DOLAR 32,2053 -0.22%
EURO 35,1156 -0.22%
ALTIN 2.498,171,32
BITCOIN 21692470,41%
Edirne
17°

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Recep Çınar

Recep Çınar

16 Mayıs 2024 Perşembe

Neler Geldi Neler Geçti Felekten…

Neler Geldi Neler Geçti Felekten…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Yaklaşık 22 yıl geçti. Neyden mi? AKP’nin iktidar olmasının üzerinden!  “Peki, bu 22 yıllık dönemde neler oldu?”  dersek, “olumlu olumsuz birçok şeyler oldu” denilebilir! Ancak yapılan olumlu/faydalı işleri terazinin bir kefesine koysanız “bir” Kg. gelirse, olumsuz/zararlı olanları da diğer kefesine koyduğunuzda “on” Kg. gelir!

Hani bir hikâye var; “Neler geldi neler geçti felekten, un elerken deve geçti elekten!” diye. “Sıkıntıların, yoksulluğun, hayatta insanın başına neler geldiğinin bir özeti,” şeklinde anlatılır. Bunun, geçmişte yaşanmış bir hikâyesi şöyle anlatılır; Varlıklı bir adam, kızını uzak bir köye gelin etmiş. Kızına verdiği çeyizi bir deveye yükleyerek göndermiş. Aradan epey zaman geçmiş, adam kızının köyüne ziyarete gitmiş. Bir ara un eleyen kızına babası; “Nasılsın?” diye sormuş. Kız, uzun uzun dertlenmeden, şikâyet etmeden, babasına durumunu şöyle dile getirmiş; “Neler geldi, neler geçti felekten Un elerken, Deve geçti elekten” demiş! Baba, bu arifane sözlerden, kızının ailesinin çok yoksul düştüklerini, her şeyi sattıkları gibi, deveyi de sattıklarını, onun parasıyla da un aldıklarını, şimdi o unu elediğini anlamış!                                                                                                                                                            

Gelelim günümüze! 22 yıl önce AKP hükümeti göreve başladıklarında, “köprüyü geçene kadar ABD ve AB’ye dayı diyerek ve takiyye yaparak güçleneceğiz. Sonra da onlara dirsek atıp ‘yeni Türkiye’yi’ kuracağız“ dediler.Dediler de ne oldu? Ekonomi, Ahlak, Tarım Hayvancılık, Eğitim… işin içinden çıkılmaz hale getirildi!

  • Daha işin başında, 2003 yılında ülkemizi bölmeye yönelik bir ifsat yasası olan “İkiz Yasaları” imzaladılar.
  • “Avrupa Birliği’ne hemen giriyoruz” avuntusu ile 2004 yılında Türk Ceza Yasası’nda değişiklik yaparak zinayı suç olmaktan çıkardılar.  (Sayın Erdoğan,  7. Aile Şurası’nda, “Nikâh akdinin değersizleştirildiği, evlilik dışı ilişkilerin normal sayıldığı, boşanmanın adeta teşvik edildiği sancılı bir süreçle karşı karşıyayız)  diyor!    Peki, bu, zinayı suç olmaktan çıkaran yasayı çıkarırken düşünülmeli değil miydi?
  • Zamanın Dışişleri Bakanı yazdığı makalede, son on yılda AB’nin mevzuatı doğrultusunda 2 binden fazla yasayı kabul ettiklerini söylüyor. Bu nasıl Devlet dış politikası?                     
  • 2006 yılında ise domuz, kasaplık hayvan statüsüne alınarak raflarda yerini aldı.
  • Türkiye’nin DIŞ BORCU rekor kırdı! 459 milyar dolar! KAMU net borcu ise 1,5 Trilyon TL.’yi aştı!
  • Gerçek işsiz sayısının 10 milyona ulaştığı söyleniyor!
  • Eğitimde 8 Bakan,  15 defa da sistem değişikliği yapıldı. İşsizlerin birçoğu diplomalı işsizler!
  •  “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” yaftası ile kanunlaşan ifsat bombası, çok geçmeden “Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesi” (ETCEP) adı altında gayrimeşru bir de doğum yaptı! Bu ifsat projesinin savunucusu ve destekçisi STK’lara milyonlarca para yardımı da yapılmakta!
  • İKİZ YASALAR: Birleşmiş Milletler tarafından 16 Aralık 1966’da imzaya açılan, Türkiye tarafından ise 15 Ağustos 2000 tarihinde Ecevit, Yılmaz ve Bahçeli’nin Hükümet olduğu dönemde imzalanan.; daha sonra AKP Hükümetinin ilk yılında, 04.06.2003 tarihinde TBMM’de onaylanıp 17.06.2003 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğü giren iki kanuna İkiz Yasalar deniyor. Bu yasalarda neler olduğu detayına girmeyeceğim. Sadece şunu söyleyelim; “Bütün halklar kendi kaderlerini tayin etme hakkına sahiptirler. Bu hak gereğince halklar kendi siyasal statülerini özgürce kararlaştırırlar, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmelerini özgürce sağlarlar”  deniyor. İşte, terör örgütü PKK ile işbirliği içinde olduğunu söyledikleri HDP (şimdi DEM)’nin dayanağı bu!

Bu yazdıklarım 22 yıldır başımıza örülen çorabın sadece bir kısmı! Daha neler var neler… 

İktidar şimdi yeni bir anayasa peşinde! Yani, hamam ve tas aynı kalırken tellak değişimi yapılarak günü kurtarmaya çalışıyor!

