eşya depolama
romabet romabet romabet
deneme bonusu veren siteler
bandstanddiaries.com
sakarya escort belek escort adana escort antalya escort ankara escort aydın escort bursa escort gaziantep escort istanbul escort samsun escort balıkesir escort mersin escort konya escort eskişehir escort izmir escort sınav analizi denizli vip transfer kocaeli escort malatya escortmaltepe escort muğla escort manisa escort sivas escort tekirdağ escort tokat escort uşak escort yalova escort yozgat escort trabzon escort afyon escort aksaray escort amasya escort ardahan escort artvin escort bartın escort bayburt escort bolu escort burdur escort çanakkale escort çankırı escort çorum escort edirne escort elazığ escort erzurum escort erzincan escort kırşehir escort van escort zonguldak escort giresun escort gümüşhane escort hakkari escort ığdır escort ısparta escort kahramanmaraş escort karabük escort karaman escort kars escort kastamonu escort kırklareli escort kütahya escort nevşehir escort niğde escort ordu escort osmaniye escort rize escort şanlıurfa escort siirt escort sinop escort şırnak escort tunceli escort yozgat escort tokat escort tekirdağ escort kütahya escort balıkesir escort aydın escort edirne escort sivas escort uşak escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort adana escort vergi konseyi görüntülü sohbet urla siyaset haberleri ankara magazin istanbul magazin yalova magazin kütahya magazin elazığ magazin adıyaman magazin tokat magazin sivas magazin batman magazin erzurum magazin afyon magazin malatya magazin ordu magazin trabzon magazin mardin magazin eskişehir magazin denizli magazin muğla magazin van magazin aydın magazin tekirdağ escort balıkesir magazin samsun magazin kayseri magazin manisa magazin hatay magazin diyarbakır magazin mersin magazin kocaeli magazin gaziantep magazin konya magazin sakarya magazin antalya magazin bursa magazin izmir magazin istanbul otomobil fiyatları istanbul ekonomi istanbul eğitim istanbul seyahat istanbul gezi rehberi antalya alışveriş merkezleri antalya ticaret
Recep Çınar

Recep Çınar

26 Mart 2026 Perşembe

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki!

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Peygamber efendimiz (sav) bir hadislerinde; “Din nasihattir” buyurur.

İslam büyüklerinin/Âlimlerinin nasihatlerini bilmek ve onlara uygun yaşamak Müslümanlar için çok önemlidir, bir

ihtiyaçtır! Bu sebeple “İmamı Gazali’den bazı öğütleri” sizlerle paylaşmak istedim!

İmâm-ı Gazalî’yi halka tanıtan hacımca küçük, fakat tesiri bakımından büyük olan eseri Eyyühe’l-Veled. Dilimizde    “Ey Oğul” şeklinde bilinen eseridir.  

“Ey Oğul” adlı eser, batıda ve doğuda okuma rekoru kıran bir eserdir. “Müslümanın yirmi dört saati” demek olan bu kitap, ayrıca bir öğüt ve nasihatler bütünüdür. Bu çeşit çalışmaların tamamında olduğu gibi, İmam-ı Gazalî’nin bu eserinin baş kısmında “İman ve İslâm”ın esasları ile birlikte, ibadet konuları işlenmektedir. Ben, özet olarak ahlâkî bölümleri ve insan eğitimine yönelik kısımları aldım.

– Allah’tan kork  !

Ey oğul! Allah’tan nasıl korkulması gerekiyorsa öyle kork. O’na kulluk görevini gereği gibi yap. Haram kıldığı şeylerden mümkün olduğu nispette kaçın. (Tabii ki önce neyin haram, neyin de helal olduğunu öğrenmek lazım) Allah’ın saadete uzanan yolundan ayrılma. Hayatını düzene sokan emirlerini sakın ihmal etme ki, yaşayışın sıhhat bulsun, gözlerin aydın olsun. Çünkü gizli ve kapalı hiçbir şey Allah’tan gizli ve kapalı değildir.

– Ağırbaşlı ol!

Ey oğul! Ağırbaşlı, terbiyeli, saygılı ve nezaketli olmaya çok dikkat et ve itina göster. Ancak böyle yaparken gurura kapılma. Sonra senden bu sıfatla söz edilir. Halka tepeden bakma. Sonra senden bu sıfatla bahsedilir.

– Boş sözden uzak dur!

Ey oğul! Aklının hemen kabul etmeyeceği şeyi söyleme. Lüzumsuz lâftan, çok gülmekten, şaka ve alaya almaktan, din kardeşinle tartışmaktan sakın. Böyle yapmak saygıdeğerliği götürür, kin ve düşmanlık kapıları açar.

– Herkese hoşnut davran!

Ey oğul! Dostuna da düşmanına da hoşnutluk göster. Başkasına eza (sıkıntı verme) ve cefa (zulüm) etmekten kendini alıkoy ve bunu onlardan korkup ürktüğün için de yapma. Sadece iyi bir huy olduğunu düşünerek öyle davran.

