08 Ocak 2026 Perşembe
Recep Çınar
“Rus Lider Stalin’ın Tavuğu” diye bir hikâye anlatılır! Hikâye, “gerçek veya tasarlanmış olayları anlatan, kısa ve düzyazı şeklindeki bir anlatı türüdür” .şeklinde ifade edilir.
Josef Stalin (1878-1953), Sovyetler Birliği’nin lideri iken, 1920’lerin sonlarından 1953’teki ölümüne kadar ülkeyi fiilen yöneten kişi.Yazımın başlığındaki hikâye şöyle anlatılır;
Stalin Ve Yolunmuş Tavuk!
Stalin ve çalışma arkadaşları birlikte toplanmış sohbet ediyorlardı. Birden yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi.
“Sizler yıllardır devlet için çalışmış, ihtilale emeği geçmiş kişilersiniz. Söyleyin bakayım, halkın yönetime kayıtsız şartsız baş eğmesi için yöneticiler nasıl davranmalıdır?” Salonda bulunanlar çeşitli fikirler ortaya attılar. İçlerinde haktan, adaletten, demokrasiden, sürgünden, idamdan, hapisten söz edenler oldu. Stalin söylenenleri beğenmedi!
“Yönetimi eline geçiren en güçlü ve en yücedir. Halkın karşınızda baş eğmesi için ne gerektiğini size bir örnekle göstereyim” dedi.
Hemen çalışanlardan birine buyurdu: “Bana hemen bir tavuk getirin!” Tavuğu çabukça bulup getirdiler. Stalin salonda oturanların şaşkın bakışları arasında canlı tavuğun tüylerini yolmaya başladı. Tavuğun bütün tüylerini yolup cascavlak bıraktıktan sonra salonun ortasına saldı. Çalışma arkadaşlarına döndü:
“Şimdi izleyin bakalım bu şaşkın tavuk nereye gidecek!” Zavallı tavuk çektiği azaptan kurtulmak için aralık kapıdan dışarı çıkmak istiyor ama soğuktan titriyor. Masaların altına giriyor, masa ayakları canını acıtıyor. Duvar diplerine gidiyor ama her yanı yara bere içinde. Şömineye yaklaşıyor ama tüysüz derisi sıcağa dayanamıyor. Çaresizlikten tüylerini yolan Stalin’in bacakları arasına sığınıyor. Stalin cebinden bir avuç yem çıkarıyor ve yolunmuş tavuğun önüne tane tane atıyor. Yemlenen tavuk, Stalin nereye giderse peşinden ayrılmıyor.! Ağızlarını açmış şaşkınlıkla kendisini izleyen arkadaşlarına gülerek bakan Stalin şöyle diyor: “Gördünüz mü, HALK dediğiniz topluluk bu TAVUK gibidir.! Tüylerini yolacak ve serbest bırakacaksınız, O zaman yönetmek kolaylaşır.!” Diyor. İşte, toplumlar günümüzde bu hale getirildi!
Ne demişler; Anlayana Sivri Sinek Saz, anlamayana Davul Zurna az!
Müslüman bir toplum olarak birçok hastalıklarımız var!
Bu emirlere uyanlarımız elbette var. Ancak ne kadar?
Bizim bugün, Dünyanın değiştiremediği adamlara ihtiyacımız var!
Her şeyden önce Müslümanlar olarak, Evren’i yaratanın evrensel kurallarını iyi tanımalı ve onlara uymalıyız!
Aksi halde, Dünyamız da Ahretimiz de BERBAT olur!
Ecdadımızı iyi tanıyalım!
Osmanlı, 631 Sene, 3 Kıta, 7 Deniz, 50 Ülke, 219 Sadrazam (Başbakan), 129 Şeyhülislam (dini konularda en yüksek derecede bilgi ve yetkiye sahip olan kimse) ve 36 Padişah!
Osmanlı’nın en güçlü ve hareketli dönemi 15 ve 16. Yüzyıllar olmuştur. Daha sonraki yıllarda kademe kademe kendi medeniyet değerlerinden uzaklaşılınca, çöküş vaki olmuştur!
Bugün yeniden şahlanış, ancak ADİL DÜZEN ile mümkün olur!
Merhum Erbakan Hoca, 28 Haziran 1996’da Başbakan oldu. Meclisten güvenoyu aldı ve Başbakan koltuğuna oturdu. İlk ziyaretine gelen ABD Elçisi oldu. Kendisine şunu söylüyor; “Biz biliyoruz ki sizin davanız İslam’dır. Başbakan oldunuz. Bu bizim hoşumuza gitmedi ama beraber çalışmaya mecburuz. Ben size geldim ve diyorum ki sizinle beraber çalışabiliriz. 6 tane şartımız var!
* Birincisi; İran ile ticari münasebetinizi 50 milyon doların üzerine çıkartmayacaksınız.
* İkincisi; İran’a gitmeyeceksiniz.
* Üçüncüsü; ABD üslerine dokunmayacaksınız.
* Dördüncüsü; diğer Müslüman ülkelerle de ticaretinizi artırmayacaksınız.
* Beşincisi; Çekiç Güç’ü (askeri işgal kuvvetlerimizi) dışarı çıkartmayacaksınız.
* Altıncısı; Irak boru hattını açmayacaksınız.”
Meşhur Sadrazam Ali Paşa’nın bir sözü vardır; “Ben mühim bir iş yapmak istediğim zaman önce Rus Elçisi ile konuşurum. Ne derse tersini yaparım!” İşte, Erbakan Hoca da ABD Elçisinin söylediklerinin hepsinin tersini yaptı. İlk ziyaretini İran’a yaptı ve sadece Doğalgaz antlaşması 2,5 milyar dolar oldu!
Milli Görüş Lideri 54. Hükümetin Başbakanı Merhum Necmettin Erbakan, ADİL DÜZEN’i özetle şeyle anlatırdı; “Adil Düzen, ekonomik, sosyal ve siyasal konularda adalet ve hakkı esas alan yeni bir doktrin olarak tanımlanmaktadır.”
Ahlaki ve manevi değerler: Devletin önceliği, ahlaki ve manevi değerlerin korunması ve geliştirilmesidir. Bunlar;
1. Hak ve adalet: Yönetim, hak ve adalete dayalı bir yönetim anlayışını esas alır.
2. Şeffaflık ve denetim: Kamu yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanır, iç ve dış denetim mekanizmaları işletilir.
3. Planlı ve programlı hareket: Gelişmelere karşı edilgen değil, etken bir yaklaşım benimsenir, planlı ve programlı hareket edilir.
4. Sosyal devlet anlayışı: Vatandaşların refah seviyesinin yükseltilmesi ve sosyal devlet ilkesinin uygulanması hedeflenir.
5. Güçlü Türkiye: Ülkenin kaynaklarının ve imkânlarının doğru değerlendirilmesiyle güçlü bir Türkiye oluşturulması amaçlanır.
Ayrıca, İslami kimliğin korunması gibi özel ilkeleri de bulunmaktadır.
Günümüzde bu değerlerden ne kadarı var? İşte çözüm, bu değerlere dönmek ve sahiplenmektir!
Milli Görüş’ün yarım asırdır anlatmaya çalıştığı “Adil Düzen” bir köşe yazısına değil, kitaplara sığmayacak bir konu! Bu değerlere sahip olup hayata geçirmedikçe içinde bulunduğumuz bu “girdap” tan kurtulamayız!
Dostça kalın…