Bu yaptıkları ile AKP’nin, ABD ve AB’ye değil aslında halkımıza takiyye yaptığı ortaya çıkmıyor mu?  

İşte böyle. 22 yılda neler geldi neler geçti felekten…  Bu gidişle bakalım daha neler geçecek neler elekten..!

Bütün bunlar “MİLLİ GÖRÜŞ GÖMLEĞİ”ni çıkarmaları ile oldu!  Çünkü o gömlek;

  • Hz. Yusuf’un babası Hz. Yakup’a gönderdiği gömlek,
  • Hz. İbrahim’i Nemrut’un ateşinden koruyan gömlek,
  • Hz. Davut’un kendi eliyle ördüğü ve Calut’u yendiği gün giydiği gömlek,
  • Alparslan’ın Malazgirt’te “ölürsem bana kefen” dediği gömlek,
  • Hocası Akşemsettin’in hediyesi, Fatih’in İstanbul’u fethettiği gün giydiği gömlek,
  • Giyenin hiç çıkarmadığı, çıkaranın bir daha giyemediği gömlektir, “MİLLİ GÖRÜŞ” gömleği!

Dostça kalın… 

Devamını Oku

Kakava – Hıdrellez – 19 Mayıs – 29 Mayıs ve de Kırkpınar!

Kakava – Hıdrellez – 19 Mayıs – 29 Mayıs ve de Kırkpınar!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Başlıkta belirttiğim etkinliklerin ilk dördü Mayıs içerisinde, Kırkpınar Güreşleri ise bu yıl Temmuz’un ilk haftası. Kakava’yı sahiplenen genelde Romanlar/Çingenelerdir!

İnternet sitelerinde Kakava ve Çingeneler ile ilgili birçok yayınlanmış bilgiler var. Kakava, Çingene (Roman) kültüründeki bir kutlama olarak kabul edilir. Özellikle Anadolu‘da bu kutlamanın yapıldığı bazı yöreler hâlâ mevcuttur. Kökenlerinin Mısır ve Ön Asya‘dan alındığı söylenir.

Çingenelerin büyük bölümü gelenek, göreneklerini ve topluluklarının yönetim biçimlerini korumuşlar. Çingene sözcüğü yerleşik düzeni olmayan göçebe insanları çağrıştırır. Oysa Çingenelerin çok azı günümüzde göçebedir. Yarı göçebe, yarı yerleşik bir topluluğun sayımının yapılması güç olduğu için Çingenelerin kesin nüfusu bilinmemektedir. Nisan 1971’de, Çingenelerin sorunlarını tartışmak üzere Londra yakınlarında ilk “Uluslararası Roman Kongresi” toplanmış olup bu kongreye atfen, 1990’dan itibaren “8 Nisan Dünya Romanlar Günü” diye belirtilir

Çingenelerin, genellikle Hıristiyan, İslam ve Budizm gibi dinlerin bir karışımını takip ettikleri söylenir. Ancak, çoğu zaman etnik bir kültür ve geleneği takip ederler, dini inançları diğer faktörlere göre daha az önemlidir. Bazı Çingeneler, Katolik Kilisesi’ne bağlıdır ve bazıları Protestanlığı benimsemiştir. Ayrıca, İslami inançlar ve gelenekler de bazı Çingeneler arasında yaygındır. Bununla birlikte, Çingenelerin çoğunun dini inançları, yaşadıkları bölgeye ve kültüre bağlı olarak değişebildiği söylenir.

KakavaÇingene/Roman kültüründeki bir kutlamadır. Hikayede, eski Mısır’da Firavun’un Koptlar (Kıptîler) ile birlikte yaşayan bir halkın varlığından bahsedilir ki, bunlar Çingenelerdir. Firavun onlara zulmeder, kaçmaya çalışan bu halkın peşine düşen Firavun’un askerleri sularda boğulup ölürlermiş.

Geride kalanlar ise kutlu bir kişinin tekrar gelip kendilerini kurtaracağına inanırlar. O gün 6 Mayıstır. O sabah Çingeneler akarsulara inerler ve çılgınca eğlenirler.