– Fitneden sakın! 

Ey oğul! Düşman ülkesinde de olsan fitne ve fesat (bölücülük, sıkıntı yapma) çıkarmaktan sakın. Kendinden aşağı kimselere karşı çoluk çocuğunu, şeref ve itibarını yaygı yapma.
Malını kendinden fazla kıymetli ve üstün tutma.
– Fazla konuşma!

Ey oğul! Fazla konuşma. Sonra bulunduğun toplulukta taşınması güç bir yük olursun. Seninle beraber oturana karşı âlicenap (bağışlayıcı, şerefli) davran. Yanına oturmak isteyene güzel, nazik, hareket et. Başkasının gözüne dikkatle bakıp durma.
– Gözü aç ve savurgan olma!

Ey oğul! Kendini iyice sıkıntıya sokmuş bir miskin gibi gözü aç; mal kıymeti bilmeyen, ilerisini görmeyen bir sefih

(zevk ve eğlenceye düşkün) gibi savurgan olma. Sana ait hakları belirle. Dostuna saygılı, düşmanına insaflı ol.

– Orta yolu tut!  

Ey oğul! Bütün işlerinde orta yolu tut. Çünkü işlerin en hayırlısı orta yoldur. Az konuş. Karşılaştığın her Müslüman’a selâm ver.

– Yürüyüşüne dikkat et!

Ey oğul! Ölçülü adımlarla yürü, ayaklarını yerde sürükleyerek yürüme. Sağa sola baka baka yürüme. Etrafı rahatsız ederek, başını şunun bunun kapısına doğru döndürme.
– İnsanları iyi tanı!

Ey oğul! Heveslerine ve nefsine uyan aşağılık çukuruna yuvarlanır. Zarif görünümlü insanlar fazla ilgini çekmesin, dış görünüşe pek aldanma. Çünkü insan, kalbiyle, düşüncesiyle ve diliyle adamdır, kıyafetiyle değil. Benzi sarı, zayıf kimseleri hor görme. Çünkü insan iki küçük et parçasıyla ölçülür: Kalbi ve dili. Öyleyse insanların bu iki değerinden faydalanmaya çalış.
– Nimetlere (yaşamak için helal olan her şey) şükret! Ey oğul! Allah’ın verdiği nimete daima şükret.

Sadakayı(yardımı)gizli ver!  

Ey oğul! Sadaka verirken gizli vermek, kendine bir musibet (bela, felaket) geldiğinde bağırıp çağırmayarak, yaygara yapmayarak gizlemek gerekir. Bir günah işlediğinde ceza gelmeden hemen tövbe et. Sadaka vermek sıddıklar (samimi, doğru) nişanıdır. Onlar sıddıklar zümresindendir.

Ey oğul! Tamahkâr(aç gözlü) olma. Kalbin katı ve kara olur. Çok mal arttırmak için hasislik (cimrilik) etme.
Salih(Mükemmel/iyi)insanların sohbetinde bulun!

Ey oğul, Âlimlerin (âlimler, bilginler) ve Salih insanların sohbet ve meclisinde bulunmayı elden bırakma.    

Ey oğul! Dargın ve küsülü (küskün) olanları barıştır ki, sen de yarın Kıyamet gününde mesrur (sevinçli) ve şad (şirin) olasın.                       

Peygamber Efendimiz bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Bir kimse Ulema ve Salihlerin meclis ve sohbetine giderse, Cenab-ı Hak o kimsenin her bir adımına karşılık kabul olunmuş bir Hac sevabı ihsan eder.” Âlim ve Salih zatlar Allah’ın dostlarıdır. Onları ziyaret edenin sevabı Allah’ın evini ziyaret edenin sevabı gibidir.

Musa (AS) münacatında (yalvarış, yakarış), “Yâ Rabbi! Küsülü iki kişiyi barıştırana ne ecir verirsin? Senin rızanı kazanmak için halka zulmetmeyenlere nasıl bir mükâfat verirsin?” diye sordu.
Hak Teâlâ şöyle buyurdu: “Ben de yarın Kıyamet gününde O’na selâmet (esenlik) verip korktuğundan emin ederim.”

Müslümanlar olarak bize düşen, bu yüksek ahlakı elde etmek için birbirimizi teşvik edelim, yardımcı olalım. Bizim için en büyük kazanç bu olacaktır!

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, kendi kazdığı kuyuya düşen bile kendisini Yusuf (as) zannediyor!

DİN/İslam; her sahada insanın hayatını kuşatan bir Düzen, Sistem’dir! Biz Müslümanlara düşen her işte/sahada Allah’ın Dinine/ Sistemine uymaktır!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Ne mutlu “MÜSLÜMAN’IM” diyene!

Ne mutlu “MÜSLÜMAN’IM” diyene!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Bir “Çifte Bayram”ı daha geride bıraktık. Gelelim günümüze!

Yazımın başlığındaki ibare hangi ırktan olursa olsun her Müslüman için geçerlidir.  Peki, bu cümleyi neden yazı konusu yaptım? Bazılarımız dini (İslam) ile övüneceği yerde “Irk”ı ile övünüyor!

