıyor, ihracatımız ise azalıyor. AKP iktidarı öncesi Tarım ve Hayvancılıkta Dünya’da kendine yeten 7 ülkeden biri iken bugün Ayçiçeği ithalatında bile Dünya birincisi olduk!  Borçlar devamlı artıyor (Devletin de, Milletin de), Yaşlılık artıyor, Doğumlar azalıyor, Evlilikler azalıyor/zorlaşıyor. Nüfus yaşlanıyor, İşlenen suçlar artıyor,  Dolandırıcılık, Hırsızlık artıyor, İçki-Fuhuş-Kumar artıyor… Daha ne olsun ki? Böyle bir ülke nasıl ayakta durabilir?

Rabbimiz (cc) Kur’an-ı Kerim’de “Fe Eyne Tezhebun?” “nereye gidiyorsunuz?” diye boşuna mı soruyor!

Evet, vahyin diline kulak vermeliyiz. Yüce Rabbimiz şöyle müjde vermektedir: “Ey iman edenler, eğer siz Allah’a (Allah adına İslam’a ve Müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır” diyor,(Muhammed Suresi:7). Ayetten çok açık ve bariz bir şekilde anlaşılan o ki, eğer Müslümanlar topyekûn Allah’ın dinine/düzenine yönelirse, Allah’ın evrensel hükümlerine sarılırsa hiç kuşkusuz hayırlı sonuçlara ulaşılacaklardır. Huzurun, istikrar ve gücün adresi İslâm’dır. İslâm’a ihlâsla, samimiyetle sarılmamız hâlinde iyi sonuç muhakkaktır.

“Şüphesiz iyi akıbet (güzel sonuç) takva sahiplerinindir. (Allah’a karşı kulluk görevlerimizi yerine getirenlerindir.)  (Hûd Suresi:49).

Dostça kalın…

Devamını Oku

Bekleyin!

Bekleyin!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Mevsimlik bayramlardan biri olan Hıdırellez, Türkiye’nin birçok şehrinde kutlanır. Bunların başında da Edirne, Kırklareli, Antalya, İzmir ve Ankara’nın köyleri gelmektedir. Ancak bu tür kutlamaların İslam dinine uygun olup olmadığı tartışılmaktadır.

Peki, Hıdırellez nedir? Hıdırellez’in tarihi nedir?

Hızır ve İlyâs isimlerinin halk ağzında aldığı şekilden ibaret olan hıdırellez, kökü İslâm öncesi eski Orta Asya, Ortadoğu ve Anadolu yaz bayramlarına dayanan, Hızır yahut Hızır ve İlyas kavramları etrafında dinî bir muhtevaya bürünmüş halk bayramının adı olduğu söylenir. Bu bayram, merkezini özellikle Anadolu ve Balkanlar’ın, Kırım, Irak ve Suriye’nin teşkil ettiği Batı Türkleri arasında, bugün kullanılmakta olan Gregoryen takvimine göre 6 Mayıs (eski Jülyen takvimine göre 23 Nisan) günü kutlanmaktadır.  

Kakava ise, Roman kültüründe ise Hıdırellezin kutlama biçimi! Kakava şenlikleri’nin kökeni Mısır ve Ön Asya’dan gelmektedir.

Hıdırellez, halk arasında ölümsüzlük sırrına erdiklerine ve biri karada, diğeri denizde darda kalanlara yardım ettiklerine inanılan Hızır ve İlyâs Peygamberlerin yılda bir defa bir araya geldikleri gün olarak kabul edilir. Ancak bu beraberlikte, ismi yaşatılmasına rağmen uygulamada İlyas’ın şahsiyeti tamamıyla silinerek Hızır motifi öne çıkarılmıştır. Dolayısıyla bu bayramda icra edilen bütün merasimler Hızır’la ilgilidir. Bunun temel sebebi, İslâm öncesi devirlerde üç büyük kültürün hâkim olduğu alanda bu yaz bayramı vesilesiyle kültürleri kutlanan insanüstü varlıkların daha ziyade Hızır’ın şahsiyetine uygun düşmesi ve onunla özdeşleşmesidir.