Sözcük anlamı kokulu hava ya da kahkaha (gülmece, eğlence) olan Kakava, Hıdrellezden bir gün sonra ya da izleyen ilk Pazar gününde yapılır. Bu, bahar karnavalıdır. Kakava için akarsu kıyıları, ağaçlıklar, çeşme başları seçilir. Eğlenceye katılacaklar, hava müsaitse, bir gün önceden yatak ve yorganları ile kırlara taşınırlar. Yörenin Çingene çeribaşısı, geleneksel kakava çağrısını davullu zurnalı bir ekibin önünde okur:  ”Milleti kadimei necipten kıptiyanın yevmi mesudı mübareki bugünün doğmadan yarım saat, on beş dakika, üç saniye evvel başlayacak. Edasını borçlu olduğumuz büyük ve mukaddes Hızır İlyas bayramının ayin-i davetiyesidir.” Çeribaşının arkasına takılanlar, çalıp söyleyerek kırlara dökülürler. Kakava ile ilgili kutlamaların, eğlencelerin diğer şehirlerimizde nasıl olduğunu pek bilmeyiz, ama Edirne’de bilhassa son yıllarda bu kutlama rayından çıkar gibi oldu! Daha 3-5 gün önceden kadını ile erkeği ile gruplar halinde çarşı pazar gezerek davul zurna eşliğinde türküler söylemek, göbekler atmak medeniyet değerlerimizle pek bağdaşmıyor! Çoğu zaman bir taraftan ezan sesleri gelirken, bir taraftan da davul zurna sesleri, çığlıklar eşliğinde göbek atmalar! Bu, Müslüman bir toplumda yakışıyor mu? Tabii ki herkes inancına göre yaşama hakkına sahiptir. Ama kimse başkalarının inancını hiçe sayamaz! Yüzde 99’u Müslüman olduğu söylenen bir toplumda bu şekilde bir kutlama olmamalı. Kutlamalar, eğlenceler başkalarını rahatsız etmeyecek şekilde yapılmalıdır. O hale geldi ki, Kakava kutlamaları günümüzde Valilik ve Belediye tarafından da desteklenen uluslararası bir festival şeklini aldı. Halkımızın birçoğu bu yapılanı hiç doğru bulmuyor!Kakava ve Hıdrellez şenlikleri bizim çocukluğumuzda Bahar Bayramı olarak kutlanır, mahallelerde eski hasırlar yakılıp üzerinden atlanırdı. Bugün sanki anlamından uzaklaşıp Ateşpererestler gibi ateş yakıp, ağacın dallarına çaput bağlamak ne demek? Nerede batıl, hurafe inançlara karşı olanlar? Toplumumuzun inanç değerleri ile bağdaşmayan bu tür konularda Valiliğimiz, Belediye ve Müftülük yol göstermelidir.

Diğer taraftan Kakava şenliklerine yüz binlerce insan davet ediliyor ama insani ihtiyaçlar gereği gibi karşılanmıyor! WC’lerdeki insan sıraları Ciğercilerin önlerindeki sıraları geçti! Belediye’nin, özel etkinliklerde mevcut WC’leri 7/24 açık tutturması, ayrıca belli yerlere seyyar WC’ler kurması gerekir.

Hıdrellez!

Hızır ve İlyas Peygamberlerin buluştuğu gün olarak kabul edilen Hıdrellez her yıl 6 Mayıs günü kutlanır. Birçok kültürün ortak bayramı olarak görülen Hıdrellezde dileklerin kabul edileceğine inanılıyor. İslam âlimleri bu konuda şunu söyler; “Öncelikle batıl olan hiç bir uygulamayı dinimiz kabul etmez. Hıdırellez kutlamalarını batıl ve hurafelerle doldurmak doğru değildir. Yapılan hurafelere itibar etmemek, bu gibi hurafelerden uzak durmak gerekir.”

Her sene bahar mevsimindeki yeşilliğin canlandığı Mayıs ayının başlarında bir Hıdrellez Bayramı kutlanmaktadır. Bu bayramda insanlar ateşler yakıp üzerinden atlayarak kısmet bulacaklarını düşünmekte, içine girecekleri bir eve sahip olacaklarını ümit etmekte, daha nice niyetlerinin bu bayram günündeki bazı âdetlerle gerçekleşeceğini beklemektedir…

Bunların gerçekle ilgisi ne kadardır? Daha doğrusu, Hıdrellez ne demektir?
Bazı konular halk örfünde kabuk bağlayıp özünden uzaklaşır duruma girebilmektedir. Mayıs ayının başında (6) kutlanan Hıdrellez bayramında da böyle bir kabuk bağlama durumu söz konusudur! Olayın aslını şöyle ifade edebiliriz:
Hz. Musa aleyhisselam zamanında hükümdarın birinin temiz niyetli bir oğlu kendini dine verir, dinî hayat yaşayıp dinî hizmetlerle hayatını değerlendirmek ister. Babasının hükümdarlığı, makamı, mevkii onu tatmin etmez. Hükümdar oğlunun kendini dinî hizmetlere adaması, çevrenin irşadına yönelmesi Rabb’imizin de hoşuna gider. Ona kerametler ihsan eder. Bu sebeple bu genç irşat için gezerken uğradığı çorak araziler yeşillenmeye başlar. Kupkuru çöllerin yemyeşil hale gelişi, oradan hükümdarın oğlunun geçtiğini göstermiş olur.
Arapça’da yeşilin bir adı da “hazr” olduğundan, çorak yerlerin yeşillendiğini gören halk buradan “Hızır” geçmiştir diyerek Hızır ismini meşhurlaştırmaya başlarlar. Bir ara bu genç, zamanın Peygamberi İlyas aleyhisselamla da buluşur. Böylece İlyas aleyhisselamla buluştuğu güne halk Hızır–İlyas buluşma günü olarak isim verirler. Sonraları bu isim yuvarlanarak Hıdrellez şekline dönüşür. Hızır–İlyas buluşma günü olarak bildiğimiz 6 mayıs Hıdrellez bayramına bu bilgi ile bakılırsa herhalde gerçeğe daha yakın bir bakışla bakılma ve kutlama söz konusu olur.
Bugüne ait ateş yakılıp üzerinden atlanılması, oyuncak evler yapıp gerçeğine kavuşulacağının düşünülmesi… gibi âdetler, halkın iyilik temennilerinden ibaret arzulardan sayılırlar. Kesinlik arz eden gerçekler olarak kabul edilmezler. Bunlardan medet umulmaz.

Şimdi sıra “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramında”!

