19 Ocak 2026 Pazartesi
Recep Çınar
Kâinatta hiçbir şey “gayesiz” yaratılmamıştır. İnsanın yaratılış gayesi Allah’a kulluktur. O’nun yeryüzündeki Halifesi olarak “Islah” (düzeltme, düzenleme, iyileştirme, imar) görevi vardır. Allah’a kul olmayıp şeytana ve nefsine uyanlar ise “ifsat” (bozucu) edicidir!
Rabbimiz (cc), Bakara Suresi 30.ayette mealen; “Hatırla ki Rabbin Meleklere: Ben yeryüzünde (hükmümü icra edecek) bir halife (insan) yaratacağım, dedi. Onlar: ‘Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat (bozgunculuk) çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?’ dediler. Allah da onlara: “Sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim” dedi.
Diyanet İşleri Eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez yıllar önce, “Gayesini kaybeden değerlerini de kaybeder” başlıklı konferansında; İbadet, Hilafet, Emanet ve İmaret konularını anlatmıştı. Gerçekten bunlar, son derece önemli konular!
“Kur’an-ı Kerim’in insanlara en iyi öğrettiği şeylerden biri insanın yaratılış hikâyesidir. İnsanın yaratılış meselesini öğrenebileceği ise son kitap Kur’an-ı kerimdir” diyor, konferansın başlangıcında.
İnsanın Yaratılış Süreci:
“Andolsun biz insanı çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık. Sonra onu (Hz. Adem`in nesli olan) insanı sarp ve metin bir karargâhta (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık. Sonra o nutfeyi alaka (yapışan şey) hâline getirdik, derken o alakayı mudga (bir çiğnem et) yaptık, o bir çiğnem eti kemiklere çevirdik (ve) o kemiklere de et (kaslar) giydirdik. Sonra onu başka yaratılışla inşa ettik (can verdik, konuşma verdik)…”(Mü`minun Suresi: 23/12-14) .
Kur’an-ı Kerim’de insanın yaratılışını anlatan daha başka ayetler de var. Ama o bütün ayetleri dört yaratılış gayesi ile anlatabiliyoruz; Bunlar; * İbadet, * Hilafet, * Emanet * İmarettir.
1. İbadet: Tek başına yetmez!İbadetin sadece “kulluk” olarak tercüme edilmesi yanlıştır. Çünkü ibadet bir hayat tarzıdır. İnsanın daima yaratıcısının farkında olarak yaşamasını sağlar. İbadet tek başına yetmiyor. Namaz, Oruç ve Hac bizi kötülükten korumak için emredilmiştir.
2. Her Mümin “Hilafet”le yükümlüdür:
Müslümanlar için ibadetten sonra en büyük görev “hilafet”tir. Hilafet Müslümanlara dünyadan sorumlu kılmayı yükümlüyor. Bu sorumluluk, Dünyanın her tarafına Son Peygamber Hz. Muhammed’in (sav) rahmetini taşıma görevidir. Hilafet’in görevi İslam’ın rahmetini tüm dünyaya yaymaktır.
Biz, Hilafet’i kaldırmakla şahsiyet kazanacağımızı, muasır medeniyet seviyesine ulaşacağımızı, kalkınacağımızı zannettik. Hâlbuki 1999 yılında vefat eden Hindistanlı, İslam dünyasının büyük bir fikir ve aksiyon insanı olan Ebu’l-Hasen en-Nedvi, “Hindistan’daki Müslüman, İstanbul’daki Halife’ye biatli olduğu için başı dik gezerdi” diyor!
3. Bütün Nimetler Emanettir:
Dünyada bütün nimetler emanettir. Bu emanet Allah ile kul arasında bir misakın (anlaşma) ürünü olarak var olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de kul ile insan arasındaki ilişkiyi en iyi anlatan kavramlardan biri de ‘misak’tır. Buna göre Mümin’in Allah ile sözleşmesi vardır. Sözleşme çift taraflıdır. Dolayısıyla Hilafet’ten sonra en önemli görev “Emanet” tir. Mümin bu Misaka (anlaşmaya) uyduğu sürece İbadet, Hilafet ve Emanet görevini yerine getirmiş olur.