Osmanlı Devleti’nde 6 Mayıs (23 Nisan) halk arasında yaz mevsiminin başlangıç tarihi sayılmaktaydı. Nitekim eski takvimde yıl ikiye ayrılmış olup 23 Nisan’dan (6 Mayıs) 26 Ekim’e (8 Kasım) kadar süren 186 gün “Hızır günleri” adıyla yaz mevsimini, 23 Nisan’a kadar devam eden 179 gün de “Kasım günleri” adıyla kış mevsimini oluşturuyordu. Hıdırellez de kışın sona erip yazın başladığı gün olarak kutlanmaktadır.

Müslümanlarca Hızır ve Hıristiyanlarca Aziz Yorgi adına kutlanmasına rağmen doğrudan doğruya İslâm’la da Hıristiyanlıkla da ilgisi olmayan, Ortadoğu ve Balkanlar’da hem Müslümanların hem de Hıristiyan halkların kutladığı bu yaz bayramının kökü, İslâm ve Hıristiyanlık öncesi İlkçağ Anadolu, Mezopotamya ve Orta Asya kültürlerinde aranmıştır.

Hıdırellez İslamiyette var mı, kutlamak günah mı?

Hıdırellez merasimlerinin icrası ve bu esnada yeşillik ve su kavramlarıyla ilgili birtakım uygulamalar, bu halk bayramının putperest köklerini çok daha belirgin bir şekilde ortaya koymaktadır. Nitekim İslâm âlimleri bu durumun farkına vararak bu konuda yasaklayıcı fetvalar bile vermişlerdir. Osmanlı Devleti’nde de Hıdırellez kutlamalarının dinî açıdan sakıncalı olup olmadığının tartışıldığı,16. yüzyılda Şeyhülislâm Ebüssuûd Efendi’nin fetvalarından anlaşılmaktadır. Ebüssuûd Efendi, böyle bir günün kutsallığına inanmamak şartıyla sadece İslam’ın ölçülerine göre eğlenmenin, yiyip içmenin sakıncalı olmadığını söylemektedir (Düzdağ, s. 117).

Bilhassa Edirne’de son yıllarda Hıdırellez kutlamaları öyle bir hal aldı ki, ne İslam’a, ne de Hıristiyanlığa uyar! Bu tür ahlaksızca kutlamalara birçok dinsizler bile razı olmazlar! Her şeyin bir ölçüsü var. Son yıllarda bu konuda da ölçüler kaçırıldı! Kadınları adeta çırıl çıplak soyarak oynatmak mı Kadın Hürriyeti? Bu tür kutlamalar hangi ahlaka sığar?

“Müslüman’ım” diyenler kitabını hiç mi okumazlar? (Arapça bilmeye gerek yok, Kur’an-ı Türkçe okuma imkânı var!). Geçmişte nice kavimler ahlaken bozulup yoldan çıkınca başlarına gelenleri hiç mi okumuyoruz, hiç mi duymadık?Allah (cc) ibret alalım diye Kur’an-ı Kerim’de helak edilmiş kavimleri anlatır! Mesela;

Nuh Kavminin Helakı: Nuh kavmi, küfür içindeydi. Peygamberlerini, haşri ve neşri inkâr ediyorlardı. Putlara tapıyor ve şirki teşvik ediyorlardı. Hz. Nuh, kavmini putperestlikten uzaklaştırıp tevhid inancına döndürmek için gönderilmişti. Bu kavim Tufan ile helak edildi!

Nemrud Kavminin Helakı: Dünya saltanatı ile kibir ve gurura sürüklenen Nemrud ve bedbaht kavim, bütün insanlığa ibret olmak üzere toz hâlindeki sinekler tarafından kanları emilerek “insan kuruları” hâline geldiler!

Ad Kavminin Helakı: İnkârcı kavim şiddetle Allah’a kulluk etmekten kaçınıyordu. Yüz çevirmeleri hırçınlıklarını daha da artırdı. Felaketlerini kendileri hazırlıyordu. Önce akan sular çekildi. Meşhur İrem bağları sararıp soldu. Kuraklık ortalığı kasıp kavurdu. Güçlü, kuvvetli insanlar yiyecek ekmeğe, içecek suya muhtaç oldular! 