Bunun, belirlenmiş standart bir kutlama usulü var ve her yıl uygulanıyor.

29 Mayıs İstanbul’un Fethi!

İstanbul (o zamanki adıyla Constantinople), Roma İmparatoru I. Constantine tarafından MS 324 yılında kurulmuş ve bin yıldan uzun süre Doğu Roma İmparatorluğu‘nun (diğer adıyla Bizans İmparatorluğu) başkentliğini üstlenmiştir. Şehir, bu süre zarfında uzun süren kuşatmalar atlatmış ve birçok iç isyana sahne olmuştur. Haçlı Seferleri sırasında Haçlılar tarafından da ele geçirilmiş, ancak ardından şehrin kontrolü tekrar Doğu Roma İmparatorluğu tarafından sağlanmıştır. O dönemlerde şehrin surlarının aşılması imkânsız olarak görülüyordu. Ancak Sultan II. Mehmet (Fatih), Edirne’deki tophanesinde döktürdüğü güçlü toplar ve de gemileri karadan yürütmesiyle her yönüyle oldukça önemli olan bu şehri 29 Mayıs 1453’te fethetmeyi başardı.

Müslüman Türk Milleti olarak her yıl 29 Mayıs’ta İstanbul’un Fetih Kutlamasını yaparız. Bu, bir bakıma bizim için bir borçtur! Ecdadımızı dualarla anarız. Şunu da unutmayalım ki, İstanbul’un Fethi Edirne’den başlar!

Edirne’deki 29 Mayıs İstanbul’un fethi kutlamalarını yıllardır AGD/MGV (Anadolu Gençlik Derneği/Milli Gençlik Vakfı) yıllardır olması gerektiği gibi gayet güzel kutluyor. Edirne halkı olarak daha da fazla desteklemeliyiz!

Bunlar, bizim Milli Bayramlarımız. Bir de her yıl kutladığımız iki dini bayramımız, Ramazan ve Kurban Bayramlarımız var. Ramazan’ı kutladık, şimdi sıra (16 Haziran 2024) Kurban Bayramında. Bunlar bizim olmazsa olmazlarımızdır. Ama bir takım hurafelerin karıştırıldığı bazı kutlama günlerini “Müslüman’ım” diyenin kutlaması neye göre yapılıyor?  Bizim dini veya milli bayramlarımızı gayri Müslimler kutluyor mu?

Bizim toplumumuz hatası ile eksiği ile Mümin’dir, Müslüman’dır.

MÜMİN; Allah’ın varlığına ve birliğine, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Kadere ve Ahiret gününe inanan insandır.

MÜSLÜMAN ise;  Allah’ın emirlerine “Teslim olan” kimsedir. Allah’ın emrettiklerini yapan, yapmaya çalışan; yasaklarından da uzak duran insandır.

İlgili kurumlar halkımızı mutlaka uyarmalıdır!

Gereği gibi sahip çıkamadığımız 663. Tarihi KIRKPINAR Güreşleri/etkinlikleri ise bu yıl 5-7 Temmuz 2024 tarihlerinde yapılacak.

Bilhassa son yıllarda KIRKPINAR Görüşlerine KAKAVA kadar bile önem verilmiyor!

Bu konu Spor Bakanlığının, Spor Federasyonu Başkanlığının ve de Belediyenin ciddiyetle ele almaları gereken bir konu. Şikâyetler nedir, ne yapılmalı, nasıl yapılmalı… konularında Edirne halkının bile bir şekilde görüşleri alınmalı!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Çatıdaki Adam ve Ekonomi!

Çatıdaki Adam ve Ekonomi!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Genel’i ile Yerel’i ile seçim sürecini atlattık. Her ikisinin de sonuçlarından, bazıları “umduklarımız oldu”

derken,  bazıları da sürprizlerle karşılaştılar. Kaybeden yine halkımız oldu! Çünkü seçim sonuçları yeni ümitler değil, yeni yük getirdi, hem de çok ağır bir ekonomik yük!

Son zamanlarda basında en çok yer alan haberlerin başında ekonomi geliyor! Son birkaç hafta içersindeki haberlere baktığımızda ekonomi haberleri adeta insanın içini karartıyor! İşte, özetle bazı örnekler;

Bakanlık bütçe açığını duyurdu! 15.04.2024                                                                   

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre, 2024 yılının ilk çeyreğinde merkezi yönetim bütçesinin verdiği bütçe açığı belli oldu.  Ocak-Mart döneminde bütçe giderleri 2 trilyon 150,7 milyar lira olurken, bütçe gelirleri ise 1 trilyon 637,2 milyar lira oldu. Böylece bütçe açığı 513,5 milyar lira olarak açıklandı.

1 Milyon Dolardan 250 Bin Dolara, 250 Bin Dolardan 400 Bin Dolara Vatandaşlık!  16.04.2024

Yabancıların Türkiye’de taşınmaz satın almasının önündeki sınırlamaları kaldıran ve “Mütekabiliyet Yasası” olarak bilinen düzenleme Mayıs 2012’de yürürlüğe girdi. 2024 yılı Şubat sonu Türkiye’de yabancılara satılan konut sayısı 384 bin 519 adet oldu!

T.C. vatandaşlığı için gayrimenkul alımlarında fiyat, Eylül 2018’den itibaren 1 milyon dolardan 250 bin dolara düşürüldü. Kamuoyunda tepkilerin yükselmesiyle birlikte geri adım atmak zorunda kalan iktidar, 13 Haziran 2022’de ise bu miktarı 400 bin dolara çıkardı.

