30 Nisan 2026 Perşembe
Recep Çınar
Şunu diyebiliriz ki, Sağcısıyla, Solcusuyla, Laik olanıyla hiç kimse bu meseleyi gerçek yüzüyle ortaya koyamıyor. Sanki gizli bir el elinizi tutmuş, dilinizi kesmiş, İzanımızı/anlayışımızı kontrol altına almış da Laiklik’in üzerine varamıyoruz! Bir korku, ya da çekinme psikozu her yanımızı sarmış, bir merkezkaç mantığıyla kaçıyoruz ve bizi sömürmekte olan bu laiklik hegemonyasını görmek istemiyoruz. Hegemonya ise, her gün biraz daha acımasız olmakta, sömürü düzenini sürdürebilmek için Bizans’ı aratmayacak entrikalar çevirmektedir. Laiklik adına bu ülkede oynanan bazı senaryolar sergilenmektedir.
İnsanlarımızın her biri laikliği ayrı değerlendirmede ve bu ayrı değerlendirme sonucunda da değişik sınıflar ortaya çıkmaktadır. Kendilerine Laik diyenler iki sınıftır;
1. Samimi Laikler; Sayıları 10’u bile geçmeyen ve Laiklik üzerine kafa yorarak ona inanmış olanlar.
2. Samimi olmayan Laikler: Bu tür Laikler; tohumları Tanzimat’la atılmış, Meşrutiyet ile yeşermiş, Cumhuriyetle hegemonlarını kurmuş olan menfaatçi Laikçilerdir. İşte tehlike arz eden, yıllardır bizleri sömüren, uzlaşmayı değil, diyalogu bile reddeden; Devlet adına saltanat süren, Cumhuriyet adına Demokrasiyi katleden, Laiklik adına da –başka bir din’le değil- sadece İslam’la mücadele eden Laikçiler bunlardır!
Müslümanlar arasına sokulduğu günden şimdiye dek, Müslümanlara zarardan başka bir şey getirmemiş olun bu Laiklik ucubesi nedir? Laiklik bir dindir!
Evet biz, Laikliği bir din olarak kabul ediyoruz. Belli öğretileri ve de akideleri olan, müntesiplerine “Laik” denilen çağda bir din. Bu dine göre de haramlar/yasaklar olduğu gibi, yapılması gerekenler/farzlar, mubahlar var. Neyin haram/yasak ve neyin farz/ilke olduğunu ortalıkta görünmeyen Laikçi güçler saptar, uygulamasını da Laikçi Hocalar yürütür! Devletin dini de Laiklik olduğu için yasa gereği, bu dinin değiştirilmesi ve yerine başka bir dinin, örneğin İslam’ın konması teklif bile edilemez! Dikkat edilirse Laikçiler, “Laik” kelimesini her kullandıklarında, mutlaka ona demokrasiyi de eklerler! Oysa ki demokrasinin bile uygulanması bir yana, doğru dürüst tarifi bile yapılamadı! Sadece şu çarpıcı örneği vermek bile yeter; “Bütün Türkiye eğitiminin başı sayılan Sabık YÖK Başkanı İhsan Doğramacı, şöyle tarif ediyor demokrasiyi; “Üniversite rektörlerinin öğretim üyelerince seçilmesi demokratik değildir! Ancak onları ben, yani YÖK tayin ettiği takdirde, demokratik olmuş olur! Çünkü benim ilkelerim, bunu amirdir”. İşte ülkede uygulanan Demokrasi ve Laiklik saltanatının en samimi ve güzel tarifi budur.
Türkiye’de Laikliğin anlaşılamamasının baş sebebi, Laik Devlet Bakanlığına bağlı olan Diyanet İşleri Başkanlığıdır! “Din-Devlet işlerinin birbirinden ayrı olduğu ve hiç birinin diğerine karışmadığı sistem” olarak tarif edilen ve bu uydurmaca tekerlemeyle Müslümanları çok güzel uyutan Laiklik, biraz basiret sahibi olanlar açısından, hiç de öyle değil! Alaturka (yani Türk usulü) Laiklik, Dinin (İslam’ın) hiçbir şekilde devlet işlerinde karışamadığı, Devletin ise Din’e karışması bir yana, onu tasarrufu altına aldığı bir Laikliktir, Dindir, Rejimdir…
Bu şu demektir;: Dini temsil eden Diyanet İşleri Başkanı, hiçbir şekilde Devletin bir işine karışamaz! Mesela, Diyanet İşleri Başkanı çıkıp, “Beni Diyanet İşleri Başkanlığı’na tayin eden Devlet Bakanı, bu seçimi yapacak derecede İslam’ı bilmediği gibi, takvası, ilmi yeteneği, böylesi önemli bir makama adam tayin etmeye kâfi değil” diyemez! Buna karşın ilgili Devlet Bakanı, “canımın istediğini Diyanet İşleri Başkanı yaparım” diyebiliyor ve istediğini o makama tayin eder!
Laikliğin anlaşılamamasının en büyük nedenlerinden birisi de, okullarda uygulanmakta olan din eğitiminin şeklidir. Çünkü tedrisatta kullanılan “din”le ilgili kitaplar, sivil hocalar tarafından değil, Laik Bakanlığın tayin ettiği ve de uygun gördüğü resmi hocalardır. Bu hocalar tayin edilmiş olmalarına rağmen bağımsız olmayıp, kendilerine verilmiş olan ilke ve inkılâplar mantığıyla din’i yorumlama durumundadırlar. Dolayısıyla Din, yani İslam, Kur’an ve Sünnet’ten ziyade, ilke ve inkılâplara dayandırılarak veya en azından, seçilecek olan ayet ve hadislerin, bu ilke ve inkılâplara ters düşmeyecek şekilde yorumlanarak empoze edilmesi koşul olarak verilmekte, Müslümanlara dinleri bu
şekilde öğretilmektedir. Bunun böyle olduğunu görmek isteyenlerin Din Dersi Kitaplarına göz atmaları yeterlidir!
Böylece görüyoruz ki, Laiklik ilkesine göre, Din’e karışmaması gereken Devlet, karışmak bir yana, onu istediği gibi ve de cebren insanlara öğretmekte ve zavallı Müslümanlar, Laik Devlet’in istediği tipte Müslüman olma zorunda kalmaktadırlar!
Kimsenin, Allah’ın Dinin’e (İslam’a) alternatif dinler üretmeye hakkı yoktur! Hem Müslüman’ım deyip hem de adı ne olursa olsun kurallarını insanların koydukları dinleri/sistemleri/ İzm’leri kabul etmesi, Allah indinde asla kabul edilmez! İslam dini, ölçü ve kurallarını Allah’ın koyduğu, dünya hayatımızı her sahada düzenleyen sistemdir. Müslüman ise Allah’ın Dinine/Sistemine teslim olanlar/uyanlardır. Müslüman, LAYIK olur, LAİK olmaz! Dünyada 3 ülke Anayasa’sında laiklik var. Fransa, İrlanda, bir de Türkiye… Tarifi de yok, İsteyen, istediği gibi bunu yorumluyor!
LAİK, din işlerini devlet işlerinden ayıran ve kamu düzeninin din kurallarına değil, akıl, bilim ve hukuk kurallarına göre yönetilmesini savunan kişi, görüş veya sistemdir.
LAYIK ise, İslam’da bir kişinin Allah tarafından kabul edilen ve kabul edilecek olan bir statüdür.
( Prof. İhsan Süreyya Sırma’nın “Nasıl Sömürüldük” adlı kitabından istifade edilmiştir.)
Dostça Kalın…