Semud Kavminin Helakı: Semud kavmi, helâk edilişleri dillere destan olan bir kavimdir. Kur’ân-ı Kerîm’in çeşitli surelerinde, iman etmedikleri ve sayısız azgınlıklarla haddi aştıkları için helâk edilen bu kavimden ibretle bahsedilmektedir.

Lut Kavminin Helakı: Bu kavimde iffet, hayâ ve namus unutulmuş, hayvan topluluklarında bile rast­lanmayan bir denâet (alçaklık, âdîlik) baş göstermiş ve Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulan, “bel-hüm edall: hayvandan daha aşağı” bir seviyeye düşürülmüştü. Bunların da helak sebebi; Putlara tapmak. Livâta yapmak (erkeğin erkeğe yaklaşması). Livâta ile öldürmek. Sodomlular, iffetsizliklerini alenî işlerlerdi. İffetli kimseleri de ayıplarlardı.       O kadar alçalmışlardı ki, yellenmelerini bile alenî bir eğlence vasıtası yapar­lardı! Yol kesmek; çakıl taşlarını yoldan geçenlerin üzerine atmak. Koğuculuk (söz taşımak). Cimrilik.

Allah (cc) Mümin Suresi 75. Ayette; “Bu duruma düşmenizin sebebi; dünyada harama-helâle, hakka-hukuka dikkat etmeden zevklere dalıp şımarmanız ve küstahça böbürlenip durmanızdır” diyor!

(Kavimlerin Helakı ile ilgili detaylı bilgiler Kur’an mealinden okunabilir!)

Her yıl olduğu gibi bu yıl da bir zamanlar şehirler Sultanı olarak anılan Edirne’mizde 6 Mayıs günü Hıdırellez kutlamaları yapıldı. Ama nasıl? Basılı ve görsel medyada izlemişsinizdir! Bu çeşit kutlamalar Müslüman bir topluma yakışıyor mu? Yoksa biz de geçmişteki kavimlerin başlarına gelenleri mi talep ediyoruz!

Rabbimiz (cc) Kur’an-ı Kerim’de bunları hikâye olsun diye değil, ders olsun diye anlatıyor!

Edirne genelinde 300 bin şehit olduğu söyleniyor. Bunların 20 bini ise Hıdrıellez kutlamasının yapıldığı Sarayiçi meydanının altında yatıyor! Bu ne ile izah edilebilir? İslam için, Vatan için, Halkı için canını vermiş bu insanların mezarları üzerinde bu tür kutlamaların yapılması caiz mi?

İşin garip tarafı toplumdaki bu ahlaki yozlaşmaya ne İktidarı, ne Belediyesi, ne Diyanet, ne de STK’lardan bir ses çıkmıyor!

7 Mayıs 2026 tarihli yerel basında sadece, “Ölçüsüz eğlence anlayışı kabul edilemez” başlığı altında Yeniden Refah Partisi Edirne İl Başkanı Sayın Hakan çalışkan etkililere çağrıda bulundu.

Ancak bu başlık CHP’yi rahatsız etmiş! İl Başkanı, ölçünün ne olduğunu soruyor. Önce şunu bilelim ki, bu toplum Müslüman. Hayatta her şey bir ölçü ile yaratılmıştır. Pazarda Tezgâhın başına giden “bana bir litre domates ver” demiyor. Neden? Çükü domatesin ölçüsü “litre” değil “Kg.”! Müslüman’ın ölçüsü de Allah’ın son gönderdiği kitap Kur’an ve son Peygamber Hz. Muhammed’in Sünnetidir. Müslüman isek, her şeyden önce yaşam tarzımızı öğrenmeliyiz. Dinde kimse kimseyi zorlayamaz! Ama, Müslüman bir toplum içerisinde genel ahlak kurallarımızı çiğnemeye kimsenin hakkı yok!

Allah (cc) Hud Suresi 122. Ayette;  “Ve (olacak olanı) bekleyin; doğrusu, biz de bekleyeceğiz!” diyerek bizleri uyarıyor!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Savaş mı, Barış mı?

Savaş mı, Barış mı?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Bugün dünyanın dört bir yanında hala silahlar susmuyorsa, bu insanlığın değil, hırsın ve körleşmiş egoların eseridir. Tarihin hangi sayfasına baksak, savaşın kanlı izlerini görürüz Toprak için, ideoloji için, güç için!…

İnsanlık savaşla yoğrulmuş bir geçmişe sahip. Fakat her savaş, ardından bir sessizlik, bir yıkım ve büyük bir pişmanlık bırakmıştır. O zaman sormak lazım; gerçekten kazanan kimdir? Yoksa herkes biraz eksilir mi?