Yabancılara gayrimenkul satışı en yüksek 67 bin 940 adet ile 2022 yılında gerçekleşti. 2021’de yabancılar toplamda 58 bin 576 taşınmaz satın aldı. 2023’te ise yabancıya gayrimenkul satışı 35 bin adet seviyesine geriledi.

Meğer yoksul bir ülkeymişiz! 19.04.2024

Görenlerimiz vardır,  resmi metinlerde yer alan şu satırlar dikkat çekicidir;

* “Dünya Bankası’nın temel amacı dünya üzerindeki yoksulluk ile mücadele etmektir. Bu amaçla Dünya Bankası maddi ve teknik yardım sağlamak suretiyle ülkelerin gelişme kapasitelerinin artırılmasını teminen gerekli çalışmalarda bulunmaktadır” deniyor!

Bu satırlarda yer alan ifadelerden yola çıkarsak, Dünya Bankası’nın temel fonksiyonlarından biri, yoksul ve fakir ülkelere yardım etmek! Yani, yoksullukla, fakirlikle mücadele etmek!

Peki, ama daha geçenlerde, Dünya Bankası ile 18 milyar dolarlık kredi anlaşması yapmadık mı?

İyi de o zaman bu krediye imza koyanlar, Türkiye’nin yoksul, fakir olduğuna inandıkları için mi bu imzayı attılar! İnanmak güç! Çünkü;

* Hani ülkemiz ekonomisi şöyle güçlüydü, böyle güçlüydü!

* Cebimizden para vererek uzaya astronot göndermedik mi? Elbette uzaya da gidelim ama önce emeklimizi içinde bulunduğu durumundan kurtaralım!

* Hani, paraya ihtiyacımız yoktu, bütçemiz yeterliydi?

* Tamam, enflasyon şimdilerde yüksekti ama yakın zamanda o da düşecekti! O halde Dünya Bankası’ndan kredi işi de nereden çıktı?

Haa, Dünya Bankası’ndan aldığımız bu kredinin büyük bölümü de öyle anlaşılıyor ki, faiz ödemesi için kurban edilecek!

* SEKA Kağıt Fabrikalarımızı zararına satıp A4 kağıdını bile Rusya’dan ithal etmek ancak “ben ekonomistim” diyen bir CB olan ülkede olur!

Kredi Borcu 3 Trilyon 245 Milyar TL’ye Çıktı! 22.04.2024

Merkez Bankası’nın (TCMB) yayımladığı Finansal Hesaplar Raporu’na göre, Türkiye’de 2023 yılsonuna kadar hane halklarının borçları ciddi bir artış gösterdi. 2022 sonunda 1 trilyon 858 milyar TL olan borçlar, 2023 sonunda 3 trilyon 245 milyar TL’ye ulaştı. Bu dönemde kredi kullananların üzerindeki borç yükü ise 1 trilyon 387 milyar TL artarak büyük bir sıçrama yaşadı.

Türkiye enflasyonda zirveyi zorluyor! 22.04.2024

Türkiye, enflasyonda dünya zirvesine oynayarak adeta bir rekor kırıyor. Fiyat artışlarında az gelişmişlik ve ekonomik krizlerle özdeşleşen Afrika ülkelerini bile geride bırakan Türkiye, bu acı tabloda dünya genelinde dördüncü sırada yer aldı. Tüketici enflasyonunun 4,5 yılı aşkın süredir çift haneli seviyelerde seyrettiği ülkemiz, en yüksek enflasyona sahip dördüncü ülke konumunda.

Mart ayı enflasyon oranı yüzde 68,5 olarak açıklanan Türkiye, bu oranla uzun süre hiperenflasyonun görüldüğü Güney Amerika ülkesi Venezuela’yı bile geride bıraktı. Avro Bölgesi’nde Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), nisan ayında yıllık bazda yüzde 2,4 olarak belirlendi!

Hazine’den 3 aylık dönem için büyük borçlanma! 02.05.2024

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Mayıs-Haziran-Temmuz 3 aylık döneme ilişkin iç borçlanma stratejisini açıkladı. Bakanlık Mayısta 210,4 milyar liralık, Haziranda 224,9 milyar liralık ve Temmuzda 179,7 milyar liralık iç borçlanmaya gidecek.  (Borç Yiğidin kamçısıymış!)

Nisan 2024 enflasyonu ne kadar oldu? 03.05.2024

Aylık bazda enflasyonun yüzde 3,18 artış gösterdiği açıklandı. Bu, özellikle tüketicilerin günlük yaşamlarını etkileyen temel harcamalarda belirgin bir artış olduğunu gösteriyor. Özellikle gıda ve enerji gibi temel ihtiyaç maddelerinde yaşanan fiyat artışları, enflasyon rakamlarını yukarı çekmiş olabilir.

Yıllık enflasyon ise nisan ayında yüzde 69,80’e yükseldi. Vatandaşa ise kemerleri daha fazla sıkmak kaldı!

Ekonomide 17 ayın zirvesi görüldü! 04.05.2024 Tüketici fiyatı endeksindeki (TÜFE) değişim 2024 yılı Nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 3,18, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 18,72, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 69,80 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 59,64 olarak gerçekleşti.

ENAG ise Nisan ayı enflasyon oranında yüzde 5,02 artış göstererek son 12 aylık artışı yüzde 124,35’e olarak açıkladı.