4. Peygamber Efendimiz’in (sav) hayatından öğreniyoruz:
Yaradılış gayesinin anlamının son maddesinin de İmaret olduğudur. İmaret, yeryüzünü “düzene” sokmak, “imar” etmektir. Bunu yaparken, topraktan yaratılan insanı kule gibi yüksek binalar dikerek topraktan uzaklaştırmak değildir! Hanları, hamamları yok edip AVM’ler dikmek hiç değildir!
Dindarlık Ahlak Üretmeli!
Bugün Dünyada küresel ahlak krizi yaşanıyor. Ancak aslında bu “küresel anlam Krizi”dir.
İslamiyet’in Yayılmasında Tacirler (Tüccarlar) Çok Önemli!
İslamiyet’in dünyanın dört bir tarafına yayılmasında Tacirlerin çok büyük etkisi olmuştur. İslamiyet’in yayılması, daha çok sadık tacirler marifeti ile olmuştur. Ulema mahiyetinden daha fazladır. İman ve İslam gitmeden helal ve İslam gitti oraya! Onlar önce helali ve ahlakı gördüler. Bu helal ve ahlak onların çok hoşuna gitti. Bunun kaynağı nedir diye sorunca; “Tacirler bunun kaynağı iman ve İslam”dır dedikten sonra İslamiyet’e teslim oldular. Böylece din, en çok tacirler tarafından taşınmıştır. Bir de günümüz “Tüccarlarına, esnafına bakalım”! (istisnalar hariç “daha fazla nasıl kazanırım’ın, rant’ın” peşindeler!
Bugün ekonomiyi ahtapot gibi saran faiz, ticareti de tüccarı da dünyevileştirdi. Helal haram ölçüsü rafa kalktı. Bununla beraber bereket de kalmadı. Zaten faizci sömürü ekonomisinin anlayışına göre; “İnsanların ihtiyaçları sınırsız, imkânlar ise sınırlıdır”! Hal bu ki bizim medeniyet değerlerimizde, “İhtiyaçlar sınırlı, Allah’ın nimetleri sınırsızdır/sonsuzdur” gerçeği var! Bizim kültürümüzde “kanaat” var. Yani bulduğunla yetinme var. “şükür” var. “Paylaşma” var. Komşusu aç iken tok yatmak yok, “paylaşmak var!” Bugün dünyamızda kimileri “şişmanlarım” korkusu ile eti ekmeksiz yerken, bir kısım insanlar ise kuru ekmeğe muhtaç! Zengin toplumların çöpe attıkları yiyecek fazlaları ile dünyadaki açlık önlenebilir!
Günümüzde Müslümanların sayısı arttı. Ama Müslümanlar gayesini unutunca/kaybedince değerlerini de kaybetti! Netice olarak Siyonizm’in oyuncağı haline geldik/getirildik. Hal bu ki insan, başıboş yaratılmamış, hayatını nasıl tanzim edeceğini, düzenleyeceğini belirten son kitap (Kuran), Uygulayıcısı olarak da son Peygamber (Hz. Muhammet a.s.) gönderilmiştir. Müslümanların Allah’ın kurallarına değil de materyalistlerin (beşerin) kanun ve kurallarına uyması, Allah’ı tanımamak, O’na savaş açmak değil de nedir?
Çare, yeniden yaradılış gayemize dönmek ve değerlerimize gereği gibi sahip çıkmaktır. Aksi halde üzerimizden zulüm ve sömürü eksik olmaz, bilakis artar ve dünyamız da ahiretimiz de berbat olur! (Allah göstermesin)!
Dostça kalın…