Savaş, kahramanlık destanlarıyla yüceltilse de, aslında arkada bıraktığı yetim çocukların gözyaşlarıdır. Bir annenin oğluna son kez sarılamayışıdır! Gençliğini cephelerde kaybedenlerin sessiz çığlıklarıdır! Hiçbir savaş, barışın huzurunu getirmemiştir. Zafer ilen edenler bile, içlerinde kayıpların acısını taşırlar!

Savaş, şöyle tarif edilir;  “Çeşitli anlamlarda kullanılan bir sözcük; bağımsızlık ve savunma yönünde yapılan mücadelelerin, evrensel değerlerin üstüne titreyerek verilen uğraşın tanımı olduğu kadar, saldırganlıkların tariflerini de içine alan bir ad.”

Barış ise sessizdir, gösterişsizdir. Belki nutuklarla kutlanmaz ama kalpleri onarır. İnsanları bir arada tutar, yaraları sarar. Bir çocuğun sabah güvenle okula gidebilmesi, bir annenin evladına korkusuzca sarılabilmesi, bir gencin hayal kurabilmesi barışla mümkündür.  Elbette adaletin olmadığı bir barış, sessiz bir zulüm olabilir! Ama adil bir barış, savaşın en ihtişamlı zaferinden daha kıymetlidir. Çünkü savaş, insanı öldürür; barış ise insanı yaşatır.

Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde hala silahlar susmuyorsa, bu insanlığın değil, hırsın ve körleşmiş egoların eseridir. Oysa dünya, herkese yetecek kadar büyük; paylaşmayı bilirsek, anlamayı ve sevmeyi öğrenirsek…

Herkes kendisine şu soruyu sormalı; Savaş mı, Barış mı? Bu sorunun cevabı aslında vicdanlarımızda gizli! Yıkım mı istiyoruz, umut mu? Mezarlar mı kazalım, geleceği mi inşa edelim? Bunun cevabı net; Barış, her zaman daha zor olandır ama daima daha değerlidir.

İslam’da Savaş Sebepleri Ve Allah’ın Yardımı! (Ayetler şöyle);

  • “Allah insanları en güzel şekilde ve Cennet’e yükselebilecek kıvamda ama en ağır çirkinlikleri yapabilecek ve de Cehennem’e yuvarlanabilecek biçimde yaratmıştır.” (Şems Suresi 7-10).
  • “Onlara ebedi yaşam takdir ettiği için de verdiği nimetler ve emirleri-yasakları ile kulluk denemesine uğratmaktadır.” (Mülk Suresi 2).
  • “Son elçisi kıldığı Hz. Muhammed’e  indirdiği Kur’ân ile  bildirdiği emirler ve yasaklarına uymak O’na ibadettir. İbadet, biz insanların yaratılış sebebi ve ölüm gelinceye kadar ana görevidir. (Zariyat 56; Hıcr 99).
  • Biz hayatımızı ibadetleştirirsek Rabbimiz olan Allah bizim problemlerimize çıkış yolu yaratacağını, bizi beklemediğimiz yollardan rızıklandıracağını, işlerimizi kolaylaştıracağını, bizimle beraber olacağını vaat ettiği gibi bize değişik şekillerde yardım edeceğini vaat etmektedir. (Talak Suresi 2-4; Nal 128)

Allah’ın Yardım Va’di Ve Şartı!  Kur’ânda yer alan bir yardım vadi de şöylece bildirilmektedir:                                                                                                                  

  • “ Ey şanlı Elçi! Biz senden önce de nice Peygamberleri kendi toplumlarına mesajımızı ileten elçiler olarak göndermiştik de, onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat zalimler onları şiddetle reddettiler, müminlere baskı ve işkenceler yaptılar. Biz de müminleri kurtardık ve suçlulardan, zulmettikleri masum insanların intikamını aldık.   Çünkü Bizim yolumuzda mücadele eden müminlere yardım etmek, üzerimizde bir hak ve mutlaka yerine getirilmesi gereken bir söz, bir sorumluluk idi. “ (Rûm Suresi 47) Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere bu yardımlar şartlıdır! Bizim kulluğumuza, çok yönlü ibadetlerimize bağlıdır. Rabbimiz bu gerçeği şöylece açıklamaktadır:

“ Ey İman edenler! Siz Allah’a yardım ederseniz Allah da size yardım eder, sizi dirençli kılar.” (Muhammed Suresi 7).Barış Asıl, Savaş İse Geçicidir!