VE ÇATIDAKİ ADAMIN AŞAĞIYA İNDİRİLMESİ (hikâyesi)!

Bir gün köyün birinde usta, binanın damını aktarmak için seyyar bir merdivenle çatıya çıkar. Rüzgârdan yere düşen merdiven kırılır, işi bitince usta sağa-sola bakınır ama aşağıya inemez! Etrafa seslenince halk, evin çevresinde toplanır ve damdan inmesi için bir çözüm ararlar ama bulamazlar. Oradan geçen bir deli öne atılır; “Bana bir ip bulun” der. Bir ip bulup getirirler. Deli, ipin ucunu çatıdaki adama atar ve beline bağla der, adam da bağlar! İpin diğer ucu da Deli’dedir. Deli, ipi kuvvetli bir şekilde çektiği gibi adam paldır – küldür aşağı iner! İner ama kol – bacak kırılır!

Halk deli’ye, “ne yaptın, adamı sakatladın” derler. Deli de; “Yahu geçenlerde bizim mahallede kuyuya biri düşmüştü, aşağıya bir ip attılar ve adamı yukarı çekerek kurtardılar” diyor!

İşte, İktidarın 22 yıldır yaptıkları, delinin çatıdaki adamı iple çekip aşağıya indirmesine benziyor! 22 yıldır kırıp dökmedikleri ne kaldı ki! Ekonomi mi, Ahlak mı, Dış politika mı, Eğitim mi, Tarım ve Hayvancılık mı, Üretim ve istihdam mı …?

Peki, Çözüm ne? “Yeni bir Dünya, Adil Düzen!

Adil Düzen temel esasları itibariyle asırlar boyu, hâkim olduğu devirlerin gereklerine uygun olarak tatbik edilmiş bir düzendir. Kâmil ve tam bir düzendir. Kuvveti üstün tutan Batı medeniyetinin bir dejenerasyona uğrayarak “kalkınıyoruz, gelişiyoruz” adı altında sonradan kurduğu Kapitalizm ve Sosyalizm ise Adil Düzen’i bozarak, çarpıtarak meydana getirilmiş haksız düzenlerdir. Bunun için şimdi bütün insanlığın kurtuluşu için yeniden Adil Düzen’e dönme zamanı gelmiştir.

NOT: Merak edenler MGV yayınlarından bu konu ile ilgili kitabı temin edip okuyabilirler.

Dostça kalın… 

Devamını Oku

“Bayram” değil, “Seyran” değil…!

“Bayram” değil, “Seyran” değil…!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Hemen hementüm ülkelerde her yıl 1 Mayıs’ta işçilerle ilgili gün kutlanır. Kutlamalar, kimine göre “İşçi Bayramı” kimine göre “Hak Arama”, kimine göre de “Emek ve Dayanışma günü”… olarak yapılır. 

Bayram’ın, sözlük anlamı şöyle: 

  1. İsim Millî veya Dinî bakımdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler.
  2. Özel olarak kutlanan gün veya günler.
  3. Mecaz Sevinç, Neşe… 
  4. Bizim kültürümüzde Bayram buluşma, ferah,  sürur ve şenlik günü demektir. Bayram, Dini ve Milli bakımdan ehemmiyeti olan, milletçe her yıl kutlanan gün veya günlerdir. Bayramlarda buluşma, görüşme, paylaşma vardır.                                                                                                                               

Bayram günlerinde insanlar birbirlerini ziyaret ederler, dargınlar barışır, dostluklar pekişir. Bunun yanında, Ahrete göç edenler anılır. Fakirler unutulmaz, yardımlar yapılır. Çocuklar sevindirilir, hediyeler verilir.

Geçtiğimiz hafta ‘1 Mayıs’ı kutladık. Ama nasıl?  Kimimiz Bayram, Kimimiz hak arama, Kimimiz de işçilerle ilgili bir gün olmasından dolayı “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutladı! Bence en doğrusu, işçilerle ilgili bir gün olması dolayısıyla  “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanmasıdır. Günümüz dünyasında en çok mağdur edilenlerin başında işçiler gelir. “İşçi Bayramı” dedikleri bu günde bile birçoğu şu veya bu şekilde çalışıyordu!

Peki, Gerçek İşçi Bayramı ne zaman, nasıl olur? 

İşçi, insanca yaşama hakkına sahip olunca onun için “Bayram” olur! Bu da günümüz şartlarında bir İşçi ve Emeklinin en az 30 bin TL maaş alması ile mümkün. Aslında, ülkemiz imkânları tüm insanımızı insanca yaşatmaya yeter. Ama “adil” paylaşımla! Kaynaklarımız rantçılara, sermayeye, faize, saraya, şatafata harcanmamalı!  Mevcut düzende çarklar, zengini daha zengin, fakiri daha fakirleştirmek için dönüyor! Aslına bakarsanız, ödenen vergilerimizden yandaş dernek ve vakıflara aktarılan paralar ile Saray’ın masrafları bile işçilerimizi ve emeklilerimizi insanca yaşama kavuşturmaya yeter!

Buyrun bakalım, geçen yıl kime ne ödenmiş?

  • Okçular Vakfı:  16.640.457,11 TL
  • Türgev: 51.593.040.70 TL
  • Tugva: 74.276.471,18 TL
  • TJ Vakfı: 41.363.939,34 TL
  • Ensar Vakfı: 29.797.240,53
  • Önder İHL Derneği: 13.290.324,65 TL
  • Türkiye Maarif Vakfı: 26.490.665,00 TL
  • İlim Yayma Vakfı: 9.365.326,00 TL
  • İnsan Vakfı: 4.335.820,00 TL
  • Asitane Vakfı: 1.770.454,00 TL
  • Birlik Vakfı: 758.300,00 TL
  • Yeni Dünya Vakfı: 1.401.576,42 TL
  • Darül-Fünun Vakfı: 726.688,50 TL
  • Mahmut Hüdai Vakfı: 16.476.823,48 TL

TOPLAM: 847.592.858,27 TL

Cumhurbaşkanlığı Beştepe Sarayının  2024 yılı  bütçesi : 12,3 milyar TL. Geçen yıla göre artış oranı yüzde 85!  Günde 33,6 milyon, saatte 1,4 milyon, dakikada ise 23 bin lira para harcanıyor. Bunlara benzer daha nice masraflar var! Mesela örtülü ödenek!  Ehhh ne yapalım,  itibardan tasarruf olmazmış!

2023 yılında Açık Döviz Pozisyonları ve KKM (Kur Korumalı Mevduat) uygulamasından Merkez Bankası 818 milyar TL zarar ettirildi! Ama İşçiye, Emekliye gelince paramız yok! Ülkemizde emekliler ile çalışan işçilerin sayısı 30 milyon civarında! Yani nüfusumuzun 1/3’ü kadar! Bunlara bir de bakmakla sorumlu olduklarını eklerseniz nüfusun yarısı demektir! Peki, bu insanlar 1 Mayıs’ı nasıl “Bayram” olarak kutlar? Ne diyordu Milli Görüş Lideri, 54. Hükümetin Başbakanı merhum Prof. Dr. N. Erbakan Hoca; “İşçi Bayramı kutlamakla işçiler bayram etmez! Sıkıysa işçiye % 100 zam ver! Buna da senin yüreğin yetmez”! 

Eskiden çokça kullanılan bir söz vardı; “Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü!” şeklinde!  (Beklenmedik bir zamanda durup dururken gösterilen ilginin gizli bir nedeni olduğu düşünüldüğünde kullanılır.) Seyran ise; “Gidiş, açılma, ferahlanma…” anlamlarına gelir. Peki, biz bu durumda nereye gidiyoruz? 

Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde (Tekvir Suresi;26); “Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz? diye soruyor!

Dostça kalın…

Devamını Oku

Temiz Toplum, Temiz Şehir!  

Temiz Toplum, Temiz Şehir!  
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Recep Çınar

Temizlik, sağlığımıza zarar verecek her türlü pas, toz, kir vb. ortamlardan korunmak için yapılacak uygulamalar olarak tanımlanır. Temizlik için alınan önlemlerinin tümüne de ‘hijyen’  denilir. Temizlik, maddi ve manevi olarak da iki türlü ele alınır. Benim burada ele almak istediğim maddi temizlik konusu. Elbette, her ikisi de et ile kemik gibi birbirinden ayrılması mümkün olmayan şeylerdir. Tabii ki, detaya indiğinizde beden temizliği, elbise temizliği, mekân temizliği, çevre temizliği… gibi çeşitler karşımıza çıkar. Hayatımızı tanzim eden dinimiz İslam, bu konuya geniş yer vermiş, ayet ve hadislerle bize hem maddi, hem manevi temizlik konularında kurallar koymuş, yol göstermiştir.

Temizlikle ilgili birçok ayetten sadece iki örnek; “Şüphe yok ki, Allah, tövbe edenleri de, (maddi – mânevi kirlerden) temizlenenleri de sever.” (Bakara, 222). “Elbiseni temiz tut” (Müddesir:4) diye de uyarır!

Peygamberimizden nakledilen birçok hadiste; “Temizlik imandandır ” der. Diğer bir hadiste ise; “Her şeyi iyi temizleyin! Temizlik imana, iman da Cennete götürür”  buyurmaktadır. Hz. Ali ‘den bir rivayette; “Temizlik ve yoksulluk, kötülük yaptıran zenginlikten daha hayırlıdır” demiş. Hal böyle iken, Müslüman bir toplum olarak bu konudaki hassasiyetimiz ölçülse korkarım ki sınıfta kalırız! Bunları söylerken tabii ki ölçüm, cadde, sokak, çarşı, pazar, park, bahçe…  yani, toplumun müşterek kullandıkları mekanlar. Ben şunu merak ediyorum; şehrimizin temizlik işleri ile ilgili yetkililer acaba kaç haftada, ayda, hatta yılda çevreyi kontrol ediyorlar! Haftalarca, aylarca temizlik görmemiş cadde ve sokaklar var! Çöp konteynırları ve çevrelerinin durumu için “rezalet” kelimesi bile hafif kalır!  Böyle bir şehircilik anlayışı Kapıkule’den öte hiçbir ülkede göremezsiniz. En azından bu derece görülmez. 