 Bir araştırma yapsanız, hatası ile eksiği ile toplumumuzun tamamına yakını Müslüman’dır. Müslüman, Allah’ın gönderdiği son din İslam’ın kurallarına, yani Allah’ın emirlerine teslim olmaktır.

Irk olarak toplumumuzun çoğunluğu Türk olmakla beraber; Kürt, Arap, Çerkez, Laz, Roman, Boşnak, Arnavut… aramızda bir çok ırktan insanlar da var. Bunları birleştiren, kardeş yapan dinimiz İslam’dır.

Rabbimiz (cc) Hucurat Suresi 10. Ayette; “Müminler ancak kardeştirler. Onun için kardeşinizin aralarını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete şayan olasınız” uyarısında bulunur!

Çeşitli ırklara mensup Müslüman bir toplumda birileri “Ne mutlu Türk’üm diyene” diye haykırırsa, diğerleri de “ne mutlu  Kürd’üm – Arap’ım – Roman’ım…” der ve bu da toplumda ırkçılığın ön plana çıkarılmasına yol açar ve Müslümanları birbirlerine düşürür!

Irkçılıkla İlgili Birçok Ayet Ve Hadisler Var.

Irkçılığın yegâne freni, İslâm’dır. İslam asabiyetçiliği (ırkçılığı) kesin olarak yasaklamıştır.

Mesela; “Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Hem de sizi şubeler ve kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız. Şüphesiz ki, Allah katında en şerefliniz, takvaca en ileride olanınızdır.” (Hucurât Sûresi, 13). 

Peygamberimiz (sav.) “Ey insanlar! Şunu iyi bilin ki, Rabbiniz birdir, atanız da birdir. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a; beyazın siyaha, siyahın beyaza takva dışında bir üstünlüğü yoktur…” (İbn Hanbel, 5/411) der. 

Bir başka Hadislerinde ise; “Irkçılığa çağıran bizden değildir. Irkçılık davası uğruna savaşan bizden değildir. Irkçılık davası uğruna ölen bizden değildir. ” (Ebu Davud, Edeb, 111-112) diyor!

Peki, Irkçılık Nedir?

Arapların “asabiyet” adını verdikleri, aynı soydan gelenlerin ve aynı kabileye mensup olanların bir arada hareket etmesini sağlayan dayanışma ve kabilecilik ruhu oldukça kuvvetli idi. “Yâ Resûlallah! Irkçılık nedir?” diye sorulduğunda Allah Resûlü asabiyeti, “Zalim de olsa kendi kavmine arka çıkmandır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 111-112.) şeklinde tanımlamış ve asabiyet, ümmeti felâkete götürecek davranışlar arasında sayılmıştı. (Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr). Irkçılık kadar geniş bir kavram olmamakla birlikte asabiyet, soy üstünlüğünü ve kabileciliği öngörüyordu.

Birbirinizle Tanışmanız İçin Sizi Kavim Ve Kabilelere Ayırdık!

Kur’an’ın ortaya koyduğu evrensel ilkeye göre bütün insanlar, tek bir anne ve babadan; yani Âdem ile Havva’dan dünyaya gelmişlerdir. Yüce Allah bu gerçeği şöyle dile getirmiştir: “Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi kavim ve kabilelere (ırklara) ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât, 49/13.)

Buna göre aynı asıldan gelen ve temel biyolojik özellikleri aynı olan insanlar arasında bir üstünlük veya aşağılık söz konusu olamaz. Çünkü İslâm’a göre hangi ırktan veya sosyal katmandan olursa olsun bütün insanlar eşittir. Hiç kimse bir başkasını ırkından veya renginden dolayı küçümsenemez, ayıplayamaz. Nasıl olabilir ki? Zira hiç kimse kendi iradesiyle ırkını veya rengini seçmemiştir! İnsanları, iradeleri dışındaki özelliklerinden dolayı kınamak, ayıplamak, aşağılamak ya da tam tersi yüceltmek, hem insanlığa hem de Yüce Yaratıcıya karşı saygısızlıktır.

Kur”an, farklı farklı ırkların varlığını bir gerçeklik olarak kabul etmekle birlikte Allah katında önemli olan ve insana değer kazandıran ölçünün takva ve dinî samimiyet olduğunu bildirmiştir. (Hucurât Suresi, 49/13).

Rabbimiz (cc) Kur’an’da ayrıca; “Ey İnsanlar! Allah sizden câhiliye gururunu ve atalarla övünme âdetini gidermiştir. İnsanlar iki gruptur: İyi, takva sahibi, Allah katında değerli kişi ve günahkâr, bedbaht, Allah katında değersiz kişi. İnsanlar Âdem’in çocuklarıdır. Ve Allah Âdem’i topraktan yaratmıştır…” (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 49) diye uyarıyor!

Sur’a Üfürüldüğü Zaman…!

Peygamberimiz (sav);Kıyamet günü insanlar ırklarından veya kabilelerinden değil, inanç ve amellerinden sorguya çekileceklerdir. Bedenlerine ve mallarına değil, kalplerine ve amellerine bakılacaktır” diyor, (Müslim, Birr, 34.)  İnsanlar Allah”ın huzuruna geldiklerinde herkes kendi ameliyle baş başa kalacak, soy sopun hiçbir önemi olmayacaktır! “Sur’a üfürüldüğü zaman (işte) o gün ne aralarında soy sop yakınlığı kalacak, ne de birbirlerini arayıp soracaklardır.” (Mü’minûn, 23/101) âyeti bu hakikati gözler önüne sermektedir.

Burada şunu da bilelim ki İslâm, meşru ölçüler (İslam’ın ana ölçüleri) içerisinde olmak kaydıyla kişinin kendi kavim ve kabilesini sevmesini caiz görmüştür. Dinimiz tarafından yasaklanan ise kendi ırkını, diğerlerinin üstünde ve ayrıcalıklı görerek soyunu ve nesebini övünç kaynağı yapmaktır. (İbn Hanbel, V, 129.)  

Özetle diyoruz ki; Sloganımız, “NE MUTLU MÜSLÜMAN’IM DİYENE” şeklinde olmalı!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Elveda Ramazan, hoş geldin Bayram!

Elveda Ramazan, hoş geldin Bayram!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

İlk on günü rahmet, ikinci on günü mağfiret, üçüncü on günü de cehennemden azat/kurtuluş olduğu Peygamberimiz (sav) tarafından bildirilen Ramazan ayı bugün sona eriyor ve on bir aylığına veda ediyoruz! Yarın/Cuma günü başlayarak Ramazan’ın bir mükâfatı olarak üç gün süreyle Bayram’ı kutlayacağız, inşallah. Hem de “Çifte Bayram”! Cuma günü de Müslümanların haftalık bayramıdır!                                                                                                                                                                           Rabbimizin “Rahman” (merhamet) sıfatı Ramazan ayı boyunca açıkça tecelli etti. Adeta serin bir bahar havası,  sıkça yağmurlar ve de sabır!  Kimileri gözümüzün içine baka baka sokak ortasında yemeğini yerken, kimileri de sigara dumanını yüzümüze üflercesine tüttürdü, çayını da yudumlayarak. Onlara diyeceğimiz ancak, “Allah ıslah etsin”! Oruç tutanlar ile Ramazan’ın, oruç tutmayanlardan/tutamayanlardan beklediği sadece, saygı gösterip yeme içme ihtiyaçlarını kapalı mekânlarda gidermeleri idi. Neysi, bu da geçti.

Ramazan’ın yüceliğini anlamak bile büyük bir marifettir. Zira “Ramazan bile başlı başına bir MEDENİYET!”

Evet, İslam bir MEDENİYETTİR. Kanun ve kurallarını kâinatın yaratıcısının koyduğu yaşam tarzıdır.  Ama medeniyet içinde nice medeniyetler var! Ramazan bir medeniyet, Namaz bir medeniyet, Hac bir medeniyet, Zekât bir medeniyet, Yardımlaşma, Selam, Barış … Hulasa, medeniyet içinde medeniyetler var!

Bilindiği gibi İslam dini iki temel kaynağa dayanır. Birincisi Kur’an, ikincisi de Sünnet. Müslümanlar olarak her işte rehberimiz Kur’an, pratiğimiz ise Sünnet olmalıdır. Müslümanlar olarak yaptığımız işler bu iki temel kaynağa uymuyorsa yanlıştayız demektir!  Tabii ki bu yanlışları yapanlar da neticede Müslüman olduklarını söylüyor. İyi de, Müslüman ne demek?  En pratik tarifi ile “Allah’ın emirlerine teslim olan insan” demek. Din/İslam adına kimsenin aklınca kural koyma yetkisi yok. Önce bu gerçekler bilinmeli. Aksi halde dinin (İslam’ın) içini boşaltmış, özünden uzaklaştırmış oluruz. Bu günkü düzen maalesef toplumları o noktaya doğru götürüyor.                                                                                                                                                                                                      Bunu söylerken maksadım, kara tablolar çizerek moral bozmak değil elbette. Ama yanlışları söyleyip doğruları göstermemekle sorumluluktan kurtulamayacağımızı da bilmemiz gerekir.                                                                                                                                                             Günümüzde genelde İslam âlemi, özelde Türkiye yüz yıldır beşeri sistemlerle yönetiliyor. Mensupları; Sağcı, Solcu, Sosyal Demokrat Muhafazakâr Demokrat… 

Adı ne olursa olsun neticede kökeni aynı; Beşer yapısı, batıl/yanlış! Beşeri sistemlerde güçlü olan haklı, sayıca çok olan haklı, Irkını üstün gören haklı. Bu zihniyetler kendi çıkarlarına göre kanun kural koyuyor. Mesela “faiz” konusu! Rabbimiz Kur’anda; “Riba (faiz) yiyenler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa kabirlerinden öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, ‘alış veriş de faiz gibidir’ demeleri yüzündedir. Oysa Allah, alış verişi helal, faizi haram kıldı.” (Bakara Suresi -275) buyurur.

Müslüman bir ülkenin yöneticileri “faiz günün gerçeğidir” derse, sağcı olsa ne olur, solcu olsa ne olur, muhafazakâr olsa ne olur!

Maide suresi 90. Ayette ise; “Ey iman edenler! (Aklı örten/gideren) içki (ve benzeri şeyler), kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak, şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz” diyor. Bugün bütün bunlar hem de “millileştirilerek” Devlet güvencesi altında serbestçe yapılır hale getirildi!

Yine, “ Sakın ‘zinaya’ yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur” diye şiddetli bir şekilde uyarılıyoruz (İsra Suresi 32)’de. Biz ise zinayı yasa ile serbest hale getiriyoruz! Bunların hesabını kim, nasıl verecek?                                                                                                                                                                           Bayramlar; Bolluk, sevinç, huzur, mutluluk, kaynaşma ve paylaşma günleridir. Bayrama birkaç gün kala tatile çıkıp Anne Baba’yı, hısım akrabayı uzaklardan, (telefonla görüntülü de olsa) arayarak Bayram kutlamanın tadı olmaz! Az da olsa bu tür olayları günümüzde maalesef yaşıyoruz. Ülkemizi kuşatan ahlaki, sosyal ve ekonomik sorunlar ışığında Bayram’a baktığımızda, bir Müslüman acaba nasıl ağız tadı ile huzur içinde bayram yapabilir? 

Toplumdaki gelir dağılımı dengesiz olunca birçok insanımız Bayramların tadına nasıl varabilir? Yetersiz kazancı ile kimi evine et alamıyor, kimi çoluk çocuğuna bayramlık giysi, kimi de gırtlağa kadar borçlu. Kur’an öyle diyor; “Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.” 

(Şura-Suresi 30).  Bir başka ayette ise; “Şüphesiz ki bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah, bir kavme kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için Allah’tan başka hiçbir yardımcı da yoktur.” (Rad-Suresi 11).

O halde Müslümanlar olarak biz önce kendimizi değiştireceğiz/düzelteceğiz, sonra da zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan;  faizi, fuhuşu günün gerçeği gören, Yahudi ve Hıristiyanları, Allah’ın ikazına rağmen dost edinen bu zulüm düzenini ve onun savunucularını değiştireceğiz. Şunu bilelim ki “Adil Bir Düzen” kurulmadan, gerçek Bayram kutlama hazzına kavuşamayız. Elbette ü mitsiz değiliz! Çünkü Allah’tan ümidi ancak kâfirler keser (Yusuf Suresi:87).

Biz değilse bile Allah’ın izniyle gelecek nesiller bizim de gayretlerimizle, Allah’ın (cc) izniyle Adil Bir Düzen’e kavuşacaktır. Allah, kullarının  gayretlerini karşılıksız bırakmaz. Bilindiği gibi İslam’da iki dini bayram vardır. Birisi “Ramazan Bayramı” (Şeker Bayramı değil!), diğeri de “Kurban Bayramı” (et bayramı değil!).                                                                                                                                                                                  İslam toplumunda Cuma gününün tartışılmaz bir önemi vardır. Cuma günü Müslümanların bayramı, ibadetlerinin önemli olduğu gündür. Her ne kadar bunun önemini kavrasak da bizim tatilimiz, “Neden Cumartesi – Pazar?” sorusunu akla getirir! Milli Mücadele sonrası toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde verilen teklif ile Din ve Mezhep ayırımı olmaksızın bütün Türk vatandaşları için Cuma gününün tatil yapılması, 2 Ocak 1924 tarih ve 394 sayılı hafta tatili kanunu oy birliği ile kabul edilmişti. Ne olduysa 27 Mayıs 1935 tarihinde 2739 sayılı yasayla resmi hafta tatili Cuma’dan Pazar’a alındı!

Şunu unutmayalım ki gerçek Bayramlara Dünya’da,  Adil bir Düzen kurmakla; Ahrette ise Rabbimizin lütfuna mazhar olup Cennet ve Cemalullah’a kavuşmakla olur.

Rabbim tüm Müslümanlara birlik, beraberlik ve şuur versin, hem Dünya, hem Ahiret saadetine/bayramına kavuştursun. Ramazan Bayramımız Mübarek olsun…                                                                                                                                                               Dostça kalın…

Devamını Oku

Güçlü Kadın!

Güçlü Kadın!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 Recep Çınar

Her yıl 8 Mart tarihinde Dünya’da Kadınlar Günü kutlanır. Kutlanır da ne olur? Hangi sorunlar çözülür?

Önce şunu bilelim ki, yüce Allah (cc) kâinatta her şeyi erkekli ve dişili olarak çift yaratmıştır. Evrende gördüğümüz her şeyin bir eşini de beraberinde görürüz. Bütün canlılar âleminde, her şeyin bir erkeği olduğu gibi bir de dişisi yaratılmıştır.

Bu, Yüce Allah’ın kurduğu bir sistemdir. İnsan da aynı kanun gereği çift olarak erkekli ve dişili, kadın – erkek olarak yaratılmıştır. Yüce Allah bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık..” Hucurat suresi 13 ayet.

  Zariyat Suresi 49. Ayette ise; “Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli- dişili) iki eş yarattık” der. Allah (cc) insanları daha huzurlu ve mutlu bir hayat sürmeleri için çift yaratmıştır. İnsan olması bakımından da kadını erkekle eşit bir varlık olarak yaratmıştır. 

“Allah sizi önce topraktan sonra nütfeden yarattı. Sonra sizi çiftler (erkek-dişi) kıldı. O’nun bilgisi olmadan hiçbir dişi ne gebe kalır ne de doğurur. Bir canlıya ömür verilmesi de, onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitaptadır” diye haber verir Fatır Suresi 11. Ayet’te.

İlk insan ve ilk Peygamber olan Hz. Adem (as)’i topraktan yaratan Yüce Allah, Hz. Adem (as) dan da eşi Havva anamızı yaratmıştır. A’raf suresi 189. Ayette, Yüce Allah (cc) şöyle buyuruyor: “Sizi tek bir candan (Adem’den) yaratan, ondan da yanında huzur bulsun diye eşini (Havva’yı) yaratan O’dur. Eşi ile birleşince eşi hafif bir yük yüklendi (hamile kaldı). Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, Rableri Allah’a: “Andolsun bize kusursuz bir çocuk verirsen muhakkak şükredenlerden olacağız”, diye dua ettiler”.

İslam’da, erkekle kadın bir bütünün parçalarıdır. Biri diğeri için vazgeçilmez hayat arkadaşıdır. İslamiyet’ten önce toplumda hak ettiği yeri alamayan kadın, İslamiyet ile insana yakışır haklara, müstesna bir makama sahip olmuştur. “Kadınlar, erkeklerle birlikte bir bütünü tamamlayan diğer yarıdır”diyor, Hadis-i Şerifte. (Ebu Davut Taharet 94)

Rum Suresi 21. Ayette ise; “Kendileri ile dostluk ve yakınlık kurmanız için kendi cinsinizden eşler (hanımlar) yarattı. Aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi O’nun varlığının delillerindendir” diyor.

Erkek olsun kadın olsun her doğan kişi günahsız olarak doğar, sonra işlediği fiiller sebebiyle sorumlu olur. Kadınlar hiçbir zaman toplumsal bir nefretin odak noktasına yerleştirilmemiştir.

İslam Dini, kadın hakları üzerinde titizlikle durmuş ve kadını, hiçbir nizam ve sistemin veremediği müstesna bir makama sahip kılmıştır. Peygamber (sav) Efendimiz de bu konuda şöyle buyuruyor : “Dikkat ediniz!Sizin, hanımlarınızın üzerinde hakkınız vardır. Sizin hanımlarınızın üzerindeki hakkınız, namuslarını muhafaza etmeleri ve hoşlanmadığınız kimselerin evinize girmesine izin vermemeleridir. Dikkat ediniz! Hanımlarınızın sizin üzerinizdeki hakkı ise onların giyim ve gıda ihtiyaçlarını güzelce karşılamanızdır.”

(Tirmizi,  Rda,11 ; İbn Mace, Sünen, 1,594. (H.1851).)

İslamiyet’te geçim yükü erkek ve kadın arasında paylaşılmıştır. Bir erkek hanımını tarlada, fabrikada veya herhangi bir iş yerinde çalışmaya zorlayamaz. Kadın kendisi isterse ve erkek de çalışmasına razı olursa, kadın kendisine uygun bir işte çalışabilir. Müslüman kadının ev işi yapması, çoluk çocuğuna bakması bir ihsandır ve çok sevaptır. Müslüman kadınlar bunu severek gönülden ve ibadet aşkı ile yaparlar.  “Erkek aile fertlerinin yöneticisidir”; “Kadın ise eşinin, evinin ve çocuklarının yöneticisidir.”  (Ebu Davut Tatavvu 27).

Ayet-i kerimede ise şöyle ; “Annelerin yiyeceği, giyeceği örfe uygun olarak babaya aittir.” (Bakara Suresi 233).

Kadınlara karşı iyi davranmak, tatlı ve yumuşak dille nazikçe konuşmak, kaba ve sert hareket etmemek Allah Resulü’nün güzel ahlakındandır. Peygamberimiz (sav) şöyle buyuruyor: “Sizin en hayırlınız kadınlarına karşı huyu en iyi olanlarınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım. Kadınlara ancak iyi insanlar güzel davranır, onlara karşı ancak kötü kişiler, ihanet eder.” (İbn Mace, Nikah, 50; Tirmizi. Rada.)     

 (Bayburt İl Müftülüğü yazısından kısmen alıntı)

Müslümanlıkta kadın sultandır. Dinimiz kadına çok büyük değer vermiştir. Erkeğe de mesuliyet yüklemiştir. İslamiyet’te kadın çalışmak, para kazanmak zorunda değildirEvli ise erkeği, bekâr ise babası, babası da yoksa en yakın akrabası çalışıp onun her ihtiyacını karşılamak zorundadır. Kendisine bakacak hiç kimsesi bulunmayan kadına, devlet yardım sandığı bakar.

Günümüz toplumlarında çok şey değişti. Kadın konusu ise adeta bir sorun haline getirildi. Modern Batı’nın uydurduğu “güçlü kadın” (!) tabirini maalesef bazı Müslümanlar da benimsemiş, bunun sonucu,  Allah’ın kurallarına uyulacağına Emperyalist Batı’nın kurallarına uyarak yalnızlaşma, çocuksuz, ailesiz ve yaşlandığında bakım evine bırakılan, sevgi ve şefkatten mahrum kadınlar topluluğu oluşturulmuştur. Esas “Güçlü Kadın”, aile kurmuş, sevgi ve şefkat kaynağı olmuş, hayırlı evlat yetiştirmiş, eşine ve ailesine hizmeti onur görmüş, Allah’ın rızasını kazanmış kadındır.

Müslüman erkek olsun, kadın olsun yaşam tarzında Allah ve Resulü’nün koyduğu kurallara uyar. “Güçlü Kadın” da “Erkek” de böyle olunur! Dünya ve Ahiret saadeti de böyle kazanılır!  Dostça kalın…

Devamını Oku

İktidarı ayakta tutan faktör CHP’dir!

İktidarı ayakta tutan faktör CHP’dir!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

07.03.2026 tarihli Ulusal basında yer alan bir haber, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir İslam devleti değildir. Laik demokratik bir hukuk devletidir. Siyasi menfaatleriniz için kullandığınız yargıya rağmen, yapılaşmalarına izin verdiğiniz cemaatlere rağmen bu ülke asla bir İslam devleti olmayacaktır” şeklinde!   

Kim mi söylemiş? CHP Muğla Milletvekili Süreyya Öneş Derici!

CHP zihniyeti, bu milleti bin yıllık medeniyet değerlerinden koparmak için 1950 yılına kadar yapmadıkları kalmadı.

Ama bu milletin (istisnalar hariç) dini İslam. İslam ise kurallarını kâinatın yaratıcısı Allah’ın koyduğu bir Din/Düzen,  hayatımızı her sahada tanzim eden bir sistemdir! 

Bu millet bir asırdır aslına dönemiyorsa, baş engel CHP zihniyetidir! Merhume Alev Alatlı Hanım şöyle diyordu; “Ne biçim Türkleriz ki, bizim ideolojimizi bir Yahudi yazıyor! Zira Yahudi Moiz Kohen, (Munis Tekinalp)  Kemalizm’in ideologudur. Tıpkı Agop Dilaçar’ın Türk Dil Kurumu’nun başuzmanı ve Ermeni olması gibi!”

Harf inkılâbının Türkiye’de ortaya çıkardığı manzarayı meşhur İngiliz Tarihçisi Arnold Toyybe , “A Study Of History” isimli kitabında, “Alfabenin değişimi ile Osmanlı Kütüphanelerini yakmaya lüzum kalmadı. Bu kitaplar Örümceklerin,  yuva yaptığı raflarda kalmaktan başka bir şeye yaramayacak” demektedir. (Darbeden vesayetler Nur Albayrak).

Hâlbuki medeniyet yazı üzerine kurulur. Kılık kıyafeti değiştirdiler  (Bu millet Doğunun en güzel giyinen milleti iken çırıl çıplak bırakıldı).  Yetmedi, Ezan’ı Türkçeye çevir, Dini eğitimini yasakla, İslam’ın haram kıldığı içki, kumar, fuhuş… her şeyi serbest kıl… Bu millete kültür soykırımı yaptılar. Elbette maksadımız tüm CHP taraftarlarını ayni kefeye koymak değil. CHP’ye oy verenlerin çoğu dinine, tarihine sahip çıkan insanlar, ama yanıltılıyorlar. Bizim milletimiz bin yıllık dünya hayatında kötü zihniyetlerden uzak olduğu sürece üç kıtada inancı ve ırkı ne olursa olsun her kesimin huzur, refah ve barış içerisinde yaşamalarını sağlamıştır. 

Kimse kimsenin dinine inancına müdahale etmeye hakkı yoktur. Herkes istediği Din’e inanma hakkına sahiptir, Ama başkasının inancına müdahale etmeye de kimsenin hakkı yoktur! CHP’nin Din’e karşı bu tutumu devam ettiği sürece artık tek başına iktidara gelmeyi aklından bile geçirmesin!

Bu zihniyet dünün bugünün değil, Osmanlı’nın son zamanlarında ortaya çıkmış bir zihniyet. O yıllarda (1870’li yıllar) “Dinde yenilik” süreci başlamıştı. Osmanlı’nın yıkılmasıyla da Müslüman’ca yaşama hakkı da kısıtlanmıştı.

1948 yılına gelindiğinde, tek parti dönemi tarihe gömüldüğünde CHP iktidarı gevşedi! Çok parti dönemi başlayınca Kur’an Kursu, İ.H. Kursları açılmasına evet denildi. Tabii bunlar halkın oyunu alabilmek için sınırlı ve göstermelik idi. Zira 163. Madde türü mevzuatla her davranış suç kavramına alındı. 1950 sonu ise kapı aralandı ve her yıl sayısı artan İ.H. Okulu, Kur’an Kursu ve talebe artışı oldu, İlahiyat Fakülteleri açıldı.

Peki, TCK’nın 163. maddesi nedir?

1950 öncesi Türk Ceza Kanunu’nun 163. maddesi, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki düzenini dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla propaganda yapan veya telkinde bulunan kişileri cezalandırmak ile ilgiliydi.  Bu madde, 1991 yılında Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde yürürlükten kaldırılmıştır.

Peki, Allah (cc) bu konuda ne diyor!? 

(Maide Suresi 44. Ayet’in son Cümlesi);  “…  Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.” 

Kafirun Suresinde ise şunlar bildirilir; (Bir bakıma uyarı olarak)

  1. De ki: Ey kâfirler! (İslam Dinini/Düzenini kabul etmeyenler)
  2. Ben sizin ibadet ettiklerinize ibadet etmem.
  3.  Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmiyorsunuz.
  4.  Ben sizin ibadet ettiklerinize asla ibadet edecek değilim!
  5. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet etmezsiniz!
  6. O halde sizin dininiz/düzeniniz size, benim dinim/düzenim bana.

Milli Görüş’ün ilk partisi olan Milli Nizam Partisi (MNP)26 Ocak 1970 tarihinde kurulup Ülke Siyasetine dâhil olmasıyla her şey değişti! Çünkü O, son yüzyılda ortaya çıkan Sağcı, Solcu, Şucu, Bucu… Sıradan bir Parti değil, Hakkı üstün tutan, Adaleti sağlayan, Yaşanabilir Bir Türkiye; Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya’nın kurulmasını hedeflemişti.                                                   

Millî Görüş hareketinin bazı temel ilkeleri şöyle;

  • Adil Düzen: Faizin olmadığı bir serbest piyasa ekonomisini öngörür ve reel ekonomiye dayanır. 
  •  Önce Ahlak ve Maneviyat: Siyasi hayata bu ilkeyi yerleştirmeyi hedefler. 
  •  İslâm Birliği: Dünyadaki İslami ülkelerini birleştirerek yeni bir dünya kurmayı amaçlar. (Amerika Birlik oluşturmuş, Avrupa Birlik oluşturmuş, 60 Müslüman ülke niye Birlik kuramıyor? Merhum Erbakan Hoca 8 ülke ile başlamıştı D-8’ler.Ama içimizdeki beyinsizler yüzünden neticeye ulaşılamadı!
  • Hak Anlayışı: Haksız kazanca ve ekonominin sömürü temelinde olmasına karşıdır. 
  • Garson Devlet Anlayışı: Rantiyeye akan muslukların halka akmasını savunur. 
  • Yerli Üretim: İğneden uçağa kadar her alanda milli ve yerli üretimi destekler. 
  • Antiemperyalist ve Antisiyonist Duruş: Emperyalist dünya düzenine ve Siyonizm’e karşıdır. 
  • Teşkilat Disiplini: Planlı, programlı ve teşkilatlı çalışmayı esas alır.
  • Ümmetçilik: “Müminler ancak kardeştir” düsturuyla anti kavmiyetçi, ümmetçi bir fikriyatı benimser. 

Geçmişte Milli Görüş Partilerinin (MSP ve RP) ortak da olsa iktidarda olduğu dönemleri bir inceleyin bakalım, diğerlerinden farkı neymiş ve bu ülkeye ne hizmetler yapmış, neler yapmayı hedeflemişler! Ama onların aklı buna ermez! Siz, Din/İslam karşıtlığı yaptığınız için AKP çeyrek asırdır iktidarda! Siz de bu milletin inancına karşı olduğunuz için bir türlü iktidara gelemiyorsunuz! Bu mantıkla da “sittin sene” gelemezsiniz!

Bu ülkenin barış, huzur ve refaha kavuşması eninde sonunda ancak ve ancak Milli Görüş, Adil Düzen ile olur.

Not : CHP’nin sadece Edirne’de yaptıklarını görmek için “Rıfkı Melül Meriç’in Şehrin Hüznü adlı kitabında  görebilirsiniz!”   (Edirne Valiliği Kültür Yayınları Edirne Kitaplığı 18)

Dostça kalın…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.
beylikdüzü escort esenyurt escort avcılar escort avcılar escort avcılar escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort esenyurt escort esenyurt escort şirinevler escort avrupa escort
Marsbahis
deneme bonusu veren siteler