Yardım hayatımızın bütününü kuşatırsa da biz konumuz gereği savaşta yardım mevzuuna eğileceğizAncak bundan önce savaş konusuna bakalım.

Barış asıl, Savaş ise ârızidır. Zalim ve sömürücü kişiler, topluluklar ve devletler var olacağı için, yüce Allah yeryüzünde sosyal düzeni korumak için savaşı meşru kılmıştır. Kılmasaydı yeryüzünde kaos olur, doğal denge bozulurdu.

  • “Eğer Allah insanların bir kısmıyla diğer bir kısmını bertaraf etmemiş olsaydı, yani adaleti gerçekleştirmek isteyen iyi insanlara, zalimlere karşı savaşma yetki ve görevini vermeyip insanları birbirlerine karşı savunmasız bırakmış olsaydı, dünyada haksızlık ve zulüm egemen olur, yeryüzü fesada boğulurdu. Fakat Allah, tüm varlıklara karşı lütuf sahibidir. Bu lütfunun tecellilerinden biri de, Hak ve Adaletin egemen olması için zalimlere karşı savaşa izin vermesidir.” (Bakara Suresi 251).
  • İnsan doğasında adalet ve merhamet gibi korku da yer aldığı için Kur’ân’da işaret edildiği üzere savaş sevilmez ama zalimlerin egemenliğine karşı savaşılmasında insanlığın hayrı olduğu için savaş onaylanır.                                                  
  • “ Ey inananlar! Gerçi hoşunuza gitmese de, savaş size farz kılındı. Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey, hakkınızda iyi olabilir ve yine hoşlandığınız bir şey de sizin için kötü olabilir. Allah bilir, ama siz bilmezsiniz bu gerçekleri.” (Bakara Suresi 216).

Düşmanla karşılaşıp savaşmayı istemeyiniz” buyuran Peygamberimizin yönlendirmesi doğrultusunda savaş istenmemeli ama gerçekleştiğinde sabır gösterilmelidir. Zaten Rabbimiz de böyle buyurmaktadır:

  • “Ey iman edenler!Savaşta düşman askerlerinden bir topluluk ile karşılaştığınız zaman, asla gevşekliğe kapılmayın! Onlar karşısında kararlı, sağlam durun ve Allah’ı çokça anın ki, dünya ve ahirette kurtuluşa erişesiniz.” (Enfal Suresi 45). 

Savaşta yardımın gelebilmesi için olmazsa olmaz şart, savaşın meşru (İslam Hukuku) kılıcı temellere dayanmasıdır.

Savaş Sebepleri;

  • Dinimiz Ve Yurdumuzun  Korunması Ve Şer Güçlerin Dağıtılması.
  • Fiilen Saldırıya Uğramak.
  • Mazlumların Yardım Çağrısı.
  • Saldırgan Müminlere Karşı Çıkmak.

İslam’da  savaşın   meşruiyet  sebepleri;

İslâm dini, hayatın her alanına müdahale eden, Allah-u Teâlâ’nın arzında her türlü fitne, kötülük ve zulmü bertaraf etme iradesini ortaya koyan bir dindir, düzendir. İslâm dini, kültürel, siyasal, ekonomik ve hukuksal alanlara ilişkin düzenlemeler getirmiş, hayatın her alanını kontrol ve müdahale eden yapısıyla İslâmî bir devlet sistemi öngörmüş,

bu yolla yeryüzünün tamamında Allah-u Teâlâ’nın arzını her türlü fitneden arındırmayı temel gaye edinmiştir.

Temel gaye Allah-u Teâlâ’nın arzını yaşanabilir hale getirmek olunca, bunun için ne yapmak gerekiyorsa onu yerine getirmek, o gayreti icra etmek de müminlerin üzerine vazifedir.