Sokak hayvanları da ayrı bir sorun! Bazıları, güya yardımcı olmak için evindeki yemek artıklarını sağa sola dökerek hayvanlara yardımcı olmaya çalışıyor! Bu hayvanlar her halükarda korunmalı. Ama Belediye’nin ilgili birimi buna bir çözüm getirmeli, kalıcı çözümler üretilmeli.                                                                 

İnsan hayatının önemli konularından biri olan temizlik konusu eğitimi önce evde başlayıp ilkokuldan itibaren devam etmeli! Çocuklar okula gelip giderlerken cebinden çıkardıkları şeker veya çikolatayı ağzına,  ambalajını ise sokağa atıyor! Mademki her şeyin eğitimi küçükken başlar, bu görev de birinci derecede evde ebeveynlere, okula başladığında da öğretmenlere düşüyor. Mesela, öğrencilere okullarda hiç değilse ayda bir defa genel temizlik dersi verilmeli. Tabii ki büyüklerin de bu konuda en az çocuklar kadar derse ihtiyaçları var! Onu da Belediye’nin ilgili birimi bu konuda bir broşür hazırlatarak tüm evlere ulaştırabilir ve kurallara uymaları istenir. Kendilerine, örnek olması bakımından Batılı ülkelerdeki “kardeş şehirlerin” uygulamalarından örnek alınabilir (ayıp olmazsa!).  Bir şekilde insanımız şehrimizin temiz tutulması konusunda eğitilmeli. Son yıllarda Edirne’ye içten ve dıştan turist akını oldukça arttı. Gelenlerin en çok üzerinde durdukları konu; Temizlik, WC ve Otopark sorunu!

Yabancılar/Misafirler bize “temizlik” dersi veriyor!

2021 yılı Temmuz ayında Edirne’de İspanyol öğretim görevlisi Bayan Begona Rodriguez öncülüğünde bir araya gelen çevre gönüllüleri, Tunca Nehri ve çevresinde temizlik yapmışlardı.

Ayni zat, geçtiğimiz hafta Cumartesi günü çevre gönüllüleri ile yine Tunca Nehri kenarında çevre temizliği gerçekleştirdi.

İspanyol Akademisyen bir bayan şehrimizde görev yapıyor, bunun yanında bize “çevre temizliği” dersi veriyor!

Edirne’yi yönetenler de, halk da bundan utanç duymalı değil mi!

Osmanlı’da temizlik anlayışını İskoçyalı Asilzade İngiliz Milletvekili H.Munro Butler Johnstone Türkler adlı kitabında; “Osmanlı sadece yeryüzünün en kibar milleti değil, aynı zamanda en temizidir de. Gerçek şu ki, temizliğin dışında nezaket hiçbir şey ifade etmez. Temizlik onlar için sadece sıhhat amacıyla uyulan bir şey değildir. Onu samimi olarak dinî görevlerinden biri sayarlar” diyor.

Kaynak: (Mehmet Mazak, Osmanlı’da Çevre ve Sokak Temizliği, İSTAÇ, 2001.)

Geçtiğimiz hafta bir iş icabı üç arkadaş Kocaeli Gebze’ye gitmiştik. İşimiz bittikten sonra dönüşte Kartepe ilçesi Maşukiye Beldesine uğradık. Ben buraya ilk olarak gidiyordum, diğer arkadaşlar daha önce de gitmişler. Dağlık ve Ormanlık bir bölge. Şelalelerden şırıl şırıl sular akıyor. Hava temiz. Bölgenin tabii güzellikleri ile uyumlu bolca lokanta ve kafeteryalar hizmet veriyor. Çevrede su ve kuş sesi hâkim. Doğal güzelliklerin yanında bölgede tertip, düzen ve temizlik “10” numara! Yedik, içtik, çevrede gezdik. Yerlerde, sağda-solda bir tane çöp, sigara izmariti vs görmedim! Tertip, düzen ve temizlik “ancak bu kadar olur” dedim! Kendi kendime, “bu insanlar acaba özel ders mi aldılar” diye düşündüm! Edirne halkımız ve yöneticilerimiz bu tür beldeleri örnek almalı! 

Ziya Paşa ne diyor; “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir”(Nasihat ile yola gelmeyeni azarlamalı, azar ve nasihat ile yola gelmeyenin ise hakkı dayaktır/cezadır.) Tabii ki bu söz, bir ikaz ve gözdağı için söylenmektedir.  Yoksa dayak çözüm değildir. Zaten bizim inancımızda şiddete yer yoktur. Çözüm, eğitmek ve adaleti uygulamaktadır. 

“Belediye kabahatler kanunu “  herhalde bunun için var!  Bu kanun gereği gibi niye işletilmiyor?  Birçok işlerimizi “güya” örnek aldığımız Batılı ülkeler,  toplumu önce eğitiyor/bilgilendiriyor. Buna rağmen kurallara uymayanlara da kabahatler kanununun ilgili maddesini uyguluyor, yani gereken cezayı veriyor. Mesela, Almanya’da sokağa sigara izmariti atmanın cezası 35 Euro! Hatta Belediye’nin ilgili kurumu bir temizlik kampanyası başlatarak herkesten günaşırı evinin çevresini temizlemesini teşvik edebilir. Bir evin çevresinin temizlenmesi insanın 15-20 dakikasını alır. Bunu herkes seve seve yapabilir. Ayni uygulama işyerleri/dükkânların dışı için de olabilir. Buna rağmen sağda solda ezkaza oluşan çöpler Belediye temizlik işçileri tarafından toplanmalı.

Şehrimize daha fazla turist gelmesini istiyorsak, Belediyesi ile halkı ile elele vererek önce,  “Temiz Toplum, Temiz Şehir ”  imajını kazandıralım! 

Dostça kalın…

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.