Hele zulmün zirveye çıktığı günümüzde Allah yolunda cihat etmek, Müslümanlara karşı açıkça savaş ilan eden zalimlere karşı kuvvet hazırlamak, güç elde etmek ve savaşmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerimde;

  • “Siz de düşmanlara karşı gücünüzün yettiği kadar her türlü kuvvet ve cihat için, bağlanıp beslenen atlar (araçlar) hazırlayın ki, bununla Allah düşmanını, kendi düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmeyip de Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız, onun sevabı eksiksiz size ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız” (Enfal Suresi 60.) buyurmaktadır. 

Dünün savaş atlarının, bugünün tankı, roketi, füzesi, helikopteri, savaş uçağı vb. olduğu açık ve nettir.

Ayet-i kerimede askeri yatırıma verilen önemden bahsedildikten sonra bu uğurda yapılan harcamaların sevap ve mükâfatının Allah-u Teâlâ tarafından verileceği anlatılmaktadır. Halkı Müslüman olan ülkelerdeki yöneticiler (ve onları destekleyen halk kitleleri), ayet-i kerimede anlatılan manayı idrak edebilse ve askeri yatırımlara gerekli bütçeyi ayırabilse ancak o zaman yeryüzünde yaşanan zulme dur diyecek özgüvene ve kuvvete ulaşabilirler.

Kur’an-ı Kerim’de savaşın meşruiyeti, düşmana karşı kuvvet hazırlamanın önemi, yeri geldiği zaman kâfirlere karşı güç ve kuvvet kullanmak gerektiği, kâfirlerin ancak güçten anladığı ve en önemlisi yeryüzünde hâkimiyet tesis etmek gerektiği üzerinde durulmakta; bu konuda Müslümanların kavli (sözlü)  duanın yanında fiili duaya da müracaat etmesi gerektiği anlatılmaktadır. En önemlisi de yeryüzündeki bütün kötülüklerin bizim (Müslümanların) elimizle düzeltilmesi gerektiği hatırlatılarak şöyle buyrulmaktadır: Kur’an-ı Kerim’deki,

  • “Onlarla savaşın ki, Allah sizin elinizle onları cezalandırsın, onları rüsvay (rezil, maskara  etsin; onlara karşı size yardım ve zafer nasip etsin ve (baskı ve zulüm altındaki) mümin toplulukların gönüllerini ferahlatsın” (Tevbe Sur. 14).

 Allah-u Teâlâ’nın kötülükleri bizim elimizle düzeltmek istediğinin çok açık delilidir.

Savaşta dahi zulüm ve haddi aşmak yoktur. Savaşta, kadınlar, çocuklar, hastalar ve savaşa takati olmayan kimseler öldürülmez ancak haddi aşan zalimlere karşı sertlik ve kuvvetli olmak, güç göstermek ve onları cezalandırarak mazlumların üzerindeki zulmü bertaraf etmek gereklidir. Unutulmamalıdır ki zalimler ancak güçten anlarlar!                                                                                                                                                                                                          

Peki, İslam’da barış ne anlama geliyor?

Barış dini ifadesi, genellikle İslam dini için kullanılır ve bu dinin barışa verdiği önemi vurgular. İslam’da barışın anlamı şu şekilde özetlenebilir:

1. İslam Kelimesinin Kökeni: İslam kelimesi, “silm” (barış) ve “selam” (esenlik, güvenlik) kelimelerinden türemiştir. 

2. Kur’an’da Barış: Kur’an-ı Kerim’de, ideal toplumun “barış yurdu” anlamına gelen “daru’s-selam” olduğu belirtilir. 

3. Peygamberin Görevi: Hz. Muhammed’in, evrensel barışı sağlamak için gönderildiği ifade edilir. 

4. Savaşın Amacı: Savaş, sadece haklı sebeplerle ve zulmü ortadan kaldırmak için meşru kılınmıştır.

Müslüman’ın Özellikleri ise: Müslüman, Allah’ın emirlerine teslim olan ve çevresine güven telkin edendir.

Netice olarak, İslam’ın tüm insanlığa bir çağrısı da barıştır!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
beylikdüzü escort esenyurt escort avcılar escort avcılar escort avcılar escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort esenyurt escort şirinevler escort avrupa escort
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler